Pişmanlık

910 Kelimeler
“Ne?” diye bağırdı Suzan. “Ne demek bilmeyecek. Bunu yapamazsın.” “Yapabilirim.” diye kestim, sesim çatladı ama devam ettim. “Ben neyim ki?! Bir hata mı? İkinci tercih mi? Onun dünyasını mahveden kız mı? Onun zaten Gözde’den bir varisi var.” diye yumuşakça bitirdim. Suzan avcunu omzuma batırarak konuşmaya başladı. “Sen hata değilsin, ikinci tercihte. Bence o seni seviyor…” Sözünü bağırarak kestim. “O onun peşinden koştu,” Bu gerçek bir kez daha içimi yaktı. Bedenimi yeni bir gözyaşı dalgasıyla vurdu ve daha da çok ağlamama sebep oldu. “O onun peşinden koştu, benim değil. Bu… Bu zaten cevabı veriyor.” diye söyledim. Suzan’ın gözleri yumuşadı ve beni tuttu. İçini çekerek “Belki geçmişten cevaplara ihtiyacı vardır; geleceğini inşa edebilmek için. Bunu böyle düşündün mü?” diye sordu. Başımı hızlıca salladım, çünkü umut etmek daha çok acıtıyordu. “Bunu yapamam, onunla yarışamam.” dedim. Suzan sesi kararlılıkla “Yarışmak zorunda değilsin, bu senin hayatın. Bu senin çocuğun.” dedi karnıma elini koydu. “Bu zaten bir yarış değil. Barış bilsin ve bilmesin, bu içindekini değiştirmez.” Suzan derin bir nefes alıp verdi ve sevgiyle bana bakmaya devam etti. “Mezuniyetin iki gün sonra. Mezuniyetinden sonra ne yapacağımıza bakarız, şimdi şu iki günü atlatalım, olur mu?” Donuk bir şekilde başımı salladım, aslında bağırmak istiyordum. Gücüm ağlamaktan dolayı kalmamıştı. Bomboştum. “İki gün.” diye fısıldadım. Suzan elimi sıktı ve “Sen bunu da atlatacaksın.” dedi. Bana güç vermek istediğinin farkındaydım. Göğsüm hala acıyordu. Gözlerim şişmişti. Yanaklarım da kızarmıştı. Sevdiği çocuk tarafından parçalanmış bir kız çocuğu gibiydim ki zaten öyleydim. O anda çantamda telefonum titreşti, telefonumu bulmak için çantama elimi soktum. Ekranda bir mesaj bildirimi. Açtığımda Savaş’tan olduğunu gördüm. “Mezuniyetin için sana güzel bir elbise aldım.” diye yazıyordu. “Elbise mi? Hayır, olamaz.” diye düşünürken Suzan eğildi ve mesajı o da okudu. Gözleri şaşkınlıkla açılırken heyecanla gülümsedi. “İşte fırsat! Şimdi Barış düşünsün.” Barış “Gözde! Aç şu lanet telefonunu!” diyerek ofisimde sesim yankılandı. Aramayı sonlandırarak tekrar arama tuşuna bastım. Ekranda isim parladı ama yine sonuç aynı. Cevap yok. Dişlerimi sıktım, tekrar numarasını çevirdim. Çalmasını dinledim tekrar, sonunda telesekretere gitti. “Gözde!” diye dişlerimin arasından tısladım, “Böyle bir şeyi söyledikten sonra öylece kaybolamazsın!” diye bağırarak söylendim, ofisimin içinde volta atarak. Göğsüm yanıyor, ellerim titriyordu, korkudan veya başka bir şeyden değil, sadece öfkeden. Kendinde bunu söyleme cüreti bulmuştu ve öylece çıkıp gitmişti. “Senin bebeğine hamileyim, seni pislik!” diyip ortadan kaybolmuştu. Ne açıklama, ne kanıt! Bir şey yok! Ardından bıraktığı kaostan başka. Telefonu masaya fırlattım, bunun etkisiyle kendime doldurduğum viski bardağı sallandı. Elimle kadehi kaldırdım ve kehribar rengi sıvıyı düşünmeden tek dikişte içtim. Alev gibi içimi yaksa da içimdeki fırtına çok daha büyüktü. “Kahretsin!” diye bağırdım. Bardağı masaya öyle şiddetli koydum ki bardak kırılacak sandım. Ondan nefret ediyorum, diye düşündüm. Ama ondan nefret bile etmiyordum. Artık ona karşı hiçbir duygu beslemiyordum. Eskisi gibi değil, hayır! Ama bana sarf ettiği kelimeler doğruysa ona bağlıydım. Onu isteyip istememem fark etmeksizin hemde… Büyükannem ve yönetim kurulu bir varis var diye onunla olmamı isteyecekti. Ve ben öfkemin içinde sadece Ela’yı düşünüyordum. Ela’nın Gözde’nin peşinden koştuğumu gördüğündeki yüzü, “Sorun yok, anladım.” derken titreyen sesi. İçim burkuldu, anladığını söylüyor olsa da anlamadığını çok iyi biliyordum ama yine de gitmesine müdahale etmemiştim. Arabama kendimi zar zor attığımda zaten çoktan şişenin yarısını bulmuştum, onu kollarıma almak tek istediğimdi. 2 gün geçmişti o günden sonra ve ben ona ne söylemem gerektiğini bilemediğim için eve bile gitmemiştim, gidemememiştim. Eve vardığımda dinlemesi için gerekirse yalvaracaktım. Ama evde değildi. Koridorlarda ismini haykırarak ilerlerken yokluğu bıçak gibi saplandı içime. Karanlık salona seslendim. Mutfağa, yukarıya, her yere. Sessizlik. Odasına girerken göğsüm çökmüş gibi hissettim. Onun varlığı odada değildi. Eşyaları oradaydı. Saçlarımı elimin arasından geçirdim, alçak sesle küfür mırıldanırken. Sonra birden bire aklıma geldi, mezuniyeti. Nasıl olur da unutabilirdim?! “Ela…” diye inler gibi çıktı sesim, onun çalışma masasındaki sandalyeye çöküp oturdum. “Senin için bu kadar önemli bir günü nasıl unuttum?” Yaklaşık bir iki hafta önce bahsetmişti bana. Gizlice onu süzdüğümde yüzünde beliren o gururlu ifade, küçük bir gülümseme. Ben Gözde’nin oyunlarına ve önüme bıraktığı o kabusa o kadar dalmıştım ki bu tamamiyle aklımdan çıkıvermişti. Yumruğumu duvara geçirmek istedim ama bunun yerine daha da yerime çöktüm, yere baktım ve göğsüm sıkıştı. Onu özledim hemde çok özledim. Gözde’yi değil. Bir zamanlar kurmuş olduğum hayatın hayalini değil. Sadece Ela’yı. Kahkahasını ve inatçılığını. Odaya girip hiçbir çaba harcamadan orayı aydınlatan halini. Onu burada, bu yatakta, yanımda istiyordum. Ayakkabılarımı çıkardım ve yatağına uzandım, yastığına oymuş gibi sarıldım. Hala kokusu oradaydı, yumuşak ve tatlı. “Sadece seni istiyorum Ela.” diye fısıldadım kumaşa, sesim çatlarken kısık ve umutsuz çıktı. Ama kokusu yetmiyordu, sessizlik sürdükçe düşüncelerim ağırlaştı, tekrar doğruldum ve odasında volta atmaya başladım. Tam o sırada gözüm banyosunun kapısına takıldı. İçeriden loş bir ışık sızıyordu. Hareketlendim hemen içeri girdim. Onun banyosu, onun eşyaları. Düzenli. Etrafa göz gezdirdim. Ruju, parfümü, losyonu. Bir an sadece durdum ve onu hissetmeye çalıştım. Sonra gözüme küçük beyaz bir kutu takıldı. Kaşlarımı çatarak elime aldım. Üzerindeki yazı kalbimi durdurdu. Gebelik testi. Kutu açıktı ve içindeki plastik çubuk kesinlikle pozitifti. Nefesim tutuldu, geri sendelerken dünya etrafımda kaydı. “Hayır…” dedim sesim titrerken “Ela!” diye adını anarken göğsüm daha da sıkıştı. Paylaştığımız samimi geceler. Yakınlık. Son zamanlarda bana farklı bakışı. Ve şimdi de bu. Test elimde hala titriyordu ve ben ayakta durabilmek için lavaboya tutunmuştum. Ela benim çocuğumu taşıyordu. Çocuğumuzu taşıyordu. Tanrım! Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE