Akademiden hemen sonra okula geçerek dans dersimden sonra da yine Mario'nun dairesine döndüm. Tabi ki tek başıma... Aklımda dönüp duran düşüncelerin bir yerden sonra beni hasta edeceğini bildiğimden kendime bir süre düşünmeyi yasakladım. Yapılacak şey aslında çok basitti; bir kadeh alıp koltuklardan birine yayılmak ve televizyondaki komedi dizilerinden birinin yeni bölümünü izlemek. Ama hayatım son iki aydır bu kadar basit ve öngörülebilir biçimde ilerlemediğinden tam rahat koltuğa kendimi bıraktığım anda telefonum çalmaya başladı. Oturduğum yerden doğrulup ayaklarımın hemen dibindeki cam sehpanın üzerinde duran telefonumu elime aldım. En azından arayan Franke'ydi. "N'aber güzellik? Ne yapıyorsun?" diyen coşkulu sesine aynı çoşkuyla karşılık vermeyi çok isterdim ama yorgundum ve dinlenme

