Gerçekler

1212 Kelimeler
Gözlerimi açmadan içimden birkaç kez tekrar ettim. Onun yatağındasın... onun yatağındasın.. Ahh Tanrım!! Gerçekten de onun yatağındaydım... Belime sıkıca sarılmış kollar beni biraz daha kendine çektiğinde sessizce iç geçirdim. Enseme bir öpücük konduran, burnunun ucunu tenime değdirmeden önce sanki kokumu zihnine sonsuza dek kazıyormuş gibi içine çeken adamın varlığı görmezden gelinemeyecek kadar fazlaydı. İnanılır gibi değildi. Dün akşam yaşadıklarımızdan sonra onunla yüzleşmek şimdi neden bu kadar zor geliyordu ki? Normal olan yüzümü ona dönüp gözlerine bakmak sonra da kollarımı boynuna dolayarak beni dün gece arzuyla öpen o dudaklarından öpmekti ama yapamıyordum. Kendime sakinleşmek ve olanları sindirebilmek için biraz daha zaman vermem gerekiyordu. Ama onun arkamda, kalçalarımı okşamaya başlayan elleri bunu giderek zorlaştırıyordu. "Bebeğim neyin var?" diyen uykulu sesi kulağa seksi geliyordu. Uyandığımı anlamıştı. Ve tutukluğumun düpe düz farkındaydı. Tek eliyle saçlarımı yavaşça okşamaya başladı. Bu yaptığı sakinleştirici bir davranıştı. "Laila yanımdasın, benimlesin. Hep yanımda olacaksın. Şimdi bana bakar mısın?" dedi sakinleştirici ve yumuşak bir tonlamayla. Onu nasıl geri çevirebilirdim ki? Yavaşça ona doğru dönerken eli bu sefer yer değiştirmiş kalçamdan yüzüme geçmişti. "İyi misin?" "Hı-hıı" diyerek kafamı salladım ve bakışlarımı o öpülesi dolgun dudaklarına kaydırdım. Gözlerine bakmaya utanıyordum. O dudaklar gerilerek çapkın bir gülümsemeye ev sahipliği yapmaya başlayınca bakışlarım yukarıya kaydı ve o zaman kendimde gözlerinin içine bakma cesareti bulabildim. Sıcacık, yumuşak ama şehvetle parlayan bakışlarını görmezden gelemezdim. "Buraya gel," dedi ve kollarını doğrudan bana açtı. O kadar güzel gülümsüyordu ki o gülümseme beni kendine çekti. Tüm endişelerimin buhar olup uçmasını sağladı. Kucağına doğru kaydım ve kollarımı geniş kaslı gövdesine doladım. "Sana ne kadar ihtiyacım var, tahmin bile edemezsin, Laila," dedi. Onun gibi her şeye sahip, güçlü bir adamın sanki hayattaki tek kurtarıcı dal parçasıymışım gibi bana böyle şeyler söylemesine bayılıyordum. Benim için söylediği tüm o güzel sözleri seviyordum. Sahiplenici ve koruyucu olmasını seviyordum. Tüm bunlar bana evimdeymişim gibi hissettiriyordu hem de bu kadar kısa sürede. Unuttuğum tüm o sıcak duygulara yenilerini ekliyordu. Belki de bunların benim için ne ifade ettiği hakkında hiçbir fikri yoktu. "Senin mi bana ihtiyacın var?" diye sordum masumca. "Hayatımın ne kadar karmaşık olduğu konusunda hiçbir fikrin yok ve şu anda ne kadar mutluyum bilemezsin. Zaten nelerle uğraştığımı bilsen belki dün gece kollarımda olmazdın bile." "Söylemeye çalıştığın şey ne? Dün gece de beni kendinle, hayatınla ilgili uyardın ama inan anlamıyorum." "Neresinden başlasam bilemiyorum...Rossino adı, hem gücü hem de o gücün getirdiği gizliliği taşıyor. Hem güçlüyüz, hem zayıfız hem de tehlikeliyiz. Tehlike altındayız. Dikkat çekiciyiz. Büyük abim, Domaniç yıllar önce bir çatışmada öldürüldü. Hem de yakın arkadaşlarımızdan biri tarafından; bir muhbir tarafından. Diğer abim, Lucca ise çok zor zamanlar atlattı. Şimdi tüm işlerin başında ben varım. Kocaman bir ailenin tüm sorumluluğu; bu aile ki sadece kan bağıyla bağlı olduklarımız değil, benim üzerimde. Mesela Gianni gibi bir sürü pislik adamla uğraşıyoruz. Yaptığımız işleri sana anlatıp da canını sıkmak istemiyorum ama; senin varlığın artık her şeyi daha katlanılır kılıyor. Bu kadarını bilsen yeter." Ailesi hakkında kısa da olsa anlattıkları üzücüydü. Korkmam gerekiyordu belki ama yapamıyordum. O duyguya bu adamın sıcak kolları arasındayken kendimi tamamen kapatmış gibiydim. "Abin için çok üzüldüm. Hayatında bir anda böyle bir değişiklik yarattığım için ise çok mutlu oldum. Senin benim için de aynı farklılığı yaptığını bilmeni isterim. Uzun zamandan sonra ilk defa birine güveniyorum," dedim. Yattığım göğsünden biraz gerileyip ona bakmamı sağlaması ise ani oldu. Dudakları bir anda benimkileri buldu. Derin ve anlamlıydı. Kollarındaydım ve dünya yansa umurumda değildi. Sabahki çekingenliğim de utangaçlığım da buhar olup uçmuştu. Bir saat sonra evden ayrılırken onunla konuşamadığımız daha bir sürü şey vardı ama sıkıca tuttuğu elimi hiç bırakmadığı sürece her şey hallolur gibi geliyordu. Onun arabasında okuluma doğru ilerlerken bana bundan sonra okula korumasıyla gidip geleceğimi, bunun onunla birlikte olmanın bir parçası, aslında bir zorunluluğu olduğunu anlatıyordu. Bu durumdan ne kadar hoşlanmasam da dediğini mecbur kabul etmiştim. Belki söylediği gibi Gianni sorunumuz ortadan kalktıktan sonra bu güvenlik önlemlerine de gerek kalmayacaktı. "Bugün Franke'yle de konuşursun. Eğer evinden almak istediğin eşyaların varsa yanında birini götür. Sana yardımcı olsunlar. Ve eksiklerin için de hafta sonu alışveriş yaparız," derken ben sıkıntıyla yüzümü asınca, "Ne oldu?" diye sordu. "Bana bir şeyler almanı istemiyorum. Hem birlikte yaşamak için biraz erken değil mi? Yani seninle birlikte olmak istemediğimden değil ama işte bilemiyorum birbirimizi..." derken aniden sözümü kesti. "Bizim için erken diye bir şey yok; seninle yaşayacaklarıma geç kalmışım gibi hissederken her zaman yanımda olmanı istiyorum." "Ama ben?" diye tekrar itiraz edecek oldum ama dudakları benimkilerin üzerine kapanıverdi. Cümlemi tamamlamamı beklemedi. Ne ara ona bu kadar kolay teslim olmuştum farkında değildim ama beni serbest bıraktığında kalp atışlarımın normale dönmesi uzun zaman almıştı. Bana bakan gözbebekleri arzuyla büyümüştü. "Bana istediklerini yaptırmak konusunda hiç adil davranmıyorsun," diyerek kıkırdadım. "Hiçbir zaman adil olmayacağım da. Bilgin olsun," dedi gülümseyerek. O kadar yakışıklıydı ki onu izlerken kalbim eski ritminde artık ne yapsa atamazdı. Ona aşık olduğumu biliyordum hem de ümitsizce. "Hafta sonu dans gösterisi için elemelere katılacağım. O yüzden bugünden sonra biraz sıkı çalışmam gerekiyor. Bugün akşam da biraz geç ayrılabilirim okuldan," deyince, kaşları çatıldı. "Kiminle çalışacaksın?" diye sordu. "Franke ve birkaç arkadaşım olacak." "Dünkü hocan olacak mı peki çalışmalarda?" diye sordu sertçe bu sefer. Vereceğim cevabın onun ruh halini anında değiştireceğini bildiğimden, "Hayır. O bizim çalışmalarımıza katılmaz," dedim ilgisizce. Tahmin ettiğim gibi yüzünün hatları gevşedi. "Seni gün boyu özleyeceğim. Akşam seni almaya ben gelirim öyleyse," dedi. "Ben de seni özleyeceğim," derken yanaklarım kızarmıştı. Okulun kapısına geldiğimizde onun arabadan inmeyip yoluna direk devam edeceğini anladım. "Akşama görüşürüz," deyip bu sefer de kulağıma çok yakın bir yerden beni öptü. İçimi titretmişti. "Görüşürüz," dedikten sonra arabadan indim ve kapımı açan korumayla birlikte okulun kapısına doğru ilerledim. Sınıfın kapısına geldiğimizde ise Franke ve yanında duran Jimmy bir benim bir de yanımdaki iri yarı korumanın üzerinde soru sorar bakışlarını gezdirirlerken, hallerini çok gülünç buldum. "Selam," derken onlar hala korumaya odaklanmış benimle ilgilenmiyorlardı. Dün de bu koruma yanımdaydı ama sınıfın kapısına kadar benimle gelmemişti. Bugün alenen bir korumam olduğu anlaşılıyordu. Şimdi herkes dönmüş bize garip garip bakıyordu. Koruma bana biraz yaklaşıp, "Hanımefendi, ben buralardayım. Siz bir şey olduğunda hemen bana haber verirsiniz," diyerek, beni arkadaşlarımla göz hapsinde tutacak kadar uzak bir mesafeye çekildi. "Tamam," diyerek başımı salladım. Sınıftan içeri girer girmez kulağıma eğilen Franke, "Demek ki neymiş? Bizim tatlı güzel Laila'mız ile seksi İtalyan Rossino dün gece çok heyecanlı anlar geçirmiş. Adam seni elinden kaçıracak diye ödü kopuyor, baksana. Koruma takmış peşine," deyip kıkırdadı. "Kes sesini!" diye ondan uzaklaştım ama ben de safça sırıtıyordum. Dersin ilk on dakikası ısınma hareketleriyle geçtikten sonra çalışmaya başladım ve sonrasındaki saatler boyunca tüm dünyadan soyutlanıp sadece dansıma odaklandım. Dersin bitiminde kendimi hiç bu kadar özgür hissettiğimi hatırlamıyordum. Çıkışta korumamı beni hâlihazırda koridorda beklerken görünce Mario'nun beni aramış olabileceği aklıma geldi. Çantamın içinde telefonumu arayıp bulduğumda beni bir sesli mesajın beklediğini gördüm ve vakit kaybetmeden mesajı dinlemeye başladım. "Laila. Ben Albert. Dün sana gereksiz yere sert davrandığımın farkındayım. Bunun için çok üzgünüm. Bu akşam dersten sonra seninle acilen konuşmak istiyorum. Önemli şeyler..hmmm...Geleceğin ve geleceğini mahvetmesi muhtemel dün yanındaki adamla ilgili. Onun sandığın gibi iyi biri olmadığını anlayacaksın. Tehlikede olabilirsin." Konuşma öylece bitiyordu. Bu adamdan artık fena halde sıkılmaya başlamıştım. Bana takıntısı varmış gibi davranıyordu ve onunla evlenmek istemediğimi bir türlü anlayamıyordu. Şimdi de kendince bana yaklaşmak için Mario'yu kullanmaya çalışıyordu.     Kaşlarımı çattım ve seçeneklerimi düşündüm. Akşam onunla konuşmaya kalkarsam ortalık fena halde karışabilirdi. Mario'nun onunla bir daha yüz yüze gelmesini istemiyordum. Dekan'a öğlen onunla odasına görüşmek istediğime dair bir mesaj attım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE