Gece onlar için dinlendirici değildi. Ne olacağını dahi bilmedikleri o büyük olay için sadece üç günleri kalmıştı. Yavaşça yerinden kalktı Morris. Dün akşam içtiği içki onu daha iyi yapmamıştı. Maeyln ise çoktan uyanmıştı. Elinde iki tabak ile merdivenlerden indi. Gözleri kırmızıydı ve altları mosmordu. Birkaç gün içinde yaşadığı olaylar onu çok ciddi bir şekilde yormuştu, buna ek olarak yaraları çok tazeydi. Tabağın birini Morris’e uzattı. Omlet yapmıştı.
«Yemelisin..»
Morris onun gözlerine baktı, «Ve sen de dinlenmelisin. Aynaya baktın mı hiç?» Maelyn gülümsedi, «Bu evde hiç ayna yok dedektif.» Yanına oturdu, çatalı ile omleti yemeye başladığı sırada Morris ile göz göze geldi, «Ne oldu?»
«Kardeşime benziyorsun.»
«Bir kardeşiniz mi var?»
«Evet. Benden sekiz yaş küçük bir kızkardeşim var. Tıpkı o da senin gibi laf söz dinlemez ve sürekli kendini işine veren bir insandı.»
«Şimdi nerede?»
«Kocası onu terkettikten sonra üç çocuğu ile ilgilenmeye başladı. Seneler sonra da kanser teşhisi konuldu.»
«Başınız sağolsun dedektif.»
«Sağol Maelyn ama... onu öldüren şey kanser değildi. O çocuklarına bakmak için hiç pes etmeden çalışmaya devam etti. Sadece günde birkaç sat uyku ile ortalıkta dolanıp dururdu. Sana bakınca aklıma o geldi. Sen de onun gibisin ve birgün bu seni öldürecek..»
«Başka bir şansım yok dedektif.. Eğer olacaklara engel olamazsak... bunu dert etmemize gerek kalmayacağını hissediyorum.»
Konuşurlarken aniden kapı çalındı. Morris kafasını yukarı kaldırıp baktıktan sonra Maelyn’e döndü.
«Merak etmeyin dedektif. Gelenler diğer üyeler olmalı.»
Maelyn tabağını bıraktı ve olabildiğince hızlı bir şekilde merdivenlerden yukarı çıktı. Kapıyı açtığı anda evin içi adım sesleri ile yankılanmaya başladı. Çok geçmeden de merdivenlerde kendilerini gösterdiler. Tıpkı Maeyln’in dediği gibi dokuz kişi vardı ve birde... bir hayvan. Küçük bir kafesin içindeydi. Diğer üyeler aşağı indiğinde Morris ayağa kalktı ve onları karşıladı.
«Gelebilmenize çok sevindim!»
«Maelyn yıllardır hiç bu kadar endişeli olmamıştı. Ve bize yapmamızı istediği şeyi söylediğinde olayların daha büyük olduğunu anladık.»
Dokuz kişi bulabildikleri yerlere oturmaya başladı. altısı kadın ve kalan üçü erkekti. Görünüşleri sokaktaki normal bir insandan farksızdı ama kabiliyetleri onları birbirlerinden farklı kılıyordu. Morris’in bildiği kadarıyla zaten tarikat medyumlar, pederler ve diğer doğaüstü olaylar ile uğraşan insanlardan oluşuyordu. Diğerlerinin aksine onların burada olmasının sebebi yaptıkları işlerdeki hünerleriydi. Morris onlara bakarken küçük kafesi işaret etti.
«Bu nedir?»
«Maelyn için bir hediye.»
«Bulabilmişsiniz!»
«Evet bulabildim. Ama gözlerini kaparken epey zorluk çıkardı.»
Maelyn yavaşça ve sakin bir şekilde kafesin kapağını açtı. ellerine kalın bir eldiven giydikten sonra içeri soktu ve onu dışarı çıkardı. Morris onu gördüğünde irkilmişti.
«Bir kedi mi? Ama onların... bizi gördüklerini söylemiştin.»
«Evet görebilirler. Ama onun gözleri bağlı bu yüzden güvendeyiz.»
«Bana anlatmadığın bir planın mı var?»
«Size söylediğim onlarca şey arasında dedektif, bu en garip olanı olurdu. Bu yüzden siz görene kadar bir şey söylemedim.»
Diğer tarikat üyelerinden birisi bu planın işe yarayıp yaramayacağını sordu. Maelyn onun gözlerine baktı.
«Önemli olan işe yarayıp yaramaması değil. Önemli olan kendi işimizi kolaylaştırmak. Mühürleri yerleştirdiniz mi?»
«Evet. Her şey girebilir ama hiçbiri çıkamaz.»
«Güzel, öyleyse başlayalım!»
Dedektif birden ayağa kalktı, «Dur! Ne yapacağını bana söylemeyecek misin?»
«Dedektif... Sam’i bulmamız için sadece üç günümüz var. Her ne olacaksa ya Sam sayesinde ya da Sam yüzünden olacak. Onu bulmak için yeterli insan kaynağımız ve zamanımız yok. Şeytanları çağıracağız.»
«Şeytanları çağırmak mı? Kafayımı yedin sen?»
«Hayır dedektif hiç bukadar kararlı olmamıştım. Bu güne kadar onlar hiçbir amaç uğruna bir araya gelmedi. Birazdan onlara bir amaç vereceğim.»
Morris hala endişeliydi, «Nasıl yapacaksın bunu?»
«Onlara meleklerin Dünya’ya indiğini ve Sam Cornhill’in peşinde olduklarını söyleyeceğim. Bu olduğunda yüzlercesi bu şehre akın edecek ve geri çıkamayacaklar. Eğer planım doğru işlerse onu bizim için bulabilirler. Eğer planım doğru işlemezse Cebrail’in bahsettiği o büyük olay yaşanır. Kaldı ki onun ne demek istediğini bile henüz bilmiyoruz. Yine de üç günümüz var ve bu noktada kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı..»
Morris ona ve diğerlerine baktı, «Peki ya siz? Bundan emin misiniz?»
«O bizim yüzümüzü hiç kara çıkartmadı dedektif.»
Maelyn yavaşça kediyi kaldırdı ve kucağına aldı. Kedi korkusundan debelenirken Maelyn Morris’e seslendi.
«Onun gözlerinin içine bakmalıyım dedektif. Hazır olduğumda işaretim ile kafasındaki şeyi kaldırın. Benden başka kimseyi görmediğinden de emin olun!»
Morris onu kafası ile onayladı. Kedi biraz daha çırpınırken Maelyn ona işaret verdi. Morris kedinin kafasındaki bezi çıkardı. Tam o anda kedi ve Maelyn göze göze geldi. Dakikalardır çırpınan kedi aniden durdu ve onun gözlerine kenetlendi. Kedinin göz bebekleri büyürken Maelyn dudaklarını kıpırdatıyordu. Her ne söylüyorsa kedi onu dinliyordu.. Saniyeler sonra Maelyn aniden bağırdı, «Kapat!»
Morris bezi tekrardan kedinin kafasına geçirdi. Kedi çırpınmalarına devam ederken onu kafesine geri koydular. Maelyn soluk soluğa kalmıştı. Morris’e baktı.
«İyi iş çıkardınız dedektif. Ulaşabildiğim her şeytan beni duymuş olmalı ve..»
Aniden dışarıda bir gürültü koptu. Morris acele ile süt kata çıktı ve camdan dışarı baktı. Ufufkta görünen şehrin üstünde fırtına bulutları toplanıyordu.
«Bir fırtına!» diye bağırdı olağan sesiyle. Sonra da nefes nefese aşağıya indi.
«Bir fırtına! Şehrin üstünde!»
Maelyn gülümsedi.
«Bundan sonrası sende Caitlyn.»
Caitlyn diğer dokuz üyeden birisiydi ve tıpkı Elliot gibi bir medyumdu. Gözlerini kapattı. Yüzü gülüyordu.
«Çoktan geldiler. Yüzlercesi şuan kıyıda köşede kim varsa ele geçiriyorlar. Ağızlarındaki tek isim Sam Cornhill. Onu bulduklarında ilk benim haberim olacak..»
Maelyn, Morris’in yüzüne baktı, «Gördünüz mü dedektif?»
Morris ellerini ensesine götürdü. Endişeliydi. Hayatında ilk defa bu işin içinde olmasının korkusunu yaşıyordu. Diğerleri ise bu durumu normal bir gün gibi karşılamaya çalıştı. Fakat onlar için bile oldukça önemli bir durumdu bu. İçlerinden birisi Morris’i masaya davet etti.
«Sakin olum dedektif.»
«Nasıl sakin olabilirim ki.. Bir yanda melekler ve diğer yanda şeytanlar..»
«Bu her zaman böyleydi dedektif. Siz görmesenizde, insanlar bilmese de..»
Morris etrafına baktıktan sonra hepsinin gözlerine baktı.
«Hiç endişeli gibi bir haliniz yok.»
«Hemen hemen çoğumuz doğduğundan beri bu işi yapıyor dedektif. Buradaki herkes Vatikan’a hizmet ederdi. Hepimiz birer kötülüğü kovma ve uzaklaştırma ustasızdır.»
«Bundan daha fazlası olduğunu hissediyorum.»