Arka arkaya hastanenin bahçesine girip tekerlekleri yakarcasına fren yapan araçların içi öyle bir boşalmıştı ki sanki ortalık mahşer yeriydi. Her kafadan bir ses çıkıyor, o her ses çığlıklarla bütünleşip ortalığı kasıp kavuruyordu. "Sedye." diye bağırdı Cüneyt. Kollarında gerçek manada henüz kavuştuğu sevdiği ile sarsak adımlarla girişe doğru yürüyordu. "Yardım edin, biri sedye getirsin." diye bağırdı. Özene bezene seçip giydiği takım elbisesi şimdi kanlar içindeydi. Kucağındaki genç kadın ise bilinci kayıp bir halde öylece kollarında uzanıyordu. Karnından sızan kan hala tazeliğini korurken Cüneyt'in burnunu kanın metalik kokusu gelmekteydi. Genç kadının baygın bedeni kollarından alındığında kendini öylesine büyük bir boşlukta hissetti ki olduğu yere yıkılmadan evvel Cihan'ın yanında

