Bölüm 4

1074 Kelimeler
Bölüm 4 Atlı arabadaki ganimetleri çıkardığımızda, “Ah, bunlar harika!’’dedi annem. Elinde bir kumaş duruyordu. Mavi bir rengi vardı. Güneşli havalarda gökyüzünün aldığı renk gibiydi. ‘’Kötü havadan dolayı alan olmayacaktı. İşte bu kumaşlar işimizi görür.’’diye atıldı Dione bir diğer kumaşı eline alarak. Alanın açılmayacağı için üzgün olmayan tek kadın bendim. Aynı sebepten dolayı bu kadar giysi düşkünü olmalarının nedenini de anlamıyordum. Şölende giymek için zaten bir sürü giysiye sahiplerdi. Yenisine neden ihtiyaç vardı ki? Ağzımda bir ot parçası çiğneyip duruyordum. Bu hallerine gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyordum. Ve sonra benimle aynı şekilde duran birini daha fark ettim. Aynı benim gibi kalın kütüğe yaslanmış, ağzında bir ot, benim baktığım yere bakıyordu, Stellio. Bu halini görünce gülümsedim. Alayla ona bir dirsek attım. ‘’Bir ara beni dövüşürken de taklit et. İşine daha çok yarar.” Yüzü kızardıktan sonra başını öne eğdi. Ama sonra hızla kaldırıp ışıl ışıl parlayan gözleri benim gözlerimi buldu. ‘’Olur,’’ dedi ve sonra yine beni taklit etmeye başladı. ‘’Teşekkürler, Bethor.’’ dedi Dİona. Sanırım Bethor’a başdöndürücü gelen bir gülümsemeydi gülümsemesi. Öyle ki Bethor bir an afallayarak baktıktan sonra kızaran yüzünü başka yöne çevirdi. Ama çevirmeden önce kırptığı gözü yakalamıştım. Gözlerimi devirdim. ‘’Hey! Bethor tek başına getirmedi bunları” dedim alayla. Dione yüzüne muzip bir gülümseme yerleştirip bana baktı. “Kıskanıyor musun?’’ diye sordu.. ‘’Eh! Sen de…’’ dedim ve ayaklandım. Tabi Stellio’da benimle birlikte kalktı. Babamın benimle gurur duyan bakışlarını yakalamıştım gitmeden önce. Gerçi yaptığımız şey hırsızlıktan başka bir şey değildi. Stellio bir süre daha dibimde gezdikten sonra kabileyi dolaşmak için yanına kendi yaşlarında bir çocuk alıp beni terk etti. Aslında buna memnun olmuştum. Herkes sevinç ve heyecan içinde şenlik için hazırlıklar yapıyordu. Kıyafetler dikiliyor, en gözde yemeklerden hazırlanıyor ve şenlik oyunları için tüm güçlü erkekler isimlerini yazdırmak için acele ediyolardı. Ben de yazdırmıştım. Beni de bir şenlikte en çok heyecanlandıran şey oyunlardı. Ama bu şenlik başkaydı. Kardeşim, en değerlim kabile reisliği başlığını giyecek ve resmen reisimiz olacaktı. İsmimi yazdırdıktan sonra Stellio’yu aradım ama hiçbir yerde yoktu. Çocuk resmen karabatak gibiydi. Ona yay ve ok kullanmayı, kılıç kullanmayı biraz öğretebilirim diye düşünüyordum. Hem de böylelikle aylak aylak dolaşmış gibi görünmeyecektim. Herkes hazırlık içindeyken benim boş boş gezmem göze batacaktı. Stellio’yu bulamayınca geç kalmış -bilerek geciktirilmiş -bir konuşmayı yapmak için yuvanın içine daldım. Daimon babamın yanında bağdaş kurmuş oturuyordu. Henüz tam olarak reis olmadığı için şimdilik yerinde babamın oturmasına izin veriyordu. Ama yarından sonra herşey değişecekti. “Biraz konuşabilir miyiz?” diye sordum ona göz kırpıp. Hevesle başını kaldırdı ve bana gözlerini dikti. Bunu bekliyor olmalıydı. Aslında onu daha önce tebrik etmem gerekiyordu, ama duygu yüklü konuşmalar yapabilecek biri değildim. Başını sallayıp babamın müsaade etmesini bekledi. Halbuki ben olsam beklemezdim. Bunun için Diamon Reis olacaktı çünkü reis olabilecek kadar zeki, saygılı ve benim ona öğrettiklerimle güçlü birisi olmuştu. Henüz gençti belki ama babam da bu yaşlarda kabile reisi olduğunu söylemişti. Belkide ben onu hala yaramaz kardeşim olarak gördüğüm için endişeleniyordum. Tanrım! Tüm duygularım ilmek ilmek olup birbirinin içine geçmişti sanki ve ben çözmekte zorlanıyordum. Bana ait olan bölüme geldiğimizde sıkıntılı ve bıkkın bir nefes aldım. Sonra ona sıkıca sarıldım. Kendimi geri çektiğimde gözlerinin dolduğunu görmek beni alt üst etmişti. Uzak bir yere gidiyor değildi ya! Sadece kabile reisi oluyordu. ‘’Şey… Sanırım seni tebrik etmedim.’’ dedim gergin bir gülüşle. Ondan birkaç adım geriye gittim. ‘’Etmedin Lena.’’ dedi gülümseyerek. Direklerden birine yaslandı. ‘’O zaman şimdi ediyorum. Tebrik ederim, kardeşim.’’ dedim. Off… Bu, buz gibi olmuştu. Sanki olmasını istemiyormuşum gibi. ‘’Ben, senin daha iyi olacağını düşünüyorum.’’ dedi yüzünü asarak. “Ben, senin kadar iyi değilim.’’ Aramızdaki mesafeyi bir kaç adımda kapadım. “Ben, senin daha iyi olacağını düşünmüyorum.’’ dedim. Gözlerini irice açarak bana baktı. Ah! Yanlış anlamıştı. Öyle düz ve sert söylersem elbette yanlış anlayacaktı. ’’Daha iyi olacağını biliyorum.’’ dedim ona tekrar sarılarak. ‘’Emin misin?’’diye sordu tamamen güvensiz bir tonla. ‘’Tabii ki.’’ dedim. Ve sonra bu duygusallık bana fazla geldi. Omzuna hafif bir yumruk atıp yuvadan hızla uzaklaştım. Şölen olana kadar başı boş dolanmak daha iyiydi. *** “Yine mi? Lanet olsun!” Bethor, söylenip duruyordu. Üç şölendir onun karşısına ben çıkıyordum oyunlarda. Etraftan kıkırdamalar ve kahkahalar yükseliyordu. Ve sonra tezahüratlar gelmeye başladı. Herkes, Lena diye bağırıyordu. Bethor da sinirine hâkim olamıyordu. Bu, en büyük şölendi ve bazı farklı kabile insanlarından da gelenler olmuştu. Güvenlik olarak kabilenin çevresine savaşçılardan birkaçını yerleştirmiştik. Gerçi bizim kabilemize saldırmaya gücü yetecek olan kimse yoktu. Ama yine de güvenlik önemliydi. Kimse bu görevi istemese de -şenliği izleyemeyeceklerdi- mecbur tutulmuşlardı. ‘’Korktun mu ufaklık.’’ dedim kılıcımı sallarken. ‘’Sen bunu ayarlıyor musun?’’ diye sordu gözlerini kısıp bana haince bakarak. ‘’Sürekli yeneceği bir rakibi kim ister.’ ’dedim alayla. Ve ilk hamlemi yapıp üzerine saldırdım. Tüm silah oyunlarında var olabilirdim ama teketek mücadelede asla bulunmazdım. Dövüşmeyi iyi bilsem de yeterince iyi değildim. Güçlü bir erkek karşısında şansım çok azdı. Bethor’u yine yenmiştim. Dione bana yüzünü sarkıtarak bir kaç kez bakmıştı ve ben de ona dil çıkarmıştım. Sevdiği adamı yenmem hiç hoşuna gitmemişti. Ve sonra o an geldi. Büyük an! Yanlarında olmalıydım. Ama değildim işte. Bİr şekilde böyle büyük duygu anlarından kendimi sıyırmayı başarabiliyordum. Hem onu tebrik etmiştim, değil mi? Orada bulunup göz yaşlarıma hakim olmazsam hem yanlış anlayabilirlerdi hem de doğru anlasalar bile kendimi duygularına çabucak kaptıran biri olarak görmelerini istemiyordum. Babam güçlü, tok sesiyle konuşmasını bitirdi ve herkesin yeni kabile reisini selamlamasını istedi. Başına reis başlığını takarken gözlerimden sızmaya çalışan bir kaç damlayı tutamamıştım. Çabucak ellerimle gözyaşlarımı yok edip ben de herkes gibi avazım çıktığı kadar bağırdım ve Diamon’un önünde saygıyla eğildim. Sonra başımı kaldırdım. Diamon’un tam kalbinde bir ok duruyordu. Babamın alnında ve göğsünde! Annem kolundan yara almış ve yere düşmüştü. Herkes çığlık atarak kaçışıyordu. Silahlarımı kuşanıp savaşmak ya da aileme yardım için gitmek konusunda kararsız kalmadım. Çünkü kardeşim ve babam tek nefeste yere yığılmışlardı. Gözleri açıktı. Sanki bana dikmişlerdi gözlerini. Bu sadece bir kaç saniye sürdü. Yutkunmak için ya da feryat etmek için zamanım yoktu. Kalabalığa karışıp bize saldıran askerlere doğru ilerledim. İçimde yanan ateşle önüme geleni deviriyordum. Heryer, herkes kanlar içindeydi. Kabile halkı savunmasızdı ve hepsi tek tek ölüyordu. Gözlerim her an birinin acı haykırışlarla yere düştüğünü görüyordu. Dumanlar sarmıştı gökyüzünü. Sonra bir şey gördüm. Askerlerden biri Stellio’yu ardına alıyordu. ’’Aferin evlat!” diye bağırıyordu. O an herşeyi anladım. ‘’Memnon!’’ diye bağırdım boğazım yırtılırcasına. Gözlerim dehşetle açılmıştı.Tüm çadırlar yanıyordu. Herkes ölüyordu. Kadın ve çocukları kimse umursamıyordu,önlerine gelen herkes bir hedefti ve kaç yaşında olduğuna bakmıyorlardı..Bİr sürü,bir sürü savaşçı vardı ve heryerdeydiler.Onlarla bu savunmasız halimizle başa çıkamazdık.Elimdeki tek kılıç yetmiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE