Gece iyice koyulaşmıştı. Kayaların gölgeleri birbirine karışıyor, rüzgâr uğultusu sanki yaklaşan tehlikenin habercisi gibi kulaklarda çınlıyordu. Şafak Timi, dar geçitlerden dikkatle ilerliyordu. Herkesin parmağı tetikte, bakışları ufku tarıyordu. Melek’in sessiz hıçkırıkları zaman zaman geceye karışsa da Hasan’ın onu kucağında sıkıca tutan kolları güven veriyordu. Ömer, öncü hattı sessizlikle yönlendirirken telsizinden kısa ve net bir emir verdi: “Tuğrul, ilerideki yüksek kayayı kontrol et. Şahin, sen sağ kanadı al. Gözleriniz dört açılmış olacak. Buradan pusu ihtimali yüksek.” Tim sessiz işaretlerle ayrıldı. Birkaç dakika boyunca yalnızca botların taşlara sürtünme sesi ve nefeslerin ritmi duyuldu. Herkes tetikteydi. Tam o sırada, Ali’nin keskin sezgileri harekete geçti. Bir kayalığın

