8. ZELAL

1432 Kelimeler
O günleri hatırlayıp üzüldüm tekrar. Biraz sinir birazda üzüntüyle kapıyı çarpıp çıktım odadan. Üst kata çıktım derin bir nefes alabilmek için. Gökyüzüne döndüm yine yüzümü ve gözlerimdeki yaşları sildim. Yarım saat kadar sonra Berzan geldi. Sessizce yanıma çöküp oturdu. “Biz nasıl sebep olduk?” dedi sakince. Başta anlatmak istemedim. Ama sonra hatasını bilmesi gerektiğini düşündüm, belki vicdan azabı duyar diye umdum. Yüzüne dönmeden anlatmaya başladım. “Kızı hastaydı, sürekli hastaneye gidip geldiğinden işini aksatmış. Bir iki derken mesele olmuş bu aksatmalar. Adamcağız anlatmış derdini ama oralı olmamışsınız. Sonunda işten çıkarmışsınız” “Haberim olmadı hiç” “Evinin az ilerisinde tarlası varmış birde. Kovulunca onlarla uğraşayım demiş. Bir zaman sonra siz o bölgedeki tüm arazilere el koymuşsunuz” “Biz hiçbir yere el koymadık Dila” diye kendini savundu. Ama ben orada olanları iyi biliyordum, o topraklara el koymuşlardı. “Köylülerden biri beni götürdü onlara, yardım et bu garibanlara diye. Önce tabi kızıyla ilgilendik. O tedavi olurken de el koyduğunuz arazilerini geri almak için uğraştık. Bizim avukatlardan biri yardım etti de dava açıldı.” “Sizin işiniz miydi o dava!” dedi biraz gergince. “Bizim değil tarlaların sahibi olan köylülerin işiydi. Hala devam ediyor dava, dava bitene kadar ektirip biçtirmiyorlar da.. Yani adam beşparasız, işsiz, hasta çocuğuyla kalmıştı. Biz el uzattık, işi parayı hallettik de kızını..” ağlamamak için sıktım kendimi, sertçe yutkundum. “Doktor ona geç kalmışsınız demiş ya, işte o günden beri babasının gözünde o kızın katili sizsizsiniz” “Bilemezdim Dila. Her çalışanın evini,ailesini bilemem. Bana gelseydi elbet yardım ederdim bende” “O kızı mezara beraber koyduk. Acısını paylaştım. Şimdi karşısına Sancar olup çıkınca..” “Yine de yapamaz. Kızını geri getiremem ama şimdi elimden geleni yaparım o aile için. Ama sana saygısızlık yapmasına izin veremem. Sancar soyadına hakaret etmelerine izin veremem Dila. Sana yapılan bana yapılmıştır” “Tam bir Sancar aklı işte..Ben adamın kızı öldü diyorum sen hala saygı diyorsun” “Dila sizin aileniz kimsenin canını yakmadı mı zannediyorsun?” “Yakmadı!” dedim sertçe ama güldü. “Bu hikayelerden sizde de var. Sizin kapınızı çaldıkları gibi bizim kapımızı da çalıyorlar. Yanında her çalışanla, her ortaklık yaptığınla, mal aldığınla böyle ilgilenemezsin” dedi. Sonra bana döndü. “Bu ilk ve sondu Dila. Bundan sonra sana yapılanın bana yapıldığını unutma. Kim olursa olsun hakettiğini bulur” dedi ve kalkıp gitti. Onun arkasından bıkkınlıkla attım kendimi yere. Yine gökyüzünü izlemeye başladım. Akşam olmuş, karanlık çökmüştü artık. Sıkıntı çöktü içime, nefesim kesiliyordu sanki. Fırat’ın sesini duyunca irkildim. “Gelebilir miyim?” dedi. “Gel tabi” diyip doğruldum. Yanıma gelip oturdu, “Berzan haklı Dila” diyince kaşlarımı çattım. “Sende mi?” “Evet bende. Bizden birine bunu yapamazdı,yaptırmazdık” “Galiba bizim aileyle sizin ailenin farklılıkların biri bu. Biz tüm yanımızda çalışanlarla esnafla samimiyiz, dostuz. Hepsini tanırız, dertleri olduğunda bize gelirler. Siz daha..” “Mesafeliyiz” dedi Fırat, aslında aklımdaki kelime bu değildi. “Evet mesafelisiniz” “Bizde bu şekilde gördük,öğrendik. Bugüne kadar böyle geldi bundan sonra da değişmez. Sen alışmaya çalış” dedi samimiyetle. “Berzanla hiç benzemiyorsunuz” “Evet, pek benzemeyiz” “Sen daha sakin,neşelisin. O sanki biraz..” “Huysuz?” diyince güldüm. “Olabilir. Belki birazda sinirli” “Sende pek sakin sayılmazsın” “Hiç sayılmam” hatta en az Berzan kadar öfkeli,kindar, huysuz bile olabilirim. “Huysuzluk yakışıyor sana” diyip güldü. Bende gülümsedim ama içten içe rahatsız hissettim. “Ben odaya döneyim artık” dedim. “Bende ineyim, yemek için çağırırlar zaten birazdan” dedi ve beraber aşağı indik. Tam odaya doğru dönerken Hevi hanımla göz göze geldik. Önce bana sonra arkamdaki Fırat’a bakıp kaşlarını çattı. “Berzan’ı da al yemeğe inin!” dedi bana sertçe. Uğraşacak gücü bulamayıp başımı hafifçe sallayıp onayladım ve odaya girdim. Berzan balkonda telefonla konuşuyordu. Köşeye koyduğum Zinar’ın hediyesini alırken Berzan’da odaya dönmüştü. “Yemeğe bekliyorlar” dedim. Elimdekine dikkatle baktığını görünce, “Zinar’ın..” diye açıkladım. Beraber yemeğe inerken bir yandan Zinar’ı görebilmek için bakınıyordum. Salonun hemen önünde abisiyle oynarken buldum Zinar’ı. Beni görünce duraksadı. Elimdeki kutuyu fark edince gülümsedi ve bana doğru koşturdu. Gözü elimdeki kutudaydı. Hiç bekletmeden verdim hediyesini. Paketi hızlıca açtı ve arabayı görünce gülümseyip sarıldı bana. Küçücük kollarıyla birkaç saniyeliğine sarmaladı beni. Bu eve geldiğimden beri en mutlu hissettiğim andı muhtemelen. Benden sonra Berzan’a sarıldı. Berzan’ın yüzünde buruk bir gülümseme oldu. Zinar arabasını abisine göstermek için koşturarak girdi salona. Bizde hemen arkasından girdik ve masaya oturduk. Ne yemekte ne sonrasında hep beraber otururken Berzanla göz göze dahi gelmedik. Odaya çekildiğimizde de hemen uyuduk. Sabah kahvaltıdan sonra Rojda beni odasına çağırdı ve aldığımız tüm kıyafetleri yatağa serdi. “Hangisini giyeyim?” dedi kararsızca elbiselere bakarken. “Hepsi güzel, çok yakışmışlardı sana” “Ama en güzeli hangisi?” “Rojda o düğünde özel biri mi var?” dedim. Rojda’nın sahte şaşkınlıkla bakıp kızarmasından cevabımı aldım. “Hayır, o nereden çıktı ya” dedi ama ben gülmeye başladım. “Saklamana gerek yok ki Rojda, hele de benden. Benim sohbet ettiğim bir Sancar sensin. Gerçi birde Fırat var ama anlatmam ona da” “Yok Dila yenge, öyle birşey yok” diye ısrar etti yine de. “Tamam öyle olsun” dedim gülerek. “O zaman mor elbiseni giy, o çok yakışmıştı” dedim. Odasında uzun bir süre mahsur kaldıktan sonra bende hazırlanmak için odaya çıktım. Yeni aldığımız kırmızı elbiseyi giydim ve düğünde takılan takıların bir kısmını taktım. Saçlarımı tararken aynanın yansımasından Berzan’ı gördüm. Kapı önünde durmuş beni izliyordu. Ona doğru döndüm. “Senin için bunları çıkardım ama beğenmezsen..” diyip yatağın üzerine bıraktığım takım elbiseyi gösterdim. “İyi, güzel” dedi. Ben saçlarımı yapmaya devam ederken o da yatağın başına geçti. Üzerindeki gömleğin düğmeleri açmaya başladı. Birkaç düğmesini açmıştı ki aynadan rahatça görünebiliyordu. Hemen gözlerimi kaçırıp saçlarıma odaklandım tekrar. İstemsizce tekrar gözüm kaydığında Berzan gömleğini çıkarmıştı. Şaşkınlıkla paniğim birbirine karıştı. Saçlarımı bırakıp banyoya attım kendimi. Anlamsızca kızaran yanaklarıma soğuk su çarptım. Birkaç dakika sonra çıktığımda Berzan giyinmişti. Beraberce odadan çıkıp salona indik Rojda’nın ve Gülhanların bakışından anladığım kadarıyla elbise gerçekten yakışmıştı. Kapıya çıktığımızda ard arda üç araba bekliyordu. Berzan en öndeki klasik model siyah arabaya yöneldi. Peşinden ben,Fırat ve Rojda gittik. Kısa denebilecek bir yolculuğun ardından salona vardık. Kapıda büyük hürmetle karşıladılar ve düğün sahipleri masaya kadar eşlik etti. Benim ailemin çok sevmediğimiz bir ailenin düğünüydü, o yüzden mesafeli kalmayı tercih ettim. Sürekli birileri masamıza uğrayıp Asım ağa ve Hevi hanıma selam verip ellerini öpüyor, Berzanla beni de tebrik ediyorlardı. Samimiyetsiz gülümsemelerden fazlasıyla sıkıldım ve tuvalete gitme bahanesiyle masadan kaçtım. Birkaç masa geçmiştim ki bikaç tanıdığa denk geldim. Ayaküstü kısa sohbet ederken masamıza kaydı gözüm. Berzan dikkatle bana odaklanmıştı. Rahatsız olma ihtimalini düşündüğümden sohbeti sonlandırdım. Birkez daha dönüp Berzan’a baktıktan sonra tuvalete gittim. Tuvalete girdiğim anda salonun gürültü sesi kesildi ve derin bir nefes alabildim. Ellerimi yıkarken kapıdan biri girdi. Yanımdaki diğer kadınların birbir çıktığını farkettim. Garipseyerek izledim sadece. Aynada son kez kendime bakarken kadının beni izlediğini gördüm. Ona doğru döndüğümde meydan okuyarak bana bakıyordu ve sinsice gülümsüyordu. “Evlilik nasıl gidiyor Dilan Sancar?” dedi ama masum bir soru olmadığını hissedebiliyordum. Üstelik adımı bilerek yanlış söylediğini de. “Tanışıyor muyuz?” dedim güçlü bir sesle. “Biz tanışmıyoruz henüz” diyip gülümsedi ve bana bir adım yaklaştı. “Berzan’ı tanırım ben yakından. Çok yakından” diyince bakışlarının sebebini anladım. Ama ona istediğini vermedim ve yüzümde hiçbir mimik kıpırdamadı. Zorlarakda olsa tepkisiz kaldım. “Onu da tebrik ettim geçen gece. Seni de tebrik etmek istedim” dedi ve yine iğrenç bir gülümseme takındı yüzüne. Gece kelimesindeki anlamı tabi ki anlamıştım. Benden bir tepki bekliyordu artık. İçimde büyük bir acı hissettim. Kıskançlık hissetmiyordum ama bir eş olarak bunu haketmiyordum. Kadınlık gururuma dokunuyordu aldatılma fikri. “Adın neydi?” diye sordum. Sesimin tonundaki küçümsemeden rahatsız olduğunu hissettim. “Zelal” “Çok teşekkür ederim Zelal. Şimdi çekil önümden” dedim gülümseyerek. Omuzundan itekledim ve yana doğru savruldu, kapıya doğru birkaç adım attım. Ama ardımdan konuşmaya devam etti. “Demek berdelle evlenince böyle oluyor. Sevmediğin,seni sevmeyen adamla evlenince ne yaptığı, nerede olduğu, kiminle neler yaşadığını önemsemiyorsun” dedi kendine güvenerek. Tekrar ona döndüm. “Öyle olmuyor Zenan. Pardon Zelal. Hatta birazdan Berzan’a çok kızacağım” diyip aramızdaki mesafeyi kapattım. “Bu kadar zevksiz olduğu için” dedim gözlerinin içine bakarak. Onun gibi küstah bir gülümseme takındım yüzüme. Cevapsız kalınca arkamı dönüp kapıya yürüdüm tekrar. Tuvaletin kapısını açtım ve ona yüzümü dönmeden, “Bir daha asla karşıma çıkma! Sadece bir kez affederim Zelal. İnan hiç merhametli bir insan değilim, o halimle tanışmak istemezsin!” dedim ve sertçe kapıyı çektim. Kalabalığın arasına karışmış masaya doğru yürürken Berzanla göz göze geldik. Kapıdan çıkışımı bekliyordu sanki. İçeride kiminle olduğumu da biliyordu muhtemelen.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE