5.Bölüm

1546 Kelimeler
BÖLÜM 5● Pastanenin önünde duran araçla birlikte yutkunurken, avuçlarımı taytıma sürterek usul adımlarla ilerledim. Sürücü koltuğunun yanında ki yerin kapısını açarken, uzaktan beni izleyen Neşe abla cesaret verircesine öpücük yollarken gülümsemeye çalışarak bindim araca. Kapımı kapatırken bedenimi hafifçe Sahir’e döndürdüğümde, sert bakışları yolun üzerindeydi. “Emniyet kemerini tak.” “Sahir..” “Emniyet kemerini tak Lale.” Alt dudağımı ısırırken soğuk sesi gerginliğimi arttırırken dediğini yaparak emniyet kemerimi takarken, aracı hızla çalıştırmıştı. Dizlerime bastırdığım tırnaklarımla birlikte derin bir iç çekerken, sessizliği tedirginliğimi arttırıyordu. Neşe abla diyordu tabi cilve yap diye! Oysa bilmiyordu ki benim yapabileceğim tüm cilveler dün gece başlamadan bitti diye. “Sahir konuşabilir miyiz?” Direksiyonu tutan parmakları daha da kasılırken, yutkunarak gözlerimi yeniden yüzüne çıkarttım. Yaklaşık on dakika önce pastanede otururken Sahir mesaj atmış eve gelip beni alacağını söylemişti. Neşe ablanın yerinde olduğumu söylediğimde ise cevapsız bırakarak dediği üzere on dakikada gelmişti. “Sahir durdurur musun arabayı, lütfen.” Mahallenin ara sokaklarından ana yola çıktığımızda aracın hızını arttırmasıyla gözlerim irileşti, elimi hızla koluna yerleştirirken, “Sahir lütfen!” dememle birlikte aracı ani bir frenle durdurduğu sırada yutkunarak hızla çıkardım emniyet kemerini, soğuk kahverengileri bana çevrildiğinde tek kaşını kaldırdı, yüzündeki sorgular gibi bir ifadeyle bana bakıyordu. “Söyle.” Yapabilirsin. Yapabilirim. Yapacağım. Kalçalarımı oturduğum koltuğun üzerinde hafifçe kaldırırken, bacağımı diğer tarafa atarak kucağına yerleştiğimde vücudumun altındaki vücudu kasılmıştı. Heyecanın etkisiyle titreyen ellerimi omuzlarına bastırırken, dudaklarımı yaladım. “Dün beni yanlış anladın..” diye mırıldandım, oysa hiç yanlış anlaşılacak bir durum yoktu! “Ben. Ben sana kızdım, sen bana öyle diyince.” “Beni delirtiyorsun Lale.” Elleri bol siyah tişörtümün içinden tenime kaydığında, gözlerim büyürken iki elini belime yerleştirmiş baş parmağıyla okşuyordu. Omuzlarından doğru parmaklarımı saçlarına kaldırırken, yumuşak koyu kahverengi saçlarına dokundum. Sessizliğimizin içindeki tek ses nefes alışverişlerimizdi, gözleri dudaklarıma kayarken Neşe ablanın sesi çınladı kulağımda. Göster ama elletme! Alt dudağımı ısırırken, saçlarından doğru yanağına götürdüm elimi. Usulca okşamaya başladığımda dudakları milimetreler ilerisindeydi dudaklarım ile arasında. Sıcak nefesi yüzüme çarparken, ilk öpücüğümün heyecanıyla kucağında kıpırdanırken hafifçe inledi. “Lale!” “Efendim Sahir,” diye mırıldandım kısık tonda, elim yanağından doğru dudaklarına giderken, parmak uçlarımla dokundum yumuşak dudağına. Elimi, dudaklarından uzaklaştırdığı sırada dudakları sertçe dudaklarımı kavrarken, ağzına doğru boğuk bir iniltim döküldü farkına varamadan. Belime yerleştirdiği sıklaşırken, dilini ağzımın içine sokarken ustalıkla beni yönlendiriyordu. Alt dudağımı dişlerinin arasına alarak çekiştirdi, canımı yakan şehvetin izleriyle saçlarına daldırdığım parmaklarımla hafifçe çekiştirdim saçlarını. Kalçalarım istemsizce kucağında sürtünürken boğuk boğuk inledi, limon’ın tadı kalan dudaklarımı daha fazlasını istermişçesine öpmeye devam ediyordu. Soluklanmak için kendimi hafifçe geriye çekerken, alnını alnıma yasladı. “Sahir..” “Güzelim,” dedi gözleri kapalı, dilimi dudağımın üzerinde gezdirerek suçluluk duygusuyla kıpırdanırken kucağından yan tarafa geçmek isteyeceğim sırada, belimdeki elleri kucağında kalmam için baskı uygularken gözlerini aralayarak, koyulaşan kahverengilerin tonunun, mavilerimle çarpıştı. Daha düne kadar ağabey dediğim adamın kucağındaydım. Detayları dillendirmediğim taktirde bile bunun ne kadar vahim bir durum olduğu gözle görülürken, üstelik Faris’e karşı hissettiklerim.. “Serhun ağabey beni yarın almaya gelecek.” dedim ansızın. Bir anlığına anlamsız bakan gözleri, sözlerimi kavramasıyla öfkeyle parıldarken kaşları çatılmıştı. “Sevdiğim bir deyim var biliyor musun Lale,” yüzünü boynuma gömerek kokumu içine çekti. “Götüne baka baka gider,” endişeyle gözlerimi kırpıştırırken dudaklarını boynuma bastırdı, yutkunarak koluna tutundum. “Sahir.. Bende gideceğim onunla.” “Kimden izin aldın güzelim?” “Henüz soyadın altında değilim. Unuttun mu? Hem ben esirin miyim, gideceğim her yerin hesabını verip izin alacağım?” Yüzünü boynumdan kaldırarak gözlerini kıstı. “Gitmeyeceksin.” “Senden izin almıyorum. Haber veriyorum.” Dudakları kıvrıldı, beni tiye bile almıyordu! “Gidersin güzelim. Ama bir daha asla görünemeyeceğini bile bile, yarın gidersin onunla.” Vücudum öfkeyle titrerken kucağından hızla diğer tarafa attım bedenimi, “yine uyarı adı altında tehditlerini savuruyorsun Karahan!” diye öfkeyle bağırırken, cık cık cık yaptı. “Ben tehdit etmem güzelim, uyarırım.” “Ne farkı var!” “Çok fark var.” “Serhun ağabey ile görüşmeme mani olamazsın! O benim ağabeyim, her kafanın estiği hoşlanmadığın kişilerle beni görüştürmeyecek misin?” “Sorduğun soruyu, kendin cevapladın Lale.” “Yüzüğü atsam ne yapabilirsin ki?” diye sordum omuz silkerken, hiddetle bana döndüğünde gözlerim endişeyle büyümüş sertçe kavradığı bileğimin acısıyla yüzümü buruşturmuştum. “Senin dilin çok uzadı Lale. Sence diyorum ki, uzatmanın hiçbir gereği yok. Yıldırım nikahıyla olsun bitsin bu iş!” İş? “Bırak kolumu!” diye tersledim, yanan gözlerimin titrettiği sesimle. Başını salladı, fakat bileğimdeki elini çekmeyi onaylarcasına değil. Söylediği şeye karşın sallamıştı başını. “Bugün karım olacaksın Lale.” Ardından bileğimden çektiği eliyle, hızla çalıştırdığı aracı bir olurken içimi saran korku ve kırgınlığın heyecanıyla, önüme dönerken akan birkaç damla yaşı hızla sildim elimin tersiyle. “Senden nefret ediyorum.” “Edebilirsin güzelim. Ama unutma ki, sen bana aitsin. Ve ebediyen de, bana ait kalacaksın.” “Ben istediğim sürece!” diye hiddetle döndüm ona, “eğer ablama vereceğiniz zararı umursamadığım taktirde benimle değil evlenmeyi, dokunamazsın bile bana!” Gözleri yoldaydı, fakat seğiren gözü kasıldığını hissettirirken nereye gittiğimiz hakkında bir fikrim yoktu. Sormak yerine sessizliğe büründüğümde gözlerim de onun üzerindeydi, emniyet kemerimi takmamış sırtımı hafifçe kapıya yaslamıştım. Herhangi bir kaza ihtimali için fazlasıyla tehlikeli bir durumdaydım. Bir elini direksiyondan çekerken cebinden telefonunu çıkardığında, görebildiğim kadarıyla rehberine girdiğinde onu izlemeye devam ettim. Bir ismin üzerine tuşladığında hoparlöre alarak telefonu bana uzattığında, yandan bir bakış attı. “Tut şu telefonu Lale.” “Ne amaçlıyorsun Sahir?” dedim, kuruyan boğazım yüzünden pürüzlü çıkan sesimle sorumu ona yöneltirken. “Soru sorma. Şu lanet olası telefonu tut sadece.” “Bana emir verme!” “Alo Sahir bey, merhabalar efendim.” diyen orta yaşlardaki bir adamın sesi, aramıza girdiğinde nefesimi tuttum. “Merhaba Polat bey.” Başını hafifçe bana çevirerek üzerimde bakışlarını gezdirdikten sonra önüne döndü, var olan trafik sebebiyle yavaş ilerliyordu araba. “Sizden bir ricam olacak.” Benim de çok sevdiğim bir deyim var Sahir.. Ayvayı yedim! Huzursuzca yerimde kıpırdanırken, terleyen avuç içlerimi taytıma sürterek klimanın soğuttuğu aracın içine rağmen terlediğimi hissettim. Sıcak basmıştı sıcak! “Biz nişanlımla, yıldırım nikahı işlemlerimi başlatmak istiyoruz.” Hangi nişanlın acaba? Kim o Sahir? Neden bana bakıyordu? Ah Lale.. Öne doğru atılırken, titremeye başlayan ellerimle alt dudağımı ısırdım. Kendim sebep olduğum halt için, ikna etmeye mi çalışacaktım şimdi? Ne diye; yüzüğü atsam ne yapabilirsin ki, diye baş kaldırırsan! Al işte. Olacağı buydu. Sana yapıştırır böyle cevabını! Sahir Karahan alır oturtur seni nikah masasına. “Tabi.. Eğer yanıma gelirseniz eğer öncelikli olarak severek yardımcı olurum Sahir bey.” Telefonu kapatsaydım ne olurdu? Şöyle suratına pat diye! Yardımcı olurlarmış. Burun kıvırarak alt dudağımı adeta kemirirken, pürüzsüz dudaklarıma hasar veriyordum. Verdiler zaten hasarın en dibini Lale az önce, adamın kucağında dudaklarını.. Ay! “Yoldayım, yarım saate yanınıza geliyorum o halde Polat bey.” “Bekliyorum efendim. Kendinize iyi bakın.” “Sizde, sizde.” diyerek geçiriştirken, kapanan telefonun aracın içinde duyulan sesiyle mani olamadığım bir sertlikle bıraktım telefonu. “Ne yaptığını zannediyorsun sen? Yıldırım nikahı da ne demek! Hamile miyim ben senden, mahallelinin diline beni düşürecek şeye nasıl kalkışırsın Sahir!” “Sen kendini bildiğine göre mahallelinin ne konuştuğunun bir önemi yok.” Rahatlayan trafikle hızı arttırdı Sahir, “ayrıca bedel güzelim, bedel.” “Bıkmadın mı bedeli bana ödetmekten?” Söylediklerimin bedeli olarak o pekte benimle yıldırım nikahıyla evlenebiliyorsa şayet bende geçmişi çokta güzel açabilirdim, her fırsatta! Neşe ablanın söylediği sözler hiçte bize uygun değildi. Bizim evliliğimiz hiçbir zaman tam anlamıyla gerçek olmayacak, geçmişi her anında barındıracaktı. “En büyük bedeli, ablam uğruna seninle evlenerek ödüyorum zaten Sahir.” Titreyen ellerimle at kuyruğumu bozarak saçımdan tokayı çıkartırken bileğime geçirdim, “diğer bedeller, vız gelir tırıs gider.” Yalan! Yalan! “O yüzden mi kuyruğuna basılmış kedi gibi mırlıyorsun Lale?” “Dikkat et o kedi sana pençelerini geçirmesin.” Saçlarımı düzeltirken, çantamı açarak içerisinden parfümümü aldım. İki fıs tenime sıkarken üzerimdekiler dikkatimi çekmişti, herkes nikahında beyazları giyerdi oysa! Ben tam da bizim hikayemizi anlatan bir renge, siyaha bürünmüştüm. “Ama o kediye kalmadan, hiç merak etmiyorum Hatice teyze sana terliklerini geçirir zaten.” “Avutursun sende koynunda.” “Koynuma girmeye ne meraklıymışsın!” dedim imayla, kaşlarım çatılırken. “Sen o parfümü sıkmaya devam ettiğin takdirde, bu geceden itibaren hiç çıkmama konusunda kararlıyım koynundan.” Heyecanla nefesim kesilirken, dudaklarımı ıslatarak yutkundum. Yandan bir bakış attığında, kendine gel Lale! diye uyarılar veriyor, etkilemesine izin vermemeye çalışıyordum. “Avucunu yalarsın!” “Avucumu mu yoksa seni-” “Sahir!” diye neredeyse çığırdım. Aracın içinde tiz bir tonda yankılanan sesim yüzünü buruşturmasına sebep olduğunda, sağ elini kaldırarak kulağına yerleştirdiği. “Kulak zarlarımı patlattın Lale.” dedi gülerek. Benimle resmen dalga geçiyordu! Ben! Ben.. Bir kaşık suda boğabilirdim onu. Ardından aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını kaldırırken telefonuna yeniden uzanarak, yolu kontrol ederken girdi şifresini. Ona bu sefer sırtımı dönerken konuşmama konusundan oldukça kararlıydım. Resmen yarın Serhun ağabeyle gitmeyeyim diye yıldırım nikahı kıyacaktı bana! Teyzeme, enişteme, Haldun amca ve Hatice teyzeye rağmen! Bunu, evet bunu resmen yapacaktı. “Alo amca,” dedi Sahir, sessizliğimizi yeniden bozarken. Fakat bu sefer telefonu hoparlöre almamıştı. “Seni gelinimle tanıştıracağım bugün.” Gelinin batsın, adam! “Nikah dairesinde.” Telefonun diğer ucundan gelen sesi dinledikten sonra söylerken, bir süre sessizliğe bürünürken hafifçe ona çevirdim başımı. Dudakları keyifli bir ifadeyle kıvrılmıştı. “Mafya babasının kızını kaçırdım amca. Bizi saklaman gerekecek.” “Mafya babasının kızı değilim ama zorla nikaha götürüldüğüm doğru.” Gözleri bana kayarken kulağından telefonu hafifçe uzaklaştırdı. “Bedeller güzelim, bedeller.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE