Toprak Ve Kan

419 Kelimeler
Zelal, Doğduğum günden bugüne kadar bana zehirini durmadan aşılayan ailem, son günlerde garip bir sessizliğe bürünmüştü. Bu ani değişimin sebebini az çok tahmin edebiliyordum. Evlilik yaşım gelmişti. Yıllar önce benim adımı masaya koyarak verdikleri sözü şimdi tutmak zorundaydılar. Akşam ezanına daha vardı ama hava çoktan kararır gibi olmuştu. Babam —Murtaza Ağa— evden çıkarken arkasına bile bakmadan, “Bugün dananın kuyruğu kopacak,” dedi. Cümlesi soğuktu, yüzü gibi. Ne dediğini biliyordum. O kopacak kuyruk, benim boğazıma dolanacaktı. Saatler geçti. Her tik tak, içimde daha derin bir boşluk oydu. Ve sonra… Konağın önünde bir fren sesi. Ardından lastiklerin sesi… Babam gelmişti. O an, zindan gibi olan odama daha da kapandım. Zindan diyorum çünkü bu oda, konağın hemen girişindeydi. Herkesin gelişini, gidişini en net duyan yerdi. Ama ben oradan sadece acil durumlarda çıkabilirdim. Kaçmak gerekirse, ya da biri ölürse… O akşam ışığı özellikle açık bıraktım. Uyandığımı, farkında olduğumu, onun da bilmesini istedim. Babam olacak o adam, içeride uyumayan bir sessizlik olduğunu anlasın istedim. Saat gece yarısını geçmişti. Mardin ve Urfa’nın ileri gelenleri, ağaları, beyleri… Yıllar önce üzerimde aldıkları kararı bu gece uygulayacaktı. O kararı ben değil, onlar vermişti. Ama bedelini ben ödeyecektim. Kapım hafifçe çalındı. Ama kalbim, yerinden sökülecek sandım. Merak mıydı, korku mu, öfke mi… bilmiyorum. Hepsi birden bastı içimi. Kulaklarımda uğultu… Kapı yeniden çalındı. İkinci, üçüncü kez. Sonunda kalkıp açtım. Babam. Soğuk, donuk bir suratla karşımdaydı. “Anlaşma geçerli,” dedi. O an her şey sustu. Sanki içimdeki ses bile durdu. Kenara çekilip içeri girmesini bekledim. Ama o kıpırdamadı. Öylece dikilip baktı. “Ben istemiyorum, baba,” dedim. Gözümde tek bir damla yaş vardı ama her şeyi anlatıyordu. Gözleri birden açıldı. Sertleşti. “Ne demek istemiyorum? Yıllardır bunun için yaşadın sen,” dedi. Sözlerinin üstü örtülüydü ama tehdidi açık. Benim hükmüm yoktu. Ne söylediğimin, ne hissettiğimin bir değeri yoktu onların gözünde. Ama yine de denemek istedim. Belki, dedim… Belki bir ihtimal, içindeki vicdan kıpırdar da beni seçer. Toprağı değil. Bakışları beni delip geçerken, “İçeri gir baba,” dedim. Duymadı ya da duymamış gibi yaptı. Dönüp gidecekken, hayatımda ilk kez elini tuttum. Koluna yapıştım. “Lütfen baba… Sana yalvarırım. Beni onlara verme,” dedim. Kolunu çekmeye yeltendi ama o kadar sıkı tutmuştum ki, vazgeçti. “Ne olduğunu bilmediğim bir adama beni verme,” diye ekledim. İkimiz de sustuk. Hıçkırıklarım boğazıma düğüm attı. O sessizliğin içinde, nihayet konuştu: “Ben de istemiyorum onlarla dünür olmayı.” İçimde bir umut kıpırdaması gerekirdi. Olmadı. Çünkü sesinin tonu aynıydı. Sert, hesapçı, duygusuz. “Ama beni değil, toprağı seçeceksin… değil mi?” dedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE