Bölüm 6

1952 Kelimeler
Koray ile Mete, Nash'ın verdiği adrese geldiklerinde bir süre arabada durarak evi izlediler. Koray Nash'ı arayarak kızın hala evde olup olmadığını sorduğunda telefon sinyalinin hala evden geldiğini öğrenmişlerdi. Mete eliyle saçlarını karıştırırken “eee şimdi ne yapacağız” dedi. Koray gözlerini kızın evinden ayırmazken “aklımda bir şey yok ancak elbet bir fikrim olur” diyerek arabadan indi. Mete hemen kapıyı açıp onu takip ederek “oğlum kapısına dayandığımızı görünce bizi içeri alacak mı sanıyorsun” derken Koray hızlı adımlarla karşıya geçmiş kızın yaşadığı binaya giriş yapmıştı. Koray merdivenleri ikişer sırayla tırmanırken Mete arkasından koşarak ona yetişti. Merdivenden inen on beş yaşlarında bir kızı gördüğünde Mete'nin aklına bir fikir gelmişti. “Pardon” diyerek kızı durdurduğunda, Mete şirin bir şekilde gülümseyerek “merhaba tatlım dördüncü katta oturan Dena'yı tanıyor musun?" dedi. Kız ikiliye kaşlarını çatıp bakarken “karşı komşumuz” dediğinde Mete daha geniş bir gülümsemeyle “yüz dolar kazanmak ister misin?" diyerek kaşını kaldırdı. Yüz doları duyan kızın çatılan kaşları düzelip gözleri parlarken “nasıl kazanacağım” dediğinde, Mete arkasındaki Koray'a dönüp işte ben dercesine baktıktan sonra kıza dönerek anlatmaya başladı. “Biz Dena'nın arkadaşlarıyız. Ona sürpriz yapmak istiyoruz ancak gözetleme deliğinden bizi görürse sürprizimiz bozulur bizim yerimize kapıyı çalar mısın?” “Dena iki yıldır bu apartmanda oturuyor ve ben sizi daha önce hiç görmedim.” “Çok normal tatlım. Çünkü biz daha çok yetişkinlerin ortalarda dolaşacağı saatlerde geliyoruz anlarsın ya” diyen Mete kıza gülümseyerek göz kırptığında kız yüzünü buruştururken kollarını göğsünde bağlayarak “iki yüz dolar isterim, iki kişisiniz” dedi. Mete “ah soyguncu” diye mırıldanırken arkasındaki Koray “dostum boş ver bizi kapısında görünce de büyük sürpriz olacak zaten en azından paramız cebimizde kalır” diyerek arkasını dönüp merdivenleri çıkmaya başladı. Mete onun arkasından şaşkınca bakarken bütün çabalarını yok ettiği için Koray'a küfür ediyordu ancak farkında değildi ki bu durum kızı ikna etmek içindi. Mete, Koray'ın arkasından merdivenleri çıkarken “ne yapıyorsun sen dostum” diye tısladığında arkasından gelen bir başka ses “tamam yüz dolara kabul ediyorum” demişti. Mete'nin gözleri şaşkınlıkla açılırken Koray sırıtarak arkasını dönüp “hadi o zaman” diyerek kafasıyla kıza öne geçmesini işaret etti. Mete kafasını iki yana sallarken hızlı adımlarla yukarı çıkan ikiliyi takip etti. Biran için Koray'ın her şeyi batıracağını sanmıştı ancak o ondan da akıllılık etmiş, kızın aklındaki soru işaretlerinin de kalkmasına yardımcı olmuştu. Dördüncü kata geldiklerinde kız kapının önüne geçerken, Koray ile Mete kapının iki tarafından duvara yaslandı. Kız ikiliye bakıp derin bir nefes alırken “peki hazır mısınız?" dediğinde Koray “çal artık şu kapıyı” diyerek bir elini hazırda durması için belindeki silaha atmıştı. Kız gülümseyen bir yüzle zile bastığında Mete ile Koray hazır ola geçti. Kapı açıldığında Dena'nın neşeli sesi “merhaba Amelia” diye duyulduğunda, Koray “Merhaba Dena” diyerek içeri dalmış, Mete de cebinden çıkardığı paraların arasından kızın parasını çıkartmaya çalışırken elindeki desteyi kapan kız koşarak uzaklaşmıştı. Mete “hey hırsız” diye bağırarak peşinden koşacaktı ki Koray “Mete içeri gir ve kapıyı kapat” diye bağırdığında arkasını dönüp içeri girmek zorunda kaldı. İçeri girdiğinde Koray kızı kapının yanındaki duvara yaslanmış eliyle de ağzını kapatarak ses çıkarmasına engel olmuştu. Diğer tarafına geçtiğinde kızın boğazına dayadığı silahı görünce bir adım gerileyerek “dostum abartmasaydın” diye mırıldandı. Koray gözlerini kızdan ayırmadan “başka türlü resimleri nasıl alması düşünüyordun dostum devasa sikinle mi?" diye homurdandığında Mete sırıtarak “ah evet seninde devasa olduğunu fark ettiğini biliyordum” dedi. Koray bakışlarını ona çevirirken kafasını eğerek ciddi olamazsın dercesine bakarken Mete omuz silkerek “kendin söyledin dostum ben övününce mi suç oluyor” dedikten sonra Dena'ya bakarak “ne haber tatlım” dedi. Dena, Koray'ın avucunun içinde inleyerek bir şeyler mırıldandığında “Koray bırak da kız konuşsun yazık” diyerek Koray'ın elini çekmesini işaret etti. Ellerini cebine atarken Koray elini kızın ağzından çekmişti ancak silah hala kızın boynuna dayalıydı. “Lütfen” diye soluyan kız korkuyla titrerken Mete gülerek “ah yazık çok korkmuş lan hadi affedelim onu” dedi. “Ah ne yazık ki ben arkadaşım kadar yufka yürekli değilim” diyen Koray kızın çenesini tutarak Mete de olan bakışları kendine çevirerek “fotoğraflarımızı birine gösterdiniz mi?" dedi. Kız çenesindeki eler rağmen hızla kafasını iki yana salladığında “güzel” dedikten sonra onu ensesinden tutup içeri doğru iterek “yürü” dedi. Silahı kızın üstüne doğrulturken “suç ortağını da buraya çağıracaksın, tek başına ceza çekmek istemezsin değil mi?" diyerek titrek adımlarla önünde yürüyen kızı takip etti. Mete de elleri cebinde onları takip ederken “bize içecek bir şeyler ikram etmeyecek misin tatlım” diyerek adeta durumla alay ediyordu. Kız telefonunu alıp suç ortağını ararken Koray koltuğa kurularak silahı ona doğru tutmaya devam etti. Mete de yanına yayılırken bacak bacak üstüne atıp kızın küçük ama şirin evini incelemeye başlamıştı. Evin sade krem boyasının üstü küçük küçük karikatürlerle süslenmişti. Yine kremin hakim olduğu mobilyalar da ise çoğu kızın aşık olduğu renkten, pembe, süsler asılıydı. Kız titrek bir sesle “Abigail acil bana gelebilir misin?" dediğinde bakışlarını ağlamak üzere olan kıza çevirirken “evet o konuyla ilgili konuşmamız lazım” diyen kızın göğsü nefes alma çabalarıyla inip kalkıyordu. Sonunda telefonu kapatan kız ayakta bayılacakmış gibi sallandığında Mete yerinden fırlayıp onu omuzlarından yakalayarak “ah tatlım yazık sana tansiyonun mu düştü yoksa” dedi. Kız dolu gözlerini ona çevirirken “lütfen sadece şaka yapmak istemiştik” dediğinde, Mete “ah şekerim” diyerek kıza sevimli bir şekilde bakıp Koray'a dönerken “gördün mü canım ben sana dedim, kızlar sadece şaka yapmak istemişler” dedi. Koray Mete'nin sabahtan beri canımlı cicmli konuşmasından gıcık olurken dişlerini sıkarak “Mete” dedi. Mete dişlerinin arasından adını tıslayan Koray'ın ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Mete sus, Mete kendine gel. Mete abartma. Demek isteyen Koray'a gülümserken “yapma ama dostum sen kötü polisi oynarken kim iyi polisi oynayacak” diyerek kızı Koray'ın karşısındaki koltuğa oturttu. Kızın omuzlarındaki eliyle kıza hafiften masaj yapmaya başlarken “rahatla tatlım henüz seni öldürmeyeceğiz” dedikten sonra kızın çenesinden tutup kafasını geriye doğru kaldırarak “ama henüz” diyerek sırıttı. Sonunda kız korkudan bayıldığında Mete'nin kollarına yığılmıştı. Mete gözlerini irice açıp Koray'a bakarken “ah gördün mü bizi uğraştırmadı bile” dediğinde Koray ayağa kalkıp kıza yaklaşarak “aferin salak, diğer kız geldiğinde kapıyı kim açacak” dedi. “Ayıp ediyorsun” diyen Mete ceketini düzelttikten sonra saçlarını geriye yatırırken “ben açacağım tabi ki eminim beni tekrar gördüğüne çok memnun kalacak” dedi. Bir süre sessizce kızın gelmesini bekledikten sonra sıkılan Mete kalkıp evin içinde gezmeye başladı. Kızın odasına gittiğinde açık laptop'ı görünce fotoğrafları bulmak için karıştırmaya başlamıştı. Çok fazla uğraşmasına gerek kalmadan malum fotoğrafları bulduğunda yüzünü buruşturarak bilgisayardan kalıcı olarak sildi. Bir iki tarama daha yaptıktan sonra bilgisayarı kapatarak Koray'ın yanına gittiğinde onun koltuğa yayılmış kızın dolabından aşırdığı birayı yudumlarken buldu. Kendine bir bira almak için mutfağa doğru ilerleyen Mete zilin çalmasıyla Koray'a gülümseyip “işte geldi bebek” diyerek kapıya doğru gitti. Ellerini ovuşturup yüzüne ukala bir gülümseme yerleştirirken kapıyı açarak “hoş geldin” demişti ki ağzından çıkacak “tatlım” kelimesi şaşkınlıkla açık kalan ağzından dışarı çıkamadı. Üstüne doğrultulan beş silahla ellerini havaya kaldıran Mete polislerin ortasında sırıtarak duran sarışın kadına öldürücü bakışlar atıyordu. Kedinden emin bir şekilde duran kız sırıtırken arkasından “ne oldu oğlum niye gelmedin hala” diyen Koray görülmüş olacak ki polisler bir ağızdan “at silahını teslim ol” diye bağırdı. Arkasından pat diye bir ses gelirken “siktir” diyen Koray'ın silahını attığını anlamıştı Mete, içeri giren polisler Koray ile Mete'yi duvara doğru çevirip ellerini arkada kelepçeledikten sonra baygın kızı buldular. Yaşadıklarıyla şaşkınlık içerisinde kalan ikili ise yaka paça soluğu polis merkezinde almıştı. Mete nezarethanenin içinde ileri geri yürürken “al sana elinde silahla ev basmak, biz mafya mıyız oğlum. Bizim neyimize ev basmak” diye söyleniyor Koray'ın tabiriyle onun beynini sikiyordu. “Boku yedik lan. Eğer bu durum bir duyulursa var ya rezillik. Sıçtığımızın resmi oğlum...” “Yeter lan çenesini siktiğim yeter. Sabahtan beri karı gibi bır bır bır bir susmadın” diye kükreyen Koray ayağa kalkarken parmaklıklara doğru giderek onları çıkartmaya birinin gelip gelmediğini kontrol etti. Kafasını parmaklıklara yaslayıp uzun beyaz koridora bakmaya başlarken Mete'nin kafası görüş alanına girerek “yok lan kimse” dediğinde Koray onun kafasına vurup kalktığı yere geri gitti. Mete ise sırtını parmaklıklara yaslarken kollarını göğsünde kavuşturarak “Bora gelmedi mi acaba hala” diye mırıldandı. Yaklaşık bir saat önce buradan çıkamayacaklarını anladıklarında Bora'yı aramışlardı. İşi gereği Koray'ın birçok merkezde tanıdıkları vardı ancak hiçbirinin yardımı dokunmamıştı. Tam aksine olayı anlatıp fotoğrafı görmek istediklerinde Koray fotoğrafı göstermek zorunda kalmış hepsinin diline düşmüştü. Kimse görmesin diye uğraştıkça tüm çevreleri fotoğrafı görmüştü. Koridorun sonundaki kapının açılma sesi geldiğinde Koray oturduğu yerden fırlayıp Mete'nin yanına gelirken, Mete de arkasını dönerek gelene baktı. İkili yan yana durmuş çıkmak için dua ederken katı suratıyla Bora ve yanında bir polis memuru görünmüştü. “Dostum sonunda” diye inleyen Koray'a “nerede kaldın” diye katılan Mete, Bora'nın keskin bakışlarının hedefi olunca ağzına fermuar çekti. Dışarı çıktıklarında “yürüyün” diyen Bora önden ilerlerken Mete ile Koray yaramazlık yapan çocuklar gibi başlarını yere eğip onu takip ettiler. Bora baş komiserin odasına girdiğinde peşinde içeri girerlerken kızları da orada görünce Mete ile Koray ikiliyi öfkeli bakışlarla süzdü. “Oturun” diyen komiserin lafıyla kızların karşısındaki koltuğa yerleşirlerken Bora ayakta kalmıştı. “Kızları dinledik birde sizi dinleyelim” diyen komiserin sesi iki çenesi düşüğü aynı anda konuşturmuştu. Adam iki elini havaya kaldırıp “sakin olun çocuklar biriniz anlatsın” dediğinde Mete Koray'a “bu sefer bana bırak dostum, sana uyduk buraya düştük” diyerek anlatmaya başladı. Kızların yaptıklarını yüzü biraz kızararak anlatırken sonunda “sadece fotoğrafları silmeleri içim korkutacaktık” diye eklediğinde kızlar “bizde şaka yapmıştık” diye atılınca komiserin kötü bakışlarının hedefi olmuşlardı. Komiser iki tarafa da bakıp “umarım dördünüzde dersinizi almışsınızdır” dediğinde hepsinden onaylayıcı sesler çıkınca Mete ile Koray'a dönüp “resimleriniz ortadan kaldırıldı. Bir daha böyle şeylerle karşılaşmak istemiyorsanız kendinize biraz çeki düzen verin” diyerek kızlara dönüp “sizde aklınızı başınıza alın, tanımadığınız adamlarla böyle oyun oynanır mı? Sapığı var. Katili var. bir dahakine bu kadar şanslı olmayabilirsiniz” dedi. Bora “çıkabilir miyiz?" dediğinde komiser kafasıyla onaylayınca Mete ile Koray teşekkür ederek ayaklanmıştı. Yine Bora'nın peşinden ilerlerken bu sefer ikili rahat bir nefesle göğüslerini şişirmiş biraz olsun duruşlarını dikleştirmişti. Bora'nın arabasına bindiklerinde yine Koray ile Mete yan yana otururken Bora karşılarına geçti. Koray şoföre onun şirketine geçmelerini söyledikten sonra önüne döndüğünde Bora'nın seğiren dudaklarını görünce “rahatla gülebilirsin kardeşim” dedi. Bora parmaklarını alt dudağına vururken hafif bir tebessümle “ne sikime aynı yataktaydınız lan” dediğinde Mete ile Koray hoşnutsuz bir homurtu çıkarttılar. “Ne bileyim ben sabah bir kalktım bunu sabah ereksiyonuyla göz göze geldim” diyen Koray, Mete'yi omzundan iterken Mete ona dirsek atarak “siktir lan gördüğünden beri de dilinden düşürmüyorsun, hayırdır çok mu hoşuna gitti” dedi. İkisi itişmeye devam ederken “bu gece nereye gidelim” diyen Bora'nın lafıyla hevesle ona dönen ikili “evet ya nerede sabahlasak” dediklerinde kafasını iki yana sallayan Bora “siz iflah olmazsınız” dedi. “Atın ölümü arpadan olsun” diyen Mete güldüğünde Koray da “aynen dostum” diyerek ona katılmıştı. Bora ise ikisine hafif bir tebessümle bakıp eski ciddiyetine geri dönerek gözlerini dışarı çevirmişti. Koray'ın şirketine geldiklerinde Mete arabasını şirketin otoparkından alarak eve geçti. Bora nereye gidelim derken tabi ki de şaka yapıyordu. İkisini bir güzel haşlayıp evlerine gitmeleri için talimat vermiş, peşlerine de Koray'ın adamlarını takmakla tehdit etmişti. Oturduğu binaya geldiğinde saat neredeyse gece yarısı olmuştu. Gerginlikle geçen bir günün ardından yorgunluk üstüne çökmüş, gözlerini zorla açık tutmaya çalışıyordu. Asansörden inip cebinden anahtarını çıkardığında boş koridorda anahtarlar şıngırdarken Mete kafasını kaldırdığında hiç beklemediği biriyle karşılaştı. Anahtarlar elinden düştüğünde mermer zeminde sesi yankı yaparken Mete'nin dudaklarından “anne” fısıltısı dökülmüştü.   Bölü
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE