7. BÖLÜM (A)

1055 Kelimeler
Uzunlar / Evdeki Saat ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️ Uyandığımda nerede olduğumu anlamam ile birlikte yatakta oturur hale geldim. Duvardaki saat öğleden sonra biri gösteriyordu. Serdar yanımda yoktu. Dünkü kıyafetlerimle uyumuşum. Hapı yutmamdan sonraki hatırladıklarım sınırlı. Bana -salak- mı demişti? O cümleden sonra beraber yatağa yattığımızı hatırlıyorum. Bana uyumam gerektiğini söylediğinde zaten gözümden başka tüm organlarım çoktan uykuya teslim olmuştu. Rüyamda annem ile babamın her şeyin çok güzel olacağını söyledikleri bir partideydik. Gerisi karanlık. Konuşurken bile ayakta uyuyacakken o kadar dayanmam bile mucize. Ben sınavlara bile sabah erken kalkıp çalışan bir öğrenciyim. Sabah beşi geçerken uyumak benim bünyeme tersti. Nitekim şimdi bile ağzım bir timsahı bile yutacak büyüklükte açık esnerken yine bir fili bile yiyecek kadar aç olduğumu fark ettim. Serdar neredeydi? Beni evde yalnız bırakıp gidecek kadar güveniyor olamazdı herhalde bana. Elimi yüzümü yıkamak için banyoya geçmeden telefona gözüm takıldı. "Siktir." diye sesli küfür ederken ekrana baktım. Sessizde kalmıştı. İlkay 82646 kez aramıştı. O'na eve geleceğimi söyleyip burada uyumak hiç iyi olmamıştı. Çıldırıp çoktan polislere haber vermiş bile olabilirdi. Hala bir şansım varsa polisleri aramadan konuşmalıydım canım arkadaşımla. Geri arama tuşuna basıp beklerken, "Kızım seni öldürücem, katil olup nefsi müdaafa deyip hapisten de yırtıcam. 23 yaşında kalp krizi geçirmeme neden olacak ne yapıyorsun acaba? Nerdesin?" diye çemkirdiğinde "Alo." dememiştim daha. "Çalışıyorum İlkay." dedim. Çalışma detaylarından daha sonra ayrıntılı bahsederdim, şimdi buna gerek yok. "Uyuyakalmışım kusura bakma geleceğim demiştim; ama çok yorgundum." "İş mi buldun? Uyuya nerde kaldın? Otelde mi çalışmaya başladın? Otuz bin lira böyle toplanmaz. Saçmalama. Gel beraber düşünüp daha normal çalışma saatleri olan işleri bulalım" dedi. Çok iyi bir avukat olacaktı kesin. Karşı tarafa konuşma hakkı vermediğinden, davalı ya da davacı taraf (karşısında her kim varsa) müvekkilini savunamayacağı için herhangi bir davayı kaybetmesi mümkün değildi. "İş buldum sayılır. Biriktirebilecek bir fırsat yakalayabilirim. Beni merak etme. İşim bitince geleceğim." deyip kapattım. Yoksa altıma yapacaktım onu dinlerken. Banyo kapısından içeri girdiğimde eski evimdeki banyo aklıma geldi. Benzer renklerdeydi. Geniş ve yüksekti. Camın arkasından banyo yapanın görülebileceği şekilde tasarlanmış duşakabin duş almam için resmen yalvarıyor gibiydi. Taş duvarların içinden geçen su boruları doğal hamam işlevindeydi. Her ne kadar yıkanmak temizlenmek çok cazip gelse de yapamazdım. Serdar bunu teklif bile etmemişti. Söylediğim halde sonra konusu geçmemişti. Tuvaletimi yapıp elimi yüzüme su çarptıktan sonra yine Serdar nerde diye düşünmeye başladım. Buradan eve nasıl gidecektim bilmiyordum. Daha sonra ne kadar sık geleceğimi bilsem bu söylediğime şimdi acı acı gülerdim. Banyodan çıktığımda Serdar ile çarpışıyordum nerdeyse. "Günaydın uykucu." derken neşeliydi. İstersem banyo yapabileceğimi söylediğinde sarılıp öpmemek için kendimle savaşmak zorunda kaldım. Yanımda yedek çamaşır, kıyafet vardı. Dalga geçip geçmediğini anlamak için yüzüne baktım. Kahvaltı da hazır dediğinde çabuk olmam gerektiğini anladım. Akan su, sudan çıkan buhar, yerdeki taşlardan yükselen soğuk esinti çok iyi gelmişti. Çıkmak istemiyordum. Tüm gün suyun altında kalabilirdim. Çok yukardan dökülen su omuzlarımda masaj etkisi bırakıyordu. Gevşedim resmen. Yeni uyanmış olmasam burada uyuyabilirdim. Yine kendimle ettiğim savaşı kaybettim ve duştan çıktım. Söylediği çekmeceden temiz, mis gibi kokan, yumuşak havluyla kurulanıp çabucak giyindim. Yanıma yedek aldığım beyaz kotumu ve açık mavi kazağımı giyip saçımı taramadan ve kurutmadan mutfağa indim. Serdar kapısı olmayan mutfak girişinden gördüğüm kadarı ile gülerek birisiyle konuşuyordu. Sarsak adımlarla ilerledim. Beni fark ettiğinde gel der gibi başını salladı. İlerledim ne göreceğimden emin olamayarak. Mutfağa girdiğimde karşısında oturan beyazlar içindeki çok hoş orta yaşlı kadını gördüm. Serdar -annem Seray- derken ben olduğum yerde kaldım. Hani beraber yaşamıyordu ailesiyle. Anneler aileden olurdu. Kadın kalkıp -hoşgeldin- derken elimi de sıktı. Ben öylece kalmaya devam ettim. Görgü kuralları aklımdan uçup gitti. Aklımda olan tek şey ıslak saçlarımla banyodan yeni çıktığımdı. -Oğlunuz dün gece çok iyiydi, çok mutlu etti beni- der gibi dikiliyordum karşısında. "Oturmayacak mısınız? Çay, kahve?" diye sorduğunda aklımdan etli yaprak sarması için teşekkür edip etmemem gerektiği geçiyordu. Ses tonu çok güzeldi. Oğlunun gözlerini annesinden alması gibi yüzünün yakışıklılığı da annesindendi. Serdar tahmin ettiğim yaştaysa eğer, bu kadın kesinlikle kendi yaşını göstermiyordu. Nihayet "Çay, lütfen." diyebildim. Serdar ayağa kalkıp sandalyemi çekti, oturdum. Çayımı verdikten sonra oğlunun yanaklarından öpüp bana da iyi günler dileyip gitti. Onu kapıya kadar götürüp gelen Serdar bana bakıyordu. Sinirli değil gibiydi. Hatta ifadesizdi. Az önceki neşesi gitmişti sadece. Soru sorar gibi bakıyordu. Öğleden sonranın neredeyse ikisi olmuştu. Beni uyandırmaması bile çok büyük nezaket gerektirirdi. Ben ise oturmuş bir de kahvaltı yapacaktım. Annesi var diye nazikti belki de. Kafama bu düşünce geldiği anda ayağa kalktım. "Özür dilerim. Beni aldığın yere nasıl gidebilirim." "Neden?" "Bu kadar çok uyuyacağımı düşünemedim. Akşam olacak neredeyse. Vaktini aldım." diyerek montumu astığı yere giderken, "Bugün boşum ve cevaplanmamış sorularım var hala. Gidemezsin" dediğinde eliyle elimden tutup beni mutfağa götürdü. Günlerden cumartesiydi. Okul yoktu. Ben de boştum; ama sorularının cevabını vermek istemiyordum. Bir şekilde buradaydım işte ve şimdi de gitmek istiyordum bir an önce. Tabağıma bir şeyler koymaya başladığında, elim hala sıcak olan çaya uzandı. Çok güzel kokuyordu. "Hikâyen ne? Sabah da dediğim gibi safsın, temizsin. İyi bir aileden geliyorsun, belli. Dün gece benimle yatmış olman, olmaya niyetlendiğin sıfatı sana yüklemeyecek." Başım yine öne eğildi. Ben olmasam bile bu adam insan sarrafıydı. Ve bana saf derken ne demek istediğini anladığımda içimdeki çocuk dans etmeye başladı. "Kahvaltını bitir. Konuşalım." dedi. İştahım kaçtı. Çok açtım hâlbuki. Yemeye zorladım kendimi. En azından tabağıma bıraktıklarını bitirebilirdim. Bitirdim de. Çayım bitince, kalkıp çay alsam mı diye elektrikli çaydanlığa bakıyordum. Fark etti sanırım. Yenisini doldurdu. Anlatsam ne fark ederdi? Amcam beni kazıkladı. Dımdızlak ortada bıraktı. Evden aldığım birkaç kıyafet ve annemin takıları dışında hiçbir şeyim yok. Onlar da yıllar içindeki barınma, yemek, kırtasiye, kıyafet ihtiyacımı karşıladı. Şimdi son yılım için elli bin liraya ihtiyacım var. Farklı doksan dokuz adamla daha birlikte olmak zorundayım. İçimden anlatmıştım işte. Ben içimden anlatmaya devam ederken: "Ne kadar para gerekli? Ve ne için gerekli? Anlat bana. Sen üç gecedir o kaldırımda birini beklerken hamile kalma olasılığını bile düşünmemişsin. Harcanırsın. Oturup kalkman, üslubun, utangaçlığın o kadar belli oluyor ki bu işin kalemi olmadığın, bir pezevenk alıp götürse biriktirdiğin parayı nereye harcayacağını bile unutturur sana." O tam bir şey daha diyecekken, "Okulum için gerekli. Elli bin lira." dedim onu konuşturmadan. Şaşkınlıkla gözleri açıldı. Benimse yaşlarla kapandı. Bu durumu bilenler İlkay ve Çağan'dı. Yanımda kalan; ama ne yaparak bu parayı kazanacağımı bilmeyen sadece İlkay'dı. Çağan İsviçre'ye dönmüş kaybolmuş bir yılımdaki Aslı ile uğraşmak istememişti. Serdar ise bu işi yaptığım kişiydi. Niçin söylediğimi bile bilmiyorum. Konuşma şeklinden gerçekten bilmek istediğini anlamıştım. Öylesine sormuyordu. Ailemden biri için yaptığımı sanmıştı daha öncesinde de. "Hukuk fakültesi son sınıftayım. Okulumu bitirmem, hayallerimi gerçekleştirmem lazım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE