4.Bölüm

1803 Kelimeler
BÖLÜM 4● 22 Ağustos; Tarihin zihnime kazındığı, hoşlandığım adamın ağabeyine vardığım gündü. Parmağıma geçirilen yüzüğün soğukluğu titrememe sebep olurken, bakışlarım balkonun duvarına yaslanarak üzerime bana bakan, Sahir’e çevrildiğinde yutkunarak kıpırdandım yerimde. Hatice teyze, bizi salondan kovarcasına balkona gönderttiğinde yalnız kalıp sohbet etmemiz için şans tanımıştı kendince. “Sormak istediğin bir şey var mı Lale,” diye sordu Sahir. Kaşlarım alayla havalanırken dudaklarımı ıslattım. “Sormak istediklerimi duymak hoşuna gitmeyecek.” Dudaklarına götürdüğü sigarasını tutan eli bir anlığına duraksarken, tek kaşını kaldırdı. “Üstelik sormak istediklerimden ziyade, söylemek istediklerim varken, sormanın lüzumu yok.” Sigarasını son defa içine çekip bir süre bekletirken, usulca başını sallayarak sigarasını kül tabakasına söndürerek dumanı üfledi dışarıya. Oturduğu sandalyeden doğrulduğunda, yaslandığım balkonun duvarında gerildim. “Sen sor. Hoşuma gidip gitmeyeceğinin kararını veririm ben güzelim.” Öfkeyle soludum, sarf ettiği kelimeler bir anlığına salonda duraksamamı sağlarken gerçekleri değiştirmeyecekti! Sahir Karahan, her zaman ablamın bir zaman düğünden döndüğü adam olarak kalacaktı. “Söylesene, eski nişanlının kız kardeşine karım gözüyle nasıl bakacaksın Karahan?” diye vurguladım soy ismini, onun yaptığı gibi. “Geçmişte, plak gibi takılı mı kalacaksın Lale.” “Geçmiş olarak adlandırdığın zaman, iki ay öncesi! Ve sen benim bugüne dek ağabeyim olarak gördüğüm kişiydin. Sana nasıl sözlüm gözüyle bakabilirim?” Gözleri öfkeyle parıldarken, bir anda önümde belirdiğinde yine ve yeniden duvarla arasında sıkılı kalmıştım. Kaşlarım olabildiğince çatılırken bu sefer etkisine kapılmamak için önceden kollarına ellerimi yerleştirerek ittirmeye çalıştım. “Bakacaksın.” Elini yanağıma koyarken, gözlerindeki öfkenin şiddeti sarsılmış ve hafiflemişti. “Sözlün olarak görmen için elimden gelen her şeyi yapacağıma inan,” dedi dudakları, dudaklarıma doğru ilerlediği sırada. Gözlerim endişeyle büyürken, başımı hızla camdan balkonun kapısına çevirdiğimde her an salonun kapısından çıkacak kişiyle yakalanmamız bir olabilirdi! Delirmiş miydi Sahir? Ya da önceden delirmişti! “Delirdin mi Sahir? Biri görecek.” “Belki de çoktandır delirmişimdir Lale.” dedi dudakları yanağıma temas ederken, nefesini verdi, “senin için delirmişimdir.” “Ne?” Diğer eli usulca omzumdan koluma doğru inerken, Ağustos atının tüm sıcaklığına rağmen buz kesen vücudum titrerken uzaklaştırmak için koluna yerleştirdiğim elim duraksamıştı. “Sikeceğim Lale.” diye hırladı, gözlerini yummuştu, “içine takmadın mı?” “Neyi?” Bir an boşluğuma gelerek sorduğum soruyla, eli hafifçe göğüsüme değdiğinde ateş değmişçesine ürperirken kendini hızla geriye çekerek sırtını döndü. Avuçlarımı duvara bastırırken kendimi güçlükle ayakta tutuyordum, hızlı alıp verdiğim nefeslerimle birlikte onun sırtını izlemeye devam ettiğim sırada açılan balkonun kapısıyla endişeyle doğruldum. “Çifte kumrular sizi.” Gamze şen şakrak içeriye girdiğinde, gözleri bir bana bir bize sırtı dönük ağabeyine çevrildi. Ardından aradaki gerginliği hissetmiş gibi başka bir konuya geçiş yaparken, az önce ağabeyinin kalktığı sandalyeye geçti. “Serhun ağabey nasıl? Haberinin olmadığını söyledi Gül teyze.” “Gamze!” diye bağırdı bir anda Sahir. Gamze korkuyla hızla yerinden doğrulurken, ben ise bir anlığına irkilmiş ardından kendimi toparlamıştım. Serhun ağabey ile derdi neydi? “Gergin misin birazcık ağabeyim sen?” diye sordu Gamze, benim sormak istediğimi soruyu sorduğu için minnetle ona bakarken. “Gereceğim ben seni. Çık dışarı.” “Hı anladım ben. Tamam tamam çıktı-bağırma, kaçtım.” Balkondan gülerek hızla çıkarken ardından kapıyı kapatmıştı, Sahir bana tamamen döndüğünde gözleri bir anlığına göğüslerime çevrilirken hızla kollarımı kapatarak dudaklarımı utançla ısırdım. “Bir daha.” dedi, “öyle olmasın.” “Neden? Bu sefer de onları sen giydirir misin? Rujumu temizlermiş..” söylediğim şeyin farkına vardığımda, gözlerimi utançla yumarak göğüslerimdeki baskıyı attırdım. Kahrol Lale! Kahrol kahrol. Ona söylenecek şey miydi bu? Bana doğru gelerek kolumu tutarken, baskı uygulamıyordu bu sefer parmakları. Daha dikkatli daha naifti. “Bu şekilde devam ettiğin taktirde, evet özellikle her sabah ben giydireceğim.” Yutkundum. Aldın mı cevabını? “Takman için önce görmen gerekir Sahir Karaman. Ama sen, bedenimin hiçbir zerresini ne görebilecek ne de dokunabileceksin.” Tek kaşını kaldırdı, yüzünde keyifli bir ifade vardı. “Öyle mi?” Başımı aşağı yukarı salladım. “Öyle.” “Ya sen gelirsen bana, her gece, koynuma.” “Her gece koynuna gelmem için, kalbimin başka birine ait olmaması gerekir. Sence de öyle değil mi, Sahir Karahan?” ● “Beni mecburiyetlerle ikna edebildiniz,” dedim salondaki koltukta, kollarımı göğsümde birleştirerek oturmaya devam ederken keyifle onlara söylenmeye devam ettim. “Serhun ağabeyi de arayın hadi arayın, açıklayın tüm pirincin taşını. Hı tabi bir de babam var tabi. Sözümden mahrum bıraktınız ama demez mi bu adam; beni neden çağırmadınız, diye? Sormaz mı?” “Sende bakıyorum çok keyiflenmişsin gız Lale. İstemiyorum diyenden korkacaksın.” “Bugün at sözü deyin atarım! Ne isteyeceğim.” Üstelik o dün akşam ki son bakışından sonra. Kendi başımı, kendim yakmamışım gibi son keyif kahvelerimi içiyordum. En azından hissettiğim tek şey buydu. “Yarın da Serhun ağabeyim beni almaya geliyor. Açıklarsınız artık parmağımdaki yüzüğün nedenini, sahibini falan.” “Ne!” diye çığırdı adeta teyzem. “Bundan bizim neden yeni haberimiz oluyor Lale?” Annem sorusunu bana yönelirken omuz silktim, “dün haber verdi, biliyorsunuz ki istememe hazırlanıyordum. Nasıl haber verebilirdim.” “Gittin aradın değil mi? Dayanamadın! Ablan için bile olsun yapamadın.” “Sen bana ablam için yapıp yapabileceğim en büyük şeyi yaptırıyorsun ya anne! Daha ne hakla gelip hesabını sorabilirsin şimdi? Aramadım ben kimseyi! Gelip o aradı beni, sordu, bir şey var mı diye sordu! Sana güveniyorum bir tek dedi bana, yok dedim! Biraz sonra beni istemeye gelecekler, Sahir beni isteyecek diyemedim.” Öfkeyle kollarımı indirirken titreyen ellerimi bastırdım bacaklarıma. “Ablamın eski nişanlısıyla sözlendim diyemedim.” “Lale’m.. Yapma kızım,” teyzem yanıma geçerken elini saçlarıma daldırarak derin bir iç çekti. “Ne yapmayayım? Sordunuz mu hiç sevdalandığın biri var mı diye? Evleneceksin dediniz bana! Babam bile yoktu istemem de, neden çağırmadın anne? Tutmadı mı yüzün..” Yerimden doğrularak salondan çıkarken hızlı adımlarla ilerledim odama, köşede duran çantamı alarak içine telefonumu sıkıştırdıktan sonra kapıya doğru ilerlerken, arkamdan teyzemin seslendiğini duysam da umursamadım. Spor ayakkabılarımı ayaklarıma geçirerek giydikten sonra sertçe arkamdan kapıyı kapatırken, parmağıma takılı yüzüğün ağırlığı huzursuz ediyordu. Hızlı adımlarla merdivenleri inerken apartmandan kendimi dışarıya atarak verdim nefesimi, üzerimde siyah bol tişörtüm ve siyah parlak taytım vardı. Rasgele at kuyruğu yaptığım saçlarım, hafif tonlarda yaptığım makyajım vardı yüzümde. Dün, son dakika verdiğim patlağın ardından Sahir bir süre yüzüme bakmış ardından hiçbir şey demeden balkondan çıkmıştı. Kim olduğunu, kimlerden olduğunu dahi sormamıştı. Tek bir kelime dahi etmemişti. Sadece giderken alnıma bastırdığı dudakları, bundan sonra benimsin sözünü anımsatırken sevdiğim kişinin bir anlamı olmadığını anlatma niyetindeydi sanki. Ki zaten dün mutfakta, beni istemek zorundasın Lale. dememiş miydi? Üzerine basa basa, sessizliğiyle bana bir şeyleri anlatmıştı. Tokayı saçlarımdan çekerken, daha düzgün sıkıca toplamıştım. Bir yandan yokuştan aşağı inerken köşedeki Neşe pastaneye geçtiğimde, birkaç gün öncesine kadar asık suratla beni karşılayan Neşe ablanın aksine şimdi güler yüzle yanıma geldi. “Hoşgeldin Lale,” diyerek yanımda durduğunda, “kuşlar haberler uçurdu.” “Hoş buldum neşe abla.” Diğer cümlesini görmezden gelerek devam ederken, Neşe abla ise devam etti. “Tebrik ederim. Bir ömür mutlu olursunuz umarım, ablandan sonra bir yara bandı-” “Neşe ablacım, ben bir naneli limonata ve yanında ise limonlu küçük keklerinden istiyorum.” Huzursuzca çantamı yanımdaki sandalyeye bıraktım. “Seni limon kızı. Aşıksın değil mi limonlu tatlılara?” Hafifçe omzuma vururken, şaka yaptığını anlamak zor değildi. Dudaklarıma zoraki gülümseme yerleştirirken, “hemen getiriyorum dur, biraz sohbet ederiz hem.” Yanımdan siparişimi hazırlamak için ayrıldığında nefesimi vererek telefonumu çıkarttım çantadan. Sosyal medya hesaplarımdan birine girdiğimde Gamze’nin hikayesine tıklayarak paylaştığı dün geceden hatıra kalan fotoğrafı sundu. Dün yeniden takipleşmeye başlamış, kötü defterlerin üzeri tam anlamıyla kapanmıştı. Kırgınlıkların iyileşmesi zaman alabilirdi ama ne yazık ki onların da aldığı tavırın haklılık payı vardı. Gamze’nin ard arda paylaştığı fotoğrafların aksine ben hiçbir şey koymamıştım, Serhun ağabeyin ve babamın görme ihtimali canımı sıksa da her türlü bu durumu öğrenecek olmalarıyla kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. “Al bakalım, afiyet olsun gelin hanım.” Servisi yaptıktan sonra önümdeki sandalyeyi hafifçe çekerek oturduğunda, kendine de limonata almıştı. Bugün, önceki günlere göre daha sakin olmasından kaynaklı benimle oturup sohbet etme fırsatı buluyordu. “Demek Sahir ile evleniyorsunuz.” Neşe abla, Sahir’ın çok yakın dostu olan Kerim ağabeyin eşiydi. Dedikodu dinlemeyi sever fakat dedikodu yapmaktan haz almazdı, bana bulaşmayan yılan bin yaşasın misali hayatını sürdürürdü. Genelde mahallelinin dedikodusu teyzeleri ise, Neşe abladan biraz çekindikleri için genelde gördükleri açıkları da kimseyle paylaşmazdılar. “Sahir de sever limonlu tatlıları. Limoni limoni çocuklarınız olur, beşer beşer.” “Ne çocuğu?” Çocukta nereden çıkmıştı bir anda? Nereden çıkardı çocuklar? Nasıl oluşurdular.. Nefesimi tutarak bir anlığına yapım aşamasında hayal ederken, dudaklarının varlığının boynumda hissetmek bile çok farklı duygulara sebep oldurmuştu. Elinin, vücudumu keşfe çıktığını düşünmek yerimden kıpırdamama sebep olurken limonatamdan bir yudum aldım. “Küçük Sahir’ler, Lale’ler.” Yanaklarıma hücum eden kanın sıcaklığıyla utançla gözlerimi kırpıştırdım. “Neşe abla!” dedim uyarır bir şekilde, “sanki ne için evleneceğimizi bilmiyorsun..” “Sana bir abla tavsiyesi vereyim mi Lale?” Gözlerim pür dikkat Neşe ablanın üzerinde olsa da sessizliğimi koruyor, sorusuna bir cevap vermiyordum. Neşe abla da zaten bir cevabımı beklemiyordu, limonatasından bir yudum alarak devam etti. “Sahir. İyidir hoştur fakat öfkeyle kalkar çoğu zamanlar. Az çok tanımışsındır sende. Kızdığı zamanlar yapacağı şeyin ardını bildiği halde devam eder, kıracağını hatta paramparça edeceğini bildiği halde yapar. Benim sana tavsiyem; kabullenmediğin bu evliliğe sahip çık. Çünkü seni Sahir bırakmaz, Lale. Ama eğer ki, sizin hikayenizin başrollerine üçüncü şahıslar girmesini istemiyorsan.” “Aldatabileceğini mi söylüyorsun abla?” “Erkekler ilgi isterler Lale. O ilgiyi aradıkları yerde bulamadıkları zaman ise başkalarına giderler. Ben sana diyorum ki; geçmişi, ablanla olan mazilerini unut. Baştan başla, ilk defa yaşıyormuşsunuz gibi. Üzülmeni istemem Lale, bir abla tavsiyesi vermek istedim sana.” Erkekler ilgi isterler Lale. Daha dün gece söylediğim şeyle birlikte alt dudağımı ısırdım. Onun ablamı sevdiğini söylediğini düşününce nasıl hissettirdiğini az çok anlayabiliyordum, fakat istediği taktirde bu evliliği iptal edebilirdi! Başka bir erkeği sevdiğini söyleyen kadını hala karısı yapmayı arzuluyordu. Neşe ablanın dediği doğruydu belki de, evlendikten sonra üçüncü şahısları sokacaktı işin işine belki de. Ya da vardılar fakat varlıklarından bi haberdim. “Peki ne yapabilirim ki..” diye sordum, kendime mani olamayarak. Neşe abla ise kocaman gülümsedi. “Cilve. Göster ama elletme taktikleri, yatakta-” “Ne yatağı! Yok yatak falan..” “Kız evleneceksiniz ya siz. Ne yatağı olsun.” Hızla ağzıma limonlu kekimden bir parça atarken, Neşe abla ise devam ediyordu. “Kıskandıracaksın onu ama aşırıya kaçmadan tabi. Sahir deli adamdır, kıskanır benimsediklerini. Gamze yakınıyordu kaç defa yanımda, Neşe abla şuna bir şey söyle diye.” Ablam da kıskanç olduğunu söylerdi fakat kısıtlanmazdı, Sahir’ın adıyla anıldığı için dikkatli giyinmesi gerektiğini söylediğini demişti. “Yani sen demek istiyorsun ki,” dedim nefesimi dışarıya vererek, “evliliğine sahip çık, kimseye kaptırma.” Başını olumlu anlamda salladı. “Bırak Eftalya’ymış, düğünmüş, iki ay öncesi falan. Sil onları, yoluna bak. Sahir ile madem bir başlangıç yoluna geldiniz. Bunu sen devam ettir, çünkü erkekler bir çocuk gibidir aslında kadınlar çekip yönetir o evi. Kadın yapar yuvayı.” Ellerini masanın üzerimdeki elimin üzerine koydu. “Herkese neşe veren evliliği, kendine ızdırap yapma diye diyorum Lale.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE