Tanışma

1400 Kelimeler
Boran Şırnak sıcağı yetmiyormuş gibi Irak da yanıyordu. Bana buraya gelmek hiç mantıklı gelmiyordu. Ağalar toplanmak istemişti. Babam vefat ettiği için artık Ağa bendim. Babam adil biriydi. Öyle olmadığımı biliyordum. O bir annemi görmüştü, sonra da kadınlara tövbe etmişti. Benim görmediğim kadın bana küsmüştü. Çapkınlığımla nam saldım diye insanlar evine giderken de korkardı ama Zahid Ağa beni özel konuğu olarak çağırmıştı. Sebebini hepimiz biliyorduk. Silah lazımdı adama. Sağlayacak tek kişi de bendim. Adam Irak'ta en güçlü olmak istiyordu ama o potansiyel yoktu. Kim ne derse desin. Yine de Fatih gitmemi istedi. Irak sınırında müttefik toplamak istiyordu çünkü uyuşturucu ve organ işini bitirmek istiyordu. Yani ne kadar adam olursa, o kadar iyiydi. Satıcıya ihtiyaç vardı. Silah işi daha temizdi. Yusuf Ali meclise girdikten sonra doğu benden sorulur olmuştu. Hem Ağa, hem Mafya olmak yoruyordu. Ulan babam ne adamdı. Tek yaptığı kaçakçılıktı. Sonra da vefat etti zaten. Beni burada annem ve bacımla bırakmıştı. İkisi, birbirinden beterdi. Akşama kadar kavga ediyorlardı. Sırf onlardan kurtulmak için bile çağrılan yere giderdim. Hepsinden bıktım. Özellikle de karılardan. Yani sadece kan bağım olanlardan. Yoksa kadınlara asla küsemezdim. Adamlarımızla Irak sınırını geçince Zahidin adamlarına rastladık. Evine doğru gidiyorduk. Biraz geç kaldığımın farkındaydım ama yapacak birşey yoktu. Irak zaten çok karışıktı. Bizim ev ondan karışıktı. Zahidin konağına vardığımız zaman kapıda bizi karşıladı. Daha önce geldiğim bir yer değildi. Yanımdaki Salih'e baktım. Evi biliyor gibiydi. Zaten o olmasa hiçbir iş yolunda gitmezdi. Adamın yanında çarşaflı bir kadın vardı. Sadece gözleri görünüyordu. Bal renginde ve kocaman. Adam sanırım namımı duymadı. Yoksa kızını karşılamaya getirmezdi. İçeri girer girmez bile sadece o kadın dikkatimi çekti. - Selamün aleyküm Boran Ağa dedi Zahid. - Aleyküm selam dedim. Adam otuz iki diş sırıtıyordu. - Bak Türkleri çok severim. Bir tane karım da türk dedi boğazdan bir şiveyle. Karısı mıydı? İşte buna daha çok şaşırdım. Beni hiç araştırmadığı belliydi. - Ne güzel? dedim sadece. Bizi içeri davet ettiler. Masa çoktan kurulmuştu. Adam herkesi etkileyecek mükemmel bir ortam hazırlamıştı. Dansözler, çalgıcılar, kadınlar kaynıyordu içerisi. Tüm Ağaların keyfi yerindeydi. Yine de beni rahatsız eden birşey vardı. Bu adam hiç göründüğü gibi gelmiyordu bana. Üstelik burası Orta Doğu'nun en çok kaynadığı yerlerden biriydi. Karısıyla böyle tanıştırması biraz tuhaf gelmişti. Bu adamlar kadınları kapının önüne bile bırakmaz. - Sizler için küçük bir eğlence dedi. Adamı sevmediğim için eğlencesi de dikkatimi çekmedi. Niyeti belliydi ama bu eğlenceyle beni de kandıramazdı. Ne kadar salaktı? Sanki biz daha önce hiç eğlence görmedik. Bunu görünce hemen atlatacağız? - Ağanızla ilgilenin dedi. Karısı yanıma oturup yüzünü açtı. Gözlerim büyümüştü. Bal rengi gözlerine yakışır bir yüzdü. Özellikle de dolgun dudakları. Yutkunup derin bir nefes aldım. Sertleşen ve ereksiyon olan yerlerimi düşünmemeye başladım. Kızın çok farklı bir güzelliği vardı. Küçük kalkık burnu, büyük gözleriyle uyumluydu. Dolgun dudakları ise şehvet dansı için yaratılmış gibiydi. Kaşları siyah olmasına rağmen teni bembeyazdı. Aşağılara doğru inersek de beyaz mı diye merak etmeden yapamıyordum. Dediğim gibi ben tam bir ırz düşmanıydım ve bu adam kesinlikle yanlış yoldaydı. Boğazımı temizledim. Zahid Ağa başka Ağalarla ilgileniyordu. - Sen Zahid Ağa'nın karısı değil misin? dedim sertçe. Yaşadığım şoku atlatmaya çalışıyordum. - Üçüncü karısıyım dedi. Gözleri çok yorgun bakıyordu. Zahid Ağa'nın baktığını fark edince bana döndü. Sürekli etrafını kontrol ediyordu. Yaşı da küçük gibiydi. Çok büyük durmuyordu. - İstediğiniz birşey var mı Ağam? dedi kız. - Hayır yok. Sen gidebilirsin dedim. Kızın burada kalmak istemediği çok belliydi. Şaşkınca bana bakıyordu. Ben de rahatsız olmuştum. - Sizi memnun etmek için buradayım dedi. Daha da şaşırdım. Zahid Ağa'nın karısıyla konuşmaya ihtiyacım yoktu. - Gidişin memnun eder dedim. Yoksa aklımdan geçen fantazilere engel olamayacaktım. Nefes alıp verdim. Ayağa kalktı kız. - Memnuniyetle dedi. Kızın gidişine baktım. Bir de Zahid Ağa'nın arkasından gidişine. Umarım bir daha yanıma gelmez çünkü ben namuslu bir adam değilim. Bana sunulanı geri çevirecek kadar iradeli hiç değilim... Ortam çok şenlenmişti. Ağalar eğlenirken benim aklım bal gözlü o kızda kalmıştı. Sonunda dansözler etrafta gezerken Zahid Ağa da içeri girmişti. Herkese selam verip konuşuyordu. Zahid Ağa yanımıza yaklaşıp gülümseyerek koluma dokundu. - Eğlence hoşunuza gitmedi mi Boran Ağa? dedi. - Güzeldi, dedim. Ama sanırım yorgunluk var üzerimde dedim sadece. - Yorgunluk sizde ne arar? Gençsiniz, hem de güçlü bir Ağa’sınız. Bu gece sizi eğlendireceğim, söz veriyorum dedi. Adamın hali beni rahatsız etmişti. Zahid Ağa’nın gülümsemesi sahteydi. Sadece gövde gösterisi yapmak için çabalıyordu ve bu beni daha da rahatsız ediyordu. Masaya oturdum, bir yudum çay aldım. Gözlerim tekrar o kadını aradı, bulamadım. İçimden, kadın gitmiş, iyi de olmuş, diye düşündüm ama bir yanım rahatsızdı. O gözlerde gördüğüm yorgunluk, bakışlarında ki isteksizlik zihnimde takılı kalmıştı. - Zahid Ağa, işimize odaklanalım mı artık? diye sordum, daha fazla oyalanmak istemiyordum. - Bu gece eğlenelim, yarın konuşuruz işimizi, dedi. Ama yüzünde belli belirsiz bir gerginlik vardı. - Eğlenceye vaktim yok. Yarın olmaz, iş şimdi konuşulursa daha iyi olur dedim. Kalmak gibi bir niyetim yoktu. Diğer ağalar birbirine baktı, ortam bir anda gerildi. Zahid Ağa'nın yüzü asıldı, gülümsemesi kayboldu. Ama sonra zoraki bir şekilde gülümsedi ve elini masaya vurdu. - Siz Türkler hep acelecisiniz. Peki öyle olsun Boran Ağa. Ama önce kadeh kaldıracağız dedi. Adam garip bir şekilde ısrarcıydı. Adamları hemen şişeler getirip masayı donattılar. İçimden bu iş beni yoracak belli ki, diye geçirdim. İlk kadeh kaldırılırken bakışlarım yine kapıya kaydı, oradaydı. Kadın kapının eşiğinden beni izliyordu. Bal rengi gözleri bir an gözlerimle buluştu ve hızla kayboldu. - Boran Ağa, fark ettim ki sizi etkileyen bir şey var. Merak ederim, nedir bu sizi böylesine dalgın yapan? dedi Zahid Ağa. Şerefsiz piç, karısını kullanıyordu. - Kadınlarınızla eğlenmek bana göre değil. Siz iş konuşacağımızı söylediniz, başlayalım dedim sertçe. Zahid Ağa kahkaha atarak elini omzuma koydu. Pezevenge bak. Bu ne rahatlık? - Senin bu dik başlılığını seviyorum. Ama unutma, burada iş yapıyorsan kurallarımı da kabul edersin dedi. Kaşlarımı çattım. - Yaa önce eğlence tabi. Ev benim evim, benim kurallarım dedi. Herkes gülüyordu. O sırada masaya başka bir kadın geldi. Gençti, güler yüzlü görünüyordu ama gözleri aynı yorgunluğu taşıyordu. Zahid Ağa onu bana doğru itti. - Bu gece Boran Ağa'mızı rahat ettirin, dedi.Kadın başıyla eğildi, bir şey söylemedi. - Gerek yok, dedim. Zahid Ağa’nın yüzünde alaycı bir ifade belirdi. - Beni mi kıracaksınız Boran Ağa? diye sordu. Bu adamla iş yapmanın bedeli ağır olacaktı, bunu o an anladım. Baştan sona bir hesaplaşmaya dönüşecekti. Ama kimseye boyun eğmem, diye içimden geçirerek gülümsedim. - Beni rahat ettirmek istiyorsanız, işi masaya yatırın. Kadınları değil, rakamları konuşalım dedim göz kırparak. Zahid Ağa sustu. Adamlarının arasında bir fısıltı yayıldı. Yüzünde bir şeylerin değiştiğini gördüm; altta kalmayı sevmeyen biriydi. Ama oyununu benimle oynayamayacağını da fark etmişti. Bir süre sessizlik oldu. Zahid Ağa eliyle kadını geri gönderdi. - Öyle olsun Boran Ağa. Ama şunu unutma; bu topraklarda hiçbir şey bedava değildir dedi. - Ben de bedava iş yapmam, dedim. O sırada o bal gözlü kadının tekrar içeri girdiğini fark ettim. Bu sefer hızlı değildi. Ağır adımlarla yanımızdan geçti, başı eğikti ama gözleri bir an bana döndü. Bu kadın kimdi? Zahid Ağa'nın üçüncü karısı mı, yoksa başka bir hikayenin öznesi mi? Cevabını henüz bilmiyordum ama bir şeyler kesinlikle yolunda değildi. Bana içki doldurup gitti. Sadece bana herşey hizmet ediyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ağalar daha çok coşmuştu. Hepsi de evliydi neredeyse. Bir de benim adımı çapkın diye çıkarmışlardı. İş konuşmak haricinde herşeyi yapmıştık. Burada kalmaya da herkes karar verdi. Artık odama çıkmak istiyordum. Zahid Ağa da anlayışla karşıladı. Kapının önüne Salih ve bir koruma geçti. Ben de içeri girdim. Birinin birşeyler yapmayacağı belliydi ama yine de kimseye güven olmazdı. Oda güzeldi. Muhtemel bir misafir odası. Pek bakmadan üstümü çıkardım. Çıplak uyumak istemedim ama çok sıcaktı. Kimseden saklayacak birşeyim de yoktu zaten. Herşeyi çıkarıp köşeye indirdim. Yatağın içine girip tavana bakmaya başladım. Ulan Fatih, çok istiyorsan sen gelseydin. Adam çok boktan. Ben sana olmaz dedim. İstanbul'da oturup konuşmaya benzemez Orta Doğu. Uykum da gelmiyordu. Tavana bakıyordum. Kapı açılıp da Efsun Hanım içeri girdiğinde, yatağımda uzanmıştım. Evde Zahid Ağa vardı. Giydiği ipek, siyah sabahlık, o gür siyah saçların yanında sönük kalmıştı. Çarşaf değil de gecelik giyiyordu. Lütfen düşündüğüm şey olmasın. - Boran Ağam, hizmetinizdeyim dedi. Gözlerime bakmıyordu. Adam anlaşmayı kabul etmem için karısını mı sunuyordu? Rahatsız olmuştum. Evde yedi büyük ailenin Ağası vardı. Ev sahibinin karısı odamda kendini bana sunuyordu. - Bir ihtiyacım yo ... Kız sabahlığı çıkarıp altındaki mükemmel bedenini gözler önüne serdi. Kafasını kaldırıp gözlerime baktı. - İhtiyaçlarınızı karşılamak için buradayım dedi ısrarla. Daha önce de dediğim gibi ben asla namuslu bir adam olmadım. Bana sunulanı geri çevirecek karar iradeli de olamadım. Aslında çapkın ya da ırz düşmanı lakabını sonuna kadar hak ediyordum. Benden günah gitmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE