22 Affet beni..

2299 Kelimeler
Üç aydır ayrı kaldığım sevdiklerimle birlikte koca konağın önüne geldiğimizde, gözlerimin yaşarmasına engel olamadım. Günün birinde konağı yeniden gördüğüne sevineceksin deselerdi sanırım buna ya kızardım ya da güler geçerdim ama, şimdi gerçekten bir türlü yuvam olarak göremediğim bu eve geri döndüğüm için mutluyum ve çok sevinçliyim. Saatler süren tahliye edilme işleminden sonra, şimdi avluya adım attığım şu anda heyecan içindeyim. Görmek istediğim yegâne insan Firuze anamdı. Onu üç aydır görmemiştim ve çok özlemiştim. “Odasında mı Firuze anam?” diye sorduğum Umut’tu. Koluna girdiğim kocam, bana gülümsedi ve, “benden çok onu özlediysen kıskanırım,” dedi. Utandım yine. Nerdeyse kendi duyabileceğim bir sesle, “Yok, en çok seni özledim,” dedim. Duyduğu bu cevabım karşısında, hepimizi şok edecek bir şey yaptı bir anda. Kendimi onun kucağında bulduğumda telaşla etrafıma bakındım. Yaraları çoktan iyileşmiş olan Mustafa ve Halil abiler, güvenliği arttırmak için yeni getirilen gencecik, boylu poslu iri kıyım korumalar gördükleri bu manzara karşısında hemem başlarını önlerine eğdiler. Hepside ellerini önlerinde kenetlemişlerdi. Ayla ve Ceylan, kıkırdamaya başlamışlardı ve onlara birazcık kızarak baktığımı görünce, ikiside susmak zorunda kaldılar. “Kocasını korumak için elinden gelen her şeyi yapan bir eş, bir kadın ancak baştacı yapılır ve kucakta taşınır. Ağanızın hayatını hepiniz yengenize borçlusunuz. Saygıda kusur etmezsiniz bilirim. Bundan sonra daha çok saygı duyacaksınız, tıpkı benim gibi!..” Bir zamanlar hayatı, kişiliği, varlığı hiçe sayılmıştım bu konakta. Onurum, gururum ayaklar altına alınmak istenmişti ve ben hep direnmiştim. Şimdi bana sunulan bu saygı her şeyden kıymetliydi. Eski ağanın eşleri bile bana saygı ile bakar olmuşlardı. Umut, beni kucağından hiç indirmeden o yüksek merdivenleri tek tek çıkarken, “belin ağrıyacak.. indir beni,” desemde sadece hep yaptığı gibi göz kırptı bana. “Bu can sana feda olsn ceylan gözlüm!” Başımı başına dayadım. Öyle mutluydum ki, kendimi hayal aleminde gibi hissediyordum. Meridivenler bittiğinde koridorun başında beni kucağından indirdi ve elimi tuttu. Salona doğru birbirine uyumlu adımlarla yürümeye başladık. Firuze ananın nedense beni orada beklediğini hisseder olmuştum. Müthiş heyecanlıydım. Kapısı açık salondan içeri kocamla el ele girdiğimizde, hislerimde yanılmadığımı görünce çok mutlu oldum. Umut’a bakıp, işaret parmağımı dudağıma götürerek sessiz kalmasını istediğimde, çok tatlı gülümsedi ve başıyla onayladı beni. Gözlerimle ellerimizi işaret ettiğimde ise yüzü biraz asılsada karşı çıkmadı. Elimi bırakınca, bir an düşebilir miyim düşüncesiyle korkuya kapılsamda vazgeçmedim. Ağır ve dikkatli adımlarımla büyük camın önündeki sedirde oturan Firuze anama doğru ilerlemeye başladım. Ağlıyordum yine ve burnumu çekmemeye çalışıyordum. Sanki görüyormuş gibi yüzü camdan dışarıya dönüktü ama birden başını çevirip kapıya ve dolayısıyla bana doğru bakmaya başladı. Yaşlı eli kalbinin üstüne gittiğinde hıçkırığımın önüne geçemedim. “Oyy menim balam gelip.. hoşgelip, safalar getirip.. sedire tutunarak yavaşça ayağa kalktı ve kollarını kaldırıp, ellerini bana uzattı. O elleri tuttuğum an, sanki gerçek anama kavuşmuş gibi hissettim. Birbirimize öyle sıkı sarıldık ki, biz istemediğimiz sürece bizi hiç kimse ayıramazdı. Bir süre öylece kaldık. İkimizde ağlıyorduk. Kendisini benden biraz geriye çekti ve el yordamıyla yüzümü buldu. Titreyen sıcacık ellerinin arasına aldığı yüzümü, bir bebeği okşar gibi okşamaya başladı. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp, tenimi kokladı önce ve sonra saçlarımı koklamaya başladı. Bir eli yüzümü serbest bırakırak yavaşça önce göğsüme dokundu ve yine ağır ağır aşağıya indi. Tam rahmimin üstüne geldiğinde durdu. O görmeyen gözlerinin içi gülüyordu. Yüzüme yaklaştı ve kulağıma doğru fısıldadı. “İki canlısan he menim gözel gızım. Rabbım, tamamına erdire inşallah! Oğlun, sana, gocana, aşirete uğur getire!” Şaşırmadım ki! Biliyordum çünkü onun hissedeceğini. Firuze anamı yeniden kendime çektim ve tüm hasretimle, sevgimle sarıldım ona. “Bilmiyor anam.. haberi yok,” dediğimde, sırtımdaki parmakları tenime hafif bir baskı yaptı. “Tamam gızım!” dedi sadece. Umut yanımıza geldi ve ayrıldığımızı görünce Firuze anamın elini öptü, alnına koydu. “Sana gelinini, kızını getireceğimi söylemiştim anam. Tuttum sözümü.” “Tutacağını bilidim oğlum. Gözümüz aydın ola!” Sedire oturduğumuzda ancak masayı fark edebildim. Envaye çeşit salatalar, yemekler, kebaplar hepsi bizi bekliyordu. “Hadi masaya geçelim,” dediğinde Umut, ne kadar acıkmış olduğumu fark ettim. Saatlerdir ağzıma bir lokma girmemişti. Umut, Van çöreği almış ve yememi istemişti ama heyecandan tek lokma yiyecek halim kalmamıştı. Sofrada ayran aşını görünce dayanamadım. Ayla’ya hemen tabağımı uzattım ve, “ bol koy aybalam,” dedim. Kurt gibi acıkmışım meğer. Aslında çok sevdiğim ayran aşından bir tabak daha isteyecektim ama bu defa diğer yemeklerden yiyemeyecektim. Yörenin bütün güzel yemekleri masadaydı ama gözüm otlu Van peynirini aradı. “Peynir yok mu Ceylan?” diye sorunca herkes şaşırarak birbirine baktı. “Ya şey, içerde çok az vardı da!” demek zorunda kaldım. Ceylan, adeta koşarak salondan çıktı. Umut ile göz göze geldiğimizde, ormanlarını hüzün sisinin bastığını gördüm ve gülümsedim. Ceylan elinde kocaman tabakta Van peyniri ile dönünce, “senin sevdiğinden. Salamura değil, küpten çıkardım,” dedi. Bir peynir için bu kadar mutlu olacağımı düşünemezdim. Lavaş ekmeğin içine ufaladığım peynirin tadına varmayı çok istiyordum. Resmen ağzım sulanmıştı. Onca yiyeceğin içinde en lezizi peynir ve lavaş ekmekti. Beni şaşkın gözlerle izleyenlere hiç aldırmadan dürüm haline getirdiğim kaç peynirli lavaş yedim hiç bilmiyorum. Yemeğin ardından kahve içmek istedi canım. Aslında çok kahve içen biri değildim ama canım çekiyordu işte. “Mırra var mı?” diye sorunca kızlar birbirlerine baktılar. “Var abla yaparım hemen,” dedi Ceylan ve yeniden mutfağın yolunu tuttu. Biraz sonra gümüş kılıflı fincanlarda Mırra gelince, onu içmedim.. yaladım, yuttum resmen. Kahvenin telvesi namına fincanda hiçbir şey kalmadı. Umut şaşkındanda öteydi. Misafirler için evde bulundurulan Urfa’nın Mırra kahvesini aslında hiç sevmediğimi çok iyi bilirdi kocam ve şaşkınlığı birazda bu yüzdendi. “Ben biraz uzanacağım,” dedim ama asıl istediğim en güzelinden, sıcacık bir banyo yapmaktı. İnsanların içinde bunu söyleyemezdim. Ayıp karşılanırdı. Masadakileri kaldırmanın derdinde olan Ayla’ya seslenen Umut, kızların ikisindende benimle ilgilenmelerini istedi. Kendisi odaya bilerek gelmiyordu. Cemal ağanın üç karısı da yemekten sonra bana geçmiş olsun demişler ve salondan ayrılmışlardı. Kızlarıda anneleriyle gitmişlerdi. Aşkımı Firuze anamla salonda yalnız bıraktık ve iki canımla benim odama gittik. Ceylan yatağımın süslü örtüsünü kaldırırken, Ayla çoktan banyoya girmişti. Aklını sevdiğim, banyo yapmak istediğimi anlamıştı. Kaynara yakın sıcak suya hasret kalmıştım ama o kadar sıcak su ile yıkanmak bebeğimin sağlığı için sakıncalı olabilirdi. Ayla her zamanki alışkanlığı ile kaynara yakın suyu mermer kurnaya doldurunca, “balıım.. suyu biraz soğutsan, o kadar sıcak suyla yıkanmayayım,” dediğimde kızcağız şaşırdı. “Arkanı dön kız, peştamala sarınacağım,” diyince hemen dönüp suyu soğutma işine girişti. Alelacele soyundum ve peştamala sarındım. Dönüp bana baktığında, ellerim karnımın üstündeydi ve gülümsüyordum. Anlayacak mı diye merakla yüzünü inceliyordum ki, gözlerinin ellerime takıldığını gördüm. Sonra bir anda öyle bir, “hiiiii!” çekti ki tıpkı onun gibi kıkırdadım. “Kız ne zamaan? Ammaaan! Ayy ablam aşk olsun sana ama yaa! Hani bana söyleyecektin? Ay ben şimdi senin bebişine mi bakacağım?” Öyle sevinçli ve mutluydu ki, ne yapacağını bilemez haldeydi. Kurnadan taşan su umrunda bile değildi. Hamamın ortasında birden göbek atmaya başladı. Bende onun bu haline kahkaha üstüne kahkaha atıyordum. Sesimizi duyan Ceylan’da yanımıza geldi. İkimize de şaşkın şaşkın bakıyordu. “Ay abla n’oldu be? Niye oynar bu deli?” diye sorunca, Ayla atladı hemen. “Kız teyze oluyoruz teyze!” “Şiiişşt! Sessiz olun biraz ya! Daha ağanız bilmiyor!..” diyince, sevinç nidaları atan iki kızda anında susuverdiler. Bol eğlenceli, neşeli bir banyonun ardından havlularıma sarındım ve kızların da yardımıyla banyodan çıktım. Bana bir şey olacak diye artık ödleri kopuyordu. Üstümden çıkan aslında yeni giyindiğim kıyafetlerimi görmek istemediğimi, bana mahkemeyi hatırlattığını söyleyince hemen kıyafetleri yok ettiler. Gerçektende uykum gelmeye başlamıştı. Saat akşamın altısına yaklaşıyordu ve çoktan her yere karanlık çökmüştü. Yatağıma uzanınca yerimi nasıl özlediğimi fark ettim. Gözlerim doldu yine. Kızlar koro halinde, "Allah rahatlık versin abla," dediler ve odadan çıktılar. Gözlerim kapanıyordu ki, odamın kapısı yavaşça açıldı. Başımı kaldırıp baktığımda gelenin Umut olduğunu gördüm. "Sen hâlâ uyumadın mı aşkım?" "Yeni yattım, banyo yaptım önce." Gülümseyerek yanıma geldi ve yatağın kenarına oturdu. “Seni yeniden evde, burda görmek öyle güzel ki aşkım. Ben senin hayatını zindana çevirirken, sen benim hayatımı kurtardın. Bunun altından nasıl kalkarım ki ben aşkım, var mı bunun bir yolu?” Gözlerinden boşalan o yaşları görünce yüreğim sızladı. Yerimde doğrulup oturdum. Uzanıp tutuğu ellerimi dudaklarına götürdü ve parmaklarımı tek tek öpmeye başladı. “Ne çok seviyorum ben bu narin elleri aşkım,” dediğinde gülümsedim. “Az önce bana bir şey sordun ya hani, evet bir yolu var aşkım. Artık lütfen benden bir şey gizleme olur mu?” “Asla. Her şeyi bileceksin,” dedi ya, hemen ekledim bende. “Sende bileceksin ve bilmen gereken bir şey var aşkım,” dedim. Utanarak gözlerimi, bana dikkatle ve birazda tedirgin bakan gözlerinden kaçırdım. “Susmasana aşkım, korkutma beni. Neyi bilmem gerekiyor?” Korktuğu sesinden çok belli oluyordu. Rahatlaması için gülümsedim. Ellerimi ttan ellerini sıktım. Güç toplamak istercesine derin bir nefes aldım. Elini kendime çekip, karnımın aşağısına götürdüm. Beni anlamakta zorlanıyordu ve artık şaşkındı. “Bizim bir bebeğimiz olacak, gebeyim ben!” dedim ya, kocaman açılan gözleri karnıma indi. “Ama na.. nasıl o.. olur?” Kekeleyerek konuşması karşısında güldüm. “Sen hatırlamıyorsun ama ben çok iyi hatırlıyorum aşkım,” dediğimde daha çok şaşırdı. O gecenin her dakikası beynime kazınmıştı. Sabah olunca onun hiçbir şey hatırlamadığını anlayınca çok üzülmüştüm, gizli gizli bütün gün nerdeyse ağlamıştım ve o günden sonra artık ona daha çok kızgındım. İnsan, bir erkek böyle bir geceyi nasıl hatırlamazdı ki? * * * Üç ay öncesi.. “Yıldıız!..” “Hııım?..” “Seni çok seviyorum.” “Yalancı!” “Yalan söylediğim zamanlar oldu evet, ama şimdi ve daha öncesinde seni sevdiğimi söylediğimde hiç yalan söylemedim sana.” Huzursuzca yattığım yerde kıpırdayınca, içini çekti ve beni bıraktı. Dönüp ona bakmasamda yataktan kalktığını ve odadan çıkıp gittiğini biliyordum. Aklımda ise dakikalar önce beni öpüşü vardı. Mutlu olmuştum ama işte yine öfkem devreye girmişti. Çıkıp gitmesine üzülmüştüm ama ne olursa olsun geri geleceğini biliyordum. Saatler sonra gecenin tam ortasında, uykumun en tatlı yerinde yatağa geldiğini ve bana sarıldığını hissettim. Alkol almıştı. Saçlarımın arasına gömdüğü yüzünü, sıcak nefesini ensemde hissediyordum. Kalbim deli gibi çarpamaya başlamıştı. Durmadan beni sevdiğini fısıldamaya devam ediyordu ve bedenimi garip bir ürpertinin almasına engel olamadım. Yavaşça dönüp ona bakınca, gece lambasından sızan ışığın gölgelediği yüzünü gördüm. Gözlerinde yaşlar vardı. “İnan bana n’olur aşkım!.. çok seviyorum seni, hep sevdim ki seni ben!” “Bende seni sevdim, çok sevdim hemde,” dedim. Ağlamaya başladım bende. Alnımdan öptü beni ve sonra gözlerimden. Burnumdan öptü yine beni göz yaşlarımı silerken. Dokunuşları öyle yumuşak, sevgi doluydu ki, bende onun yüzüne dokunmak istedim. Parmaklarıma söz geçiremedim. Gözlerini gözlerimden hiç ayırmadan dudaklarıma kapandı bir anda. Kapadım gözlerimi. Bana dokunuşları ile eriyordum sanki. Sıcacık nefesi boynumu bulduğunda, ateş gibi yanan parmakları ise geceliğimin altından tenimde gezinmeye başladı. Birbirini çok isteyen ve aslında birbirine hasret kalmış iki beden, iki ruhtuk biz ve tüm sevgisiyle bana sarıldığında, bıraktım kendimi ona. İlk kez öpülürken, sevilirken bedenlerimiz birbirine kavuşmanın zevkini, heycanını, korkusunu birlikte yaşıyordu. Gecenin sessizliğinde, hızlanan nefeslerimiz birbirine karışırken, tek vücut olmayı başardık. Daha öncesi tatmadığım, varlığından haberdar olmadığım o duyguları onunla yaşarken, usul usul zevk dolu inlemelerime, onun duymasını hiç istemiyor olsamda, ondan utansamda kendime engel olammıyordum. Birbirimizin olmuştuk ve öpmeye doyamadığı dudaklarımı serbest bıraktığında, “senin için ölürüm ben kadınım, çok seviyorum seni.. son nefesime kadar da seveceğim,” dedi. O güzel anlar bittiğinde, banyoya gitme ihtiyacı duydum. Yanından kalkarken, sabahlığımı hemen üstüme giyindim. Biraz ağrım vardı ve banyo yapmanın iyi geleceğini düşündüm. “Nereye aşkım?” diye sorunca, utandığım için yüzüne bakmadan, “banyoya, sende üstünü giyin istersen,” dedim. “Peki aşkım!” dedi ve yatakda doğrulup, pikemizin altında kalan pijamalarını buldu. Oyalanmadan ağır ağır giyindi. Gözleri kapanıyordu. Kalkıp bana yardım etti ve banyoya götürdü. Tekerlekli sandalyemi de yanıma getirip bıraktı. Banyodan çıkarken, “Seslen bana!.. işin bitince gelip alırım seni,” diyince, “Gerek yok, sandalyem burda ya gelirim onunla ben,” dedim. İnatçılığımı bildiği için ısrar etmedi. Banyoda yalnız kalınca haff bir kanamam olduğunu fark ettim ama yinede banyo yapmaktan vazgeçmedim. Abdestimi alırken aklımda dakikalar öncesi vardı. Artık kadınlığa geçiş yapmıştım ve korktuğum kadar canım yanmamıştı. Banyoda işim bitince tekerlekli sandalyeme tutunarak çok ağır adımlarla yürümeye başladım ama çok yoruldum. Resmen bütüün gücümü kullanmıştım. Yeniden yatağımıza girdiğimde onun çoktan uyuduğunu gördüm ve açıkçası rahatladım. Yüzüne bakmaya utanıyordum çünkü. Sırtımı ona döndüğümde yine beni kendisine çekti ve sarıldı. “Ah aşkıım! Ne zaman seni sevdiğime inanacaksın sen? Yalancı değilim ki ben?” Uykusunun ortasında söylediğini duyunca, “sana inanıyorum Umut,” dedim ama belli ki beni duymadı. Olsun sabah olunca söylerim bende diye düşünürken gözlerimi kapadım. Yüzümde hissettiğim sıcaklıkla gözlerimi araladım ve dönüp hemen ona baktım. Yanımda değildi, odada bile değildi ki. Kapının tıklatıldığını duyunca, yavaşça doğruldum. Ayla gelmişti ve aklıma ilk gelende altımdaki çarşaf oldu. Onun görmesini istemiyordum. “Ablam günaydın, kahvaltıya gelecek misin? Ağam git bak dedi de onun için geldim.” “Biraz daha yatacağım canım,” dediğimde hemen, “Tamam,” dedi ve geri gitti. Yataktan güç bela çıktım. Çarşafı çok zorda olsa değiştirdim ve bekaretimi üstünde bıraktığım çarşafımı katlayıp, çok az havaya kaldırabildiğim döşeğimin altına sakladım. Tekrar yatağıma yattğımda felaket yorgundum. Bir saat kadar uyumuşum ve odaya giren Umut’un ayak seslerine uyandım. Geldi ve yanıma uzandı. “Başım çok ağrıyor. Alkolü fazla kaçırmışım. Eve ne zaman geldim, ne ara uyudum hiç bilmiyorum. Az sarılayım sana,” dediğinde şok oldum. Geceye dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Uğradığım hayal kırıklığının haddi hesabı yoktu. Elini tüm hırsımla geri ittim. “Pis yalancı!” dedi dudaklarım. “Bunu bile çok görüyorsun bana! Peki.. haklısın ama şunu bil ki, seni gerçekten çok seviyorum,” dedi hiç utanmadan. “Ben sevmiyorum, sevmeyeceğimde!” “Onada peki aşkım!” * * * O geceyi ona utanarak, sıkılarak anlattım, anlamak zorunda kaldım. “Çok ama çok özür dilerim bebeğim.. sen anlatınca sanki hatırlar gibi oldum. İçkiye çok alışık değilim be ceylan gözlüm ve o gece bir şişe rakıyı tek başıma içtim. Affet beni ne olur?” Utanç içindeydi ve yüzüme bakamıyordu. Onu kendime çekmek isteyince hemen yanıma daha çok yaklaştı. Sarıldım ona, hemde sımsıkı sarıldım. Hissettiğimi söyledim. İkimizde yeterince üzülmüştük. Atık daha fazlasına ihtiycımız yoktu. “Affettim ki seni ben!” * * * * *
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE