Kardeşim

910 Kelimeler
Ela Mezuniyet günüm. Mutluluk nefes almak kolay olmalıydı bu gün, ama öyle hissettirmiyor. Annem gece fenalaşmıştı ve yanıma gelemiyordu. Oysa eskiden hep bunun hayalini kurardık. Annemin yıllar önce verdiği basit gerçek olmayan pırlanta taşlarıyla bezeli gümüş küpeleri taktım. Savaş’ın bana aldığı elbise, çok güzeldi güzel olmasına ama kalbime bir gölge gibi yapışmıştı sanki. Bu histen kurtulamıyordum. “Harika görünüyorsun.” dedi Suzan yatak odasının kapısında yaslanırken gözleri kocaman açılarak. Titrekçe güldüm. Elbisenin kırışıklığı varmış gibi elimle düzelttim. “Öyle mi dersin?” diye söylendim. “Elbette, çok iyi görünüyorsun.” diye onayladı Suzan. Gülümsedi ve yanıma yaklaştı. Kulağımın arkasında durmayan bir saç tutamını eliyle düzeltmek için öne çıktı. Gülümsedim ama boğazımda bir yumru vardı ve gitmiyordu. Belki de mutluluktan ağlamak istiyordum bu sefer ama yine de hüzünlüydüm. “Başardım Suzan, bütün o uykusuz geceler, sınavlar için döktüğüm gözyaşları, kötü yemekhane yemeklerinden ve tüm sıkıntılara rağmen başardım.” diye söyledim. Gururlu bir bakışla aynada kendime son kez baktım. “Hem de okul birincisi olarak avukat hanım.” diye ekledi Suzan yarı alay, yarı gururla söyledi ve beni güldürmeyi başardı. Evet gerçek anlamda güldüm. Bugün benim mutlu olmam gereken bir gündü. Utanarak “Hala buna inanamıyorum.” diye mırıldandım. “Ama gerçek olan bu. İnansan iyi olur.” dedi gözlerindeki bakış yumuşadı ve gülümsedi. Başımı salladım, ağlamamaya ve onun yardımıyla sürdüğüm makyajı bozmamaya çalıştım. Savaş’ın aldığı elbise hareket ettiğimde mükemmel bir şekilde süzülüyordu. Fil dişi renkte, eteği yürüdüğümde açılması gerektiği kadar açılıyordu. Beli oturuyor ve vücut kıvrımlarımı ustalıkla gösteriyordu. Başta doğru seçim yaptığına inanmamıştım ama elbise tam da bana göre dikilmiş gibiydi. Bugün o sahnede olmamı hak ettiğimi düşündürüyordu. Yoldayken Suzan oyunbaz bir şekilde sordu. “Oyun arkadaşın yolda değil mi?” Savaş’ı kastettiğini bildiğim için çıkışır gibi çıkan sesime mani olamadan söylendim. “O benim oyun arkadaşım değil. O… o sadece Savaş.” “Hı hı… Tabi… Sana elbiseler alan ve gözlerin her gördüğünde parlayan Savaş.” diye imayla söyledi. Gözlerimi devirdim ama kalbim Savaş’ı düşündüğümde hafifliyordu, bu hisse engel olamıyordum. “Kapa çeneni Suzan.” diyip şakayla vites kolundaki eline vurdum. “Geç kalacağız.” dedim. Kampüse vardığımızda cübbe giymiş öğrenciler etraftaydı, birbirlerine sarılıp fotoğraf çektiriyorlar, gülüşüp eğleniyorlardı. Kepi yarım yamalak takılmış olanlar elleriyle düzeltmeye çalışıyorlardı. Aileler koltukları doldurmuş fotoğraf çekiyorlar, adı okunan için tezahürat yapıyorlardı. Kimi ise oğlunun veya kızının ismini pankart açıyordu. Kesinlikle büyüleyiciydi. Adım okunduğunda sahneye mikrofona doğru ilerledim. “Hukuk birincisi öğrencimiz Ela İnan!” Alkışlar salonu yüksek sesle doldurdu ve kulaklarımda yankılandı. Diplomamı titreyen ellerle kabul ettim, gözyaşlarımı zar zor bastırmaya çalıştım. Bu sadece kağıt parçası değildi, her uykusuz gecemin, her fedakarlığımın buna değdiğinin kanıtıydı. Başkalarının hakkımda düşündüklerinden çok daha fazlası olduğumun kanıtı. Alkışlayanlara baktığımda en çok Savaş’ın alkışladığını gördüm, gülüşü ise içimi aydınlatacak kadar büyüktü. Tören sonrası kahkahalar yükseliyor, fotoğraf çekimleri devam ediyordu. Suzan’da bir çok açıdan fotoğrafımı çekmek için diplomamı elimle yukarı kaldırmamı isteyip duruyordu. “Beni gerçekten seviyormuşsun gibi gülümse… Evet… İşte böyle… Kıpırdama… Şimdi biraz yana dön…” Ben gülerken bir fotoğrafımı daha çektiği sırada Savaş yaklaştı, ceketini düzelterek “Bir tane de ben çekebilir miyim?” diye sordu. Suzan sırıtarak “Hadi geç yanına.” diye söyledi Savaş’a. Omuzlarımız birbirine değerken o rahatça kolunu belime sardı. Suzan’a bakarak gülümsedik. Bir anlığına her şeyi unuttum. Barış’ı ve Gözde’yi. Günün sıcaklığı, Savaş’ın yanımda duruşundaki rahatlık ve anın neşesi bana her şeyi unutturdu. Kulağıma eğildi sesi alçak çıktı. “Harikaydın.” diye fısıldadı, sadece benim duyabileceğim kadar kısıktı. Ona baktım. “Geldiğin için teşekkür ederim. Bu anlatamayacağım kadar çok şey ifade ediyor benim için…” Gözleri yumuşadı “Elbette burada olacaktım. Dünya yıkılsa kaçırmazdım.” dedi. Bir şey diyemeden Suzan’ın sesi bizi böldü. “Bakışmayı kesin muhabbet kuşları. “Peynir!” diyin!” Savaş güldü ve beni biraz daha kendine çekti ve birlikte telefon kamerasına döndük. Suzan selfie çekimini tamamlar tamamlamaz biri “Ela!” diye seslendi. Adımın seslenişindeki keskinlik ve buyurganlık daha arkamı dönmeden kim olduğunu bana bildiriyordu. Barış. Bir kaç adım ötemde duruyordu. Varlığı açık bir gökyüzüne giren yağmur bulutu gibiydi. Bakışları benim üzerimde değildi. Savaş’a bakıyordu. Aynı anda Savaş’ın bakışı da ona kaydı. İkisi de birbirine kilitlenmiş gibiydi. Savaş’ın duruşu değişti, gülüşü daha keskin daha sert bir hale dönüştü. İkisi kendi aralarında bakışıp dururken nabzım kulaklarımda uğuldamaya başlarken kafamda oldukça karışmıştı. Barış’ın çenesi kasıldı, göğsü sanki buraya yetişebilmek için koşmuş gibiydi, hızla inip kalkıyordu. Savaş’ın gözleri ise tanıma benzeri bir ifadeyle açılsa da kaşları çatılmıştı. İkisi de aynı anda konuştu ve karnıma yumruk yemiş gibi oldum. “Kardeşim.” Benzerliklerini nasıl görememiştim. Keskin çene hattı. Aynı delici bakışlar ama Savaş’ın bakışları daha sıcak, Barış’ınkiler ise soğuk. İkisinin de kendini taşıyış biçimi, boyun eğmez ve gururlu. Ama yine de birbirlerine aynı anda “Kardeşim.” dediklerinde yerin altımdan kaydığını hissettim. Kalbim durdu ve ağzım açık kaldı. “Bekle… Ne?” diye mırıldandım, daha çok kendime sorar gibi çünkü sesim neredeyse içime kaçmıştı, çıkmıyordu. “Aman allahım!” diyerek Suzan yanımda soluklandı ve kolumu tuttu. Gözleri iki adam arasında gidip geliyordu, sanki ağır çekimde araba kazası izliyor gibiydi. Gerçekten de öyleydi ama… “Aman Allahım, kardeşlermiş!” diye içimde bağırdım. Barış’ın bakışları bir ona bir bana bakıyordu artık. Sesi alçak ve tehlikeliydi. “Onunla ne yapıyorsun sen?” diye sordu Savaş’a. Savaş umursamazca kaşını kaldırarak “Asıl şu ki, sen onu nerden tanıyorsun?” diye sordu Barış’a, beni kastederek. Barış’a döndüm ve baktım. Ne cevap vereceğini merak ediyordum, benim onun için ne olduğumu söylemesini. Suzan’la ben adeta nefesimizi tutmuş bu iki adamı daha doğrusu bu iki kardeşi izlemeye devam ediyorduk. Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE