2.Bölüm

1345 Kelimeler
İzmir her zaman ki saatinde kalkmış ve koşuya çıkmıştı bile. Askeriyedeyken alışmış olduğu düzeni, özel hayatında da aynı şekilde devam ettiriyordu. Sahil kenarında ki koşusu bitirip evine döndü. Hala uyanmayan ev ahalisini, askeriyede kendisinin uyandığı şekilde uyandırmış gönül rahatlığıyla duşa girmişti. Annesi ve kardeşinin homurdanmaları zihninde canlanıyor kendi kendisine gülümsüyordu. Babası alışık olduğundan o zorlanmamıştı fakat eşi Zeynep Hanım için aynı şey geçerli değildi. Ev halkı zorla uyandırılmış olmanın verdiği mahmurlukla, evin yardımcısı Gülsüm Hanım'ın hazırladığı sofraya kuruldular. "Gülsümcüm sen çıkabilirsin, ben bütün gün evde olucam zaten. " "Tamam Zeynep Hanım, teşekkür ederim. Afiyet olsun." İzmir'de diğerlerin katıldığında hep beraber eğlenceli kahvaltılarına başlamışlardı. Bu eğlenceyi uzaktan izleyen tek bir çift göz vardı. Oda tabiki İzmir'di. Yapısı ve geçmişte verdiği kayıplardan dolayı biraz soğuk biriydi. Masayı paylaştığı kişiler aileside olsa içinde ki yıllardır sönmeyen acıya dur diyemiyordu işte. Kayıplar çoktu. Onlarla beraber ruhunun bir kısmını da kaybetmişti. Toparlayamıyordu "Bugün alışverişe mi gitsek.?" "Gülsüme bütün gün evdeyim derken duymuştum seni. Alışveriş nerden çıktı.?" "O lafın gelişiydi canım. İzin yapsın işte kızcağızda. Memleketten abileri gelmiş, zaman geçirirler." İzmir annesinin bu ince düşüncesiyle gülümsedi. Bazı hareketleri ne kadar onu sinirlendirsede içinde yatan pamuk kalpli kadının farkındaydı. Ne yaparsa yapsın her zaman ailesini düşündüğü için yapardı. Ne kadar yanlış şeyler yapsada bu böyleydi. "Ben almayayım anne. Zaten yarın dönücem son günümü alışverişle geçiremem." Zeynep Hanım kızını haklı bulmuş olmalı ki susup kafasını salladı. Son gününü daha iyi şeyler yaparak değerlendirebilirlerdi. "O zaman akşama hep beraber güzel bir yemek yiyelim. Gün içinde ne yapmak istersen yaparsın. Fakat akşam yemeğini bize ayırmanı istiyorum." İzmir annesinin bu teklifini kabul etmiş ve sükunet içinde kahvaltısını bitirmişti. Masadakilerden izin isteyip odasına çıktı. Dolabından kendine ait özel yapım silahını alıp beline yerleştirdi. Eve her döndüğünde dedesine ait çiftliğe gider ve atış talimi yapardı. Çanta alma gereği duymadan telefonun arkasına bir miktar para sıkıştırıp, salona indi. "Baba arabayla işin yoksa bir kaç saatliğine alabilir miyim.?" "Yok bitanem istediğin kadar durabilir." Annesinin sorularını aldırmadan, Vefa'nın ısrarı üzerine onuda yanına alarak evden çıkmıştı. Ne kadar araba kullanmayı sevmesede maalesef bugünlük mecburdu. "Banada atış yapmayı öğretir misin abla.? " "Olur güzelim, öğretirim." Vefa mutlulukla ellerini çırpıp, radyodan güzel bir müzik açtı. Ablasına olan hayranlığı her geçen gün artıyordu. Oda aynı ablası gibi asker olmak istiyordu. Fakat o uçmak değilde karada olmayı tercih ediyordu. Bu yıl Kara Harp Okulu sınavlarına girmiş ve hepsinden geçmişti. Ekimde başlayacak olan okulu için şimdiden çok ama çok heyecanlıydı. Annesi Zeynep Hanım ne kadar gitmemesi için diretsede asker bir babaya ve ablaya sahip olması onu ikna etmek için yeterli olmuştu. Bir saatin sonunda dedelerine ait çiftliğin önüne gelmiş ve arabayı park edip inmişlerdi. Güvenlikte duran Murat Bey'e selam verip, bildikleri yoldan atış yapacakları yere ilerlediler. İzmir hedeflerini kendine göre ayarladıktan sonra atışını yapmaya başladı. Vefa her zaman ki gibi kenarıda durmuş, bütün ciddiyetiyle atış yapan ablasını izliyordu. Her hedefi on ikiden vuruyor olması ablasıyla bir kere daha gururlanmasına sebep olmuştu. İçinde askerlikle ilgili olan ufacık endişe tohumları şu anda tamamen kaybolmuş ve artık canı gönülden asker olmak istiyordu. Ablası gibi başarılı ve ülkesi için herşeyi yapacak bir asker olacaktı. "Gel sanada öğreteyim." Vefa düşüncelerinden sıyrılıp kendisine seslenen ablasının yanına ilerledi. "Şimdi ilk yapman gereken kendine sonuna kadar güvenmen. Kendine güvenirsen eğer atışta dahil herşeyi başarırsın anladın mı.?" Vefa heyecanla kafa salladı. İçinde her saniye büyüyün heyecanının önüne geçemiyor ve bunu yüzüne yansıtıyordu. Kardeşinin gözlerinde gördüğü heyecan ve gururla gülümsedi İzmir. Onunda asker olmak istediğini biliyordu. Birşey daha biliyordu ki onunda çok başarılı bir Asker olacağıydı. "Sol ayağını geriye at, omuzlarını dikleştir ve sağ elini hafif dirseğinden kırarak kaldır. Şimdi tut tabancayı. Sol elinle sağa destek ver. Evet böyle. Tek gözünü kapat ve şu noktada ki arpacıktan hedefe bak. Ve şimdi tetiği çek." Vefa ablasının anlattıklarını aynen yerine getirmişti. Metal, insan bedeni silüetinde ki hedefi karnından vurmuştu. "İlk atış için başarılısın. Eve gidene kadar seni daha iyi yaparın." ~ İki kardeşte atış yapmaya o kadar çok odaklanmışlardı ki, arka taraflarında onları izleyen iki kişiyi fark etmemişlerdi. "Yanımıza gelmeyi düşünüyor musunuz? Yoksa izlemeye devam mı?" Yada etmişlerdir. İzmir kendinden emin bir şekilde atışını yaparken yaklaşık 10 dakikadır izlendiklerinin farkındaydı. Gelen kişilerin onlara zarar vermeyeceğini ilk geldiklerin de sadece durup izlemelerinden anlamıştı. İki adamda fark edilmediklerini sanırken aslında çoktan fark edilmiş olmanın verdiği şaşkınlıkla onlara ilerledi. Vefa ablasının baktığı yöne doğru dönüp kimlerin geldiğine baktı. "Han Abiiii." Vefa kulaklıkları çıkarıp koşarak adını mutlulukla bağırdığı adamın yanına ilerledi. 7-8 ay önce tanıştıkları bu adamı gerçekten çok seviyordu. Babasının iş ortağı ve bu çiftliğin yanında ki diğer çiftliğin sahibiydi. İzmir ifadesiz suratıyla ilk önce kulakları çıkarıp daha sonra silahını beline yerleştirdi. Kardeşinin sarıldığı adamları kesinlikle tanımıyordu ve bu bilinmezlikler onu her zaman rahatsız ederdi. Şimdi olduğu gibi. Hızlı adımlarla yanlarına ilerleyip aralarında mesafe kalacak şekilde durdu. Vefa kocaman gülümsemesiyle Han'a sarılıyor ve diğer adama göz kırpıyordu. Ablasının geldiğini görünce Han'ın kolunun altından çıkıp yanına ilerledi. "Evet buda size hep bahsettiğim ablam İzmir.Kendisi izine geldi. Banada atış yapmayı öğretiyordu. Biliyor musun Han abi ilk atışımda başarılı oldum. Yani karnından vurdum ama ablam başarılı olduğumu söyledi." "Sen zaten her şeyde başarılısın güzelliğim. Tebrik ederim." İzmir sohbete katılmadan iki adamı süzüyordu. Han denilen adam oldukça uzun, yapılı ve yakışıklıydı. Yanında ki adamında ondan aşağı kalır yanı yoktu. "Tanışmadık, biz babanızın ortağı ve yan çiftliğin sahibiyiz. Ben Karan ve buda abim Han." "İzmir bende." İzmir iki adamlada tokalaşıp kardeşini korumak ister gibi koltuk altına aldı. Her zaman ki korumacı hallerini Vefa normal karşılasada, diğer iki adam bu yaptığına bir anlam verememişti. "Hadi Vefa eve gidelim." "Abla lütfen biraz daha çalışalım. Lütfen..lütfen.. lütfen." Vefa her zaman ki şirinliğini kullanmış ve sadece kendisinin ikna edebildiği ablasını yine ikna etmişti. Han ve Karan eşliğinde atış yerine geçip yerlerini aldılar. "Gösterdiğim gibi tekrar sol elinle destek ver ve elini bükme. Evet işte aynen böyle. Bir söz vardır gez, göz, arpacık diye o söz atıcılık için kullanılır. Bak şu uçta olan 'I' şeklinde ki çıkıntı hedefi sabitlemen içindir. Şu 'U' şeklinde olanlada I'yı görerek hedef tam atış yapabilirsin. Evet biliyorum biraz karışık ama okulda hepsini öğreneceksin. " "Hayır...hayır anladım abla." Vefa anladıklarını uygulamaya dökmek adına ablasından biraz uzaklaşıp hedefe odaklandı. Ablasının anlattıklarının hepsini yerine getirdiğinde hedefi tam alnının ortasından vurmuştu. Elinde ki silahı yere fırlatıp sevinçle ablasına sarıldı. Başardığı için ölesiye mutluydu. Böyle bir ablaya sahip olduğu içinde gururlu. "Muhteşemdi bebeğim. Tebrik ederim." Ablasına daha sıkı sarıldıktan sonra ayrılıp Han ve Karan'a döndü. Kollarını kocaman açıp ilk Karana ardından Hana sarıldı. Gerçekten uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştı. "Tebrik ederim güzelliğim. Harikaydın." Han her zaman ki gibi saçlarından öpüp gülümsedi. Böyle bir ablanın bu kadar cana yakın kardeşi olmasını aklı almıyordu. Neydi bu kadının gizemi.? Soğuk olması asker olmasından mıydı.? Yoksa başka şeylerde mi vardı.? Merak ediyordu Han. Hiç kimseyi merak etmediği kadar merak ediyordu hemde. "Hadi eve artık Vefa. Daha hazırlamam gereken valiz ve yenmesi gereken bir yemek var. " "Bir yere mi gidiyorsun İzmir. Tatil gibi yani.?" Karan sohbet açma babında sormuştu bunu. Geldiklerinden beri yüzlerine bile bakmayan bir kadının nereye gittiğini fazla merak etmiyordu. "Hayır Hakkari'ye dönüyorum . Avlanmak lazım. " Yüzünde oluşan sadist gülümsemeyle Han'a daha çok sokuldu Vefa. Ablasının bu psikopat yanından her zaman korkardı. Sinirlendiğinde ve öldürmesi gereken pislikleri düşündüğünde her zaman böyle bakardı. Soğuk ve katil gibi. Doğuda geçirecek olduğu son aylarıydı. Oraya döndükten 5 ay sonra, orada ki görevi bitecek ve üst makamlardan gelen emir ile İstanbula geri dönecekti. Geri dönme sebebi hala gizli tutuluyordu. İzmir için sorun değildi. Ülkesi ne isterse onu yapardı fakat doğuda oldukça mutluydu. Teröristleri teker teker öldürmek ona haz veriyordu. "Hadi Vefa. Bu son uyarım." Vefa, Han ve Karan'ı öptükten sonra ablasının korkutucu bakışları altından çiftlikten çıktı. İzmir'in birden bire değişen ruh hallerine anlam veremiyordu. Asker olduktan sonrada anlamayı zaten bırakmıştı. "Neden hemen ayrılmak zorundaydık ki. Han abilerle sohbet edeb..." Sözünün kesilmesine sebep olan ablasının çatık kaşlarıyla tam gözlerinin içine bakmasıydı. Ağzına hayali fermuar çekip önüne döndü. ~ "Fazla soğuk biri değil mi.?" Karan şaşkınca İzmir ve Vefa'nın arkasından bakarak sormuştu bu soruyu. Daha önce hiç bu kadar soğuk bi kadın tanımamışlardı. Abi-kardeş bu gizemli kadının neden böyle olduğunu sonuna kadar merak etseler bile sormaya cesaret edemiyorlardı. O yüzden onlara kalan şey; beklemekti. Sadece beklemek. * Thend
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE