5.Bölüm

3401 Kelimeler
"Hadi Ali hızlan..hızlan. Askersiniz siz ASKER! Bu ne böyle kırıta kırıta koşuyorsunuz. 10 yaşında ki çocuğu getirsem sizden daha hızlı koşar. Size mi emanet edeceğiz biz ülkeyi. Siz mi koruyacaksınız ulan bu devleti. Koş..koş..koş." İzmir koşan askerleri izliyor bir yandan da daha iyi olmaları için bir şeyler söylüyordu. Nitekim işe yarıyordu da. Herkes kötülenmenin verdiği mahmurlukla daha da hızlanıyor ve en iyisi olmak için çabalıyordu. Eğitime başladıkları bugün 3. Haftaydı. Sabahları içtima yapıyorlar, daha sonra ara verip kuşlara biniyorlardı. Bu süreçte askerlerin hepsi çok iyi gelişme kaydetmişti. İzmir olabildiğince onları zorluyor ve en iyisi olmasını istediği için uzun süreli eğitimlere tâbi tutuyordu. Son turu bitirmiş olan askerlerin yanına ilerleyip hepsini süzdü. Üstlerinde ki askeri eşofmanlar terden renk değiştirmiş, saçları birbirine girmiş yüzleri ise kıpkırmızı olmuştu. Bu mesleği yapmayan biri, bir sabah bu şekilde koşsa kesinlikle 2-3 gün yataktan çıkamazdı. Fakat İzmir'in öğrencileri yorgun olmalarına rağmen tezat bir şekilde dinç duruyorlardı. 3 haftadır onları en iyisi yapmak için eğitiyordu ve şimdiden olmaya başlamışlardı bile. "Bugün atış talimi olacak daha sonrada serbestsiniz, ama serbest bıraktım diye gezip tozabileceğinizi düşünme asker. Kendi aranızda grup olup dövüş yapmanızı istiyorum. Siz havacı olabilirsiniz fakat karada da görev alabilirsiniz. O yüzden serbest zamanlarınızı değerlendirmek sizin aleyhinize olur. Şimdi gidin duşunuzu alın. Saat 11de burada olun. " Hepsi selam verip koğuşlarına döndüler. İzmirde kendi odasına girip üstünü değiştirdikten sonra çıkıp kantine geçti. Çay aldıktan sonra bahçeye çıkıp köşede ki ağacın altına oturdu. Bu 3 hafta İzmir içinde çok yorucu geçmişti. Birilerine eğitim vermek, özelliklede onları en iyisi yapmak için uğraşmak dışarıdan göründüğünden çok daha zordu. Hakkari'ye geri döndüğünde hepsinin kendisini fazlasıyla korumasını ve ülkelerine en iyi şekilde hizmet etmelerini istiyordu. Kendisi yerde onlar havada olduğu zaman onları düşünmek istemiyordu. Bu yüzden onları çok yoruyor ve katı davranıyordu. İpleri bir kere elinden kaçırırsa bir daha geri tutamayacağını çok iyi biliyordu. Laubali insanları zaten sevmezdi ve bunu işine çok güzel şekilde yansıtıyordu. Burada olduğu süreden beri kendi eğittiği tim dışında ki öğrenciler ondan epeyce çekiniyorlardı. Dışarıya karşı çizdiği sert, disiplinli profili birazcık abartmış olmalıydı ki tek kalmıştı. Rütbeleri aynı olan askerler bile yanına yaklaşmaya çekiniyordu. Böyle olması İzmir için daha iyiydi. En azından kendisi öyle düşünüyordu. Ne kadar az insan, o kadar az kayıp demekti onun için. O burda eğitim veren komutanların aksine kalıcı değildi. Hakkari'ye dönecek ve teröristlerin cirit attığı o dağlarda onu avlamaya çalışacaktı. Oraya gittiğinde çatışma içinde kalırsa eğer arkasındakileri düşünmek istemiyordu. Ne kadar çok sevdiği olursa onun gidişi o kadar üzücü olurdu. Ailesi... onlar üzülmezdi işte. Babası kızıyla gurur duyar, annesi vatan sağolsun derdi. Kardeşi..kardeşi ise ablasının izinden gitmek için canını dişine takar ve onun gibi en iyisi olurdu. Biliyordu bunu İzmir. Ailesini geride bıraktığı için üzülmezdi. Babasının onunla gurur duyacak olması ona yetiyor ve artıyordu bile. "Komutanım.?" Düşüncelerinden tepesinde dikilen askerin sesiyle kurtulmuş ve kafasını sorarcasına sallamıştı. "Komutanım size bir kargo var. Kontrol etmeden içeri alamıyoruz komutanım. Dilerseniz siz kontrol edin." "Tamam asker." Yerinden hızlıca kalkıp koşar adımlarla kulübeye girdiler. İzmir gelmiş olan kargoyu kontrol ettikten sonra imzasını atıp odasına geri döndü. Yırttığı paketten kimin gönderdiğine baksa bile isim yazmıyordu. Siyah kare mat kutuyu açıp içinde ne olduğuna baktı. "Hay amcasını satayım ya.!” Kırmızı elbiseyi kenarı koyup beyaz not yazan kartı eline aldı. 'Üç haftadır eve gelmemeni görmüyor gibi yapıyorum. Şimdilik. Bu akşam saat 8de babanın iş yemeği ve kutlaması var. Han'larla beraber ortaklaşa yapacakları yeni bir proje için. Eğer tam vaktinde ....... Restaurantta olmazsan ve bu elbiseyi giymezsen kafanı keser, ibreti alem olsun diye Hava Harp Okulunun kapısına asarım Sevgiler, ÇOK SEVDİĞİN ANNEN.. *İZMİR'in AĞZINDAN* Notu kenarı koyup elbiseyi havaya kaldırdım. Upuzun, balık model ve göğüs dekoltesi oldukça fazla bir elbiseydi. Normal zamanda vitrinde görsem bakıp kafamı çevireceğim kadar klasikti. Anneminde gitmiyorum diye inat yapıp, beni sinir etmek için aldığı çok çok barizdi. Ve giymezsem günlerce hatta aylarca kafamın etini yiyecek olması da bariz olan diğer bir gerçekti. Fakat bir diğer gerçek ise; benim bu elbiseyi giydikten sonra anneme uygulayacağım psikolojik baskıydı. Kendisi kaşınmıştı. • "Evet Deniz güzel gidiyorsun. Kolunu kırma daha sağlam atışlar yapabilirsin. Hadi Furkan sık,sık,sık tam kalbine. Evet işte böyle. Hadi asker kaldır kıçını tam kalbinden vur şu hedefleri. Onların sizi öldüreceğini düşünerek net atışlar yap asker. Hadi son mermiler. 1...2...3 ve son. Aferin Ozan. Bugünlük bu kadar yeter gidin dinlenin. Yarında izinlisiniz. Ama ertesi gün çok daha iyi bir dönüşle geri geleceğim. Hakkari'ye fazla bir zaman kalmadı. Gidene kadar sizi oldukça yoracağım çocuklar. Yarını iyi değerlendirin. Bir daha böyle bir fırsatınız olmayacak." Çocukların yanından ayrıldıktan sonra odama geçip ilk taksi çağırdım. Daha sonra annemin gönderdiği harika(!) elbiseyi kutusuna yerleştirip üstümü değiştirmeden çantamı ve kutuyu alıp odadan çıktım. Selam veren askerler eşliğinde binadan çıkıp hızlı adımlarla çıkışa ilerledim. Girişte ki askerin selamını da aldıktan sonra gelen taksiye atlayıp ev adresimi verdim. Bu akşam benim için oldukça sıkıcı bir parti olacaktı. Annemin neden gelmedin diye darlamaları, misafirlerin meraklı gözleri ve ardı arkası kesilmeyen soruları, sosyetik güzeller ve daha fazlası... Sıkıcı geçmesi için bir sürü sebep vardı ve ben malesef ki ona rağmen gitmek zorundaydım. ~ Taksiden inip koşar adımlarla bahçeye girdim. Geçen haftalarda sahiplendiğim ve ben yokken evi koruyan köpeğim Gölge ayaklarıma dolanmaya başlamıştı. Simsiyah tüylerini okşarken bir yandan da yere oturmaya çalışıyordum. Ama bu Gölge'nin üstüme zıplamasından pekte mümkün değildi. Onu birazcık kenarı itekleyip poşetleride uzağa fırlattıktan sonra yere oturdum. Anında kucağıma çıkmış ve yüzümü yalamaya başlamıştı bile. 2 hafta önce eski bir arkadaşım sayesinde Gölge'yle tanışmış ve anından ona sahip olmak istemiştim. Çok güzel ve asil bir köpekti. Sert görünüşünün aksine oyuna fazlasıyla düşkündü. Ben yokken eve asla birini sokmadığına emindim. Zaten onu gören korkusundan giremezdi. Çok ama çok güzeldi benim dostum. Bir kaç kere öpüp kucağımdan yere indirdim. Boynunda ki uzun tasmayı söküp serbest bıraktıktan sonra yerde ki poşetleri alıp çantamdan anahtarı çıkarıp, Gölge'yle içeri girdim. O kendi başına takılırken bende odama girip hemen kendimi duşa attım. Akşama çok çok hazır olmalıydım ve bundan vücudumla başlamalıydım ki annemin ve topuklu ayakkabıların gazabına dayanabileyim. *~* Genç kadın duştan çıktıktan sonra saçlarına elbisesine uygun şekil verip, makyaj masasına oturdu. Sade abartısız makyaj yapıp, küpelerini taktıktan sonra hazırdı. Bir tek elbisesini ve ayakkabılarını giyecekti. Onlarıda giydikten sonra küçük el çantasının içine küçük silahını, telefonu ve kimliğini koydu. Makyaj masasından parfümünü alıp uzaktan bir kaç fıs sıktıktan sonra tamamen hazırdı. Aynada son kez kendisini bakıp oyalanmandan odasından çıktı. Koltukta yatan köpeği Gölge'yi bahçeye postalamış ve evin alarmını devreye sokmuştu. Bu akşam annesi nasılsa onu bırakmazdı. O yüzden önlem almakta fayda vardı. Gölgenin su ve mamasını kontrol edip elbisesine dikkat ederek öptükten sonra bahçeden çıkıp çağırdığı taksiye bindi. Yarım saat süren yolculuğun ardından sonunda daha önce gelmediği restauranta gelmişti. Taksicinin ücretini ödeyip elbisesine dikkat ederek indi. Kapıda bir kaç gazeteci ve konuşma yapan bir adam vardı. Gazetelere yakalanmadan içeri girmeyi başarmıştı. Üstüne çeki düzen verip büyük kapıdan içeri girdi. Burası restauranttan ziyade balo salonu gibi bir yerdi. Oldukça yüksek tavanı, düzeni, büyüklüğü herşeyiyle çok güzeldi. Burayı kim seçtiyse gerçekten zevkliydi. İzmir böyle düşünüyordu. İçeri girdiğinden itibaren çevrede ki gözler bütünüyle İzmir'e dönmüş ve onun güzelliği karşısında büyülenmeye başlamışlardı bile. Sosyete ve iş çevresi onu çok zaman önce görmüşlerdi ve bu uzun zaman neredeyse 3-4 yıl oluyordu. Kendi ailesi ve akrabaları dışında onu gören yoktu haliyle de bu herkesin onu merak etmesine sebep oluyordu. Şimdi gördükleri bu kadına herkes hayranlıkla bakıyorlardı. Çünkü İzmir çok ama çok güzel bir kadın olmuştu. Bir zamanlar kısa kestirdiği saçları uzamış, vücudu şekillenmiş ve yüzü yaşının verdiği olgunlukla güzelleşmişti. Uzaktan annesinin hafifçe el sallamasıyla adımlarına dikkat ederek yanına ilerledi. Malesef ki yanlarında tanımadığı bir çok insan vardı. Ama annesinin imalı bakışlarıyla gülmek ve selam vermek zorunda kalmıştı. "Sen İzmir olmalısın. Çok güzelmişsin. Baban ve kardeşin senden çok bahsettiler. Ben Selçuk Tekin, babanın geçen sene ki bir proje ortağıydım. " "Teşekkür ederim Selçuk Bey çok incesiniz. Tanıştığıma memnun oldum." "O memnuniyet bana ait küçük hanım. Sende babanın izinden gidip asker olmuşsun öyle duydum. Nasıl gidiyor. Rütben nedir.?" "Güzel gidiyor. Gizli bilgi diyelim." Karşısında ki adam kafasını sallayıp gülümsedi. İzmir sandığından çok daha iyi bir yerde olmalıydı. Tam anlamıyla babasının kızıydı. Her zaman daha iyisi olmaya çalışıyor ve her defasında bunu başarıyordu. Başarmaya da devam edecek gibi duruyordu. * Genç kadın yanına gelen insanlarla sohbet etmeye devam ediyor, bir yandan da içkisini yudumluyordu. Eğer ki birşeyler içmeseydi biliyordu ki sinirden çatlardı. Ve bu hiç iyi olmazdı. "Nasıl gidiyor küçük hanım(!).?" Karan'ın dalga geçer gibi konuşmasıyla sinirle omzuna vurdu. Babasının arkadaşları sürekli ona küçük hanım diyor, Karan'ın eline malzeme veriyorlardı. Bu 3-4 haftalık süreçte eve gitmese bile Karan'ın okula gelip onu ziyaret etmesiyle epey sık görüşmüşlerdi. Sık sık yanına gelmesinin sebebi elbette ki İzmir'i özlediği için değil, revirde duran doktor Damla içindi. İzmir bunu başlarda anlamasa bile sonradan 'başım ağrıyor' bahanesiyle revire gitmesinden anlamıştı. Anladığında ise Karan'ı bir güzel haşlamıştı ama onu vazgeçirmek pekte mümkün olmamıştı. Eh Karandı bu onada pek akıl sır ermezdi neticede. "Ne zaman biticek bu işkence Karan. Kendi kafama sıkıcam şimdi.!" "Daha yeni başlıyoruz güzelim ne bitmesi. Saat daha 10. Rahat bi 12'ye kadar burdayız. Sen en iyisi kimseyi yormadan sık." İzmir sıkıntıyla kafa sallayıp içkisini bitirdi. Yavaşça masada ki çantasını alıp ayağa kalktı. Bu ortamdan biraz kaçabilirdi. "Kafana sıkmaya mı gidiyorsun.?" "Aynen. Daha fazla dayanamıyorum." "Tamam kolay gelsin." İzmir, Karan'ın saçlarını karıştırıp hızla yanından uzaklaştı. Eğer kaçmasaydı birde onun gazabıyla uğraşmak zorunda kalıcaktı ki bu en son istediği şey bile değildi. Etrafta ki bakışları aldırmadan garsondan öğrendiği lavaboya ulaşıp boş kabinlerden birine girdi. Çantasının askısından kapının arkasına asıp, klozetin kapağını kapattıktan sonra üstüne peçete dizip elbisesine dikkat ederek oturdu. "Allahım sonunda sessizlik." Gözlerini kapatıp kafasını mermere yasladı. 'Sonunda' dedi 'sonunda insanlardan kaçabildim.' Fakat bu mutluluğu bir kaç dakikadan fazla sürmemişti. İçeri giren bir kaç kadınla gözlerini açıp ayaklarını tepeye kaldırdı. Kimseyle uğraşacak hali yoktu. "Gördün mü İzmir'i ne kadar güzelleşmiş ve Karan'lada baya yakınlar. Sevgililer kesin." *İZMİR'in AĞZINDAN* Duyduğu şeylerle dikkat kesilip nefesini tuttum. Neyse askerdim de nefesini uzun süre tutabilirdim. Kendi düşüncelerime gülüp nefesimi geri verdim. Gülünce tuttuğum nefeside tüketmiştim. Ses çıkarmamaya özen göstererek duruşumu dikleştirdim. Şuanda onlar anlamadan bile bu kabinden çıkabilirdim. Eh bu alanda iyiydim sonuçta. "Kesin hemde. Kim bilir kaç kez beraber oldular. Birde ben bu Karan'ın sevgilisi var sanıyordum. İzmir'le aldatıyor kesin. Abisi gibi düzgün bir olsaydı keşke." "Keşke. Bu erkeklerde İzmir'de ne buluyor hiç anlamıyorum. Saçma bir mesleği var zaten. Kadınsın sen ayol ne askerliği." İşte şimdi boka başlamışlardı. Topladığım ayaklarımı indirip hızlıca kabinden çıktım. Beni gördüklerinde ikisininde rengi atmış ve geri kaçmışlardı. "Ne o az önce çok güzel dedikodumu yapıyordunuz. Devam edin. Dinliyorum ben." "İ...İzmir sen yanlış anladın. Biz senden bahsetmiyorduk." "Bu salonda benden başka İzmir ve Karan'mı vardır kıt akıllı. Ama iyi oldu biliyor musunuz. Avuçlarım kaşınıyordu. " "İzmir saçmalama kavga mı edicez burda. Babanın davetini böyle mahvetmek istemezsin değil mi.?" "Tabikide istemem. O yüzden kimsenin sizden haberi olmayacak. Merak etmeyin. Çok acıtmam. Mesleğime laf etmeden önce bunları düşünmeniz gerekirdi kızlar. Çok büyük yanlış yaptınız." Adını unuttuğum sarışın kızın yüzüne okkalı bir yumruk savurduktan sonra karşılık vermesini umursamadan karnınada elbisemin izin verdiğince onu yıkacak sertlikte attım. Fazla canlarını yakmamaya özen gösteriyordum. Diğer kızda bizi ayırmaya çalışırken saçlarıma yapışmıştı bile. Onu elimle kenarı savurup diğeriyle ilgilenmeye devam "Ah tatlım canını mı yaktım. Kusura bakma ya bilerek oldu. Gelelim sana çakma kızıl. Ne demiştin sen. Kaç defa beraber olmuşlardır demiştin değil mi.? Gel bakalım ben sana çok yakından anlatayım bunu.!" Çakma kızılın kaçmasına izin vermeden kaynak olan saçlarından çekiştirip duvara fırlattım. İnce sesiyle çığlık atıyor kulaklarıma çok güzel işkenceler çektiriyordu. Daha fazla bu sese dayanamadan ağzına elimin tersiyle yavaşça vurdum. Sesini kesmesi için yeterli olmuştu.Mesleğimin getirdiği dövüş tekniklerini bu savunmasız birinin üstünde kullanmam belki yaptığım en yanlış şeydi fakat mesleğime böylesine iğrenç sözler söyleyen birine malesef ki acıyacak biri değilim. Son hamlemi yapmak üzereyken kapı açılmış ve içeri Han, Karan ve tanımadığım bir adam girmişti. Çakma kızılın yakasında ki ellerimi çekip gülümseyerek Han'a baktım. Ellerimi çekmemle kızılın yere çakılması bir olmuştu. "İzmir ne yapıyorsun sen.!" Omuz silkip sarı çiyanın bozduğu saçlarımı düzeltmeye başladım. "Avuçlarım kaşınıyordu bende kaşıdım." Topuzumu söküp tekrardan sıkı bir şekilde bağladım. İlk hali kadar düzgün değildi ama yinede olmuştu işte. "Onlara karşı nasıl böyle acımasız olabilirsin İzmir. Sen ve bu ikisi eşit değilsiniz. Nasıl böylesine kabalaşıp çirkinleştin." Han'ın ön yargılı sözleriyle ellerimi tezgaha dayayıp derin bir nefes aldım. Ama sakinleşemiyordum. Hayır olmuyordu. Arkamı dönüp hızlıca yakasına yapıştım. "Bana bak Han.! Bana karşı ön yargılı davranmadan önce bir kere değil, beş kere düşünüceksin anladın mı.?! Ben askerim, asker. Her zaman masumun yanında olan kişiyim. Bu senin koruduğun iki tane kendini bilmez benim mesleğime laf söyledi , kardeşinin altına girdiğimi iddia etti. Bende gerekeni fazlasıyla yerine getirdim. Şimdi defol git bir daha ne karşıma çık nede gözüme gözük. Senin gibi biriyle bu saatten sonra işim olmaz.!" * Genç kadın ellerini Han'ın yakasından iğrenircesine çekip, kapıda asılı olan çantasını aldıktan sonra sesini çıkaramayan Han'a omuz atıp lavabodan çıktı. Sinir kat sayısı 30.000 feet'leri aşmıştı. Gökleri yarmıştı. Sanırım uzun zamandır kanının kaynadığını hissetmiyor olmalı ki bu binayı içindekilerle beraber yok etmek istiyordu. Karşısına çıkan tanıdıkların konuşma çabalarını es geçip salondan çıktı. Bahçenin en köşesine ilerleyip çantasını bir kenarı fırlattıktan sonra sakinleşmek adına derin nefes alıp vermeye başladı. Nedenini bilmediği şekilde çok ama çok sinirlenmişti. Bu sinirinin fazlalığını anlayamıyordu. Asker olduktan sonra çevresinde ki at gözlüğü takan insanların askerlikle ilgili iğrenç görüşlerine alışmıştı. Her mesleğini öğrenen insanın ona olan bakışları değişiyordu. Sanki kadınlar asker olamazdı. Sanki kadınlar o mesleği asla düzgün bir şekilde yerinde getiremez gibi bakıyorlardı. Asker olmak için cinsiyet önemli değildi ki. Önemli oman gönüllülük esasıydı. Kalbinde, yüreğinde gerçek vatan, millet sevgisi olanlar cinsiyet ayırt etmeksizin bu mesleği layıkıyla yerine getirebilirlerdi. Ama çoğu kimse bunu düşünmüyordu. Sanki bu meslek sadece erkeklere özgüymüş gibi davranıyorlardı. Ama yanlıştı. Çok..çok yanlıştı. İzmir'de kendisine yapılan yanlışları bu şekilde düzeltiyordu ve bundan sonrada bu şekilde düzeltmeye devam edecekti. Kim ne derse desin, çıktığı yolda kimi kaybederse kaybetsin bu böyle olacaktı. "Arkamda sessizce durup izlemek yerine neden geldiğini söyle.!" Arkasında ki duran kişiyi elbette ki fark etmişti. Tahminleri üzerine o gelen Han'ın yanında ki tanımadığı adamdı. Karan, İzmir sinirliyken yanına gidilmemesi gerektiğini bilecek kadar tanıyordu onu. O yüzden o olamazdı. Annelerinin onun bu halinden haberdar olmadıkları için onlarda olamazdı. Geriye bir tek bu tanımadığı adam kalıyordu. "Gerçekten askersin." Sesinde ki heyecan 10 km öteden anlaşılacak kadar netti. Neydi bu adamı böylesine heyecanlandıran şey.? Sadece İzmir'in asker oluşumu. ? İzmirde merak etmiş olucak ki ona dönüp yanına yaklaştı. Boyu İzmir'e göre epey bir uzundu. Ve vücudu her gün saatlerce spor yaptığını belli edercesine kaslıydı. "Sizi tanıyor muyum.?" Sesinde ki merak adamın hoşuna gitmiş ve gülümsemesini sağlamıştı. Bembeyaz dişleriyle bu adam oldukça yakışıklıydı. İzmir bile bu gerçeği kabul edebilirdi. "Hayır tanışmaya fırsatımız olmadı. GURUR ŞAHSUVAR , Han ve Karan'ın kuzeniyim." İzmir adamın uzattığı elini sıktı. "Memnun oldum. İZMİR ÖZKOÇ bende." "Bende memnun oldum. Şu lavaboda olan olayı anlatmanı istesem..?" "Anlatılacak birşey yok. Kaşındılar bende büyük bir zevkle kaşıdım." "Han'ın kusuruna bakma lütfen. O böyledir. Önyargılı yani. Bu yüzden çok kavga ederiz fakat buda onun kişiliği." İzmir onuz silkip ellerini göğsünde bağdaştırdı. Han'ın nasıl biri olduğunu biliyordu. Karan ziyarete geldiğinde bir iki kere Han'da gelmişti. Onu tanıma fırsatı olmuştu. Ama yinede bu yaptığına müsamaha gösterecek değildi. "Önyargılı olduğu kişiye dikkat edecek o zaman. Ben doğru kişi değildim malesef. Kendisi kaybetti." Gurur karşısında ki kadına hak vermiş ve susmuştu. Bu kadın asker olduğuna emin miydi acaba. Çünkü bu güzellikle askerden çok mankene benziyordu. Karşısında baktığı bu kadınla ağzının sularının akmadığına şaşırıyordu. "Peki görev yerin neresi.?" "Şuanlık Hava Harp Okulundayım. Daha sonra Hakkari" "Neden buradasın ki.? Senin şuanda Hakkaride olman gerekmiyor mu.? Yani şark görevinden dolayı." "Normalde oradaydım zaten. Üstlerden gelen emirle buraya geldim ve bir kaç askeri eğitiyorum. Onlarla beraber geri dönücem daha sonra. Özel Kuvvetlere geçtiğim için benim yerime birilerini eğitmem gerekiyor." "Bordo Bereli mi oluyorsun yani?” Gurur'un şaşkın çıkan sesiyle içten içe gülümsedi İzmir. İşte Askerim dediğinde insanların suratında oluşan bu şaşkınlığı hiç bir şeye değişmezdi. Gerçekten bu surat ifadelerine bayılıyordu. "Evet." "Eğitimleri uzun ye biliyordum. Sen nasıl oldun.?" Evet herkesin aklına takılan soruyu sormuştu. Haklıydıda. Herkes böylesine şans verilmezdi. Özelliklede havacı birine. "Üstlerden gelen emirle işte. Alanımda iyiyim Gurur. Kadın meslektaşlarımla beraber askerlikte gelebileceği en üst noktadayım. Ve bunu fark etmeleri çokta uzun sürmedi. Bende istediğim için bana gelen teklifi geri çevirmedim. Hakkari'ye döndüğümde havacı değilde, karacı olarak döneceğim." Gurur karşısında ki özgüvenli kadınla gülümsedi. Bu kadın sandığından çok daha harikaydı. Bakışlarında ki kararlılık, özgüven çok ama çok güzeldi. Helede mesleğinden bahsederken ki gözlerinde oluşan o pırıltı Gurur için en güzel tablodan bile daha iyiydi. Tam birşeyler söylerken binadan gelen gürültüyle oraya döndü ikili. Binanın sağ kanatı alevler içindeydi. Gurur şaşkınlıkla İzmir'e döndü. Ama İzmir şaşkınlığından çabuk kurtulmuş ve yere attığı çantasını kaptığı gibi binaya koşmaya başlamıştı bile. Ayağında onu zorlayan topukluları bir kenarı fırlatıp hızını arttırdı. İçeride yüzlerce insan vardı ve kurtarması gerekiyordu. Dışarı fırlayan insaları aşıp içeri girdi. Herkes panikle çıkmaya çalıştığı için kargaşada kimseyi seçemiyordu. Sonunda uzakta gördüğü ailesinin yanına ilerleyip durumlarına baktı. Hepsi iyiydi. "Baba nerden çıktı bu yangın.?" "Mutfaktan çıkmış kızım. Karan ve Han'ı bulamıyorum İzmir. Yoklar." "Tamam sen herkesi dışarı çıkart. Daha sonrada siz çıkın. Ben onları bulup gelicem." Annesi ne kadar itiraz etse bile İzmir onu dinlememiş ve alevlerin oraya koşmaya başlamıştı. Onu zorlayan elbisesinin etek uçlarını yırtıp kısa hale getirdikten sonra, yanan eşyalara dikkat ederek yanan yere girdi. "Karan.! Han.! Nerdesiniz.?" Dumandan dolayı önünü net göremese bile ilerlemeye devam ediyordu. Çantasıyla ağzını kapamış ve nefes almamaya çalışıyordu. "Karan nerdesiniz.? Beni duyuyor musunuz.?" "İzmir burdayız.! " Tuvaletlerin ordan gelen sesle yönünü sağ çevirip dikkatlice oraya yürümeye başkadı. Kenarıda yanan eşyalara dikkat ederek lavaboların olduğu koridora girmişti bile. "Karan geldim. Neredesin.?" "İçerdeyiz İzmir. Kapı sıkışmış açılmıyor." "Tamam geri çekil sen. Han yanında mı.?" "Evet..evet yanımda." İzmir rahatça nefes alıp gülümsedi. Ne kadar Han'a kızgın olsa bile ona birşey olmasını istemiyordu. "Kapının ordan çekil tekme atıp kırmaya çalışıcam." İzmir çantasını yere bırakıp kapıya dokundu. Ama malesef ki tahta kapı sıcacık olmuştu. Ayağında ayakkabıları olmaması şuanda olabilecek en kötü durumdu. Aklına gelen fikirle yere attığı çantasını alıp içinden silahını çıkardı. "Karan kapıdan tamame uzaklaşın. Kabinlerin içine girin. Kapının kulbuna ateş edicem. Tamam mı.?" "Tamam. Kabindeyiz." Uzaktan gelen sesiyle derin bir nefes alıp kapının kenarına baştan aşağı ateş etmeye başladı. Son mermiyide ateşleyip geri çekildi. Açılan deliklerden içerisini görebiliyordu. Ama malesef ki kapının sıcaklığından dokunamıyordu. Karan ve Han'a olan merakı daha ağır basmış ve kapıya omuz atmıştı. Bir iki denemeden sonra kapı açıldı. Hızlıca içeriye girip en sonda kafasını uzatmış Karan'ın yanına ilerledi. Yan yana olan kardeşlerin ikisinede sıkıca sarıldı. Sevdiklerine zarar gelmesinden nefret ediyordu. Ne kadar üzülmem dese bile üzülüyordu. "İyisiniz değil mi.?" "Biz iyiyiz. Ama senin omzun kötü görünüyor." "Sen beni boşver. Gömleklerinizi çıkarıp ıslattıktan sonra ağzınızı kapatın. Hadisenize. Binanın bu kanatı kül olmak üzere. " İki adamda ilk ceketlerini daha sonra gömleklerini çıkarıp ıslattı. İzmir'in dediği gibi ağızlarına bağlayıp ona döndüler. "Ceketlerinizi giyin. Çıkalım." İkiside ceketlerini giydikten sonra hazırlardı. İzmir önden ilerleyip yerde ki çantasını aldıktan sonra geldiği yoldan yürümeye başladı. Alevler dahada artmış ve her yeri sarmıştı. Gelirken azda olda önünü görebiliyordu fakat şimdi öyle bir imkanı kalmamıştı. Ve nefes alması oldukça güçleşmeye başlamıştı. "İzmir nerdesin.?" Üçüde gelen sesle durmuş ve kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Karan, İzmir, Han beni duyuyor musunuz.?" "Gurur burdayız." Gurur ilk tanıyan İzmir olmuştu. Diğerlerinin ağzı kapalı olduğu için cevap veremiyorlardı. Ama artık fark etmeleri gereken şey İzmir'in kötüleşmeye başlayan nefesiydi. Çok fazla dumana maruz kalmıştı ve ciğerleri yanıyordu. "Geliyorum. " Gurur sesim geldiği yere olabildiğince hızlı ilerlemeye çalışıyordu. Ama malesef ki bu alevlerden pek mümkün olmuyordu. Elinden geldiğince hızlı ilerleyip yanlarına ulaştı. "İyi misini.?" İzmir cevap vermek yerine kafa sallayıp onayladı. İyi olmadığı barizdi fakat bunu dile getirmeye gerek yoktu. "Hadi gidelim." Gurur, İzmir'in belinden tutup ilerletmeye başladı. Onun iyi olmadığının farkındaydı fakat herhangi bir kucağına alma girişiminde engelleneceğini tahmin ediyordu. O yüzden sesini çıkarmamış ve olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışarak ilerliyorlardı. ~ Sonunda dışarı adımlarını attıklarında İzmir daha fazla dayanamadan gözlerini kapatmıştı. Onu ilk fark eden Gurur yere düşmeden kucağına alıp sağlık ekiplerinin yanına ulaştırdı. Ambulansın içinde ki sedyeye yatırdıktan sonra yanından ayrılmadan baş ucuna oturdu. ~ Sonunda dışarı adımlarını attıklarında İzmir daha fazla dayanamadan gözlerini kapatmıştı. Onu ilk fark eden Gurur yere düşmeden kucağına alıp sağlık ekiplerinin yanına ulaştırdı. Ambulansın içinde ki sedyeye yatırdıktan sonra yanından ayrılmadan baş ucuna oturdu. Diğerleride, sağlık ekiplerinin müdahalesiyle ambulanslara bindirilmiş ve hastaneye gitmek için yola çıkmışlardı. ~ Genç adam ellerinin altında ki saçları okşuyor, bir yandan da daha yeni tanıdığı bu kadının iyi olması için Allah'a dua ediyordu. Tanıyalı daha 1 saat bile olmamışken onu kendisine yakın hissetmişti. Bu kadının bakışları, kokusu, gözleri, gülüşü, sinirli halleri, mesleğine olan sonsuz aşkı...hepsi adamın dikkatini çekmişti. Bu adam, hemen yanı başında ki dünyalar güzeli kadına ilk görüşte aşık olmuştu... **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE