KAZANAN-KAYBEDEN

2178 Kelimeler
*** Dışarısı o kadar soğuktu ki genç kız bir anlığına hareket edemedi ama bu durumdan onu kurtaran tabi ki yanında onunla birlikte bekleyen Elif Abla olmuştu, ve genç kızın üstüne nereden getirdiğini bilmediği şal benzeri örtüyü örttüğünde Neslihan biraz olsun rahatlamıştı. Üzüntülüydü çünkü dışarı izni dedikleri şey beton izletmekti mahkumlara. Dışarıda bir kaç tur atan insanlar sıkılıp tekrar içeri giriyordu, Neslihan ve Elif Abla yan yana sadece susarak sessizliği paylaşıyorlardı. Neslihan'ın fark ettiği bir şey vardı; şimdiye kadar en çok ihtiyaç duyduğu şey sessizlikti... Sanki Elif Abla'da bunu bildiği için susuyormuş gibiydi bu sebeple sakinlikle Neslihan'a eşlik ediyordu ve içindeki silsileye bir dur demeye çalışıyordu. Neslihan'sa dalmıştı çoktan... Attığı adımlardan habersizdi, düşündüğü tek şeyse o karanlık gecenin ardında bıraktığı karmaşaydı. Mesela adamları öldüren kişi kimdi? Melek denen kız neden yalan söylemişti, eğer yalan söylemek istiyorsa neden duruşma günü deli gibi ağlıyordu ? Ya da o çıkmaz sokağı çeken kameralar neden bir anda bozulmuştu? O kızın acıklı bakışları gözlerinin önüne geldikçe içi sıkılıyordu. Ona çok sinirliydi, kırgındı, kızgındı ama iş işten geçmişti çoktan ve o kız yüzünden şimdi hapiste ömrü çürüyecekti. 23 yıl... Dile kolay 23 yıl. Okuyamayacaktı, dünyayı gezemeyecekti, sevdiği adamla evlenemeyecekti. Ömrü çürüyecekti bu pis yerde hem de bir kızın hayatını kurtardığı için. "Neden?!" diye bağırdı ruhu acıyla, niye yapmıştı bunu ona, neden mahvetmişti gencecik bir kızın hayallerini?.. Bir süre daha cebelleşti içindeki amansız çığlıklarla ama her defasında başarısız oldu. Soruların hiçbirinin cevabı yoktu. Ama her düşündüğünde yeni bir soru türüyordu zihninde. Soruların sonu gelmeyince kafasını kaldırdı bulutlarla kaplı gökyüzüne baktı, bir an için kendini derin bir kuyuda dışarı çıkamayan birisi gibi hissetti. Tek başına ve karanlıkta kalmış birisi gibi... Ne ara yumduğunu bilmediği gözlerini açar açmaz burnunun üstüne bir yağmur damlası düştü. Sonra yanaklarına, dudaklarına, kirpiklerine... "Belki" dedi Neslihan "Belki de Yaratıcı bana acıdı ve içimdeki durmadan harlanan volkanı yağmuruyla söndürüyor." Gülümsemek istedi tam da o an nedensizce, her şeye rağmen, herkese rağmen, acısına, kimsesizliğine rağmen, bütün kötülüklere rağmen çünkü yalnız olmadığını bilmek istiyordu, hissetmek istiyordu onun bu acısını bilen, anlayan bir yaratıcı olduğunu... Kafasını çevirdi gökyüzünden ve tam karşısında gördü tanıdık yüzü; Elif Abla'nın yüzüydü. Bakışları içini okuyor gibiydi o kadar derin bakıyordu ki gerginlikle çevirdi kafasını. Yağmurun altında öylece durmuş bekliyorlardı. Birazdan izinleri bitecekti ve tekrar koğuşa tıkılacaklardı. Neslihan tekrar Elif Abla'ya yüzünü döndüğünde; Elif Abla sanki beklediği işareti almış gibi konuşmaya başlamıştı. "Neslihan... Senden bir isteğim olacak. Umarım kabul edersin. Eğer kabul edersen senin çok işine yarayacak kızım. Ben burada olduğum sürece kimse sana karışamayacak ama dersen ki kabul etmiyorum işte o zaman yine sen kaybedeceksin kızım hem kendine hem öfkene hem de seni üzecek insanlara karşı kaybedeceksin..." Neslihan'ın konuşmasına fırsat vermeden: "Senden isteğim... Benim öğrencim olman. Seni bildiğim tüm konularda eğiteceğim, bazıları çok zorlayacak seni bazıları çok yoracak bazen sıkılacaksın ama günü geldiğinde işine çok yarayacaklar kızım. Ve kabul edersen eğer tek bir kuralım var: Soru sormayacaksın kızım bana. "Neden" demeyeceksin "Niye" demeyeceksin. Ben günü geldiğinde sana istediğin cevapları vereceğim ama şimdi değil tamam mı? Tek şart bu. Bende bunun karşılığında seni bu hapiste ömrüm yettiğince koruyacağım." Neslihan duyduğu cümlelerle o kadar şaşırmıştı ki tepki veremedi hatta şaşkınlık bile gösteremedi. Ne diyeceğini bilemeden öylece ona bakıyordu. Elif abla gerginlikten tizleşen sesiyle tekrar söze girdi : " Bugün düşün taşın yarın da bana kararını bildir kızım ama unutma bu basit bir eğitim olmayacak! Acıdan ağlayacağın zamanlarda tek dayanağın önce Allah sonra içinde yatan o ateş olsun." Duyduğu son cümlelerden sonra Elif Abla arkasına dahi bakmadan koğuşa dönmüştü Neslihan'ı yağmurun altında tek başına bırakarak... Derin bir nefes verdi Neslihan, hayatı birdenbire rayından çıkmıştı. hiçbir şeyi anlayamıyordu. Ne olup bittiği hakkında en ufak bir açıklamaya sahip değildi. Şimdi de bu küçücük yerde karşısına böyle bir şey çıkmıştı. Zihni durmaksızın yeni problemler üretiyor Neslihan'ı çok zorluyordu. "Bu kadının amacı ne olabilir? Bundan ne gibi bir yararı var? " tarzında aklına birçok soru gelmişti ve maalesef ki hiçbirinin cevabını alamayacaktı. İzninin bittiğini haber veren kadın görevli bir tuhaf bakıyordu ona, sebebiyse kesinlikle deli gibi yağan yağmurda dışarıda bekleyen tek kişi olmasıydı. Kesinlikle. Yavaş adımlarla hapishaneden içeri girdiğinde yeni yeni hissediyordu üstünün ıslandığını. Tekrar görevliler eşliğinde çabucak alıştığı ve bunun için içten içe beyninden nefret etmesine sebep olan koğuşunun kapısını açıp içeri girdiğinde sobayı yakmaya çalışıyordu Leyla. Neslihan'ın girdiğini görünce sinirle ona baktı çünkü bu işi onun yapması gerektiğini düşünüyordu. Yine de bir şey demeden sobayı yakmayı başarmış ve yerine oturmuştu . Neslihan, Elif Abla'nın olduğu tarafa bakmadan yatağına yatmış ve çarşafını üstüne çekmişti. Hayır yatmıyordu, düşünüyordu hem de her saniye. Büyük ihtimalle Elif Abla'nın teklifini kabul edecekti çünkü hem bir nevi koğuşta kendini koruma altına almış olacaktı hem de eğitim alacaktı ama büyük ihtimalle bu alacağı eğitim okulda alınan eğitimlerden olmayacaktı. Ve tabi ki baş belası bir merakı vardı. Mesela bu teklif Elif Abla'nın ne işine yarayacaktı? Ne gibi bir kârı olacaktı? Ve bahsettiği eğitimde neden acı çekmesi gerekiyordu? Ve ne kadar ağır bir acıdan bahsediyordu? Yine de her şeye rağmen içindeki sesi dinleyecekti. Kendini naza çekmesinin bir manası yoktu. Ayrıca kabul etmeyip de ne yapacaktı ki? Yirmi üç yıl boyunca boş boşuna oturacak hali yoktu ya. Hem belki de acısını dindirmenin bir yolunu bulurdu bu sayede. Hemen kalkıp Elif Abla'yla konuşmak istedi ama son anda vazgeçti çünkü anında karar vermek istemiyordu bu yüzden yarına kadar beklemek istedi. Bir süre sonra dalmaya başladı, kadınların konuşmaları artık birbirine giriyordu ve sonrasında gitgide fısıltı halini aldı bağırış çağırışlar birkaç dakika sonra Neslihan uykuya daldı... *** Gözünü açtığında çoktan akşam olmuştu. Terden sırılsıklam olmuş bir halde yatakta debeleniyordu. Yerinden kalktı ve yemeği kaçırıp kaçırmadığını anlamak için duvardaki saate baktı. Kadınlar onun her anını her hareketini kontrol ediyorlardı, biliyordu. Ancak yapabileceği bir şeyi yoktu koğuşta on dokuz kişi vardı. Ve hepsi onu kontrol ediyordu. Sanki ufacık bir hareketinde hepsi üstüne atlayacak gibi tetiktelerdi. Bu onu geriyordu ve içine düştüğü durumdan iyice nefret eder olmuştu. Annesini, babasını, kardeşini deli gibi özlemişti ama bugün görüş izni yoktu, kim bilir ne zaman görecekti onları. Özlemin getirdiği sinirle gidip yemeğini alıp tek başına masaya oturmuştu. Anlaşılan herkes yemişti çoktan. Önündeki soğuk pilava, cacığa ve patates kızartmasına bakmış ve gözü dolu dolu olmuştu... Çünkü Furkan'ın en sevdiği yemekler duruyordu karşısında. Kaşığı eline almış ve başı eğik bir biçimde yemeye başlamıştı önündekileri zorla. Tek başına olduğunu iliklerine kadar nasıl hissedebilirdi ki bir insan? Genç kız kanlı canlı hissediyordu bu duyguyu. Lokmalar ağzında büyüyor ama yutkunamıyordu. Kirpiklerindeki gözyaşları batıyordu gözünün içine. Beş bilemedin altı kaşık bir şeyler yedikten sonra bıraktı kaşığı ve kaldırdı masadaki her şeyi, mutfağa doğru dikkatle ilerlerken bir anda sırtına aldığı darbeyle önce yemekler döküldü yere sonra tabldot düştü en sonunda da kendisi boyladı yeri hem de tam yemeklerin üstüne düşmüştü. Her yeri batmıştı. Saniyeler içinde olan bu olay kadınlardan hayret ve şaşkınlık nidaları yükseltmişti. Arada kıkırdayan birkaç tanıdık seste vardı tabii... Yine de sırtına yediği darbe kadar acımamıştı canı, arkasını döndüğünde karşısında gördüğü yüz Leyla'ya aitti. Yüzünde uğursuz bir gülümsemeyle bakıyordu ona, bilerek onu ittiğini kanıtlıyordu bu gülüş. Neslihan'ı kışkırtmaya çalışıyordu aklınca. Ama Neslihan bu yaşı büyük aklı kıt kıza istediğini verecek kadar aptal değildi. Henüz onun canını sıkamamıştı. Bu aptalca hareketlere bir süre daha susacaktı. Bir süre daha... Yavaşça kalktı yerinden, dizlerinden yemekler dökülüyordu önce onları temizledi. Sonra yavaşça arkasını döndü ve tuvaletten paspası, bezi ve biraz suyu alıp önce yeri temizledi sessizce. Orada bulunan herkes ölüm sessizliğine bürünmüştü. Leyla hala bıraktığı yerde durmuş ona bakıyordu. Neslihan elindekileri yerine koyup kızın tam karşısına geçti ve gözlerini gözlerine dikti korkusuzca. Yüzüne yırtıcı bir hayvanın gülümsemesi yayıldı. Leyla'ya öyle bir bakıyordu ki. Odadaki herkes nefesini tutmuş onları izliyorlardı. Neslihan gözünü dahi kırpmadan karşısındaki yüreği beş para etmeyen kıza bakıyor ve sadece ona onun gibi karşılık vererek gülüyordu ama asla ve asla normal bir gülüş değildi bu, sanki genç kız bir panter karşısındaysa küçük bir fare vardı da onu avcuna düşürmüş gibiydi. Leyla bir süre bakmaya devam etmiş ama Neslihan ona bakmaya devam edince diyeceklerinden vazgeçip -yani bu rekabette yenilip- yavaşça bir adım geri atmış ve yerine geçmek üzere arkasını dönünce önü kesilmişti. Koğuşta bir ses daha yankılandı, herkesin yine şaşkınlık nidalarında bulunmasına sebep olan şey tokat sesiydi. Elif Abla, Leyla'ya çok fazla sert vurduğu için kız yere savrulmuştu. O kadar beklenmedikti ki koğuşta birkaç kadın ayağa kalkmıştı hatta. Elif Abla'nın gür sesi duyuldu: "Ben demedim mi sana bu kıza dokunulmayacak diye?! Ne laftan anlamaz bir kızsın sen be! Sana karışmıyor bile! Ne istiyorsun? Yeni geldi diye illaki onu tartaklayacak mısın? HA?! "diye bağırınca Leyla'nın ağlayışını işittiler. Ama Elif Abla oralı bile olmadan Neslihan'a dönüp "Git kıyafetlerini değiştir ve Leyla'ya ver onları senin için yıkayacak.! " demişti. Neslihan onun her kelimesinde titriyordu istemsizce. Bu yüzden ikiletmeden ranzasının altından pijama ve tişört çıkarıp oyalanmadan banyoya girdi. Kapıyı kapatıp sırtını duvara yasladığında nefesini verdi. Kalbi deli gibi çırpınıyor ve olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Çok değil birkaç dakika önce karşısındaki Leyla'yı parçalayabilecek olan bedeni Elif Abla devreye girdiğinde kediye dönüşmüştü. Bu ani duygu değişimi onu titretiyordu bu yüzden olduğundan daha yavaş giyinmişti. Yine de tekrar bir uyarı almadan dışarı çıkmış ve elindeki kirlileri ne yapacağını bilmeden onu izleyen otuz sekiz tane gözün hapsine girmiş bekliyordu. Leyla bakışlarındaki nefret ve mecburiyetin getirdiği ıstırapla elindekileri almış ve leğenle birlikte banyoya girmişti. Kapıyı sertçe kapatmayı ihmal etmeden. Onca kadının içinde hep gözü Elif Abla da takılı kalan Neslihan çok ani bir kararla onun yanına gidip yatağının ucuna oturmuştu. Elif Abla yüzünü tamamen ona dönmeden hemen önce kadınlara "İşinize bakın." demiş ve vücuduyla birlikte tamamen ona dönmüştü, ilgi ve dikkatle ona bakıyor ağzından çıkacak tek bir kelimeyle rahata erecekmiş gibi bir havaya bürünmüş öylece konuşmasını bekliyordu Neslihan'ın. Neslihan ağzından çıkanlara kendisi de inanamayarak başlamıştı kaderini değiştirmeye: " Söylediğin her şey kabulüm. Ama kafamdaki sorular susturamıyorum bana yardımcı olman lazım. Neden ben? Ne kadar sürecek bu eğitim dediğin şey? Bunun sana faydası ne olacak? " Sorduğu bu sorulara aldığı ilk tepki kibar bir gülüş olmuştu. Elif Abla gözbebekleri parlayarak bakıyordu artık ona. Değerli bir hazine bulmuş gibi. Ve kafasını aşağı yukarı sallayarak konuştu: " Kabul etmene çok sevindim kızım. Bu eğitim sen ne zaman hazır olursan o zaman bitecek. Göreceğin eğitime yarından itibaren başlayacaksın ve benim bu yaptığım şeyden tek bir yararım yok kızım bunun dışında benimle alakalı bir şey sormayacaksın. Be sana anlatırım yeri gelince zaten tasalanma. Ve son olarak seni kendi rızamla seçmedim kızım." Neslihan gözleri fal taşı gibi olmuştu. Evet, sorduğu sorulara cevap almıştı ama beklediği cevaplar bunlar değildi ki? Gerçi kendisi de bilmiyordu ne beklediğini. " Ama nasıl olur? Sana biri emir mi verdi? Ne oluyor? " Elif Abla anlayışla ona bakmaya devam ediyor ama herhangi bir şey söylemiyordu. Birkaç dakikalık bekleyiş ve sessizlikten sonra derin bir iç çekmiş ve yine söze girmişti; " Bak kızım bunu sana anlatamam. Anlatmam. Sen sadece üstüne düşeni yap olur mu? Biliyorum delirdiğimi düşüneceksin ama öyle değil. Sadece..." Diyecek bir şey bulamamış gibi etrafa bakıp tekrar önüne dönmüş ve devam etmişti " Senin için zor biliyorum ama sana birçok fayda sağlayacak bu üç dört seneyi değerlendirmeye ve en iyisi olmaya çalış." Neslihan alık alık kadına bakarken kadın iki kere Neslihan'ın yatağın üzerindeki elinin üstüne vurmuş ve duvardaki saate kısa bir bakış atıp elini çekmişti. " Şimdi git yat, yarın erken kalkacaksın. Dediğim gibi kolay olmayacak ve anlamadığın çok şey olacak ama sen Allah'a güven ve sabret. Başarırsan eğer yine kendin için kazanacaksın. Unutma! Hayat tesadüflerden oluşmaz, tevafuktur işin sırrı. Eğer ki yalnız ve acınası bir durumda tek başına olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun kızım. Senin yüceler yücesi Rabbin sana şahdamarından daha yakın bunu düşün ve kendine iyi bak.! Sen Allah'ın kulusun. Hiç ümitsizlik yaraşır mı sana ?" Bu konuşmalar nasıl hem bu kadar alakasız hem de onu bu kadar derinden anlıyormuş gibiydi. Ürperdiğini hissetti teninin. Ayağa kalktı, kalktı kalkmasına ama allak bullaktı. Söylediği her cümle beyninde yankılanıyordu resmen. Neslihan yatağına şaşkın şaşkın ilerlerken Leyla banyodan kan ter içinde yüzünde o tiksinti ifadesiyle çıkmıştı. Ve gidip elbiseleri askılığa fırlatırcasına atmış ve alnını elinin tersiyle silmişti. Çevik hareketlerle yatağına girmiş ve kimseyle bakışmadan çarşafın içinde kaybolmuştu. Neslihan ona karşı herhangi kötü bir his taşımıyordu ama Leyla denen kızın onunla alıp veremediği bir şeyler vardı anlaşılan. Bu düşüncelerle çoktan yatağına giren ve ranzasının tavanına bakan Neslihan yine kendisiyle baş başaydı. İçini kıpır kıpır eden bir şey vardı "Heyecan." Yarın onu bekleyen şeyleri bilmemenin getirdiği tedirginlikle birlikte garip bir şeyler daha hissediyordu. Sanki Elif Abla da bir tuhaflık vardı. Değişik bir tuhaflık, onun hakkında çok şey merak ediyor ama kimseyle samimi olmadığı için soruşturamıyordu. Belki onun hakkında ondan bir şeyler öğrenirdi zamanla. Kim bilir? Işıklar kapandığında her yeri sakin bir sessizlik kaplamış ve Neslihan dışarıdaki hayvanların seslerini işitmeye başlamıştı yavaş yavaş... Zaman ve mekan algısını kaybetmeye yakın bir ruh halindeyken birden kulaklarında bir ses duydu. Hayır! Ses değil fısıltıydı bunlar. Anlayabilmek için nefesini tutup dinlemeye başladı. Bir anda tüm algıları uyanmış ve uykusu çoktan vücudunu terk etmişti. Duyduğu cümleler tam olarak şöyleydi; "Allah onun kaderini çabasına bağlı kıldı." Bu, bu bir ayetti ama hangisi olduğunu bilmiyordu. Tekrar duydu o sesi; " Kaderin seni bekliyor. Ben bu yolda sadece sana minik bir ışık yakacağım. Ve bunun için senden özür dilerim." Ve birden hayvanların sesi kesildi. Tüm dünya bir saniyeliğine durdu. Bir yıldız kaydı ve bu derin sessizliğin yerini rüzgarın sert uğultusu aldı. Ve genç kız gözlerini daha fazla açık tutamadan uyudu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE