İki tanıdık yabancı tokalaşırken alışkanlık olmuşçasına birbirlerinin gözlerinin içine bakarak ayakta dikilmeye devam ediyordu. Ne Güneş, elini çekerek bu tuhaf durumdan sıyrılmaya çalışıyordu ne de Umut böyle bir girişimde bulunuyordu. Öylece sadece kendilerinin anladığı bir dilde bakışıyorlardı. Üç koca yıl geçmişti bir araya gelmeyeli. O karanlık geceden sonra, ikisi de eskisi gibi olamayacağını biliyorlardı. Onların ki zoraki bir ayrılıktı. Birbirlerini seven ancak ayrılmak zorunda kalan bir kalbin iki ayrı tarafıydılar. Belki de bu yüzden ayrılığın bıraktığı hasar bu denli yıkıcı olmuştu. Güneş, tüm hayallerini kaybetmiş, tam olarak babasının istediği kız olmuştu. Artık bir hayali olmayan her insan gibi durum ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışıyordu. Bu da babasının istekleriyle örtüşü

