bc

Altın Gen

book_age18+
60
TAKİP ET
1.6K
OKU
revenge
dark
system
fated
forced
opposites attract
shifter
curse
kickass heroine
royalty/noble
drama
bxg
kicking
hackers
highschool
high-tech world
another world
enimies to lovers
superpower
rebirth/reborn
dystopian
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Altın genlere sahip olduğu için hayatı boyunca saklanmak zorunda kalan Lyra, Aygora Şehri’nin gölgelerinde görünmez olmaya çalışırken, hiç tanımadığı bir adamın takıntılı bakışlarından kaçıyordur.

Darian…

Şehrin en karanlık gücüne sahip adam. Lyra’nın, ölen eşinin genetik kopyası olduğunu biliyor ve onu kendi “kaderi” sayıyordu.Bir gün Lyra, kim olduğunu bilmediği birinden gizemli bir mesaj alır:

“Aygora’da yalnız değilsin. Kael.”

O andan sonra Lyra’nın hayatı altüst olur.Kaçırılır, takip edilir, korunur… ama kimin dost, kimin düşman olduğunu anlamak imkânsızdır.

Altın parıltısıyla lanetlenmiş genç kız, kendisini üç şeyin tam ortasında bulur:takıntı, sırlar ve yasak bir bağ.Bu şehirde herkes Lyra’nın peşinde.Fakat kimse onun gerçekte ne olduğunu bilmiyor.

Henüz.

Yeni bölümler her gün saat 21.30’da.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1: Aygora Şehri’nin Parıltısı
ALTIN GEN Altın İnsanlar Yüzyıllar önce, insanlık bir kez daha savaşın karanlığına gömüldü. Fakat bu savaş, tarihteki hiçbir çatışmaya benzemiyordu; mermilerin yerini biyolojik silahlar, orduların yerini laboratuvarlar aldı. Sonuç ağırdı: İnsanların genleri değişti, toplumlar yeniden şekillendi ve dünya üç büyük bölgeye bölündü. Milletler birbirine karıştı, eski düzen tarihe karıştı. Bölüm 1: Aygora Şehri’nin Parıltısı 1 Güneş, Aygora Şehri’nin dev gökdelenlerini altın rengiyle yıkarken, Lyra şehrin karmaşasında görünmez olmayı başarmıştı. Yirmi dört yaşında olmasına rağmen, hayatının büyük kısmını saklanarak geçirmişti; vücudundaki altın parıltısı, dikkatli bakmayan gözlerden bile kaçmazdı. Gözlerinin kehribar altın rengi, güneş ışığıyla birleşince adeta parlayan bir mücevher gibi görünüyordu. Her adımında kalbi hızlı hızlı atıyordu. Şehrin kalabalığı arasında dikkat çekmemeye çalışmak, bir Altın İnsan için hayatın en temel kuralıydı. Ailesi, güvenliğinden ödün vermemesi için ona her zaman uzak durmasını öğütlemişti. Lyra, sevdiklerini korumak için her gün bu kurala sadık kalıyordu. Ancak Lyra’nın bilmediği bir göz, onu sürekli izliyordu. Darian. Bölgenin karanlık lordu, 45 yaşındaki Darian, Lyra’nın portresini odasının duvarında saklıyordu. O resimde sadece bir yüz değil, ölen eşinin genetik yansıması vardı. Lyra, Darian’ın eşinin bir kopyası olarak laboratuvarda yaratılmıştı ve bu gerçek, Darian’ın takıntısını besleyen karanlık bir sır olarak kalmıştı. Darian, Lyra’yı öldürmek veya altınını almak istemiyordu; ona sahip olmayı arzuluyordu. Lyra’nın nefretini ve korkusunu görmezden gelerek, her hareketini gözetliyor, istediği her şeyi ona sunmayı vaad ediyordu. Lyra ise ailesi için onunla olan mesafesini koruyordu. Her gün, Darian’ın takıntılı bakışlarını hissetmekle birlikte, ailesine zarar gelmemesi için daha dikkatli hareket ediyordu. Lyra, bu sabah da şehrin neon ışıkları altında sessizce yürürken, zihninde kaçış planlarını gözden geçiriyordu. Ancak bir şey farklıydı. Şehrin kuzey semtinde, Darian’ın gölgesi daha yakındı. Adeta onu köşeye sıkıştırmak isteyen bir hayalet gibi takip ediyordu. “Bugün farklı olacak,” diye düşündü Lyra, dudaklarının kenarında istemsiz bir gergin gülümseme belirirken. “Her zaman bir adım önde olmalıyım.” O sırada, gizemli bir mesaj cihazından titrek bir sinyal geldi. Lyra, onu hemen fark etti. Mesaj, kimden geldiğini bilmediği bir kaynaktan gelmişti: “Aygora Şehri’nde yalnız değilsin. Aman dikkat et. Kael.” Lyra’nın kalbi bir anlığına durdu. Bu ismi daha önce hiç duymamıştı. Ama mesaj, şehrin karmaşasında bir umut ışığı gibi parlamıştı. Kael kimdi? Ve Lyra’yı bu kadar yakından takip eden Darian’ın gölgesiyle karşılaştırıldığında, bu ismin bir tehdit mi yoksa yardım eli mi olduğunu anlaması gerekiyordu. Aygora Şehri'nin dev gökdelenleri arasında, altın parıltılı genç kız, peşinde gizli bir aşk, gölgesinde ölümcül bir tutku ve bilinmeyen bir yardım eli ile, kaderinin ağlarını hissetmeye başlamıştı. Çok geçmeden, Lyra’nın yanına iki adam yanaştı. “Ne… ne istiyorsunuz?” diye sordu Lyra, kalbi deli gibi çarparken. Adamlar tereddüt etmeden onu zorla, lüks ve donanımlı bir araca bindirdiler. Lyra direniyordu, ama adamlar çok güçlüydü; karşı koyması imkânsızdı. “Nereye gidiyoruz?” diye sordu Lyra, sesi korku ve öfkeyle titreyerek. Adamlardan biri soğukkanlılıkla cevap verdi: “Size zarar vermeyeceğiz… şimdilik sadece bunu bilin.” Lyra, korku ve çaresizlik içinde aracın camından dışarıyı izlemeye başladı. Yolculuk uzun geçeceğe benziyordu. Birden, önünde menüyü içeren konuşan bir yansıma belirdi. Garsonun holografik görüntüsü, aracın içindeki ışıklarla birlikte parlıyordu. “Merhaba, Bayan Lyra. Yolculuğunuz boyunca sizin beslenmenizden ben sorumluyum. Ne tür yemeklerden hoşlanırsınız?” Lyra öfkeyle arkasına yaslandı. “Bu… bu saçmalık da ne?!” diye bağırdı. Yansıma garson, sakin bir gülümsemeyle devam etti: “İsterseniz gerginliğinizi giderecek içecek seçeneklerini de listeleyebilirim.” Lyra dişlerini sıktı. “Ben buradan gitmek istiyorum. Beni kaçırıyorsunuz! ” Yansıma garson gülümsedi ve aniden ortadan kayboldu. Lyra, aracın sessizliğinde kendini düşüncelere kaptırdı. Aslında çok aç olduğunu fark etti. “Keşke yansımayı terslemeseydim…” diye içinden geçirdi. Aracın camından dışarıyı izlemeye devam ederken, her köşe başında gizemli gölgeler şehrin karmaşasında kayboluyordu. Lyra, içinde hem korku hem öfke hem de kontrol edemediği bir merakla yolculuğun nereye çıkacağını düşünüyordu. Araç inişe geçmeye başlamıştı. Lyra, kısa ama gerici yolculuğunun sona erdiğini anlamıştı. Araç, sanki düşüyormuş gibi inanılmaz bir hızla derinlere iniyordu. O kadar derindi ki, Lyra bunun yerin altında gizli bir yerleşke olduğunu hemen fark etti. Yaklaşık beş dakika süren inişin ardından kapılar açıldı. Yanındaki adamlardan biri Lyra’ya döndü: “Siz burada bekleyin,” dedi. Ve iki adam kapıdan çıktı. Kapı çok geçmeden tekrar açıldı. Bu kez içeriye iki kadın girdi. Kadınlar, az önce çıkan adamlar gibi koyu giysiler giymişti, ama konuşmaları daha samimiydi. “Merhaba, Lyra. Sana biz eşlik edeceğiz,” dedi biri. “Ne istiyorsunuz?” diye sordu Lyra, hâlâ tedirgin ve şüpheyle. Kadınlar, Lyra’nın kolundan tutarak onu dışarı çıkarmak istediler. Lyra önce panik içinde kadınlara karşı koymaya çalıştı. Ancak onlar, az önce çıkan adamlar kadar güçlüydü. Lyra çaresizce kapıdan kadınlarla beraber çıktı. Labirent gibi bir koridorda ilerliyorlardı. Lyra, kadınlar yanında olmasa asla yolunu bulamazdı; sürekli farklı yerlere dönüyor, aynı noktaları tekrar tekrar geçiyordu. Yol o kadar karmaşıktı ki Lyra artık düşünemez hâle gelmişti. “Buradan kurtulamayacağım…” diye içinden geçirdi. Çok geçmeden kadınlardan biri durdu: “Geldik,” dedi. Bir kapının önünde durdular. Kadın, kapının üzerindeki doküman tuşlarına uzun bir şifre yazmaya başladı. Şifre o kadar uzundu ki—tam 25 haneli—Lyra’nın bunu aklında tutması imkânsızdı. Kapı çok geçmeden açıldı. İçerisi bir restoran gibi tasarlanmıştı. Holografik bir piyanist piyano çalıyor, hologram bir kadın şarkı söylüyordu. Lyra, tüm bunların ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyordu. Neden buradaydı? Yine yanına hologram bir garson yaklaştı. “Bayan Lyra, hoş geldiniz. Lütfen buraya oturun,” dedi. Altın rengi bir koltuğa işaret etti. Lyra, artık ne olacaksa olsun diye içinden geçirdi. Koltuğa oturup beklemeye başladı. Bir anda etraftaki sarı ışıklar loşlaşmaya başladı. Kapı açıldı. Derin, karanlık bir ses duyuldu: “Seni çok bekletmedim, değil mi?” Lyra başını kaldırdı. Darian, tüm karanlığıyla kapıdan içeri girmişti. Lyra’nın karşısındaydı. Başka bir kadın olsaydı ona aşık olurdu. Ancak Lyra, ondan nefret ediyordu. Gizli bir hayranlık ve beğeni beslese de Darian kötüydü. Kötü birine şans veremezdi. Darian adımlarını yavaşça atarken Lyra’nın gözlerinin içine baktı. “Merak etme, Lyra… seni buraya zarar vermek için getirmedim,” dedi alçak bir fısıltıyla. Ama Lyra, gözlerindeki gizli tehdit ve takıntıyı hemen fark etmişti. Kalbi hâlâ korku ile doluydu; nefesi hızlandı. Lyra, koltukta dikleşti. İçinde hem öfke hem de istemsiz bir merak kıvılcımları yanıyordu.Geri adım atmadı. Korksa bile belli etmemekte kararlıydı. Sesi titrese bile asla zayıflık göstermedi: “Ne istiyorsun Darian? Lyra dik durdu, göz temasını bozmadı. “Beni yine neden kaçırdın? ” Darian’ın gözleri, Lyra’nın teninde titreşen altın parıltıya saplandı. Bakışı yine aynıydı—bir hayvan kadar aç, ama bir bilim adamı kadar hesaplı ve tehlikeli. Lyra’nın nefesi sıklaştı. Çünkü o bakışı daha önce de üzerinde hissetmişti. Bir anlığına hafıza geri çekildi. Soğuk metal bir kapı kapanmıştı arkasından. Darian, onu kaçırdığı o gün odanın ortasına koyduğu masaya oturtmuş, “Yemelisin,” demişti. Sesi sakindi ama Lyra’nın özgürlüğünü elinden alan bir kesinlik taşıyordu. Lyra titreyen elleriyle tabağa dokunmuş, kaçmaya yeltenmiş ama Darian kolunu sertçe yakalayıp onu geri çekmişti. “Boşuna uğraşma,” diye fısıldamıştı. “Seninle konuşmam bitmedi.” Anı bıçak gibi gelip geçti. Şimdi ise yine karşısındaydı. Aynı bakış, aynı sahiplenme… ama bu kez Lyra’nın içinde bambaşka bir ateş yanıyordu. Artık kaçırılmak da izlenmek de istemiyordu. Fakat Darian pes etmiyordu—hiçbir zaman etmemişti. Darian bir adım yaklaştı, sesi daha düşük ama daha kararlı çıktı. Darian: “Bu seni son kaçırışım, Lyra. Sana söz veriyorum. Çünkü seninle çok önemli bir konuda konuşmam gerekiyor. Ve konuşunca… benden artık kaçmana gerek kalmayacak.” Lyra’nın yüzünde öfke vardı ama altında beliren gölge, merak mıydı yoksa korku mu—kendi bile bilmiyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
3.3K
bc

ALFABETA (+18)

read
29.9K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
11.4K
bc

Tutku'nun Esiri

read
27.2K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
25.4K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
5.3K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook