Saat sabah sekizi gösteriyordu ama oda öyle karanlık öyle kasvetliydi ki; yine karanlık, yağışlı bir Ankara sabahına uyandığımızı anlayabiliyordum. Keza, bu düşüncelerimin ardından odayı aydınlatan bir şimşek çakmış ve çok geçmeden bütün sessizliği bölen ve kollarımın arasındaki kumral saçlı kadını ürküten bir gök gürültüsü duyulmuştu. Sağ omzumda yatıyordu ve elimi, çıplak omzuna sürerken sıkıntı olmadığını söyledim. "Uyu biraz daha. Henüz erken." Sanki kalkmaya da pek niyeti yok gibiydi. "Hiç kalkmak istemiyorum ki." Onun bu ilk kez duyduğum mahmur sesini zihnime hapsetmek istedim. "Canın yanıyor mu?" diye sorduğumda, "sanki sinek ısırmış gibi" dedi. Ama sesinde bariz bir dalga tınısı vardı. "Ama itiraf et, at sineğiydi. " dedim. Bunu beklemiyor olacak ki ağız dolusu kahkaha attı. Gülüşü

