2.Bölüm

2146 Kelimeler
BÖLÜM 2● Günlerin birbirini kovaladığı Ağustos ayının takviminde, o günden beridir içimi kemiren soruların eşliğinde huzursuzca kasılıyordu vücudum. O gün dışarıya çıktığımda Karahan’larla görülmem dikkatleri çekerken, haber teyzeme uçmuş ve annem ile birlikte başıma dikilmelerine sebep olurken nasıl bir açıklama yapacağımı bilemeyerek yüzlerine öylece bakakalmıştım. Faris’ın her türlü açıklamasını yapabilirdim. Ama Sahir ağabeyin açıklaması öyle sanıldığı üzere tam anlamıyla yapamamış, annemin tüm gözlerinin üzerime çevrilmesine sebep olmuştu. Bir hata yapamamdan tedirgin olduğu ortadaydı, beni de kaybetmek istemediğini açıkça yansıtırken bunun olmayacağını ona dillendirmek istesem de bir şeyleri değiştirmeyeceğini bildiğimden sessizliğimi koruyordum. Kahvemden bir yudum alırken oturduğum balkondan dışarıyı izlemeye başlamıştım, bir yandan kurabiyemden ısırık alıyor dışarıyı gözetleyen kadınlar gibi sokaktan gelip geçenlere gözlerimi dikiyordum. “Gız bu akşama görücüler gelecekmiş ya sana.” Balkondan içeriye giren teyzem, bombanın ipini çektiğinde şaşkınlıkla irileşsen gözlerim anında onu bulduğunda kurabiyelerden birini seçerek dudaklarına götürdüğünde başını salladı. “Ne diyorsun sen teyze?” “Hazırlık yapın akşama gelecekler diyiverdi Orhan.” “Ne demek geliyorlarmış!” “Aaa! Sesini yükseltme Lale. Herkes bizi dinleyecek gızım. Az daha sessiz ol.” “Annemin haberi var mı bu saçmalıktan? Asla olmayacağını söylemedi mi enişteme! Ne demek geliyorlar? Gelemezler!” “Lale,” annemin sesiyle hızla yerimden doğrulurken balkonun giriş kapısından usulca bana bakıyordu, “ortalık yerde konuşulacak şeyler değil bunlar, içeride konuşalım kızım.” dediğinde dehşetle suratına bakıyordum, açık balkondan dışarıya iletilen yüksek sesimi kast ediyordu. Başka bir şey söyleden arkasını dönerek ilerlemeye başladığı sırada arkasından hızlı adımlarla ilerledim, teyzem de beni takip ederek peşimden gelmişti. Salona geçildiğinde usulca koltuğuna oturmuş, yüzünü bana çevirdiğinde ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu. “Gelen görücüyü geri çeviremeyiz Lale.” “Senin dudaklarından dökülen kelimeleri kulağın duyuyor mu? Ne demek geri çeviremeyiz..” “Böylesi daha hayırlı olacak Lale.” “Bende bu işten hiçbir şey anlamadım abla.” dedi teyzem sessizliğini bozarken, annem ve eniştem arasında anlaşılan şeylerden bizim haberimiz yoktu. “Evlenmem!” “Evleneceksin!” diye hiddetle doğruldu annem, aldığı kararın arkasında durarak oldurmaya çalışırken. “Yirmi bir yaşındayım ben anne. Bırakta kiminle evlenip evlenmeyeceğimi ben seçeyim!” Teyzem endişeyle aramıza girdiği sırada ablasına ayıplar şekilde bakarken, bunu onun da beklemediği ortadaydı. “İstersen kırk yaşına gel. Benim kızımsın ve seninle ilgili kararları da her zaman ben veririm Lale.” Bu zamana dek kapımıza gelen görücüler çok sıklıkla olmuştu. Her seferinde annemin olumsuz cevaplarıyla karşılaşarak bana bıraktığı seçimimde, hiçbir zoraki baskı uygulamamıştı. Şimdi nedendi? Yaptığı bu şey! Titreyen ellerimi şortumun açıkta bıraktığı bacaklarıma bastırarak iki yana salladım başımı, yanan gözlerim istemsizce doluşuna engel olamıyordum. “Ben evladımı kaybetmeyeceğim Lale. Ve sende gidip hazırlanmaya başlarsan iyi edersin!” “Gız abla, ne kaybetmesi ne diyorsun?” “Ne diyorum değil mi? Ne diyorum!” Aradaki teyzemden kurtularak yanıma geldiğinde, parmakları sertçe kolumu kavrarken kendini kaybetmiş gibiydi. “Sen evlenmem dersin! Ablanı, Eftalya’yı ölüme sürüklersin Lale.” Bacaklarım, annemin haykırışları üzerine güçsüzleşerek titrerken boğazımdaki yumruya rağmen zorlukla yutkundum. Gözleri öyle kararlıydı ki Menekşe Demir’in, bu evliliği oldurmamak dışında hiçbir şansı yok gibi bakıyordu öylece. Görüşümü bulanıklaştıran yaşların biriktiğini hissettim gözlerimde, bir damlanın yanağıma süzülüşüyle acı içinde yüzümü buruşturdum. “Neden bahsediyorsun sen abla?” Teyzem tüm ciddiyetini takınırken anneme bakıyordu, nefesimi vererek ona çevirdiğimde bir umut benim yerime o soruyu sormasını bekledim. “Eftalya ile ne ilgisi var bu görücülerin?” “Eftalya’nın bağışlanmasına karşılık Lale’nin evliliği.” dedi usulca annem, bir anlığına sarstığı o dağlarının ardındaki hüzne şahit olurken bileğimi tutan parmakları gevşemişti. “Bağışlamak?” Avuçlarıma batan tırnaklarımla sakinliğimi korumam için vücuduma uyarı verirken, derin nefesler alıp verdim dışarıya. “Beni istemeye gelecek kişiler kim anne?” Titreyen bakışları benim kahverengilerime çevrildiğinde dudaklarını araladı, söylemek istediği kelimeleri dışarıya dökemezken nefesini verdi sertçe. “Beni daha fazla bu utançla koyma Lale.” “Aman Yarabbi! Siz delirdiniz mi abla?” Karahan’lar. Ablamı bağışlamak için beni gelin mi almak istemişlerdi? Hatice teyzenin iki oğlu, bir kızı vardı; Faris, Sahir ağabey ve benim yaşlarımda olan Gamze. “Faris..” dedim kuruyan boğazımı temizleyerek, “Faris ağabey’e mi isteyecekler beni?” “Sahir’e.” Salonun ortasına yıldırım düşmesini sağlayan dudaklarından dökülen isim ile birlikte devam etti, “Sahir’in gelini olacaksın, Lale.” dedi. ? Daha çocuk yaşlarındaydım, hayatın toz pembeliğine inandırıldığımda. Hayatın, bize anlatılan o masallardaki gibi olduğunu anlatırlardı. Her felaketin, sonunun iyiliğe erişeceğini ve mutlu sonları yazacağını işlemişlerdi. Çirkin ve Güzel masalındaki, Uyuyan Güzel masallarındaki gibi. Oysa hayat, ne bize çocuk yaşlarımızda yansıttıkları gibi toz pembeydi. Ne de gece uyurken anlattıkları masallar gibi, her zaman mutlu bir sonla bitiyordu. İçeride girişilen hazırlıkların telaşını kapalı kapının ardından hissederken, engel olamadığım gözyaşlarımın süzülüşünün gerisinde bıraktığı ıslaklıklığı hiddetle silerken, yüzümü buruşturarak iki yana salladım başımı. Bu evlilik gerçekleşemeyecek kadar yasaktı, daha iki ay önce ablamla olan düğünleri hala konuşulurken beni ona veremezdiler! Ablamın hatasının bedeline rağmen, onun kurtuluşu için annemin beni harcayacak olmasını reddettim zihnimde. Bileklerime kor prangaların geçirilmesine izin vermeyecek, Sahir Karahan’ın gelini olmayacaktım! Ağabeyimdi o benim, Serhun ağabeyden farksızdı. Üstelik kardeşi Faris’e karşı hissettiğim duygularla karısı olamayacak kadar yasaklıydım da üstelik! Kapım aralandığında teyzem, kapının eşiğinde görünürken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı. Bu evliliği onaylamıyor olsa da ablam için başını eğmiş yanımda durmaktan çok karşımda durmayı tercih etmişti. Elinde elbise askısındaki, beyaz elbiseyle birlikte odamın içerisine girdiğinde mahçup bir ifadeyle bana baktı. “Aile olmak bunu gerektirir bazen gül kızım,” dedi dikkatle elbiseyi yatağın üzerine bırakırken, “bazı fedakarlıklar yapılır, sevdiklerimiz zarar görmesin diye.” “Sizin fedakarlık diye adlandırdığınız bu şey, benim tüm hayatımı karartacak ama teyze.” Teyzem, ellerini titreyen ellerime götürerek tuttuğunda sessizce içini çekti. “Kızlar annelerinin kaderlerini yaşarmış. Annenin bir zamanlar, benim uğruma baban ile evlenmesi gibi.” Diğer elini saçlarıma dokundurduğunda sözleri üzerine kaşlarım çatılmış, anlamsızca teyzemin gözlerine bakarken gözlerinin doluşunu engelleyememişti. “İnsanın kaderi daha doğarken yazılırmış gül kızım. Eğer ki senin alnına Sahir yazılmışsa, sen onu ne kadar direnirsen diren silemezsin.” “Olmaz teyze.. Nasıl olsun, Sahir, her şeyden önce benim ağabeyim gibiydi. Serhun ağabeyden hiçbir farkı yok ki! Ben ona nasıl kocam gözüyle bakarım, üstelik ablamla..” Yüzümü buruşturarak, gözyaşlarımın akmasına izin verdim usulca. “Demek ki her şeyde bir hayır varmış. Sahir senin bahtınmış Lale’m. Öyle bak biraz da olaya, insan kaderinin önüne geçemezmiş ne de olsa. Hem Sezai Karakoç’un bir sözü vardır; Ve son sözü hep alın yazısı söyler, diye.” Yatağın üzerine bıraktığı beyaz elbiseye baktım, uzun bir bir elbiseydi. Parmak uçlarımı hafifçe kumaşa değdirirken, jarse kumaş dedikleri bir kumaşa sahipti. Hafif dekolteli yaka kısmı, çok kalın olmamakla var olan omuz asıkları mevcuttu. Beyaz rengindeydi, dudaklarım titrerken alt dudağımı ısırarak elimi ateşe değmişçesine hızla geri çektiniz “Sahir Karahan yollatmış. Akşam giymen için.” “Onun gönderdiği şeyi asla giymem! Hem..” dedim umutla dudaklarımı ıslatarak teyzeme döndüm. “Serhun ağabeyimin haberi var mı tüm olanlardan, o ne der teyze?” Teyzem dudaklarını endişeyle aralarken ona fırsat kalmadan annem içeriye daldığında, titreyen elini kaldırarak işaret parmağını gösterdi. “Ablanın ölümünü mü istiyorsun Lale!” Sesi öyle hiddetliydi ki sanki şımarık bir çocuğu azarlarcasına akıtıyordu öfkesini, “ben evladımı kurban etmem. Eğer ki bunun için senin Sahir ile evlenmen gerekecekse bile, evleneceksin! Başka yolu, başka çaresi yok.” “Beni kurban ediyorsun ama anne? Ben evladın değil miyim senin, beni neden gözü nefret bürümüş adamın vicdanına bırakıyorsun..” “En azından ölmeyeceksin,” dedi bir çırpıda. Kendini bu sözlere alıştırmış, kelimeleri ezber yapmış gibi pür dikkatle söylerken yüzümü buruşturarak iki yana salladım. “Bu evliliği engelleyebilmem için intihara kalkışmam mı gerekiyor-” Sözlerimi tamamlamama kalmadan, sert tokatını yanağımda hissederken, boşluğuma gelmesiyle sendelemiş teyzemin kolumdan tutarak düşmemi engellemesiyle güçlükle ayakta dururken, hiddetini hissettim öfkesinin. “Ağabey dediğim adamın karısı yapacaksınız beni!” “Söyleyeceğin sözleri bilemiyorsun! Sanıyor musun bu evliliğe mani ol bir şekilde Lale, seni rahatça oturturum bu evde. Koymam yerinde seni! Bu evlilik olacak. Karahan soyadı altına girecek, Sahir’ın karısı olacaksın!” Yutkundum. Annemin sözleriyle başka bir çarenin olmadığını yüzüme haykırırken, teyzemin ona seslendiğini işittim. Ne söylediğini anlayamamıştım, kulaklarımda çınlayan sesi zihnimi esir alırken titreyen vücudumu güçlükle ayakta tutan bacaklarım her an boşluğa düşecekmişim gibi hissettiriyordu. Menekşe Demir’in ilk göz ağrı, Eftalya’sı biricik kızı. Saçının tek bir telinin zarar görme ihtimaline karşı yeri yerinden oynatırdı. Hiç kırılmamış gibi affederdi. Hiç ağlamamış gibi beklerdi usulca uzaktan, benim ellerimi onun ellerini tuttuğu gibi bir defa olsun tutmamıştı bile. Lale; ablasının bedelini öderdi, Lale gözü nefret bürüyen adamın karısı olurdan. Ama Eftalya zarar görmesindi! “Seni tercih ettiğim için beni pişman etmekten öteye gitmiyorsun anne. Her seferinde. Bana bunu yaşatmaktan yorulmadın.” Teyzemin elinden kolumu kurtarırken onlara sırtımı dönerek yanağımdaki ıslaklıkları sildim. “Hazırlanmaya başlayacağım.” dedim bir çırpıda, onların gitmesini isterken. Sorgusuzca dediğinin yaparlarken, eşyalarımı hazırlayarak kendimi soğuk duşa atmış uzun bir süre kalmıştım. Odaya geri döndüğümde, bornozumun kemerini olabildiğince sıkarak boy aynamın karşısına geçtim. Sahir ağabey ikna olmadığı sürece başka bir kurtuluş yolu yoktu. Babamı aradığım taktirde beni yanına alır bu evliliğe asla müsaade göstermezdi, fakat bu yolda ise çekeceğim vicdan azabını kestiremiyordum. Annemin, ablamın kılına zarar geldiği taktirde bir daha beni asla affetmeyecek oluşunu kaldırabilecek güce sahip miydim sorguladığım bir durumdu. Ağlamamın verdiği etkiyle kızaran gözlerim kendini belli ediyordu, avuç içlerimi bornozuma sürterek alt dudağımı ıslattım. Dudaklarım da şişmişlerdi. Dolgun dudaklarım ağladığım zamanlar da daha da büyüyordu. Gözlerim makyaj masamın üzerindeki telefonuma ulaşırken, çalmaya başlamasıyla birlikte ekranda gözüken isim nefesimi tutmama sebep olurken yavaş adımlarla yanına vararak telefonu aldığım gibi cevaplamıştım. Serhun ağabey. “Alo, ağabey?” dedim, sesimi normal tutmaya çalışarak. “Nasılsın güzelim, uzun zamandır konuşamadık.” Huzursuzca gülümseyerek kıpırdandım yerimde, “sadece iki gün oldu ya ağabey.” Eğer bu isteme olayını duysaydı önce burada bir çıngar çıkartır ardından ise Sahir ağabey’e tebelleş olurdu. Aileler arasında her şey iyiyken dahi, onların arası her zaman kötüydü. Birbirleriyle iyi anlaştıklarını üç yıldır hiç şahit olamamıştım. “Özleyemez miyiz kardeşimizi, hayırdır ulan, özlemekte laf oluyor.” “Bir şey mi dedim ağabey?” “Diyemezsin tabi. Var mı bir tıkırtı güzelim, rahatsız eden oluyor mu?” Dilimin ucunu ısırarak göremeyeceğini bildiğim halde iki yana salladım başımı. Söylemek vardı şimdi! Ah, beni öğrendiğinde zaten mahvedecekti zaten. İllaki düğünden önce öğrenecekti, o her ne kadar uzakta olsa bir eli ve kulağı buradaydı. “Yok ağabey. Kim rahatsız etsin beni, kapandı gitti o konular.” “Sana güveniyorum bir tek. Bilirsin, babamlar bahsetmez hiçbir şeyden.” Yutkundum, “evet ağabey.” “Netiz dimi Lale? Bir sorun yok.” “Evet ağabey.. Gerçekten bir sorun yok ortada.” Telefonu biraz kulağımdan uzaklaştırarak nefesimi verdim dışarıya, “iki güne oraya geleceğim, seni de alırım biraz benimle kalırsın değişiklik olur sana da.” “Hıhı. İyi olur, ne zamandır babamı da göremedim. Yanına gelmişken ona da uğrarım hem.” “Öpüyorum güzelim. Dikkat et kendine.” “Bende öptüm ağabey, görüşürüz.” Telefonun kapanmasıyla birlikte Adamlar - Zombi şarkısını açarak eski yerine bıraktım. Yatağın üzerindeki elbiseye göz atarken burun kıvırdım, zevkli seçimleri vardı. Ya da seçim yaptırdığı birileri.. Kapımı kilitleyerek bornozumun kemerini açtığımda, usulca vücudumdan düşmesini sağlarken ayaklarımın ucuna düştü. Dudaklarımı ıslatarak yeri boylayan havluya göz atarken, hızlanan nefes alışverişlerim akşam için başladığım hazırlığa karşı hoşlanmadığım heyecanını yaşıyordu. Sahir ağabey hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim. Ablamla ettiğimiz sohbetlerde bahsettiği kadarları vardı, benim ona karşı en başından beri olan çekingenliğim sebebiyle tek tük olan sohbetlerimiz genelde onun laf atmalarıyla oluşmuştu. Kıskançtı, öyle söylerdi ablam. 28 yaşlarında, Beşiktaşlıydı. Büyük babadan, yani dedesinden kalan şirketi işletiyordu ama Eftalya’nın söylediklerine göre bu şirket işlerinin yanı sıra başka işlerin de başında olduğuydu. O kadar yıldır annemlerin sohbetleri vardı ama hiç daha amcasının bu mahalleye adım attığı görülmemişti. Fakat ablam ise Sahir ağabeyin sürekli amcası ile iletişimde olduğundan bahsederdi. Yatağımın yanında duran komodinin yanına ilerleyerek içinden beyaz tangamı çıkartırken, giyerek kalçalarımdaki iplerini düzelterek bıraktım. Sütyen giymeyecektim, çok büyük olmasa da dolgun göğüslere sahiptim. Yatağın yanına ilerleyerek elbiseyi askıdan kurtarmak incelediğimde, isteksizce üzerime geçirirken aynamın karşısına ilerleyerek vücudumda duruşunu incelerken, kalçalarıma tutundum. Ortada ağabeyim olarak gördüğüm ve ablamla evlenecek olmaları olmasaydı da dahi, bizim birbirimize uygun olmadığımız açıkça tüm çıplaklığıyla ortadaydı. O kıskançtı, ben ise daha çok rahatına düşkün birisiydim. Kıyafetlerime verdiğim belli başlı kısıtlılıklar bu mahallenin küçüklüğünden kaynaklıydı, teyzem de eniştem de mahallelinin söylediklerini umursayan insanlardı. Annemin de bu durumdan memnun olmadığını bilir ama babamın yanındayken pek fazla karıştığı da olmazdı. Ablam ise, annemin gözünde bana göre saha usturupluydu. Laf söz dinler, dik başlı olmazdı. Fakat onun naif kadınlığı düğün gecesine dek sürmüştü. Ne garip ki, onun da bu evliliği istediğini düşünmeye başlamıştım son zamanlar. Sahir ağabeyden bahsettiğinde gözleri aşkla parıldamasa da gücü onu etkiliyordu. Bu bariz gerçeğin onun evliliği kabul etmesinde büyük bir gerekçe olurken, mahallelinin kızlarının evlenmek istediği adamı kendisinin kapmış olmanın gerdiği gururu da yaşıyordu. İmzalar atılmadan önce gittiği gelin odasından bir daha geri dönmemişti, üzerinde gelinliğiyle misafirlerden birinin gördüğü başka bir araca kendi isteğiyle bindirildiğiydi. “Sahir ağabey kabul edecek. Hepsi Hatice teyzenin başının altından çıkma şeyler,” diyerek kendimi telkin ederken saçlarımı yapmaya koyuldum. Hafif dalgalı yaptığım kahverengi saçlarımın ardından, hafif sade makyajımı öne çıkartan bordo rujumu sürerken dudaklarımdan dökülen beğeni dolu mırıltıyla ayakkabı seçme işine girilmiştim. Seçtiğim beyaz hafif topuklu ayakkabımı alarak ayaklarıma geçirirken, hazırdım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE