3.Bölüm

2354 Kelimeler
BÖLÜM 3● Alt etmediğim heyecanımın etkisiyle huzursuzca yerimde kıpırdanırken, çalan zilin sesi kulaklarıma ulaştığında içeriden gelen seslere kulak astım. Ardından kapımın kulpu aşağı indirilerek açılmaya çalışıldığında, başarısızlıkla sonuçlanırken teyzemin endişeli sesi duyuldu. “Lale, kızım aç kapıyı. Ne yapıyorsun Lale?” Bir yandan kısık sesle sesleniyor, gelen misafirlerin duymasından çekiniyordu. Açılan kapının ardından içerideki sesler birbirine karışırken ortada dönen ‘hoşgeldinizler’ yüzümü ekşitmeme sebep oldu. Bir yıl önce aynı aileye, aynı kişiye kız istemek için çalınan o kapının eşiğindeydiler. İki aydır ablama karşı var olan tüm nefretlerini bize yönlendirirlerken, şimdi nasıl girebilmişlerdi o kapıdan içeriye? İsteksiz adımlarla kapımın önüne gelerek kilidin üzerindeki anahtarımı çevirerek aşılmasını sağlarken, teyzem hızla kapıyı açarken birkaç adım gerilememe sebep olmuştu. Fırıldak gözleri hızla vücudumda gezinip ardından yüzüme çıktığında dudaklarımda gördüğü ruj ile birlikte irileşen bakışları olmuştu. “Gız o ruj ne!” “Ruj işte teyzeciğim. Bırakta sözlüme hoşgeldin diyeyim.” diyerek omuz silktiğimde, gözleri olabildiğince daha da iyileştiğinde keyifle dudak kıvırarak odamdan çıktığımda arkamdan kısık sesle seslense de durmamıştım. Salondan içeriye girdiğimde gördüğüm hafif kalabalıklık, yutkunmama sebep olurken üzerime çevrilen bakışların eşliğinde anneme döndüm. Beni görmesiyle birlikte çatılan kaşlarının ardından sessizce iç çekerken, avuçlarımı elbiseme bastırarak zoraki bir gülümsemeyi yerleştirdim dudaklarıma. “Hoşgeldiniz.” Annemden doğru Hatice teyzeye, yanındaki eşi Haldun amcaya ve diğer tarafta onların çaprazına yerleşen Sahir ağabeyin kardeşi Gamze’ye bakarken, kız kardeşinin yanındaki ona bakamıyordum. Faris ağabey gelmemişti. “Hoş bulduk Lale kızım.” dedi Hatice teyze, dudaklarında samimi olduğunu yansıtan gülümsemesi ile. Anneme, ablam sebebiyle saydırdığı bir sürü sözler olmasaydı şayet benim için hala tonton teyzem olarak kalabilirdi. Fakat şu duruma bakıldığında ise, annemin beni ne kadar düşündüğü veya umursadığı ise ortadaydı. Ama bu evlilik işinin yine Hatice teyzenin başının altından çıktığına da emindim! Nasıl annem, çocukluk arkadaşını kaybetmenin üzüntüsü çekmişse Hatice teyze de bu ayrılığa gönlü el vermemiş olsa gerek ki söylediği sözlere rağmen başka bir yol aramış olmalıydı. Aniden arkamda hissettiğim teyzemin beni yönlendirmesiyle sandalyeye oturtulduğumda, teyzem de Orhan eniştemin yanına geçerek oturmuştu. “Lale kızım, sen kahveleri hazırla hadi.” Annemin bir sorun çıkartma der gibi bana bakarken, imalı imalı seslenmişti. Bir an önce isteme işini halledip kızını ipin ucundan kurtarmaya bakıyordu, diğer kızını harcamaktan çekinmezken. Bahanesi de ne hoştu üstelik; en azından sen ölmüyorsun! “Bende..” dedi aniden Gamze öne atılırken, “bende yardım edeyim sana.” Alt dudağını ısırarak bana baktı, başımı belli belirsiz sallayarak kabul ettiğimde dudakları kocaman gülümseye genişledi. “Nasıl içe-” “Ben biliyorum gel hadi,” Gamze gizleyemediği neşeyle salondan çıkarken, belli belirsiz gülerek arkasından çıktığımda Sahir ağabeye hala bakamamıştım. Mutfağa geçtiğimizde, Gamze endişeli bakışlarını yeniden bana çevirdiğinde vereceğim tepkiden çekiniyor gibiydi. Tüm bu yaşananlar olmadan önce, bu mahalledeki neredeyse tek sayılacak arkadaşımdı. Ablamın düğün gecesi başka bir adamla kaçması, Sahir ağabeyi orada bırakması derken yaşananlarla birlikte bir tavır takınmıştı istemsizce. Kendine göre haklıydı, bana karşı takındığı tavıra rağmen bir tek kelime etmemişti Hatice teyze gibi. En azından sessizliğini korumuştu. “Lale.. Ben gerçekten çok pişmanım.” Gözlerimi kaçırarak yutkunurken, başımı salladım belli belirsiz. “Sonradan farkına vardım sana, size karşı aldığım gereksiz tavrın ne kadar saçma olduğunu.” Alt dudağını ısırarak mahçup bir tavırla başını eğdi. “Ve şimdi ağabeyin ile sözleniyorum.” dedim, Sahir ağabey demekten kaçınarak. “Babam bu durumun daha uygun olacağını ve gereksiz düşmanlığın kimseye faydası olmayacağından bahsetti. Biliyorsun annemi de, Menekşe teyze için hemen kabul etti.” “Peki..” dedim yutkunarak, “Sahir ağabey ne dedi bu duruma, iki ay önce olanlar o şekilde ilerlemeseydi eğer, şimdi karısı olacak kişinin kardeşi ile evlenmeye?” “Ağabeyim istemediği şeyin sözünü bile ikinciye tekrarlanmaz Lale.” Gözlerimi kırpıştırırken elimde kalan son umut parçalarının da benliğimden uzaklaşmamasını diledim. Sahir ağabeyle konuşmadığım sürece hiçbir tanıya varmayacak, kimsenin umudumu kırmasına izin vermeyecektim. Aradaki yedi yaş yenilir yutulur bir rakam değildi! Kardeşi Gamze ile aynı yaşta olduğuma da bakıldığında üstelik, kabullenmesi abes kaçardı. Fakat neden itiraz etmemişti? Etmiş miydi yoksa, Gamze detayları atlıyor da olabilirdi. Belki.. Yani bir ihtimal. “Eftalya abla ile de severek bir evlilik yapmayacaktı. Amcamın diretmelerinin sonucu mantık evliliği gibi görerek, kabullenmişti evliliği.” Ve kabullendiği evliliğin sonucu da tam bir fiyasko olmuştu! Sahir Karahan nikah masasında terk edildi. Dudaklarımı aralayacağım sırada Gamze’nin bakışları arka tarafıma çevrilirken, sessizliği bozan taraf yeniden o olmuştu. “Senin ne işin var burada ağabey?” Gözlerimi kırpıştırarak bedenimi sarsan şok dalgasıyla avuçlarıma parmaklarımı geçirirken, Gamze masum masum bana baktı. İstemediğimi görebiliyordu. “Bizi yalnız bırakır mısın güzelim,” dedi Sahir ağabey, sorusunun altında yatan o ince tınıyı anlamak zor değildi. Sorusu aslında bir nevi, bizi yalnız bırak demekti. Nefesimi tutarken, parmaklarımı gevşetirken usulca avuçlarımı sürttüm elbiseye. “İçeridekiler..” Gamze, beni bu andan kurtarmayı amaçlar gibi ağabeyini sorgularken ardından onun bakışlarını görmüş olmalı ki hızla dudaklarını birbirine bastırarak mutfağın çıkışına doğru ilerlemişti. Ardından kapanan kapının tok sesiyle huzursuzca kıpırdanırken Sahir ağabeyin sesi yankılandı. “Bana dönmeyi düşünmüyor musun Aksuvar?” Sakin olabilirim. Evet. Heyecan yok. Konuşmanın tam fırsatı! Derin bir nefes alarak bedenimi yavaşça ona doğru döndürürken, koyu kahverengilerine ulaşan mavilerim, koyuluğu karşısında ürperirken gözleri usul hareketlerle yüzümden vücuduma doğru indi. “İnadın uğruna giymezsin diye düşünmüştüm.” Başta gerçekten giymeyi istememiştim. Fakat giymekten başka çarem mi vardı? Annem en son çare olarak üzerime zorla geçirirdi herhalde teyzemle birlikte, üstelik suyuna gitmem gerektiğinin de farkındaydım. En azından bu evlilikten vazgeçme ihtimali olasılığıyla. “Beğendim,” dedim itiraf ederek. Aramızdaki mesafeyi kapatmak için bana doğru bir adım atarken, gözleri yeniden yüzüme çıkarken bordo rengini kusursuzca taşıyan dudaklarıma baktı. “Ya Faris içeride olsaydı, Lale?” Duraksadım, koyulaşan gözleri kahverenginin tonunu arttırdı. “Ya senin dudaklarının büründüğü bu tonu görseydi,” bir adımını daha bana doğru yönlendirirken, dudaklarımdan çekmemişti gözlerini. “Sahir ağabey..” dedim yutkunarak, gözleri kullandığım ağabey sıfatı ile gözlerime çıkarken, kaşlarını alayla kaldırdı. “Ağabey?” Tam zamanı işte kızım! Gir konuya, altından gir üstünden çık. diyerek içimden kendimi gazlarken başımı hızla salladım. “Ben bu evliliği istemiyorum Sahir ağabey!” “Sence senin ne isteyip ne istemediğinle ilgileniyor gibi duruyor muyum Lale,” gözlerini kısarak bir adım daha atarken, aramızdaki mesafeler olabildiğince azalmıştı. Küçük apartman dairesinin, küçük mutfağından ne beklenirdi ki! Ah.. Kurduğu cümleyle şaşkınlıkla irileşen gözlerimle suratına bakarken, doğru anlayıp anlamadığımı sorguluyor, kulaklarımda çınlayan kelimeleri ise doğruluğunu kanıtlıyordu. “Sahir ağabey! Senin benim için, Serhun ağabeyimden hiçbir farkın yo-” “O şerefsizin adını ağzına alma!” diye hiddetle üzerime gelirken, parmakları sertçe kolumu kavramıştı. “Senin, benimle evlenmekten başka şansın yok Lale. O Aksuvar soyadının yükümlülüğünden çıkacak, Karahan soyadını taşıyacaksın.” Kolumu sıkan parmakları gevşerken temasını kesmemişti. “Görmüyor musun sen beni Sahir ağabey? Duymuyor musun?” Kolumu, gevşeyen parmaklarının hükmünden kurtarırken bir adım gerileyerek gözlerine baktım. “Gör beni.” Dudaklarımdan firar eden kelimeler benden izinsizce dökülürken, koyu kahverengilerinin esiri olan kalbim fırlayacakmış gibi atmaya devam ediyordu. Hüznün çöktüğü gözlerimde biriken yaşlar görüşümü bulanıklaştırırken, tenimin karıncalandığını hissediyordum. “Duy beni, yakarışlarımı, isyanımı Sahir Karahan.” Titreyen ellerimi iki yanımdan usulca doğrulturken, sol göğsümün üzerine kalbime bastırdım avucumu. Boğazımda var olan yumruya rağmen devam ettim. “Anlamıyor musun, seni istemiyorum.” Kara gözlerini yüzümün her zerresine dokundurdu, yüzünün her zerresinden yansıyan tehlikenin izleri bir adım geriye kaçmamı sağlarken bu hareketime karşılık dudakları kıvrıldı. Keyifli bir ifadeden uzak, soğuk bir kıvrımdı. “Az önce de söyledim Lale. Yine tekrarlamaktan usanmayacağım ama bil ki üçüncüye aynı kelimeler dudaklarımdan dökülürse..” Sahir ağabey, bana doğru bir adım atarak benim az önce açmaya çalıştığım mesafeleri kapatmaya niyetli bir şekilde üzerime geldi. “O zaman, Azrailini çağırdığını düşünmeye başlarım.” Dilini alt dudağına usulca sürttü, bir adım daha geriye kaçarken sırtım sert ve soğuk duvarla buluştuğunda benim alanımı sınırlandırarak vücudunu, vücuduma sürterek duvar ile arasında sıkıştırdı. Gözlerimi endişe ve heyecanın arasındaki duygularla kırpıştırırken, Sahir ise devam etti sözlerine. “Ablanı bağışladılar, seni sundular bana.” Yüzlerimiz arasındaki mesafe olabildiğince azalmıştı, dudaklarının arasından dökülen sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu. Elleri, boynumu kapatan kahverengi saçlarımı usulca kenara atarken, dudaklarını boynuma temas ettirerek hafifçe sürttü. Beyaz tenime sürtünen kirli sakalı yutkunmamı sağlarken, dudaklarının temas ettiği boynun endişe ile gözlerimin büyümesine sebep olmuştu. “Seni bana verdiler Lale.” “Sahir!” diye inledim endişeyle, başımı kapının olduğu tarafa çevirirken her an birinin gelecek korkusu bedenimi ele geçirmişti. “Sahir dur lütfen, biri görecek.” “Artık bana aitsin Lale. Benimsin.” Beyaz elbisemin açıkta bıraktığı boynumda gezinen dudaklarını çekmeden sarf etmeye devam etti sözlerini. “Söyle, kime aitsin. Duyacağım.” “Sahir!” “Söyle güzelim. Kime ait olduğunu söyle.” “Senin. Seninim!” dedim hızla, “sana aitim, çekil üzerimden biri görecek.” Elini belime yerleştirdi, parmakları kumaşın üzerinden tenimi okşarken vücudumu vücuduna bastırdı, belime yerleştirdiği eliyle baskı uygulayarak. “Beni istemek zorundasın Lale.” “Sahir lütfen..” Yüzünü boynumdan kaldırdığında, diğer eli usulca çenemi kavrarken baş parmağını dudaklarıma götürerek bastırdı. “Şimdi o ruju, sen mi silmek istersin yoksa benim tüm kalıntılarıyla temizlememi istiyorsun güzelim?” Gözlerim yeniden onun koyulaşan kahverengilerine çevrilirken, ellerimi kollarına yerleştirerek ittirmeye çalıştım üzerimden. “Ben. Ben sileceğim!” Baş parmağı dudağımın üzerindeki temasını kestiğinde, yutkundu. Başını onaylar anlamında salladıktan sonra usulca belimdeki elini de indirmiş, bir adım geriye giderken temasımızı kesmişti. “Bir daha bu konunun tekrarı olmayacak Aksuvar.” dedi, parmağına bulaşan bordo rengine bakarken. “Kendini gelenek görenekler yapılmadan, bir anda nikah masasında bulmak istemiyorsan.” Kaşlarım öfkeyle çatılırken, iması göz yaşartıcıydı! Burada, gelenekler görenekler yapılmadan hızla evlenen kişilere şüphe ile bakar, evlilik öncesi bir şey yaşadıkları imada bulundururlardı. Hatta hamile mi kaldın kız, ne hızlı çıktı bu gençlikte vay anam edepsiz resmen der, namuslarına iftirada bulunurdular. “Sen beni tehdit mi ediyorsun Sahir Karahan?” “Hayır hatun. Sadece uyarıyorum.” “Çık mutfaktan!” Bana yaklaşarak belime yerleştirdiği eliyle kendisine çekerken, dudaklarını yanağıma bastırdı. Ardından benden uzaklaşırken mutfağın kapısına doğru ilerlemiş, kulpunu aşağı indirdiği gibi açarak çıktığında öfkeden nefes nefese kalan bedenimle birlikte bir ileri bir geri gitmeye başlamıştım. “Çok mu gergin geçti?” “Ben çok kalmam boğarım ağabeyini Gamze!” Gamze endişeyle yanıma gelerek, “sessiz ol,” diye bir uyarıda bulunurken, kahveleri hazırlamaya başlamıştı. “Beklettik ama anladılar sizin konuştuğunuzu.” “Zehir yok mu, zehir. Zehir koyacağım onun kahvesine. Zıkkımın kökünü, dibini içsin!” Masanın üzerinde duran ıslak mendili aldırken, masada duran annemin telefonunu alarak kamerasıyla rujumu dikkatle temizledim. “Nerede bizim asi kız, ilk günden böyle olursan oho yani Lale.” “Gülmesene Gamze.” diye homurdanarak kahveyi karıştırmaya başlarken, en sonunda hazırlanan kahveleri dikkatle bardaklara koyduktan sonra özellikle Sahir’ın bardağını köşeye çekerek, tuzu almaya başladım. “Suyun bol olsun abi. Yakacak bu kız seni, ay çok olmadı mı Lale?” Omuz silkerek isteme için özel alınmış tepsiye dikkatle koyduktan sonra, suyunun içine de kattığım tuzla birlikte dudaklarımı ıslatarak keyifle gülümsedim. “Bu erkekler sürünmeyi hak ediyorlar.” “Ah gelin vah gelin.” “Ah görümce,” diye gülerek takılırken, istemsizce titreyen ellerim sebebiyle pür dikkatle salona geçerken üzerime sabitlenen Sahir’ın bakışlarına karşılık verdim. Gamze diğerler aile büyüklerine kahveleri dağıtırken, ben ise Sahir’ın yanına giderek anlamlı bir gülümsememi ona sunarken hemen önündeki masanın üzerine bıraktım. Sade içtiğini bildiğim kahvesini özellikle şekerli ve bol tuzlu yapmıştım. Bal olsun, yarasın! Eski yerime geçtiğimde anneme dönerken dudakları keyifli bir ifadeyle kıvrılmıştı, kahve yapmaya diyerek gittiğim mutfakta dudaklarımdan silinen rujum dikkatini çekmişti. Üstelik kısa bir süreliğine Sahir’ın da yanlarından ayrıldığı gözler önündeyken. Kahvesinden ilk yudumunu aldığında duraksayarak gözlerini kıstı, ardından tek seferde bitirdiği kahvesiyle birlikte irileşen gözlerimi hızla toparlamış suyunu almasını izlerken, suyundan da ilk yudumunu almıştı. “Geçmiş olsun ağabey,” diye takıldı Gamze, ağabeyine. Huzursuza onun üzerinden bakışlarımı çekerken, Hatice teyzeye döndüm bu sefer. Bana gülümsedi ardından anneme dönerek, “kader böyleymiş ya Menekşe. İnsan alın yazısını değiştiremezmiş.” dedi. “Menekşe.” Haldun amca, Hatice teyzenin kötü bir imada bulunacağını sanarak uyarırken, “ne karışıyorsun her lafına adam, diyorum ki ne de yakıştılar birbirlerine. Ölecekle olacağı kimse engelleyemezmiş, kader bağlarını birbirine bağlamış Sahir oğlumla Lale kızımın.” İki ay önce, ablamla olan düğünleri ipten dönmemiş gibi. “Kahvelerimizi de içtiğimizde göre,” diye başladı Haldun amca. “Gençler anlaşmış, güzel bir yuva kurma yoluna niyetlenmişler..” diyerek başlamadı cümlesine. Çünkü biz ne anlaşmış, ne de güzel bir yuva kurma yoluna girmiştik. “Allah’ın emri Peygamberin kavliyle Lale kızımızı, Sahir oğlumuza istiyoruz.” Orhan eniştem, ailemizin büyüğü olarak söze atılırken babamın varlığını arayan gözlerim usulca odada gezindi. Öyle imkansız bir evliliğe doğru atılan ilk adımdı ki, kimsenin çağırmaya cesareti olmamıştı. Üstelik Serhun ağabey de yoktu. Eksik bırakılan isteme törenimin dakikaları ile baş başa kalırken, titreyen dudaklarımı bastırdım birbirine. Üzerimde hissettiğim Orhan eniştemin gözleriyle ona yeniden bakarken belli belirsiz gülümsedi. “Lale benim kızım gibidir. Daha ilk doğduğunda da güzeller güzeliydi, Allah bahtını da yüzü gibi güzel eylesin.” Benden doğru gözlerini Sahir’e çevirdiğinde bakışları istemsizce sertleşmişti. “Geçmişte kötü hatıralar bırakmış olabiliriz Sahir oğlum. Ama kimse, kimsenin günahının bedelini ödemesin. Doğruyu söylemek gerekirse bu evlilik zorunluluklar dışındaki sebeplerle gerçekleşmiyor, hepimiz gerçeğin yalancısıyız. Sanma ki benim Lale kızım sahipsiz. En başta onun arkasında ben, benden sonra da ağabeyi Serhun var.” “Eniştem..” Yerimden doğrularak yanına gittiğimde kollarımı sıkıca sardım boynuna, dolan gözlerimden süzülen bir damla yaşın ıslaklığını hissettim yanağımda. “Ben kızımı sana emanet ediyorum Sahir.” dedi saçlarımı okşadı, hafifçe geriye çekildiğimde yanağımdaki ıslaklığı sildim. “Bir gün onun gönlüne düşersen, benim kızım sana kendi varacak.” “Emanetini kendi canım pahasına koruyacağım Orhan amca. Ve sana sözüm olsun ki, saçının tek bir teline dahi zarar gelmeyecek.” Ona döndüm, Sahir’e. Annemin, ablamın saçının tek bir telinin dahi zarar görmemesi uğruna beni bu evliliğe itmişti. Şimdi ise Sahir, amcama saçımın tek bir teline dahi zarar gelmeyeceğinin sözünü veriyordu. Gözlerim tepsinin üzerine konan biten su bardağına çevirdim, içmişti onu da. Herkes doğrulduğunda, teyzem beni arkamdan hafifçe ittirerek Sahir’in yanına gitmem konusunda uyarırken yüzükler takılacaktı. Yanına geçtiğimde başını hafifçe eğerek bana baktı, ona baktım. Dudaklarıma inen gözleri, keyifli bir ifadeyle parıldadı. Haldun amca, teyzemin tuttuğu nişan tepsisinin içerisinden yüzükleri alarak parmaklarımıza geçirdiğimde her şey çok hızlı ilerliyordu sanki. Gamze neşeyle fotoğraflarımızı çekerken, kendimi gülümsemeye zorladım soğuk nevale gibi durmamak için. “Hayırlı uğurlu olsun, Allah tamamına erdirsin.” diyerek kırmızı kurdeleyi kestikten sonra, el öpme faslına geçilmişti. Sahir önümde durduğunda gergince başımı kaldırarak kahverengilerine baktım. İki elini çeneme yerleştirdiğinde, usulca dudaklarını alnıma bastırarak öptü. Ardından sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla; “artık tüm şahitler eşliğinde benimsin, Lale.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE