Banyodan çıkınca havlunun kokusuna sinmiş o tanıdık koku beni yine yakaladı. Vanilyanın hafif, melankolik bir dokusu vardı—Sedef’in yaz akşamlarında sürdüğü parfümün aynısı. “Tesadüf olamaz.” diye mırıldandım kendi kendime. Aklım çok karışıyordu. Ve artık içimdeki şüphe git gide artıyordu. Karnında çocuğuyla dedi… bunu duymuştum. Yanlış duymuş olamam. Beynim patlamak üzerdeydi. Kapının dibinde duruyordu Zeliha. Ayak seslerinden gergin olduğunu anlayabiliyordum. Sürekli hareket halindeydi. Beni banyo kapısında beklerken bile gerilmişti. “Hazır mısınız?” dedi. Sesinde bir kırıcı sertlik değil, kırılmaktan korkan bir sertlik taşıyordu. “Sen hazır mısın?” “Neye?” “Yakınlaşmaya.” Nefesi boğazında düğümlendi. “Ben… ben yakınlaşmıyorum.” “Zeliha, nefes alışın bile değişti.” “Herkes nef

