Teklif

1072 Kelimeler
Dekan'ın ofisine yaklaşırken kendimi gergin hissediyor, bu yaptığımın tamamen saçmalık olduğunun bilinciyle adımlarımı her zamankinden daha sık atıyordum. Onun rahatsız edici varlığını görmezden gelmek imkansızken o da nedense bunu fazlasıyla zorlaştırmak için elinden geleni yapıyordu. Bu durumda onunla yüzleşmekten başka bir şansım yoktu. Yaklaşık üç saattir durmaksızın dans ettikten sonra şimdi Mario'nun kollarında dinlenmek varken bana saplantılı bir şekilde ilgi duyan bu adamın saçmalıklarını dinlemem gerekiyordu. Birazdan gerçekleşecek nahoş konuşma için Dekan'ın kapısının önünde dikilirken bunun hayatım boyunca yapacağım en akılsızca şey olduğunu biliyordum. Ona bir daha beni bu evlilik meselesiyle rahatsız etmemesini aksi takdirde onu okul kuruluna şikâyet edeceğimi söylemeyi planlıyordum. O kadar ileri gideceğini düşünmesem de gözümü fena halde karartmıştım. Şimdi kapısının önünde dikilirken beni buna mecbur etmemesini dilemekten başka şansım kalmıyordu. Onun bana neler anlatacağını deli gibi merak etsem de aşık olduğum adam hakkında söyleyeceği şeyler bana bir anlam ifade etmeyecekti. Mantıklı düşündüğümde aslında Mario'nun hayatının benimkiyle tamamen ters olduğunu görebiliyordum ama bu dünyada biraz da dengesizliklerden doğan güzelliklere yer olduğunu biliyordum. Benim hayatımda da onun gibi bir adamın getireceği güzelliklere, yeniliklere ihtiyaç vardı. Her şeyi düzene koymaya çalışmaktan ve düşünmekten bıkmıştım. Kendimi onun akışına bırakacaktım. Derin bir nefes aldım ve kapısını tıklattıktan sonra Dekan'ın içeri girmemi söyleyen sesiyle kapı kolunu yavaşça çevirdim. Kapıyı açıp içeri girdim. Masasına doğru ilerlerken o da oturduğu koltuktan kalktı ve gülümseyerek yarı yolda beni karşıladı. "Hoş geldin, Laila," dedi elini dostane bir şekilde uzatarak. Yarım zorlama bir gülümseme ve bir baş hareketiyle karşılık verdim. Ben koltuklardan birine yerleşirken, o da tam karşımdaki koltuğa oturdu. Bana yönelik bu hayran bakışları üzerimde gezinirken artık Mario'ya ait olduğumu bildiğimden midir beni eskisinden de rahatsız hissettirmişti. Sessizlik hâkimdi ortamda. Sonra oturduğu yerden uzanarak masasının üzerinde duran özenli bir şekilde katlanmış kağıdı aldı ve bana uzattı. Gözlerini ilgiyle bana dikmişti. Bakışlarımı ondan kaçırdım. Kağıda uzanıp elime aldım ama onu açıp ne yazdığına bakmadan önce, "Bu da nedir?" diye sordum. "Siyah Orkide de bir sezon boyunca dans edeceğini taahhüt eden ve diğer tüm koşulların yazılı olduğu sözleşmen," dedi. "Dans edeceğim mi?" diye sordum ne dediğini tam manasıyla idrak edemeden. "Hafta sonu yapılacak seçmelere katılacaksın ama bu sadece yöneticilerin ve koreografların seni izlemesi için formaliteden olacak. Aslında orada diğerleri gibi yarışıyor olmayacaksın," dedi. "Anlamadım. Bu da ne demek oluyor?" diye sordum bir kez daha. Hala söylediklerinin anlamsızlığı karşısında bocalıyordum. "Sana ve dansına kefil oldum demek. Siyah Orkide sen oldun demek," derken genişçe ve gururla gülümsüyordu. Söylediği şeyden o kadar rahatsız olmuştum ki, "Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz!" diye yüksek sesle bağırdım. "Laila lütfen, sakin ol. Neden böyle bir tepki veriyorsun? Oysaki ben senin buna sevineceğini düşünmüştüm," derken gerçekten alınmış görünüyordu. Bu adama neler oluyordu böyle? Şimdi de imtiyazlarını kullanarak benim gözümü boyayacağını ve böylelikle beni elde edeceğini mi sanıyordu? İnanılır gibi değildi. "Sizin bana teklif ettiğiniz şey tamamen beni kayırarak bir yerlere gelmemi sağlamak. Adil olmayan bir şekilde hem de. Bunu kabul edebileceğimi nasıl düşündünüz! Diğer insanların hayalleriyle oynamak sizce benim yapabileceğim bir şey mi? Bunun için çalışan onca arkadaşım ne olacak? Diğerlerini hiç mi düşünmediniz?" "Peki senin hayallerin ne olacak? Ne kadar iyi bir dansçı olduğunu biliyorsun, Laila," diye hala benim söylediklerimle ilgilenmeden bana hayallerimden bahsedebiliyordu. "Hayallerime adil koşullarda kavuşacağım, Bay Derengh. Sizin bana sunduklarınızla değil," "Hata ediyorsun. Bunu ben yapmasam başka biri zaten bir başkası için illa ki yapacaktı. Adil bir yarış olmaz hem de hiçbir zaman. Hep birilerinin tanıdıkları önüne geçecek. Bu kadar saf olamazsın! Gözlerin gerçeklere ne zamana kadar kapalı kalacak?" derken sinirliydi. Son sözünün dansımla ya da önümüzdeki seçmeyle bir ilgisi yoktu besbelli. Ne kadar istesem de, "O seçmeye katılmayacağım!" diyerek ayağa kalktım. Onun bana sunduklarıyla ilgilenmediğimi anlaması gerekiyordu. "Saçmalık! Katılacaksın ve sen o gösteride dans edeceksin ve bir yıldız olacaksın!" dedi küstahça gülerek. "Ne yapabilirsiniz ki?" diye sordum şaşkınca. "Daha önce imzaladığın sözleşmeyi unutma; o seçmeye katılmayı ve eğer seçilirsen dans etmeyi kabul ettin." Şaşkındım ve söyledikleri doğru olabilir mi diye bir saniye düşündüm. Böyle bir yaptırımları gerçekten de olabilir miydi? O sözleşmede böyle bir madde varsa bile imzalarken bu koşulları umursamayacak kadar heyecanlı olduğumu biliyordum. Nasıl bir belaya bulaşmıştım ben? "Yoksa o adam dans etmeni istemiyor mu?" diye sordu bu sefer de iğrenir gibi. "Ne? Mario'dan mı bahsediyorsunuz?" diye sordum. Bana sadece dik dik bakmakla yetindi. "Bakın, teklifinizle ilgilenmiyorum! Artık bu konuşma daha da rahatsız bir hal almadan önce gitmek istiyorum. Ayrıca bundan sonra bana hiçbir konuda yardımcı olmanızı da istemiyorum!" "Onun dünyası bambaşka bir dünya... Sandığın gibi büyülü değil Laila, güzel değil... Bunun çok ötesinde ise tehlikeli. Nasıl bu kadar kör olabiliyorsun, anlamıyorum," dedikten sonra ayağa kalkıp gözleri kısılmış çileden çıkmış bir halde odanın içinde volta atmaya başladı. "Yaptığınız şey sadece kıskançlık. Ben ona aşığım..." diye bağırdım. O an kapının önünden geçebilecek birinin rahatlıkla bizi duyabileceği gerçeğini göz ardı ettim ve sinirle ayağa kalkarak, "Bir daha benim hayatıma burnunuzu sokmayın!" diye son sözümü söyledim. Ben ayağa kalktıktan sonra hemen yanıma geldi ve kolumdan sıkıca kavrayarak beni kendine çevirdi. "Ona Vegas'ta hangi kaçakçılık işleri yaptığını, kimlere hangi yöntemlerle işkence ettiklerini sor. Ona abisinin en yakın arkadaşını nasıl öldürdüğünü sor, Laila!" deyince donmuş şekilde ona bakakaldım. O esnada Mario'nun dün gece bana söylediği sözler yankılandı beynimin içinde... "Benim hayatım hiç kolay değil; cani değiliz ama senin saf hayatının yakınından bile geçmeyen işler yapıyoruz..." Ama işkence, adam öldürme bunlar çok başkaydı; düşünmek bile istemeyeceğim şeylerden bahsediyordu. Gerçekten de söylediği kadar saf mıydım? "Yeter artık, susun!" diyerek kolumu onun elinden çekip kurtardım. "Gözlerini gerçeklere kapatamazsın. Sadece internette onun adını aratman yeterli. Kendine yazık etmeden önce bu duruma bir son ver ve kariyerine odaklan," dedi sertçe. "Sonra ne yapayım sizin kollarınıza mı koşayım?" diye ona dik dik bakarak sertçe söylendim. "Laila, lütfen. Böyle konuşmak sana yakışmıyor. Sen bu değilsin!" diye acıyla karışık alınmışçasına bana bakarken onun acımasız sözlerini bir kez daha zihnimden geçirdim ve, "Bana artık yaklaşmayın yoksa sizi okul yönetimine şikayet edeceğim," diye tehdit ettim. "Sen değişmişsin, Laila. O adam seni ne kadar da kötü etkiliyor. Ne olursa olsun pişman olduğunda ben yine de burada olacağım," derken çok kötü görünüyordu. "Hiç sanmıyorum," dedim. Tehdidim ise onun umurunda görünmüyordu. Odasından çıkarken başım ağrıyor, bacaklarım titriyordu. Bana söyledikleri yanında sunduğu bundan sonraki hayatımı garanti altına alacak teklif kafamı allak bullak etmişti. Öğleden sonraki çalışmamı es geçip koridorun sonunda beni beklemesini söylediğim korumamın yanına giderek ondan beni eve bırakmasını istedim. Karanlık duygular ve korku içimde bir anda yer etmişti. Dediği gibi sadece bir bilgisayar bulup Mario Rossino adını arama motoruna yazmam gerektiğini biliyordum ama göreceklerimden şimdiden korkmaya başlamıştım. Yine de bunu kendime yapamazdım; gerçeklerden kaçamaz, kafamı kuma göm emezdim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE