Bölüm 3: Acı Kayıp

2486 Kelimeler
( James’in anlatımı ile) "Teşekkürler Louis, gözünü ayırma ondan, her adımını takip et, çekilebilirsin." dedim, kararlı bir ses tonuyla. Louis’un gözlerinde beliren itaatkâr bakışlarla odadan ayrılmasıyla yalnız kaldım. Biliyordum, evet, tahmin etmiştim. Ama bu gerçekle yüzleşmek, yüreğime bir hançer gibi saplanıyordu. O, kraliyetin geleceği için benimle evlenmeliydi, ama gizemli bir aşkın kollarına sürüklenmiş gibiydi. Onu seviyordu bunu anlayabiliyordum fakat buna saygı duyamazdım. Kaderimizi maalesef kontrol edemiyorduk, ne o, ne ben... Krallıklarımız ve halkımız için kendimizi feda etmeliydik, senelerdir omuzumda krallığımı ve halkımı koruma yükü ile büyümüştüm. Augusta, ailenin tek kızı olduğu için bu yük ona bindirilmemişti o yüzden bu belirsizliğini anlayabiliyordum... “Louis,”dedim yardımcım odayı terk etmeden hemen önce arkasını dönerek gözlerimin içine bakam adam dikkatle söyleyeceklerimi bekliyordu. “ Bana Simon’u iyice araştırabilir misin ? Her şeyini bilmek istiyorum. En önemlisi de, Augusta ile aralarında tam olarak neler olduğunu…” Ses tonumun meraklı çıktığını fark etmiştim. Umursamadım bunu. Bir şey demeden onaylamak amacı ile kafasını yere doğru eğen adam hemen sonrasında odadan çıktı. Hemen arkamda bulunan koltuğa bıraktım. Derin bir nefes alarak Augusta ile geleceğimizi göz ardı etmeye çalıştım. Beni istemediğini fazlasıyla gösteriyordu. Küçük bir kız gibi davranıyordu. Şımarıklıktı bu yaptığı, fakat farkında değildi. Ben ömrümü onun çocukça tavrı ile çürütemezdim ki... Evlilikten başka bir çaremiz yoktu. Gözlerim karşımda ki büyük pencereye takıldı. Benim ile evlenecek olan kadın şimdi başkası ile dışarıda baş başa konuşuyordu. Bunu kabul edebilir miydim? Yoo, hayır. Böyle bir şeyin söz konusu olması bile imkansızdı. Düşüncelerimden kurtulduğumda tırnaklarımı yediğimin farkına vardım. Kendi kontrolümü kaybettiğimide bu vesile ile anladım. Bu aralar sık sık oluyordu bu, asla bir prense yakışır hareket değildi... Toparlanmam lazımdı. Toparlanmam ve her şeyi tekrar kontrol altına almam. Misafir olduğumuz bu süreç için bize ayrılan odadan hızlıca çıkarak bahçeye doğru hızlıca yürümeye başladım. Arkamdan koşturarak bir şeyler anlatmaya çalışan Louis’i duymuyordum. Her adımda büyüyen bir kıvılcım vardı içimde, benim ile evlenmesi uygun görülen bir kız bir başkası ile kuytu köşelerde başkaları ile buluşup konuşamazdı. Buna asla müsade etmezdim. Bunu kendime, aileme, halkıma, kraliyetime yakıştıramazdım. Bahçenin derinliklerinde bulunmaları gereken yere ulaştığımda kimseyi görmüyordum. Bahçenin karanlık köşelerinde, Louis’in soluk soluğa yanıma gelmesini bekledim. "Efendim, Simon, prensesi zorla faytona bindirip götürdü, Prenses direnmeye çalıştı ama…” dediğinde, içimdeki öfke ve endişe bir kat daha arttı. Artık zaman kaybetme lüksüm yoktu. Augusta'yı kurtarmalı ve krallığımda düzeni sağlamalıydım. Sarayın koridorlarında koșarken, kalbimde yeni filizlenen aşk kırıntıları ve omzumdaki sorumlulukların ağırlığıyla savaşmaya hazırdım. Görevim, krallığımı korumak kollamaktı bunu çocukluğumdan beri biliyordum. Fakat Augusta'nın kalbini kazanmalıydım. Kendimi zaman geçtikte onu seveceğime inandırabilirdim. Krallığımın geleceği yanımda güvenilir birinin olması kadar önemliydi. Gözlerimin önüne onu ilk gördüğüm an geldi birden. Siyah elbiseleri çok seven zarif bir prenses. Sarı saçları ona hiç yakışmamış bir şekilde yapılmıştı. Fakat doğal halinin çok daha iyi olduğundan o kadar emindim ki. Gözleri ise, denize, okyanusa bile rengini kıskandıracak kadar güzel ve eşsiz mavilikteydi. Bir veliaht olarak, görevimin sadece krallığımı korumak değil, aynı zamanda evleneceğim kadının kalbini de kazanmak olduğunu kabul etmeliydim. Bahçenin sessizliği, içimdeki karmaşık duyguları daha da derinleştiriyordu. Gözlerimi karanlık gökyüzüne çevirdim, yıldızlarla dolu sonsuzluğa bakarak içsel bir sükûnet aradım. Ancak kalbim hala huzursuzdu, Augusta'nın ne halde olduğunu bilememek beni deli ediyordu. Louis’in yüzünde beliren endişeli ifadeyle bakışlarımı tekrar ona çevirdim. "Hazırlan, Augusta'yı kurtarmak için harekete geçiyoruz. Muhafızlara haber ver." dedim, sesimde kararlılıkla birlikte umut da vardı. Zaman kaybetmeden onu bulmalı ve korumalıydım. Sarayın koridorlarında sessiz fakat öfkeli adımlarla ilerlerken, yanımda Louis ile faytona binmiştik. Saraydan çıkarak ormana daldığımız sırada gözlerim her an her köşede Augusta'yı arıyordu. Kalbim hızla çarpıyordu, hem endişe hem de umutla doluydu. Simon'un neden Augusta'yı kaçırdığını anlamak istiyordum, madem bu kadar seviyordu neden böyle bir şey yapmıştı. Bu sorunun cevabını daha sonra öğrenecektim, şu anda tek odaklanmam gereken şey onu kurtarmaktı. Deli gibi onları aradığımız sırada yolda hızla ilerleyen bir fayton gördüm ve içinde Augusta ve Simon'un yan yana oturduklarını fark ettim. Kalbim hızla çarpmaya başladı, onu kurtarmak için bir an önce harekete geçmeliydim. Atların koşuşu hızlandırmalarını istedim. Faytonlarına yaklaşmıştık. Augusta'nın korku dolu bakışlarını gördüm ve kararlı adımlarla faytona doğru ilerledim. "Simon!" diye bağırdım, buz gibi ve öfkeli ses tonuyla. Önlerini kestim. Hızlı bir şekilde faytondan indim. Onlara doğru yürüdüğümde, Simon'un şaşkın bakışları arasında, gözlerimiz kilitlendi ve bir an sessizlik hüküm sürdü. Sonra, Simon'un öfkeli sesi patika yolda yankılandı. "Sen ne hak ile buradasın?" diye sordu, sesindeki öfke aleni bir şekilde hissediliyor. Ancak benim öfkemin yanında onunkisi bir hiçti. Ben ise duruşumla ona meydan okurcasına yaklaştım. "Augusta'nın güvenliği benim önceliğimdir. Senin aksine onu zorlamıyorum." dedim, sesimdeki kararlılıkla. Ardından, Augusta'ya dönerek, "Gel, gidelim buradan. " dediğimde ve onu faytonun içinden çıkararak kollarıma aldım. Daha doğrusu, ben sadece elimi uzatmıştım. Kollarımın arasına atlayan oydu, kim bilir ne kadar ürkmüştü… Augusta'nın korku dolu bakışlarına rağmen, onu cesaretlendirmek için ona gülümsedim. "Artık güvendesin.” dedim, sesimdeki sevgi dolu tonla. Sonra, Simon’un suratına bile bakmadan yanından ayrıldım. Onun kollarımın arasında güvende olduğunu hissetmek, kalbimde bir huzur dalgası yarattı. Atların koşuşturması eşliğinde, fayton sakin bir parka vardı. Birlikte inip yürümeye başladık. Simon’un olay çıkarmasını bekliyordum. Neden çıkarmamıştı? Aksine çok rahat bir tavrı vardı. Bu tavır başımıza ne tür bir bela açardı bilmiyordum. Şu an tek derdim Augusta’nın iyi olmasını sağlamak ve yaralarını kapatmasına yardım etmekti. Karanlık bir parkın ortasına geldiğimizde etrafımızda ki huzurlu atmosfer bizi sararken, Augusta'nın gözlerindeki minnet dolu bakışlar kalbimi ısıttı. Sonunda, güçlü bir iç çekişle, bana doğru döndü ve kollarıma sarıldı. Kalbim, ilk defa bu kadar içten bir sarılma karşısında, midemde uçuşan kelebeklere engel olamadı. "James," dedi, sesi titreyerek, "sana ne kadar minnettarım bilmeni istiyorum. Beni kurtardığın için... Ben sadece onunla konuşmak istemiştim ama o... Normal değildi, eskisi gibi değildi... Çok korktum..." Sesimi çıkarmadım. Bana minnet dolu bakan o gözlere odaklandım. Gözlerimiz birbirine kilitlendi ve öylece kaldık. Ne kadar sürdü bilmiyorum, yutkunarak kendime gelmeye çalışmama rağmen başarısız oluyordum. Gerçek anlamda onda kilitli kalmış gibi hissediyordum kendimi, zaman kavramını kaybettiğim sırada tam anlamı ile duygusal bir anı paylaştık. Augusta'nın sıcak kucaklamasının kalbim huzurla doldurduğu sırada zamanın durmasını dilediğime eminim...Ancak bu anın keyfi uzun sürmedi. Duyduğum at koşturması ile derin bir iç çekişle, Augusta'dan uzaklaşırken kafamı sesin geldiği yere doğru çevirdim. Bir haberci yaklaştı. Sarayın habercilerinden olduğunu söyleyerek, üzüntü dolu bir ifadeyle "Majesteleri," diyerek önümüzde reverans yaptıktan hemen sonra prensese dönerek annesinin ani bir şekilde kalp krizi nedeni ile vefat ettiğini bildirdi. Bu haberle birlikte, gökyüzündeki bulutlar hızla karanlığa dönüştü ve kalbimdeki mutluluk bir an için yerini derin bir hüzne bıraktı. Augusta'nın yüzündeki ifade, bir anne figürünü kaybetmenin yarattığı derin acıyla doluydu. "Saraya dönmeliyiz." dedim, sesimde bir kararlılıkla. Augusta'nın ellerini tutarak, ona sarayın koridorlarında ve odalarında güvenli bir sığınak sunmaya, onun her anında yanında olmaya kararlıydım. Birlikte sessizce yola koyulduk, her adımımızda kalbimdeki hüzünle birlikte güçlü bir kararlılık hissettim. Augusta'nın annesi için bir anma töreni düzenlemek ve onun hatırasını yaşatmaktan başka onun için yapacağım bir şey maalesef yoktu. Sarayın koridorlarında sessizlik hüküm sürdü, ancak bu sessizlikte yanan ışıklar ve yankılanan ayak sesleri, içimizdeki hüzün ve kararlılıkla birlikte, ilerlememize güç kattı. Augusta'nın acısını paylaşmak ve ona destek olmak için saraya geri döndük, görevlerimizin ve sorumluluklarımızın bilinciyle. Karşımda saatlerdir. ağlayan bir Augusta vardı. Kızının kaçırılmasına, annesin kalbi dayanmamıştı. Kendini suçluyordu geldiğimizden beri... Ve ne yapacağımı bilmiyordum. Elim kolum bağlıydı. "Senin için ne yapabilirim?" Diye sorduğum sırada yere bakan kafasını yukarı kaldırarak gözlerimin içine baktı. İşte tam o sıra, gözyaşlarına tanık olduğumda, onun acısının derinliğini anladım. Augusta, duygularına yenik düşmüş, hıçkırıklarla dolu bir ağlama krizine girmişti. Gözyaşları sıcak ve tuzlu bir nehir gibi yanaklarından süzülüp akarken, her bir hıçkırık bedenini sarsıyordu. O an, kalbinin paramparça olduğunu hissettim ve onun acısını hafifletmek için ne yapabileceğimi gerçekten bilmiyordum. Bu yüzden bana bir yol göstermesine ihtiyacım vardı. "Annemi geri getirebilir misin?" Diye sordu ağlamasına devam ederek. Sesi, çaresizlikle doluydu. Konuşurken sesi titriyor, bazen kısılıyor ve bazen de yükseliyordu, ancak her seferinde içindeki çaresizlik belirgin bir şekilde duyuluyordu. Sözlerinin arasında nefes alıp vermesi hızlanırken, sesindeki ton, içsel mücadelesini yansıtıyordu. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyen biri gibi, sesi de karmaşık duygularla doluydu. Soğuk taşlarla kaplı sarayın koridorlarında çıplak ayaklarla yavaş yavaş adımlar atarak gezen Prenses Augusta, içsel bir çekişmeyle doluydu. Bunu çok net bir şekilde görebiliyordum. "Augusta, şu an aklımdan geçenleri anlatmamı ister misin?" diye sordum birden yumuşak bir ses tonuyla. Belki başka şeylere odaklanmasını sağlayabilirdim... Augusta, gözlerini bana çevirdi ve hafifçe başını salladı. "Anneni kaybetmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Kaybınla başa çıkmak, hiç de kolay değil. Ama unutma, sen artık yalnız değilsin. Ben buradayım ve seni desteklemek için her zaman yanındayım." Olabildiğince sakin kalmaya çalışmıştım bunları söylerken. Ses tonumun ona güven ve şefkat vermesini istiyordum. Aksini hissettiremezdim. Bana güvenmesini istiyordum. Bunu benden başka kimse sağlayamazdı. Söylediklerimde samimi ve içtendim. Bunu anlamasını cani gönülden istiyordum. Her koşulda yanında olacağımı, ona hep destek olacağımı, asla yalnız olmayacağını bilmesini istiyordum. Sözlerim ile içinde ki ateşin biraz dinmesini umuyordum. Onunla o kadar farklıydık ki... Ben beyaz, o siyahtı. Ben aydınlık o karanlık... Fakat buna rağmen, tamda bu zor zamanda, aralarımızda ki farklılıkların ne kadar önemsiz olduğunu anlıyordum. Onun yanında olmak ona destek olmak istiyordum. Benim için önemli olan, Augusta'nın yaşadığı acıyı hafifletmek ve ona destek olmaktı. Bu süreçte, karakterlerimizin farklılıklarımızın gerçek bağlılık ve anlayışla örtüştüğünü fark ettim. Augusta'nın içindeki inceliği ve gücü gördüğümde ise, ona olan saygım ve sevgim arttı. Her iki taraf olarak birbirimizi tamamlayabilirdik kolay olmayacaktı. Fakat bunu başarabilirdik. En azından ben başarabilirdim, onun yerine ikimiz içinde bu çatışmaya savunmasız bir şekilde dalabilirdim. Prenses Augusta ile sarayın lüks odalarından birinde başbaşa öylece oturuyorduk. Oda, zarif işlemeli duvarları ve muhteşem avizesiyle göz alıcıydı. Antik mobilyalar, odaya asil bir hava katıyordu. Ağır, koyu renk perdeler, odaya gizemli bir hava verirken, yüksek tavan ise büyüleyici bir genişlik hissi yaratıyordu. Oda, sanki zamanın durduğu bir yer gibiydi, sessizlik içinde sakin ve huzurluydu. Ancak bu sessizlik, içimizdeki kırılganlığı ve acıyı daha da belirginleştiriyordu. Maalesef büyük bir ölüm sessizliği etrafında buluşmuştuk. "Augusta," dedim, sesimde samimi bir tonla, "seni daha iyi tanımak istiyorum. Belki de bana annenle ilgili bir anı anlatırsın. İlk kez ne zaman kendini gerçek bir prenses gibi hissettin?" Onun gözlerindeki hüzün hafifledi ve bir an için geçmişe daldı. "Annem bana her zaman, prenses olmanın sadece taç takmakla ilgili olmadığını öğretti. Gerçek bir prensesin kalbinin ne kadar büyük olduğunu ve insanlara nasıl hizmet ettiğini gösterdi. İşte o zaman, gerçek bir prenses olduğumu hissederdim." Bu anı onun yüzünde bir tebessüm yarattı, ancak hüzün hala gözlerinde parlıyordu. "Peki, seni neyin mutlu ettiğini bilmek isterim," dedim, onun dikkatini dağıtmak için. "En sevdiğin kitaptan bahsedebilirsin ya da en sevdiğin müziği dinlediğinde nasıl hissettiğini anlatırsın. Ne dersin?" Bir an için gözlerindeki acı hafifledi ve düşündü. "En mutlu olduğum zamanlardan biri, bahçemizde annemle birlikte vakit geçirdiğimiz zamanlardı. O, çiçeklerle konuşurdu ve ben de onu hayranlıkla izlerdim. O anlarda, dünyanın tüm dertlerinden uzaklaşırdık ve sadece birbirimize odaklanırdık." Onun anlattığı anılar, onun içindeki hüzün bulutlarını biraz dağıtmıştı. Ona bu soruları sormak, sadece onu daha iyi tanımama değil, aynı zamanda kendi acısını bir nebze unutmasına da yardımcı olmuştu. Augusta'nın yüzündeki hüzün hala belirgindi ve onun içindeki acıyı biraz hafifletmek için daha fazla soru sormaya karar verdim. Sesimde bir nezaketle, "sana ilham veren birisi var mıydı? Annenden başka biri var mıydı?" Gözleri bir an için parladı ve düşünceli bir şekilde başını salladı. "Hayır, başka biri yoktu, annem benim en büyük ilham kaynağımdı. Onun güçlü ve merhametli ruhu, benim için her zaman bir örnek olmuştur. Onun gibi olabilmek için her gün çaba sarf ediyorum." Onun samimi cevabı, onun içindeki gücü ve kararlılığı gösteriyordu. Onunla olan bu derin sohbet, aramızda bir bağ oluşturmuştu ve her bir soru, Augusta'nın kafasının dalgınlığına biraz da olsa ara vermesine yardımcı olmuştu. "Onun gibi olabilmek için elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim," dedim gülümseyerek. "Ve unutma, attığın her adımda yanındayım.” Augusta'nın yüzündeki hüzün biraz hafiflemiş gibi görünüyordu. Belki de bu sohbet, onun içindeki yükü biraz hafifletmişti. Onunla olan bu derin bağ, birbirimizi daha iyi anlamamıza ve birlikte zorlukların üstesinden gelmemize yardımcı olacaktı. Onun cevapları, onun iç dünyasına daha fazla ışık tutuyordu ve onu daha yakından tanımak istiyordum. Sordukça daha fazla soru sorasım vardı. "Peki hobilerin nelerdir? Belki de resim yapmayı ya da müzik dinlemeyi seversin?"dedim, ilgili bir ifadeyle, Gözleri bir an için parladı ve içtenlikle cevap verdi. "Ben en çok kitap okumayı severim. Kitaplar, benim için bir kaçış yolu ve aynı zamanda yeni dünyaların kapısını aralamak anlamına geliyor. Bir kitapla kaybolduğumda, kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmem." Onun tutkusu ve içsel zenginliği beni etkilemişti. Onunla daha fazla ortak nokta bulmak için bir soru daha sordum. "Peki ya, en sevdiğin mevsim hangisi?" diye sordum, gülümseyerek. Augusta, düşünceli bir şekilde başını salladı. "Aslında, sonbaharı seviyorum. Yaprakların renk değiştirdiği zaman, doğa bir masal dünyasına dönüşüyor gibi hissediyorum. Ayrıca, sonbaharın huzur veren atmosferi, beni içsel bir dinginliğe kavuşturuyor." Gülümseyerek şaşırmadığımı belirttim. Tamda onluk bir seçimdi. Cevapları, iç dünyasının derinliklerine bir pencere açıyordu ve o kadar güzel manzaralar sunuyordu ki bana, onu daha da merak etmeme neden oluyordu. Onunla olan bu sohbet, aramızda bir yakınlaşma sağlıyordu ve beni daha da çekiyordu. "Seni daha iyi tanımak benim için gerçekten büyük bir zevk. Ve eminim ki, sende daha pek çok sır ve hazine saklıdır." Augusta'nın gözlerinde bir tebessüm belirdi ve bir an için hafiflediği görüldü. Belki de aramızdaki bu samimi sohbet, bizi birbirimize daha da yakınlaştıracaktı. "James," dedi nazik bir ses tonuyla, ismimin dudaklarının arasından çıkması ile gözlerimi ve tüm odak noktamı ona verdim. Dudak kenarları aşağı doğru kıvrılmış ve ince bir çizgi halindeyken, üst dudağı hafifçe ısırılmış ve gözyaşları ile ıslanmıştı Soluk pembe renkteki dudakları, heyecandan ve gerginlikten nemli ve parlıyordu. "Senin için en önemli olan şey nedir? Krallığın mı, yoksa kişisel hedeflerin mi?" Ufak bir süre düşünceye daldım ve sonra doğal bir gülümse belirdi yüzümde, bunu kontrol edememiştim... Hemen sonrasında sorduğu soruyu cevapladım. "Aslında ikisi de benim için önemli," dedim. "Krallığımı korumak ve halkımı mutlu etmek benim en büyük sorumluluğum evet bunun farkındayım ve senelerce daha doğrusu doğduğum günden beri bu sebep ile yetiştirildim. Ancak kişisel hedeflerim de benim için değerli. Bir gün krallığımı daha iyi bir yer haline getirecek adımları atmak istiyorum." Augusta, verdiğim yanıtı dikkatle dinledi ve bir sonraki sorusunu hazırladı. "Peki ya, seni en çok gururlandıran an neydi?" diye sordu, onun gözlerindeki ifadeyi gözlemleyerek. Düşünceli bir ifadeyle cevap verdim. "Benim için en gurur duyduğum an, halkıma hizmet etme fırsatı bulduğum her an," dedim. "Birçok insanın hayatına dokunmak ve onlara yardımcı olmak, beni gerçekten mutlu ediyor. Bu, benim en büyük gurur kaynağım." Augusta, bana yönelik merakını artırmaya devam etti ve kalbinin derinliklerinde yatan bir soruyu sormaya cesaret etti. "James," dedi hafifçe gülümseyerek, "Hiç aşık oldun mu?" James'in gözleri bir an için parladı ve içindeki duyguları anlamaya çalıştı. Sonunda, ona karşı samimi bir ifadeyle cevapladı. "Çok sevdiğim kişiler oldu. Fakat hayır, aşık olmadım," dedim yumuşak bir ses tonuyla, "ama aşık olacağım kadın, karşımda oturuyor, Augusta." İkisinin arasında büyük bir fark vardı benim için, Aşk sevgiden daha tutkulu, daha büyük, daha nefes kesiciydi. Konuşmasına izin vermeden devam ettim, "Augusta, senin güzelliğin, zarafetin ve içsel gücün, beni derinden etkiliyor. Seni tanımak, benim için bir onur ve aynı zamanda bir zenginlik kaynağı. Sana olan hislerim, her geçen dakika daha da derinleşiyor gibi hissediyorum ve seninle birlikte bu önemli anları geçirmek benim için gerçek bir mutluluk kaynağı." Belki de aramızda ki bu samimi sohbet, daha derin duyguların yeşermesine vesile olurdu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE