Boran Zahid Ağa’nın konağı karşımdaki tepenin yamacında, taş gibi dikilmiş bekliyordu. Hâlâ o kibirli duvarlar, parlayan lambalar... Dışarıdan her şey sakin. Ama içi çürümüş bir leş gibi kokuyor. Ben o leşi temizlemeye geldim bu gece. Etrafımda ki adamlara baktım. Yazılımcı çocuk birkaç dakikalığına elektrik ve kameraları halledecekti. Zaman azdı. Yine de halledebilirdim. Ondan emir helmesini bekliyordum. İlk kameralar sonra da elektrik gidecekti. Çocuk kafasını salladı. Konağın planı kafamda hazırdı. Vaktiyle bu konağın avlusuna gelmiştim. Arka tarafta, eski hizmetkârların kullandığı bir mutfak kapısı vardı. Son günlerde ne değişti bilmem ama o duvarın altında hala drenaj hendeği varsa, oradan içeri süzülebilirdim. Yatık ceviz ağacının gölgesinde sürünerek ilerledim. Nefes bile almad

