Burak, hastane odasındaki aynaya bakıp içini çekti. "Gömlek, kravat, beyaz önlük... Bunlar Hande için sadece 'yaşlılık' belirtisi," diye mırıldandı. Mert, odaya elinde bir deri ceket ve siyah bir güneş gözlüğüyle daldı.
"Bak dostum," dedi Mert sırıtarak. "Hande’nin dünyasına girmek istiyorsan, Dokuz Eylül’ün cerrahı gibi değil, Alsancak’ın asi çocuğu gibi görüneceksin. Bu deri ceketi giy, o Cem denilen fitness budalasına gününü göster!" 😎🧥
😎 Yeni Burak ve Hande’nin Tepkisi
Burak, hayatında ilk kez saçlarını biraz dağıttı, deri ceketini giydi ve Hande’nin kaldığı odaya (yani artık "evine" dönüştürdüğü odaya) girdi. Hande yatakta bağdaş kurmuş, Cem ile mesajlaşırken Burak’ı görünce telefonu elinden düşürdü.
"Ohaaa! Burak Amca, sana ne olmuş böyle? Matrix filminden mi kaçtın?" diye kahkahayı bastı Hande. "Ama dürüst olayım, o kravatlı halinden bin kat daha 'cool' olmuşsun. Yine de o kaşlar hala 'ben emekli albayım' diye bağırıyor!" 😂🔥
Burak, cool görünmeye çalışarak masaya yaslandı. "Bak Işık... Yani Hande. Bugün hastaneden kaçıyoruz. Buca yollarını, o Cem’in motoruyla değil, benimle keşfedeceksin. Var mısın?"
Hande gözlerini parlattı. "Kaçmak mı? Macera mı? İşte şimdi konuşmaya başladın amca! Hadi gidelim!" 🏃♀️💨
🕵️♂️ Cem’in Kirli Planı: Altın Bileklik Bilmecesi
Bu sırada Cem, hastane otoparkında telefonla hararetli bir görüşme yapıyordu. Mert, köşeden onu dinliyordu.
"Evet abi, kız hala hatırlamıyor. O lise yıllarında taktığı o antika altın bileklik onda olmalı. Ailesinden kalan o yadigarı almam lazım, sonra bu 'lise aşkı' oyununu bitiririm," diyordu Cem. 🕵️♂️💰
Cem aslında Hande’ye aşık falan değildi; tek derdi Hande’nin lise yıllarında taktığı ve aslında çok değerli bir antika olan o aile yadigarı bilekliği ele geçirmekti. Hande’nin hafıza kaybı onun için bir fırsattı.
🎡 Buca Lunaparkı’nda Kapışma
Burak ve Hande, Buca’nın o meşhur lunaparkına gittiler. Hande çocuk gibi şendi. "Burak Amca! Çarpışan arabalara binelim, söz seni çok hırpalamam!" 🏎️💥
Tam o sırada Cem, elinde pamuk şekerlerle yanlarında bitti. "Hey Hande! Ben geldim. Bak, bu amca seni buraya mı getirdi? Gel biz motorla sahile inelim."
Burak, Cem’in önünü kesti. Siyah gözleri deri ceketinin altında daha da keskin duruyordu. "Cem Bey, Hande bugün benim misafirim. Ve senin o 'bileklik' merakın hakkında bazı duyumlar aldım."
Cem’in yüzü bir an gerildi ama hemen toparladı. "Ne bilekliği hocam? Sen iyice kıskançlıktan hayal görmeye başladın. Hande, gelmiyor musun?"
Hande, ikisinin arasında kaldı. "Ay ikiniz de ne kadar gerginsiniz! Madem öyle, bir yarış yapalım. Kim şu dev dönme dolabın en tepesinde daha az korkarsa, bu akşam dondurmaları o ısmarlar!" 🎡🍦
⛈️ Beklenmedik "Filtresiz" Hande
Dönme dolabın en tepesinde, Hande ve Burak baş başa kaldılar. Şehir ayaklarının altındaydı. Hande, Burak’ın elini tuttu. Burak’ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. "Hatırlıyor mu?" diye düşündü.
Hande, Burak’ın gözlerinin içine baktı. "Biliyor musun Burak Amca... Sen aslında çok iyi birisin. Ama neden hep bir şeyleri saklıyorsun gibi bakıyorsun? Cem bana sadece 'güzelim' diyor ama sen bana sanki 'dünyadaki son nefesimmişsin' gibi bakıyorsun. Lise yıllarımda bile kimse bana böyle bakmamıştı." ✨🥺
Burak yutkundu. "Çünkü sen benim için öylesin Hande. Hatırlamasan da, bana 'amca' desen de, sen benim..."
"Aaa! Bak Cem aşağıda dondurma sırasına girmiş, ne kadar düşünceli!" diyerek sözünü kesti Hande. Hafıza hala yerinde değildi ve beyin lobundaki o "neşe patlaması" duygusal anları sabote ediyordu. 🍦🎢