20.BÖLÜM

2135 Kelimeler
Elimi sokup iki memesini de sutyeninden çıkardım kenarlarından avuçladım ne güzellerdi ağzıma ziyafettiler, omuzlarıma tutundu kalçalarını avuçladım, hareket etmesi için yönlendirdim kendini bana sürtmeye başlayana kadar emdim, yaladım. Başımı iki elinin arasına aldı dudaklarımız yine birbirine karıştı, her hareketinde çıplak memeleri bedenime değiyordu. Birden durdu sesler geliyordu kucağımdan kalktı pencereye gitti. Akıllı kızdı tülü açmamıştı kenarından bakıyordu bende öbür taraftan baktım tam kapının önünde polis arabası vardı bir adamı durdurmuşlar kimliğine bakıyorlardı. Sorguladıkları adam temiz çıkmamış olacak arabaya koyup gittiler, bu bir gün iki günlük mesele değildi ki. Hayri Beye telefon açıp durumu anlatıp, komşularını uyarmasını istedim. İlk sözü “Aman oğlum Yasemin’le Güner kızımı yalnız bırakma yarın geliriz demek oldu.” Telefonum çaldı arayan Turgut’tu “Haklıymışsın bizimkiler bir iki kişiyi toplamışlar suç kaydı olan tipler. Polisler her an orada olamazlar mahalleli birlik olup koruma talep etmeliler.” “İyi de kime neye karşı koruma isteyecekler adamlar öyle bir anlaşma bırakmışlar ki evleri bedava istemiyorlar, değeri neyse bedel biçilmiş. Her şey kılıfına uygun hazırlanmış” “Bu işlerin inceliklerini de bilen sensin, biz işlenen suç varsa ilgileniriz. Arkadaşlar birkaç gün daha dolaşacaklar. Ters bir olayda telefon açmaktan çekinme” Telefonu kapattım Güner anne içeri girdi beni görünce şaşırdı, sonra kaşlarını çatıp kızına baktı. “Hoş geldiniz neden geldiğimi anlatayım” diyerek olayları anlattım “İyi ki gelmişsin hoş geldin oğlum” dedi. Yasemin annesinin arkasında hınzırca bir gülümsemeyle duruyordu. “Oğuzhan oğlum açtır yemek hazırlasaydın, bir de üzerini değiş bu ne hal” diyerek mutfağa yürüdü. Yasemin “Senden hemen önce geldi üstümü değişmeye fırsat bulamadım” dedi bu sefer ben sırıttım. Geldiğinde altında eşofman vardı annesinin bilmediği kalçalarının çok seksi göründüğüydü. Kadın çok becerikliydi yarım saat içinde sanki ziyafet masası kurmuştu, her yemeğinin tadına baktım “Siz kesinlikle aşçı olmalıydınız her yemek bu kadar mı lezzetli olur” “Yemek yapmayı seviyorum, afiyet olsun oğlum. Kızıma da öğretmeye çalıştım benden güzel köfte yapar, mezeleri de çok güzel olur” “Henüz nişanlımın yaptığı yemeklerden yemedim sizin yarınız bile yemek yapsa yeter” Kadınımın köftesi çok lezzetliydi kadıncağıza yedim çok beğendim diyemedim. “Bu gece izniniz olursa burada kalmak istiyorum gece ne olur ne olmaz” “Sorun değil, Yasemin’in odasında yatarsın” Yasemin’in odasında mı yatarım? “Kızım yeni çarşaf ser, ben bavula koyarız diye pijama almıştım onu çıkarda giysin” Ters düşünmem bile saçmaydı ne yapayım bir anda heyecan yapmıştım, Yasemin çarşaflarını değiştirirken odasının kapısında dikiliyordum “Yardım edeyim mi?” diye seslendim… Eğilip doğrulurken kendime göz ziyafeti çekiyordum. Çarşaf sermeyi bilerek uzatmıyorsa ben Oğuzhan değildim. “Bitti” diyerek doğruldu kocaman gülümsedi. Yanımdan geçerken “Az kaldı az” diye fısıldadım. Elime pijama tutuşturdu kışlık pijamaydı ben bununla pişerdim… “Bilgisayarını kullanabilir miyim?” “Şifreli değil açma düğmesine dokunman yeterli” Kendi mailime gönderdiğim dosyalara üstün körü baktım incelemesi benim vazifem değildi. Olduğu gibi gönderdim. Beni ilgilendiren RVA dosyasıydı, çalışanların, çıkanların ve ölenlerin isimleri vardı. Salih Demirci ölenlerin arasındaydı, bilirkişi raporuna baktım. Dört işçi gece yasak olduğu halde inşaat halinde ki binaya girmişler. Emniyet kemerlerini takmadan iskeleye çıkmışlar on beşinci kattan düşerek ölmüşler. Yapılan otopside dördününde içkili olduğu tespit edilmişti. Yüzde yüz hata ölen işçilerde görünüyordu. Neden ailelerine haber verilmemişti? Açıklama isteyen konu buydu. Verilen bilirkişi raporu sahte olmalıydı, ölümleri gizlemelerinin bir nedeni olabilirdi suç şirketinse yeterli koruma sağlanmamışsa bu ortaya çıktığı anda çok büyük tazminat ödemek zorundaydılar. Ailelere bildirim olsaydı mutlaka karşı dava açılırdı, belki de otopsi tekrar istenirdi. Paravan şirketi kapatıp olayın üstünü kapatmayı tercih etmişlerdi. Yok, olan şirkete kim dava açabilirdi. Bu kaza olayından sonra holding yarım kalan inşaatı kendi üstüne alarak plazayı tamamlamıştı. RVA dosyasını da yolladım tahminim doğru çıkarsa başlarına çok bela açılacaktı. Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım… Bir ara sessizce geldi dur diyemeden hemen çıktı… Yatağı bana göre küçüktü neredeyse sabaha karşı uykuya daldım, sabah kapının tıklatılmasına uyandım “Oğuzhan dedemler geldi kahvaltıyı bahçeye hazırlıyoruz, banyoya yeni diş fırçası koydum” Bir kez giydiğim kıyafetleri özellikle yazın ikinci kez giymeyi sevmiyordum. Böylesi bir durumda mecburdum. Kapı aralandı bir kol içeri uzandı elin ucunda gömleğim vardı “Gece yıkadım şimdi ütüledim, pantolonunu yıkamaya cesaret edemedim. Ceplerini boşaltırsan siler ütülerim. Bu da yeni bir çift çorap dedi eli bir kez daha içerideydi bileğini yakalayıp öptüm. “Teşekkür ederim canım” Banyo yapamayacaktım, el bir daha uzandı “Banyo havlun, bu da iç çamaşırın, nişan bavulunun karşılığı olan bohçadan kullanıyorsun haberin olsun. Annemle aşağıya iniyoruz rahat hareket edebilirsin” Yatağımı topladım çeyizlerimi alarak banyoya girdim, duş iyi gelmişti. Sakallarım çıkmıştı bu günlük idare ederdi. Giyinip aşağı indim kahvaltıya başlamak için beni bekliyorlardı. Olayları anlatarak dikkatli olmalarını söyledim. İşe gitme vaktim gelmişti, Yasemin arabaya kadar benimle birlikte geldi “Dün elime bir dosya geçti gece inceledim şüpheli bulduğum olaylar var, araştırılma yapması için yetkililere gönderdim. Bir sorum olacak neden sorduğumu düşüncelerim doğrulanırsa da doğrulanmasa da daha sonra açıklayacağım. Baban içki içiyor muydu?” “Ben içtiğini hiç görmedim hatta içki içen arkadaşları için rızklarını ailelerine değil içkiye yatırıyorlar diye söylendiğini duymuştum. Annem benden çok daha doğrusunu bilir istersen sorayım” “Şimdiden kadıncağızı üzmeyelim, çarşaflarımı değiştirme birkaç gün sizde kalmak istiyorum. Kötüler gündüzden daha çok geceleri ortaya çıkar” “Serdar seni tanıyor mu?” “Dün ayaküstü görüştük” “Ya seni buralarda görürse şüphelenmeyecek mi?” “Dikkatli olurum sizi yalnız bırakamam, deden tekerlekli sandalyede. Amcan tek başına hepinizi koruyamaz. Akşam görüşürüz” **** Odama girer girmez Mithat Beyin beni beklediği haberini aldım, odasında kamera olabilir miydi? Olan olmuştu yanına gittim Taylan koltuklardan birinde oturuyordu merhabalaştık. “Aferin Oğuzhan dosyayı o kadar güzel hazırlamışsın ki onay veriyorum hemen işlemlere başla” “Teşekkür ederim Mithat Bey” “Senden daha büyük işlerde bekliyorum, bu arazi işini keşke sen alsaydın” “Benim alanımın dışında, oğullarınızın başarılı olacağından eminim” “Ben hiç emin değilim ikisi de birbirinden beceriksiz, bu gece evime yemeğe gelmek istermisin? Eda seni bekliyor” Eda ismini duyunca tüylerim ürpermişti “Üzülerek nazik davetinizi geri çevirmek zorundayım daha önceden verilmiş sözlerim var” “Baba kızına söyle Oğuzhan’dan vazgeçsin kuş kafesten çoktan kaçmış haberimiz olmadı, beyefendi nişanlanmış” Taylan’ın sesi sinirli çıkıyordu neden olduğunu çok iyi biliyordum, nişanlım kimdi neden o görmemişti… “Tebrik ederim niye haberimiz olmadı, davet etseydin yanında olmak isterdik” Elini uzatıp puro aldı iki parmağı arasında biraz döndürdü, ucunu kesip içine derin nefesler çekerek yaktı. Dumanını üfledi öksürmemek için kendimi zor tuttum işte şimdi tam kodamanlara benzemişti. Ben asla istemezdim diyemeyeceğime göre “Aile arasında nişan taktık Mithat Bey, bana müsaade bir an önce işe başlamam gerekiyor. Sohbet ettiğim her an şirket para kaybediyor” demeyi tercih ettim. Odasından çıkarken Mithat beyin senin yerine keşke oğlum Oğuzhan olsaydı dediğini duydum. Önceden böylesi acımasız sözleri duyduğumda Taylan’a ne kadar kızgın olsam da üzülürdüm şimdi üzülmüyordum. Bana yaptıklarından dolayı fazlasını hak ediyordu. Şirket sahiplerini arayıp hisselerinin diplerde olduğunu şimdi ellerinden çıkarmazlarsa kayıplarının çok olacağını söyleyerek verdiğim fiyatı biraz daha arttırdım. Analiz raporlarını faksladım akşam mesaisi bitmeden görüşme yapmak istediler. Yasemin’e geç geleceğimi bildirerek randevu yerine gittim altmışlı yaşların sonlarında iki adam tarafından karşılandım. Gönderdiğim dosyaları incelediklerini bir de yüz yüze görüşelim diye düşündüklerini söylediler. Hazırlıklı gelmiştim, yaptığım araştırma dosyalarını sayfa sayfa anlattım. “Babamızın emeğinden vaz geçmek istemiyoruz ne yapmalıyız diye sordular” Dosyalarımı topladım “Ya teklif ettiğim bedeli alacaksınız ya da teklifimden fazlasını verip teknolojiye uyum sağlayacaksınız başka türlü kurtuluşunuz yok” “Sen bize yardım edemez misin?” “Beyler ben Altun Holding çalışanıyım ve büyük yatırım olmadan asla düzelmez. Böylesi yüksek meblağlar gerektiren işi bir çırpıda kurtarmak hiç kolay değil. Bence size çok iyi teklif verdik kabul edin derim” Adamların teklifi son çırpınışlarıydı, bu gün satışa karar verecek olurlarsa hayatlarında ki en doğru kararı vermiş olacaklardı. Birkaç gün sonra çok geç kalmış olabilirlerdi. Kabul ediyoruz dediler olması gereken buydu içiniz rahat olsun en doğru kararı verdiniz dedim. Yanımda getirdiğim imzalı onaylı satış sözleşmesini uzatıp Mithat Beyi görüntülü aradım. İşlemin onaylandığını söyledim imzalar atılırken görmesini istiyordum. Saatime baktım bankalara ödeme talimatı gitmesi gerekiyordu. Yarım saat sonra adamların bankasından ödeme yapıldı iletisini aldık. Şirket resmen Altun holding bünyesine katılmıştı. Tüm işlemleri ön görerek hazırlandığımdan Holdingin çalıştığı banka ödenecek parayı hazır tutuyordu. Adamlar birlikte yemek yemek istediler onları kıramadım ikisi de çok hoş insanlardı. Bir saat sonunda ellerini sıkıp tekrardan hayırlı olsun diyerek masalarından kalktım. Sevdiğim beni bekliyordu evime gidip duşumu alıp iki üç gün yeterli olacak şekilde bavulumu hazırladım. Bir saat daha geçti nihayet gelebilmiştim. Yasemin arabanın sesini duymuş olmalıydı bahçe kapısının önüne çıktı. “Hoş geldin hayatım, aç mısın?” “Yemek yedim güzel demlenmiş çaya hayır demem” Hayri Bey “Gel damat kaynanan seni sevecek, semaverde demlenen çayımız yeni fırından çıkmış el açması ıspanaklı böreğimiz var” dedi. Her zaman oturduğum koltuğa geçmedim sırtım yola dönük olmalıydı ne olur ne olmazdı. Görülme tehlikesini yaşayamazdım. Sabahtan beri her hangi bir olay olmamıştı bir iki kez polis aracı geçmişti… ***** Gece gürültüye uyandım, yatağımdan nasıl fırladığımı bilemedim. Holün ışığı yanıyordu Güner Hanım odasından çıktı duman kokusu vardı “Yasemin nerede” diye sordum sokak kapısını açmıştı “Oğuzhan bir yerler yanıyor olmalı” diye seslendi. Peşinden gittim dışarıda koku çok daha fazlaydı. Yasemin’i arkama çekip merdivenlerden hızla inmeye başladım. Hasan Beyde dışarıdaydı elinde ki su şişesini tutuşmuş otlara döküyordu. Hortumu gördüm çeşmeyi açıp ufak çaplı yangını söndürdüm. Semaver tam sönmemiş olmalıydı, yere düşen ateş kuru otları tutuşturmuştu. Hasan bey özür dilerim benim hatamdı iyi geceler dedi evine girdi. Anne kızı merdivende birbirine sarılmış olarak görünce Yasemin’in anlattıkları aklıma geldi. Yangın onların korkulu rüyasıydı Güner hanımın yüzü yaş içindeydi kızını kucağında sallıyor geçti yavrum uyan artık diyordu. Yasemin’i kucakladığım gibi eve taşıdım koltuğun üstüne yatırdım annesi su getirdi yüzüne serpti. “Anne yangın kardeşim” diye bağırarak gözlerini açtı, hıçkırıklarına kalbim dayanmıyordu. Annesi sıkıca sarıldı sadece elini tutabildim… Neden sonra sakinleşti koltuğa cenin gibi kıvrıldı annesi yanından kalktı “Kızım sana emanet oğlum” diyerek odasına gidip kapısını kapattı, kadıncağızın boğuk sesi kulaklarıma geldi o da ağlıyordu… Yerden kalkarken Yasemin kolumu tuttu “Beni bırakma” “Asla bırakmam, pike getirmek için kalktım titriyorsun” “Sinir boşalması birazdan geçer, bana sarılman yeterli annemin yanına gitmeliyim ” Yanına oturup kucağıma çektim annesinin yaptığı gibi salladım saçlarını okşadım, elimi o kadar sıkı tutuyordu ki keşke acısının hepsini ben yüklenebilseydim. “Gitmeliyim” diyerek kucağımdan kalkmaya çalıştı kollarımı biraz daha sıktım kuvvetimi ona geçirmek istiyordum. Onunla birlikte kalktım kolundan tutarak annesinin odasının kapısına götürdüm. Yanağımdan öpüp iyi geceler diyerek odaya girdi. Gözleri yaşlı iki kadını acılarıyla baş başa bırakarak odama girdim nasıl yüreğim yanıyordu. ***** YASEMİN Annemin koynunda sabahı sabah ettim annemde benim gibi uyumuyordu. “Sen olmasaydın ben ne yapardım” diyerek anneme sıkıca sarıldım. “Kuzum ya seni de evde bırakmış olsaydım, ikinizi de kaybetseydim ben ne yapardım sizsiz nasıl yaşardım. Ah yavrum hep keşke oğlumu da sarıp sarmalayıp yanıma alsaydım diyerek bu yaşıma kadar geldim son nefesimi keşke diyerek vereceğim. İçimde öyle bir yara ki hiç iyileşmedi, baban gitti ağladım üzüldüm, zaman gözyaşlarımı durdurdu ama evlat acısı hiç geçmiyor. Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın…” Anneme daha sıkı sarıldım, gün ağarırken uykuya dalabildim. Uyanıp kalktığımda saat ona geliyordu. Annem yanımda değildi odama koştum, Oğuzhan da gitmişti. Özür dilerim uyumuştum diye mesaj attım. İyimisin karşı yanıtını şimdi daha iyiyim, seni seviyorum yazarak cevapladım. Bende seni çok seviyorum cevabı anında mesajlarıma düştü. Ortalığı sildim süpürdüm, zeytinyağlı yemekler beklerse daha lezzetli olur diye tembihleyen annemin sözünü dinleyip pişirip dinlenmeye bıraktım. Aşağı inip yanmış bölgeleri temizlemeye uğraşan ikide bir doğrulup belini tutan amcama kıyamadım oturmasını söyledim, çalıları yolup toprağı havalandırdım. Bana iş lazımdı teyzemin yanına eve girdim kadın iş yapmaya uğraşıyordu. Süpürgeyi elinden alıp, kahve yaptım eline vererek koltuğa oturttum, tüm evi süpürüp tozunu aldım. “Sen gidince biz ne yapacağız?” “Uzağa gitmiyorum ki teyzem yine gelir dolaşırım, ben sizlersiz kalamam” “Ah ah evlenmeden hepimiz öyle dedikte koca evi nedense daha tatlı oluyor, baştan annem dersin sık gelmeye çalışırsın, sonra hayatın gailesine dalar haftada bir, ayda bir bazen bayramdan bayrama ana evine anca gelirsin. Analar babalar gözleri yolda bekler, beklerde yavrularına kızmazlar. Hepsi aynı yoldan yürümüştür, hele bebeler olunca özlem evlat özleminden torun özlemine döner. Böyle gelmiş böyle gider yavrum” “İşler bitti bol köpüklü bir kahve yapayım bahçede içelim” “Yap bakalım orta dolapta lokum var, bilirsin deden çok sever bolca koyda getiriver” Saat bir olmuştu, Oğuzhan’ın gelmesine dört saat vardı. Kahveler çoktan bitmişti fincanları yıkayıp kurulayıp aldığım yere yerleştirdim. Evlilik tarihimiz yaklaşıyordu on gün kalmıştı. Acele etmeliydim yapılacak dünya kadar hazırlık vardı, yukarı çıkıp nikâh şekerlerine bakmaya başladım iki beyaz güvercin yan yana duruyordu evinde ki balkona konan güvercinleri anımsatıyorlardı, beğenmiştim geldiğinde onay verirse ısmarlardık. Davetiyeye ihtiyaç duymuyordum ama hatıra olarak isterdim. Yine üstünde iki güvercin olan davetiyeyi seçtim, hem nikâhın, hem nişanın tarihleri yazabilirdi. Başka ne kalmıştı fotoğrafçı ve kuaför, araştırmaya başladım sanat eseri gibi fotoğraflar çekiyorlardı bunu da Oğuzhan’la kararlaştırırdık. Her zaman gittiğim kuaförümü aradım nikâh gününü, saatini söyledim randevuyu onayladım. Tüm ön hazırlıklar bitmişti evlenmemize sayılı günler kalmıştı. ****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE