6. BÖLÜM (A)

1205 Kelimeler
Yıkılmam Asla / Ayça Özefe ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️  Kara haberi aldığımda onsekizinci doğumgünüme beş gün vardı. Karlı bir İstanbul günü. Dört yıl önceki On bir Aralık... Haftasonu için araba ile Almanya'ya gidecektik. Ben çok istemiştim. Her şehirde kalacağımız oteli bile ben ayarlamıştım. Annem ve babamın bana doğumgünü hediyesi olacaktı aldıkları, ama henüz gelmeyen arabanın yanında. Salı günü son vizeme girdikten sonra yola çıkacaktık. Pazar günü de reşit olacağım yaşın doğumgünü partisi için ayarladığım mekanda kalabalık bir parti verecektim. Üniversite birinci sınıfta olmama rağmen üç ay bile dolmadan pek çok arkadaşım olmuştu. Sınıf arkadaşlarımı ve bölümümü çok seviyordum. Davet ettiğim çoğu arkadaşım da gelmeyi kabul etmişti. Ee tabii çocukluk, lise arkadaşlarım da olacağı için çok heyecanlıydım. Çocuk değildim tabii, öyle bir mum üflemek, hediye almak için değildi heyecanım. Bu kez erkek arkadaşımı tanıştırmak istiyordum ailemle. Bana koşulsuz güvenen, beni her zaman seven ve destekleyen aileme karşı bunu borç gibi görüyordum. Çağan'ı benim gördüğüm, sevdiğim gibi kabul edecekler miydi merak ediyordum. Aykırı bir tip değildi; ama standart bir erkek modeli de çizmiyordu. Bol dövmeli, küpeli, at kuyruklu yakışıklı, mavi gözlü, uzun boylu genç bir adam. Anneme bahsetmiştim aslında. Dış görünüşe göre insan yargılamazlardı. Tanımak isterlerdi mutlaka. İkinci üniversitesiydi. İlk olarak İsviçre'de gazetecelik üzerine okumuş, ailesi Türkiye'ye kesin dönüş kararı alınca da orda kalmak yerine İstanbul Özel Üniversitesi'nde Hukuk okumaya karar vermiş. İyi ki de vermiş. Aynı sınıftaydık. İsteyerek girdiğim bölümde ilk vizelerim de gayet iyi gidiyordu. Pazar günü için ayarladığım mekan yamuk yapınca, hafta içi de vizelere çalışmaktan yeni yer aramaya vaktim olmamıştı. Bu durumda da yaklaşık kırk kişilik bir gruba yer bulmak için Almanya'dan cumartesi döndüğümde vaktimin kalmayacağı anlamına geliyordu. O yüzden ben gitmemeye karar verdim ne kadar üzülsem de. Doğum gümün de, onsekizinci yaşımın da canı cehenneme! Keşke hiç girmemiş olsaydım. Dört yıl geçmesine rağmen hala aynı arabada olmadığım için kendimi suçluyorum. Şimdi burda Serdar ile birlikteysem sırf aynı arabada ölmediğim için. Tabii bir de babamın öz kardeşi, sevgili öz amcama borçluydum bu geceki ilk cinsel deneyimimi ve karnımdaki ağrıyı. Haberi veren de O'ydu. Daha ilk baktığım mekanın bu kadar içime sinmesini İlkay ile zıplayarak kutlarken telefonum çaldı. Arayan babamdı; ama konuşan amcam. Şaşırsam da benim yerime O'nu almış olabileceklerini düşündüm. "Alo." derken babama tek seferde mekanı ayarladığımı, akşam da ilk uçakla Berlin'de Onlar'ın yanında olacağımı söyleyecektim. "Aslı bir kaza olmuş. Edirne'deyiz. Abim ile yengemi İstanbul'a getiriyoruz." amcam konuştuğunda kiminle, nerede, ne zaman, niçin, nasıl? soruları beynimde dönüyordu. Getiriyoruz ne demekti.? Çünkü kendileri gelemiyordu. Tamam. Edirne'de kaza. Hava karlı. Sormam gereken asıl bir soru olmalıydı. Beynim buzlukta dondurulmuş gibi çözülmesini bekliyordum. Buzlar eriyince soracaktım elbette. Konuşmadığımı gören İlkay telefonu elimden almıştı. Kendi kulağına koyunca O'nun ağzının kıpırdadığını, sonra da elini ağzına götürüp kapattığını görmüştüm. Gözleri beni bulduğu anda akan gözyaşları ile ne hissedeceğimi bilemeyerek felç olmuştum. İstemediğim bir şeyler duymamak için kulaklarımı kapattım. Sanırım arada seslerin bana ulaşmaması o gün geliştirdiğim bir evrim mucizesi. Ben yere çöktüğümde İlkay hala telefonda amcamla konuşuyordu. Yani öyle görünüyordu. Beni yerden kaldırmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Ne kadar süre orada kaldığımı hatırlamıyorum. Gözüm görmeye kulağım duymaya başladığında Çağan'ın kucağındaydım. Beni arabasına bıraktı, hastaneye gidiyormuşuz. İlkay nereye geleceklerini öğrenmiş, orada bekleyecektik. Ne beklemem gerekiyordu? Ağır yaralı olsalar da İlkay o şekilde üzülürdü değil mi? Sadece öldüklerinde verilebilecek tepkiyi verebilirdi. Sonuçta en yakın arkadaşının ailesi kaza geçirmişti. Ne kadar süre bekledik bilmiyorum. Açılır kapıdan önce iki sedye girdi. Siyah torbalar içindeki bedenler. Belki diğer kazazedelerdir diye düşündüm. Allah rahmet eylesin. Sonra amcamı gördüm. Gözleri bekleme salonunu tarayıp beni bulduğunda gelip bana sarıldı. Yengem ve kuzenlerim yoktu yanında. "Neredeler amca? Annem ile babam?" dediğimde gözleri giden sedyelere kaydı gayriihtiyari. İnanmadım. İnanamazdım. Zaten ağlıyordum, dua ediyordum O'nlar olmasın diye. Onların çoktan Almanya'ya varmış, benim de havaalanında uçak bekliyor olmam gerekiyordu. Krize girdim. Tırnaklarımla yüzümü çizdiğimi ellerimde gördüğüm kandan anladım. Tenim acımıyor, kalbim acıyordu. Kendimi sağdan sola attım. Tüm o anlar süresince sadece bir kez sakinleştirici vurdular bana. Ondan sonra kendimi dünyaya kapattım. Ben sakinleştirici ile uyurken hatırladığım rüyalar hep güzel anılarımdı. Kötü anım olmamıştı. Ailem gitmişti. Beni bırakmışlardı. İkisi birden yeterince büyüdüğüme karar verip kuş olup uçmuşlardı. Hâlbuki ben daha üniversiteye yeni girmiştim. Avukat olup babamın şirketinde işe başlayacaktım. Kendi paramı kazanıp babamın da para kazanmasına yardım edecektim. Şimdi hepsi buharlaştı. Cenaze, gelen gidenler, teselliler... hepsinin içi boştu. Ben boştum. Salı günü çok karlı olan yolda babam kendi şeridinde giderken karşıdan gelen zincirsiz, kış lastiksiz, sorumsuz bir şoför yüzünden ölmüşlerdi. Babamın kış lastiği de zinciri de vardı. O adam yaşarken benim ailem çarşamba günü gömülüyordu. Ben on sekizin yaşında değildim. Öldüklerinde beş günüm vardı. Tek yakınım olan amcam tam on sekizimi bitirdiğim gün kucak dolusu evrakla geldi eve. Yanında da şirket avukatlarımız. Ailemin tek kızıydım. Her şey benimdi; ama ben hiçbir şey istemiyordum ailemden başka. O gün amcam ile birlikte sürekli imza attık. İlgilenmiyordum. Bana ne kaldığı değil, benden ne gittiğindeydi aklım. AİLEM. Attığımız imzalar ile bana kalan trilyonluk şirketi, arabalarımızı, evlerimizi, bankalarda üzerimdeki para da dâhil, her şeyimi amcama verdiğimi bilmiyordum tabii. Hukuk okuyordum ve neye imza attıysam hiçbirini okumamıştım. Siz siz olun okumadığınız, okusanız da anlamadığınız kâğıtların altına imzanızı atmayın. İmzalar bitip eve gelen avukatlar ve amcam da gittiğinde hiçbir şeyin farkında değildim. Yanımda sadece onlar çıkarken gelen İlkay ve Çağan kalmıştı. Tekrar hastaneye gitmedim, sinir krizi geçirmedim, okuldan aldığım rapor bitince okula da gitmedim. Sadece yatağımda bitkisel hayatta günlerimi gece gündüz fark etmeden geçirmeye başladım. Okulu dondurma zamanım geçmişti, bu yüzden ilk yıl devamsızlıktan dolayı sınıfta kaldım. Çok umurumda değildi. Param vardı. İstersem sonra devam ederdim. Benimdi her şey. Yatağımdan sadece tuvalet ve su molası için kalkıyordum. Sonra bir gün başka bir sebeple de çıktım yatağımdan. Israrla çalan zil beni kapıyı açmam için zorluyordu. İlkay olamazdı; anahtarı vardı çünkü. Yataktan çıkıp kapıyı açtığım o gün on dokuz olduğum günden birkaç gün sonra ailemden kalan O tek kişi de öldü. Amcam oturduğumuz, şimdi sadece benim kaldığım tripleks evi satılığa çıkarmış, ev satılmıştı. Yeni sahibi benden evin anahtarını istemeye, iki üç gün içinde de evi boşaltmamı rica ettiğini söylemeye gelmişti. Ben amcamı yanlışlık oldu herhalde diye aradığımda telefonumu açan olmadı. Kış vakti, bana yine doğum günü hediyesi verilmişti. Ben eşyalarımın olduğu valiz ve evdeki biraz ziynet ile kendimin sandığım evimden çıkarıldım. Küçük bir kamyonete yatak odamı ve birkaç eşyamı da alıp İlkay'ın yanına taşındım. Yine ağlamadım. Hayat size her zaman iyi sürpriz yapmazdı. İlkay İstanbullu olmadığı için burada evde kalıyordu. Yaz okulunda üstten ders almak için buradaydı hala. O'na gittim. Ondan sonra ev arkadaşı olduk. Okula kayıt döneminde gittiğimde tekrar birinci sınıf olmak umrumda değildi. Babam dört yıllık okul ücretimi peşin ödemişti. Eksik olan son yılı o yıl geldiğinde halledecektim. Son yıl geldiğinde okul ile anlaşma yaptık taksitlendirerek. İki ayda bir yedi bin beş yüz lira bularak dört seferde ödeyecektim. İhtiyacım olan, son yılın ücreti elli bin liraydı. Ve ben bu parayı öyle ya da böyle bulacaktım. Beni evimden atarken bile ne halde olduğumu sormayan, ailem öldüğünden beri dört yıldır aramayan kişiden yardım istemeyecektim. Ben o gün tek bir şey için yemin ettim. Benden aldığı her şeyi amcamdan geri alacaktım. Şimdi Serdar'ın söylediği son cümle ile gerçekten de salak olup olmadığımı düşünüyordum. Elimden kayıp giden hiçbir şey umurumda değildi. Avukat olduğumda bir önemi kalmayacaktı. Ben Aslı Tandoğan. Hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiyim. En kısa yoldan bedenim ile de olsa bu parayı bulacaktım. Yapabildiğim her şeyi en iyi şekilde yapar, verdiğim sözü her zaman tutardım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE