Sonun Başlangıcı
Hastanenin doğuya bakan duvarı büyük bir gürültü ile dışarı doğru patladı. Aynı anda patlamadan oluşan şok dalgası hastanenin iç kısımlarını ve özellikle Maelyn’in olduğu katı paramparça etmişti. Dışarıda tam bir kaos yaşanmaktaydı. Duvarın büyük parçaları hastane bahçesinde bulunan onlarca insanın üstüne düşmüş ve çoğunluğunun da ölümüne yol açmıştı. Parçalanan bedenler ve gencinden yaşlısına ölü insanlar her yerdeydi. Hastanenin bahçesi kana bulanmıştı. O anda molozların içinden çıktı Sam Cornhill, elinde hemşireden geriye kalanlar vardı. Gözleri simsiyah ve üstü kan içindeydi. Yıkılan duvarın üstünden yavaşça indi, elindeki hemşirenin kalıntılarını yere fırlattı. Biraz etrafına baktı ve iğrenç bir gülümseme ile ortadan yok oldu..
Bu sırada odanın önünde Sam’in nöbetini tutan Maelyn kanlar içinde yerde yatmaktaydı. Kapıdan kopan tahta parçalar vücudunun farklı bölgelerine saplanmıştı. Nefes alması güçleşmişti ve kan kaybetmekteydi. Fakat aklı hala korumakla görevli olduğu Sam de idi. Kendini koridorda sürüklemeye başladı. Buna Sam’in sebep olduğunu çok iyi biliyordu. Beş yıl aradan sonra Sam tekrar güçlerini kazanmıştı... ama nasıl? Herkes şok ve panik içinde etrafta koştururken Mealyn toz bulutunun içinde izini kaybettirdi.
Dışarısı ise dakikalar geçtikçe daha da kötü hale gelmeye başlamıştı. Binanın duvarından hala parçalar kopuyor ve yere düşerek halihazırda yaralı olanları da öldürüyordu. İnsanlar panik içinde etrafta koştururken hastaneden çıkan hemşire ve doktorlar ilk müdahale için bahçeye inmişti. Kurtarabildiklerini kurtarmaya çalıştılar. Aralarında yeni olanlar ise insanların parçalanmış cesetlerini gördüklerinde çoğu zaman bayılıyor ya da kusuyorlardı. Aradan bir süre geçti, uzaktan itfaiye, ambulans ve polislerin sirenleri duyuldu.
Olay yerine ilk varan itfaiyeydi, onlar hemen molozların altında sıkışmış ve yardıma muhtaç insanlara yardım etmeye başladılar. Ambulanslar ise.. Onlarca yaralı için yeterli değildi. Binanın duvarından kopan parçalar yüzlerce metre ileriye kadar uçmuştu. Sam’in büyüsü beş yıl aradan sonra haddiden fazla güçlü bir hale gelmişti. Olay yerine polisler geldiğinde ise tam bir felaket ortamı ile karşılaştılar. Ağlayan insanlar, ölülerin yanlarında çökmüş çocuklar ve bebeklerini kucaklarında canlandırmaya çalışan anneler...
Hemen yardım etmeye koştular. Olabildiğince hızlı bir şekilde yürüyebilecek durumda olanları olay yerinden uzaklaştırdılar. O gün cehennemi yaşamışlardı... aradan bir gün geçti.
Etrafta ne yaralı ne de ölü kaldığında geldi. Dedektif Morris. Kendi alanında ünlü birisiydi. Bir uzman olmasının sebeplerinden biri hiç tartışmasız empati yeteneği idi. Bir insana baktığında onun vücut hareketlerini tayin eder ve anında karar verebilirdi. Durum bu olduğunda gazetelerde yazan «Hastanede gaz patlaması.» manşetine inanmamıştı. Bunun bir sebebi vardı. Hastenin bakımları düzenli olarak hiç aksatılmadan yapılır ve kritik bir nokta dahi atlanmazdı. Fakat durum bundan daha karışıktı. Görgü tanıklarına göre ilk patlamanın olduğu yer birinci katta bir hastanın odasıydı.. Ve hastane odalarında kalerüfer petekleri hariç hiçbir bağlandı bulunmazdı.
Arabadan indi. Molozlara ve binaya baktı uzunca, dudaklarını buruşturdu. Enkazın iç kısımlarına doğru ilerledi. Yerde oluşmuş kan göletlerine basmamak için çok dikkat ediyordu. İtfaiye her ne kadar temizlemiş olsa da kan kolay kolay yerden kazınacak bir şey değildi. Sam’in odasından geriye kalanlara kadar geldi. Gözlerini kıstı. Patlamanın merkezinin bu oda olduğunu hemen anlamıştı, bunun için bir görgü tanığının ifadesine ihtiyacı yoktu. Patlama Sam’in odasında büyük bir delik açarken odadan uzaklaştıkça küçülmüş ve örümcek ağını andıran bir görüntü yaratmıştı.
İtfaiye erlerinin uyarısına rağmen odaya girdi dedektif Morris. Oda baştan aşağıya kan içindeydi. Yerde duran yatağın yanına kadar geldi. Yatağı yavaşça havaya kaldırdı, cebinden bir mendil çıkardıktan sonra onu yerden aldı. Hemşirenin baş parmağı..
Etrafa bakınmaya devam ederken başka bir şey dikkatini çekti. Yatağın bazasına bakmak için eğildi. Ayak ucuna gelen kısma doğru baktı. «Sam Cornhill» yatağın üstünde yazan isim buydu fakat odada bir parmaktan başka hiçbir şey yoktu. Enkazdan dışarı çıktı. Diğer polislerin yanına gitti, acemi olanın omzuna elini koydu.
«Hastane listesini aldınız mı?»
«Evet efendim. Kayıp ve ölülerin listesi dün gece hazırlandı. Teslim etmek için sizi bekliyorduk.»
Morris listeyi eline aldı. Listede yüzden fazla isim yazılıydı. Parmağını listenin başına koydu ve isimler arasında gezdirmeye başladı. S harfine geldiği sırada durdu.
«Evlat.. Burada Sam Cornhill adında kimse yok. Bu liste eksik.»
Polis memuru listeyi Morris’in elinden aldı ve inceledi.
«Ne yapmamı istersiniz efendim?»
Morris bir süre etrafına bakındı.
«Hastane müdürü hayatta mı?»
«Evet efendim.»
«Tamam onu benim için bul. Görüşmem gerek.»
Polis memuru hızla oradan uzaklaştı. Sadece dakikalar sonra yanında hastane müdürü ile geri geldi. Kısa boylu ve tıknaz bir adamdı. Saçları neredeyse yok denecek kadar az ve büyük numaralı bir gözlük takıyordu. Kıyafetini ise dünden beri değiştirmediği her halinden belliydi... paçalarının üstündeki kandan ve omuzlarında bulunan tozdan.
Hastane müdürü gelir gelmez Morris onun elini sıktı.
«Müdür siz misiniz?»
«Evet.. Hastanenin müdürü benim.»
«Memnun oldum müdür bey. Ben dedektif Morris. Bu patlama ile ilgili baş soruşturma görevlisiyim. Size bir kaç soru sormalıyım.»
«Şimdi mi? Bakın yaralılar var ve... hastane berbat durumda. Dünden beri telefonlarım susmadı..»
Morris parmağını müdürün dudağına götürdü ve onu birden susturdu.
«Sadece tek bir soru müdür bey.. Sam Cornhill’e ne oldu.»
Bu sorunun üstüne müdür büyükçe yutkundu. O an Morris neler olduğunu anlamıştı.
«Bu patlamanın sebebi o mu?»
Müdür terlemeye başladı, gözlerini Morris’in gözlerinden kaçırıyordu. Morris aniden sinirlendi.
«Cevap ver!»
«Tamam! Tamam... Patlamanın olduğu oda Sam Cornhill’in. Ama onun nerede olduğunu bilmiyoruz. Onu hiç bulamadık...»
«Odaya göz gezdirdim ve... Gaz kaçağı olabilecek hiçbir yer yoktu.»
«Evet... evet haklısınız. Biz de bilmiyoruz bay Morris. Sanki bir anda... bir anda... patladı.»