1.Bölüm

2148 Kelimeler
Gözlerimi açtığımda beyaz bir tavan gördüm. Etrafımdaki seslere kulak kesildim. Hareket etmekte kısıtlanıyordum. Biraz canım yanıyordu. Etrafımda mekanik sesler duyuyordum. "Açtı gözlerini." Duyduğum sesle kafamı çevirmeye çalıştım. Boynum ağırımıştı. Konuşmaya çalışsamda boğazım kurumuştu. Görüş hizama beyaz giyinmiş bir kız girdi. "Yazgı Hanım, beni görüyorsanız gözlerinizi iki kere kırpın." Yazgı kimdi? Bana hitaben konuşuyorlardı sanırım. Gözlerimi iki kere kırptım. "Bilinç yerinde." Erkek sesiydi. Neredeyim ne oldu bana hiçbir fikrim yoktu. Hiçbir şey gelmiyordu aklıma. Gözlerimi çevirerek etrafı izlemeye çalıştım. Cam vardı karşımda. Arkasında birkaç kişi vardı. Herkes pür dikkat beni izliyordu.  Hiçbirini tanımıyorum. Ağlamak istiyorum neredeyim niye buradayım neler oldu bana? "Yazgı Hanım. Kaza geçirdiniz komadaydınız." Koma mı? Ben neden hatırlamıyorum. Bana Yazgı diye ikinci kez hitap ettiklerine göre adım bu olmalıydı. Başım çok ağrıyordu. Kendimi zorlayarak konuşmaya çalıştım. "S." Konuşamıyorum. Boğazım çok acıyordu. "Bir daha söyler misiniz anlamadım?" dedi beyaz giyimli kadın. Duymak için biraz daha üzerime eğildi. "Su." İki harfin boğazımdan çıkması ne büyük çile oldu böyle. Önceden konuşamıyor muydum acaba? Nasıl kaza geçirdim, yanımda kimse yok muydu, camdakiler ailem miydi? Aklımdaki soruların hepsine aynı anda nasıl cevap bulacağım? Buradan ne zaman çıkacağım? Beyaz giyimli hemşire koluyla destek olup dudaklarıma bardağı uzattı. Zorlukla içtiğim birkaç yudumdan sonra geri uzandım yastığın üzerine. "Biraz daha dinlenin. Sizi normal odaya alacağız." Hiçbir şey söylemedim. Söyleyecek halim yoktu. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Bir süre sonra yattığım yerden başka odaya götürğlmeye başlandım. Daha aydınlık bir odaya girdiğimde içim ferahlamıştı. Hastanelerden nefret ettiğimi hissettim. Kim niye sevsin ki zaten? "Onu görebilir miyiz doktor bey lütfen?" "Sadece kısa süreliğine. Çok yormayın komadan yeni çıktı." Söylenenleri duymak için kafamı kaldırıp kapıya baktm. Birden içerisi doluşmaya başladı. Bir adam, bir kadın, iki genç kız, bir de genç bir çocuk odaya girdi. Hepsi tedirgin gibiydi. "Yazgı, nasılsın birtanem?" Birtanem mi? Annem miydi acaba? Hepsinde tek tek göz gezdirdim. Özellikle bir kız ve genç çocuk çok korkuyor gibiydi. Bana bu kadar değer mi veriyorlardı. "İyiyim." dedim sessizce. "Oh çok şükür." dedi samimiyetle orta yaşlarını biraz geçmiş adam. "Sana bir şey olacak diye ölüp ölüp dirildik be kızım." "Benim Yazgım güçlüdür. Hiçbir şey olmaz demiştim ben." kadın ve adam birbirine hitaben konuşuyorlardı. "Siz." dedim onlara bakarak. Hepsinin gözleri üzerine toplandı. "Siz kimsiniz?" dedim merakla. Herkes şaşırmış halde baktı yüzüme. "Kimsiniz derken, Yazgı kim olduğumuzu bilmiyor musun?" "Hayır. Annem babam mısınız?" Dedim orta yaşlı kadın ve adama hitaben. "Yok kızım. Ben halanım, o da enişten." Kaşlarımı kaldırıp anlamış gibi kafamı salladım. "Annem ve babam nerde o zaman?" neden kendi kızlarının yanına onlar gelmedi ki? İkisi de birbirine baktı. Ne söyleyeceklerini bilmiyormuş gibilerdi. Yoksa düşündüğüm şey mi? Annem ve babam yok muydu? "Neden bakışıyorsunuz?" Yüzüm düşmüştü. Mükemmel şans. Gözümü açıyorum hayata yeniden doğmuş gibi sıfır bilgiyle, onda da dakikasında ailesiz biri olduğunu öğreniyorum. Kadın yanıma oturup elimi tuttu. "Kızım benim. Sen hiçbir şeyi hatırlamıyor musun?" "Hayır." Herkes birbiriyle bakışıyordu. O sırada içeri başka bir hemşire girdi. "Hastayı daha fazla yormayalım lütfen." "Tabi hemşire hanım." dedi ve hepsi birer birer çıktı. Genç çocuk çıkmadan önce dönüp yüzüme baktı. Bende ona bakarken bana gülümsedi. Kimdi ki bu çocuk? Ben melül melül bakarken de dışarı çıktı. "Gerçekten çok şanslısın." dedi hemşire, serumu koluma takarken. "Neden şanslıyım, hafızamı kaybettiğim için mi?" "Hayır. Böyle bir aileye ve arkadaşlara sahip olduğun için. Özellikle sevgilin. Beş dakika bile ayrılmadı kapından." O bana bakan çocuk sevgilim miydi? Hiçbirini tanımıyordum. Ama hemşire de böyle dediğine göre beni gerçekten seviyor olmalılardı. Yoksa neden ayrılmasınlar ki kapımdan . Sahi ne kadar olmuştu ben burda olalı? "Şey ben ne zaman kaza geçirdim? Yani kaç gündür hastanedeyim?" Hemşire tedirgince bana baktı. "Net Bi bilgim yok önce doktorla konuşmalıyım ." Hemşire dışarı çıktı. Kapı açıkken dışarıda konuşulanları bir süre dinledim. "Büyük bir kaza geçirdi. Hafıza kaybı onun için şu anlık kalıcı bile olabilir. Hiçbir şekilde şok yaşamaması lazım. Bu yüzden geçmişte yaşadığı şeyleri ona şu anlık hatırlatmamaya çalışmanız, onu zorlamamanız en iyisi. Gerekli bilgileri verseniz yeterli. Zorlanmamalı." Doktor ailemle konuştuktan sonra içeri girdi. " Nasılsın Yazgı kendini nasıl hissediyorsun? " " İğrenç. Neden hiçbir şey hatırlamıyorum. Kaç gündür buradayım? " Doktor sakince baktı. " Büyük bir kaza geçirdin. Yaklaşık dört aydır komadaydın. Kendini sıkmaman, zorlamaman senin için. Çok önemli. Biliyorum senin için çok zor. Ama başaracağına inanıyorum. Sen çok güçlü bir kızsın. " Duyduğum şeyle aklım tamamen başımdan gitti. Dört aydır koma mı? 120 küsür gün. Bir yılın üçte biri. Yani kapımdakiler dört aydır her gün beni mi beklediler? Ben neyin içine düşmüşüm böyle? " Bir iki gün daha burada durursun. Bir sorun olmazsa evine göndeririz artık seni."  "Ben hemen gitmek istiyorum."  "Ama önce müşaade altında tutmalıyız."  "Lütfen. Bir an önce burdan çıkmak istiyorum. Dört aydır burada hareketsiz yaşadığımı bilmek bile burdan iğrenmeme sebep oluyor."  "Tamam o zaman. Ama kendini kötü hissettiğin an hastaneye gelme sözü verirsen."  Doktor çok cana yakındı. Kızı gibi davranıyordu. Sanki onu hep duyuyormuşum gibi.  'Çok özledim seni.' sesi yankılandı birden beynimde. Ses boğuktu. Tam anlayamıyordum. Ama biri ben komadayken bunu bana söylemiş olmalıydı. Odadan çıkarken bana gülümseyen çocuk muydu?  Kapı tıklatıldığında doktor "Gel." dedi.  Elinde kocaman buketle biri girdi.  "Yazgı Ilgaz?"  Doktora merakla baktım. Gülümseyerek çiçeklere bakıyordu.  "Doğru hasta. Buyurun." diyip dışarı çıktı.  Kurye çiçekleri bırakıp imza istediğinde yüzüne baktım.  "Abla imzalar mısın?"  "Ben imzamı bilmiyorum ki."  "Nasıl yani? Çiz ya rastgele bir şey."  Kalemi alıp kafama göre bir şeyler çizdim.  Adam tip tip baktıktan sonra çıktı. Çiçeklere baktım. Tam ortasında not vardı. Kim bana böyle güzel güller yollardı ki? Üstelik kocaman.  Notu açtım. Biraz zorlansamda okuyabiliyordum hala.  'Şu an yanında olamasamda, çok yakında yanında olacağım birtanem. Gözlerinin beni aradığını biliyorum inan bende seni çok özledim. En yakın zamanda geleceğim.'  İsim yazmıyordu. Birtanem yazdığına ve beni çok özlediğine bakılırsa sevgilim falandı. İyi ama o bana gülümseyen çocuk yanıma geliyordu sürekli nasıl yanında olmasamda diyordu ki.  Yine durmak bilmeyen kapı açıldı. Gülleri gönderen çocuk girdi içeri. "Gelebilir miyim?"  Kafamla onayladım. Kucağımdaki güllere çatık kaşarla baktı. "Bir sorun mu var?"  "Yokta güllere şaşırdım."  "Ha evet. Teşekkür ederim. Çok incesin."  Yüzüme baktı. Sonra gülmsedi. "Rica ederim."  "Ama notta şu an yanında olamasamda falan yazmışsın, sen hep yanımda değil miydin? Yani hemşire, sevgilin hiç gitmedi hep buradaydı dedi."  Yüzünde anlamlandıramadığım bakışlarla bakıyordu bana. Sevinmemiş miydi hayatta olduğuma neden böyle bakıyordu ki?  " Yok ben sadece bu çiçekleri uzun zaman önce almıştım. Ama aklımdan çıkmış. O zaman yanında değildim. Uyanırsın diye göndermiştim. Daha yeni geliyor." dedikten sonra yatağa oturup elimi tuttu.  "Çok korktum sana bir şey olacak diye."  Elimdeki eline baktıktan sonra yüzüne baktım. Gülümseyerek "Korkma iyiyim ben." dedim.  Gülümsemesi büyüdü.  "Biz, yani sen benim sevgilim misin?"  "Evet. Ama muhtemelen adımı bile bilmiyorsundur. Kaan ben."  "Şey bende Yazgı'ymışım." Kaan güldü. "Biliyorum güzelim. Hani sevgiliyiz ya."  Kıkırdadım. Beni gülerek izliyordu. "Ne zaman çıkacağım buradan?"  "Doktor hemen çıkmak istediğini söyledi. Neden kalmıyorsun?"  "Dört aydır komadaymışım."  "Daha fazla burda kalmak istemiyorsun yani." "Nereden anladın?" "Seni tanıyorum. İlk tanışmamızda da, okulda sırf iki saat fazla kaldın diye gitmek için dakika sayıyordun. Uzun süre durduğun yerler pek sarmıyor seni. " "Öyle mi?" FLASHBACK Yazgı müdürün odasından çıktığında kızgındı. Büyük saçmalıktı. Suçu kendisi işlememişti ama cezaya o kalmıştı. Hep o öküz yüzündendi. Şu gün Bi bitsin yarın ona neler yapacağını tek tek gece planlayacaktı. Sinirle sınıfa yürüdü. Herkes okuldan çıkmış, oysa cezaya kalmıştı. İki saat daha okulda boş boş oturmak zorundaydı. Amerika mıydı burası ya iki saat ekstra okul ne demekti? "Gavur özentileri." Diye söylendi sıraya otururken. Hoca içeri girdiğinde ayağa kalkmamıştı. "Oo kimleri görüyorum Yazgı Hanım. Yine nasıl yakalanmayı başardın?" "Ya hocam o öküz yüzünden oluyor ben niye cezaya kalıyorum?" "Kim sana dedi koltuğa yapıştırıcı sık diye?" "Ya ben ne bileyim görüp koltuğu hocanın koltuğuyla değiştireceğini?"  "E sende fazla klişe davranmışsın biraz özgün olsanda tahmin etmese artık." Yazgı sinirle öfledi. Neyseki hoca sevdiği hocalardandı. Bir de o cadı Nagihan gelseydi bitmişti. Kapının çalmasıyla ikisi de kafasını oraya çevirdi. İçeri tanımadıkları uzun boylu bir çocuk girmişti. Gömleği biraz kırışmış kravatı gevşemişti." Buyur oğlum sen kimsin?" diye sordu Elif hoca. "Kaan ben. Cezaya kaldım da." dedi Kaan sırada oturan güzellikten gözünü alamayarak. İlah mıydı bu kız? "Cezaya kaldığını anladıkta, neden kaldın, sen kimsin ilk kez görüyorum seni?" Kaan yavaşça kızın arkasındaki sıraya yürüdükten sonra oturup hocanın sorularını cevapladı. "Bugün geldim okula. Yeni gelene şaka yapan bazı gereksiz çocukları dövdüm diye de ceza verdiler bana." Yazgı duyduğu şeyle kahkaha attı. "Hoca kılığına mı girdi on ikinci sınıflar?" dedi. Kaan kızın gülüşüne takıldıktan sonra kendisi de güldü. "Aynen. Bir de hocaymış gibi tokat attı bana. Bende cevabını verdim." Elif hoca güldü. Bir dersi haketmişti onlar artık. "Ee Kaan ve Yazgı? Ne yapıyoruz bu iki saatimizde." "Ben saniye sayacağım siz ne yapıyorsanız yapabilirsiniz." demişti Yazgı. Okul onu sarmıyordu bir türlü. "Saniye mi sayacaksın cidden?" diye soru Kaan şaşkınca. Kızla sohbet edip onu tanımayı çok istiyordu. Görür görmez vurulmuştu kıza. "Uzun süre durduğum yerler sarmıyor beni." dedi Yazgı. Kaan bu cümleyi aklına kazıdı. Anlaşılan Yazgı'yı uzun süre aynı yerde tutmamak gerekliydi. Bu bilgi belki işine yarardı. "Ne gibi yerler sarıyor seni?" "Okul hariç gibi yerler." dedi Yazgı hazır cevabıyla. Elif hoca gülümseyerek bakıyordu. "Zaten eğitim, öğretim falan Yazgı' yı asla sarmaz. Allah korusun üç beş bilgi öğrenir, iki akıllanır falan. Tövbeler olsun." dedi. Yazgı bozulmuş gibi baktı Elif hocaya. "Aşk olsun hocam. Sizde gelin üzerime. Böyle böyle beni yıkmaya çalışın. Ama saltanatım asla yok olmaz benim. Bir ölür bin dirilirim ben. Türk'üm Türk. Baş koymuşum Türkiye'nin yoluna dırırır." "Ay Yazgı sus. Ne çenen var. Bezdim ya." Kaan artık nefes alamaz halde dinliyordu Yazgı'yı. Aşırı komik kızdı. Çok sempatik ve fazla güzeldi. Tam onun olması gereken biriydi. Tabi olacaktı da. Çünkü Kaan istediği her şeyi alırdı.  Yazgı arkasında gülen Kaan' a baktı. Yakışıklı çocuktu. Ama o gayet ciddiydi bu neye gülüyordu? Elif hoca da Yazgı'ya güldüğü için bozuntuya vermemişti. Türklük damarı kabardıysa onun ne suçu vardı? --- "Biz nasıl tanıştık ki?" diye sordu Yazgı, Kaan'ın geçmişe dönüşünü bölerek. "Biz." dedi Kaan. Gülümsedi. "Çok güzel tanıştık."dedi. Yazgı'nın beklentisi artıyordu. Nasıl güzel tanışılırdı ki? "Nasıl yani?" "Biz lise ikide tanıştık seninle. İkimizde cezaya kaldık. Sen hatırlamadığım bir şeyden ceza yemiştin. Bende ilk günden kavga ettiğim için. Okuldan sonra iki saat daha kaldık okulda." dedi hatırlasa bile söylemeyi reddettiği anıyı es geçerek. O anıyı anlatırsa Yazgı'nın aklına bir şeyler gelebilirdi. Bu tehlikeyi göze almaması daha iyi olurdu. " Neden ceza almış olabilirim ki? Çok mu şımarık bir kızdım? " " Hayır asla. Sen. " sessizleşti. Yazgı kafasını eğip Kaan'ın yüzüne baktı. "Ben ne?" "Sen gördüğüm en tatlı insansın. Yani ilk gördüğümde güzelliğinden etkilenmemek elinde değildi. Zaten ilerleyen zamanlarda ikimizde birbirimize sırılsıklam aşık olmuştuk." Yazgı Kaan'ın anlattıklarını dikkatle dinliyordu. Kaan son cümlesinde elini tuttuğunda tuttuğu ele baktı. Şu an hiçbir şey hatırlamadığı için mi içinde en ufak bir heyecan yoktu. " Ben sana karşı hislerimi de hatırlamıyorum. " dedi üzgünce. Kaan bu durumdan hiç rahatsız değil gibiydi. "Olsun. Sonuçta bizim kalplerimiz birbirini sevmiyor mu? İllaki yine seveceksin beni. Ben o zamana kadar ikimize yetecek kadar severim seni." Kaan'ın kurduğu cümle içini hoş etmişti. Ne kadar güzel bir cümleydi. Ancak çok tanıdık gelmişti. Sanki bir kez daha duymuştu bu cümleyi. " Bu cümle. " dedi hatırlamaya çalışır gibi. 'Sen şimdi uyuyorsun ya. O yüzden beni sevemiyorsun. Ama olsun. Ben sen uyanana kadar ikimize yetecek kadarda severim seni.' Beyninde yankılanmıştı. Seni özledim diyen kişiyle aynı kişiydi. Kaan yüzüne baktı. "Hangi cümle?" "Son söylediğin. Onu daha önce de duymuş gibiyim." Kaan gülümsedi. "Duydun çünkü. Sen komadayken de söylemiştim." Yazgı derin bir nefes aldı. Hatırladığı şey yanlış değildi. Bir an delirdiğini ve başkasının söylediğini düşünmüştü. Kapı çaldığında bir kız içeri girdi. Kaan ve Yazgı'nın birleşmiş ellerini görünce bir anlığına duraksadı. Böyle olacağını bilmeliydi. Yazgı kafasını kaldırıp kıza baktı. Kız ellerine bakıyordu. Sebepsizce çekindi ve ellerini çekti. Kaan Yazgı'nın bu tavrından rahatsız olup kapıya baktı. "Ceren. Bir şey mi oldu?" dedi. Yazgı adının Ceren olduğunu öğrendiği kıza baktı. "Çıkış işlemleri tamam. Yazgı'yı hazırlamak için gelmiştim." Kaan ayağa kalktıktan sonra Yazgı'nın saçlarını öptü. Yazgı bu durumdan rahatsız olmuştu. Sonuçta ilişkilerini hatırlamıyordu neden biraz yavaştan almıyordu ki? Bu durumdan rahatsız olan bir tek Yazgı değildi. Ceren' de öfkeyle bakıyordu Kaan'a. Böyle anlaşmamışlardı. Şimdi ne oluyordu da Yazgı'nın elini tutup onu öpüyordu. Kaan dışarı çıktığında Ceren ve Yazgı baş başa kalmıştı.  Ceren elindeki çantadan kıyafetleri çıkarırken Yazgı'nın yüzüne bakmıyordu. "Şey. Biz seninle arkadaş mıyız?" diye sordu. Ceren değiliz demek istese de "Aynen." dedi. "Kaan sevgilim olduğunu söyledi. Yani sevgiliymişiz." Ceren çıkardığı tişörtü yatağa düşürdü. Öyle mi demişti? "Öyle mi?" "Değil miyiz?" Yazgı şüphelenmişti. Neden böyle davranıyordu. "Ben hemen söylemesine şaşırdım." dedi. Giyimine yardım ettikten sonra onu kapıya çıkardı. İçeride unuttuğu telefonu almak için odaya döndü. O sırada içeri Kaan girdi. "Sevgilin dışarıda koş." dedi öfkeyle Ceren. Kaan sıkıntıyla nefesini üfledi. Bir de bu vardı. "Ne konuştuk biz seninle?" Ceren hızla dönüp duvara itti onu. "Evet biz ne konuştuk sen ne yapıyorsun? Sevgili olmak nereden çıktı?" Kaan Ceren'i belinden yakalayıp duvara yasladı. Yüzünü yüzüne yaklaştırdı. "Her şey ikimiz için biliyorsun." "Yine de ona dokunuyorsun. Sevgili sanıyor sizi." Dudaklarını Ceren'in dudaklarına bastırdı. "O öyle bilsin. Ben sadece seninim. Yetmez mi?" Ceren sevdiği adamın gözlerinin içine baktı. Yanaklarını tutup öpmeye devam etti. Bir süre sonra çekildi. "Yazgı'nın canı cehenneme. Sen sadece benimsin." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE