Hamile

1077 Kelimeler
Barış Ofisin ortasında durmuş “Abartma Barış.” dedi. Sözleri zehirli ama bal kadar tatlı. Bunu daha önce defalarca duydum, her zaman aynı eğlenen tonla çıkardı, sanki kaygılarım onu ilgilendirmeyen bir oyundan ibaretmiş gibi davranırdı. Gözde çok güzel bir kadındı. Yüzünün her çizgisi özenle oyulmuş, gülümsemesi insanı savunmasız bırakan cinsten, vücudu ise erkekleri cümle arasında duraklatan cinstendi. Güzellik onun silahıydı ve ben bir zamanlar gönüllü olarak vurulmuştum. Kredi kartlarımla saçma sapan bir şey aldığında abarttığımı söylerdi. Bir çanta veya bir kolye, çalışanımın aylık maaşından çok daha fazla bir paraya hem de. Ona bunları karşılamayacağımı hiç söylememiş olsam bile tepki gösterdiğimde güler ve beni aşırı bulduğunu söylerdi. Neden böyle düşündüğünü sorduğumda gülümser ve yanağımı okşayarak “Abartma Barış.” derdi. Beni eleştirirken, tatlı sözlerinin arasına gizlediği o keskin darbeleri, kanatmayan yine de batırdığı iğneleri her zaman aynı sözle bitirirdi. “Abartıyorsun.” Bu söz yeni değildi. Ama acaba dememi soracak kadar ondan etkilenmiştim bir zamanlar. Onunla evlenmek istemiştim. Çünkü ona aptalca aşıktım, büyükannem ona bayılırdı, onda bir gün sahip olacağım çocuklarımın kusursuz annelerini görürdü ve benim için kusursuz bir eş görürdü. Ama şimdi karşımda duran kadın hiçbir şey ifade etmiyor bende. Sinsi bir gülümsemeyle ve keskin bakışlarıyla beni süzüyor. Gözde bende ne kırgınlık, ne özlem, ne öfke, ne de derin bir his bile hissettirmiyordu. Aklımda tek bir kişi vardı o da Ela’ydı. Ela’nın sessizliği fazla uzadığında sesi ve kahkahası zihnimde tekrar tekrar çalıyordu, dokunuşu ise ben yürüyüp gittikten sonra bile tenimde kalıyordu. Ela, Gözde’nin izlerini öyle bir silmişti ki, Ela’ya yakınlaşmamak geri çekilmek, fiziksel olarak uzaklaşmak zorunda kaldım. Göğsüm bu duygunun ağırlığında çökecekti başka türlü. Derin bir nefes aldım ve kendimi toparladım. Ela’yı düşünmeyi bırakmak zorundaydım. Gözde bu sessizliğimi yanlış anladı, başını yana eğerek bana baktı. “Hala beni sevdiğini biliyorum.” dedi yumuşakça ve neredeyse bundan emin olarak söyledi. “Ah keşke öyle olsa.” diye düşünerek acı bir kahkahayı içimde bastırdım, yanağımın içini ısırmak zorunda kaldım. “Düğünümüzden bir hafta önce çekip gittin.” dedim duygusuzca. “Daha 3 ay bile olmadı. Beni ve ailemi rezil ettin Gözde! Korumana kaçmak için beni terk ettin!” Dudakları aralandı ve kırılgan görünmeye çalıştı ama o hesapçı gözlerinde en ufak bir ıslaklık yoktu, kesinlikle pişman değildi sadece rol yapıyordu. “Hazır olmadığımı düşündüm. Bu yüzden gittim. Özür dilerim Barış.” diye söyledi ellerini yukarı doğru kaldırarak, “Karşına çıkabilmek için de bekledim.” dedi. Bu bende acı kahkahayı daha fazla tutamadan patlatmama sebep oldu. Keskin ve neşesiz bir kahkaha ağzımdan fırladı. “Tüm diyebileceğin bu mu?! Korumanla gizlice buluşmanın heyecanı için değil yani sadece beni düşündüğün için. Beni güldürme!” diye çıkıştım. Burnu buruştu çok kısa sürdü. “O günü hayal etmedim mi sanıyorsun? Gelinlik içinde. Pişman olmadığımı mı sanıyorsun? Hala seni seviyorum Barış. Hep seni sevdim. Korumamla da aramda hiç bir şey yok.” dedi. Bir zamanlar bu cümleler içimi parçalardı şimdi ise içime bile ulaşmıyordu. Göğsümde en ufak kıpırtı bile yoktu. “Neden burdasın?” dedim keskin bir şekilde “Ne için burdasın? Benden ne istiyorsun? Paran mı bitti Gözde?” Bu sözlerim dokundu, gözleri alev aldı ve çenesi sıkıldı, sesi sertleşti. “Para mı?” diye tısladı. “Ben senin nişanlınım! Ne demek para? Bizim yaşadıklarımızdan sonra buraya para için mi döndüğümü düşünüyorsun? Ben senin gözünde zengin avcısı mıyım?” diye söyledi tatsızca yüzünü ekşitti. “Sen çekip gittin ve bu ünvanı kendin bıraktın!” dedim. “Kendine benim nişanlım deme!” dedim gözlerimi kısarak ona bakmaya devam ettim. Yanakları kızardı ve yumruklarını sıktı, tüm vücudu öfkeyle titredi. Sonra sesi odayı yırtıp deldi. “Hamileyim, senin çocuğunu taşıyorum. Seni pislik herif!” diye bağırarak ayağa kalktı ve sinirle arkasına bile bakmadan adımladı. Sözleri havada asılı kaldı. Bir an nefes alamadım. Nabzım kulaklarımda uğulduyordu. Her şeyi hesaplayan, strateji kuran, parçalara ayıran kontrollü yanım paramparça olmuştu. Beynim tamamen durmuştu. Hamile. Bu şey her türlü hakaretten, her türlü itiraftan daha büyük çınladı kulaklarımda. Kendime gelip, kanıt isteyip hatta derin bir nefes bile alamadan topuklarını yere vurarak arkasını döndü ve hiç bakmadan ilerledi. “Gözde!” diye seslendim, seslenirken sesim çatladı, yıllar sonra ilk defa benden bir çatlak koparmayı başarmıştı. Masamı iterek arkasından koştum. Kapıyı öyle sert açtım ki çerçeve sarsıldı. Ama diğer tarafta gördüğüm kişiyle yerime mıhlandım. Gözleri fal taşı gibi açılmış, donup kalmış bir Ela duruyordu. Ela Gözlerimin arkasındaki yaşları tuttum. Ayakta kalmaya ve nefes almaya zorladım kendimi. Onu izledim. Barış. Benim Barış’ım. Onun peşinden koşuyordu. İsmini seslenişini duyduğumdan beri gördüğüm şey bunu anlatıyordu. “Ela, ben…” diye çaresizce söylendi. Sözünü bitirmesine izin vermeden onu kestim. Boğazımdan kelimeler kopup çıkarken acıdı. “Sorun yok, anladım.” dedim. Aslında anlamamıştım. Allahım gerçekten anlamamıştım. Arkamdan gelsin istedim. Bir daha adımı seslensin ve elimi tutsun, aslında onu istemediğini, bizim doğru olduğumuzu söylesin istedim. Ama ayak sesleri hiç beni takip etmedi, onun peşinden gitti. Gözde’yi takip etti. Ona doğru gitti. Midem şiddetle burkuldu, içimdeki bebek bile reddedildiğimi yutmaya çalışıyor gibiydi. Ondan uzaklaşan her adım daha ağır geliyordu bedenime. Ayak bileklerime zincir vurulmuş gibiydi. Koridordaki banyoya sendelediğimde, görüşüm öyle bulanıktı ki aynalardaki yansımamı zar zor görüyordum. Gözlerimdeki kızarıklık, bulaşmış makyaj, bir arada tutmaya çalıştığım her şey bir en kaz gibi görünüyordu. Omuzlarım titredi lavabo tezgahına dayanarak ayakta durmaya çalıştım. Hıçkırıklarım banyoda boğuldu, gözyaşlarım durmaksızın aktı. Kapı gıcırdadı ve Suzan’ın sesi duyuldu. “Ela, neler oluyor?” Onun yüksek tonu beni daha da parçaladı, ellerimi yüzüme kapadım. Ağlamamı bastırabilirmişim gibi ummama rağmen daha da çok ağladım. “O geri döndü. Barış’ın eski sevgilisi.” diye hıçkırarak söyledim. Suzan’ın sesi önce gelmedi, sonra nefesini bırakarak “O kaltak…” diye çıkıştı. Sesindeki zehir direncimi paramparça etti ve Suzan’ın omuzlarına başımı koyup daha da ağladım. Suzan beni tuttu, kolları sıkıca sardı, ben dağılırken ayakta kalmamı sağladı. “Konuş benimle Ela… Ne oldu? Barış mı bir şey dedi? Yoksa o mu?” Açıklamaya çalıştım ama kelimeler düğümlendi, bedenim titredi. “O… o… hamile…” Bedeni kasıldı ve “O hamile değil, yalan söylüyordur.” dedi Suzan sesi kesin adeta kırbaç gibi. Gözyaşları içersinde başımı salladım. “Evet hamile.” dedim ve istemsiz elim karnıma giderken titriyordu. “Ve ben de…” Suzan’ın gözleri büyüdü ve eli ağzına gitti. “Sen… Sen hamile misin?” diye sorarken sesi titriyordu. Başımı salladım. Gözyaşlarım hala yanaklarımdan süzülüyordu. “Bugün öğrendim.” diye fısıldadım. “Ona söyleyecektim.” diye devam ettim. Sesim kısıldı, boğazım yeniden düğümledi ve kelimeler hıçkırıklarım arasında kayboldu. “O biliyor mu?” diye sordu Suzan yüzü şok ve öfke arasında gidip gelirken. “O bilmeyecek ve ona asla söylemeyeceğim.” dedim zar zor yutkunarak. Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE