Sabaha karşı hava hâlâ griydi, soğuk ince bir sis vadi boyunca uzanmıştı. Kuşlar ötmeden önceki o sessiz saatlerde, Valentina çatı katından yavaşça indi. Elinde siyah bir bohça vardı; yüzünde her zamanki gizemli ifadesi, ama gözleri bu kez daha sakindi. Ayak sesleri taş zeminde yankılanmadı bile. Valentina, arka bahçeden dolanarak kendisini bekleyen kapalı at arabasına bindi. At arabacısıyla göz göze geldi, “Şehrin kuzeyinden gir, kimseye durma,” dedi kısık sesle. Ve sonra geceye karıştı. Ardında hiçbir iz bırakmadan. Ertesi sabah, evde kalan üç kişi—Elina, Sofia ve mürebbiye Constance—evi bir kez daha dolaştı. Her kapı kilitlendi, perdeler çekildi, ocaktaki külleri temizlendi. Sanki sadece bir yolculuğa değil, bir mevsime, bir döneme veda ediliyordu. Elina odasındaki eski yastığa son bir

