"YALANIN BAŞI"

1336 Kelimeler
Kısa süre önce yaşananlardan sonra şimdi de bu şekilde karşı karşıya gelmiş olmaları hiç iyi olmamıştı. Beşir, Karahan’ın yakasına yapışıp: “Yine mi sen!” dediğinde Neslişah arabadan dışarı fırladı ve babasının kollarına yapıştı: “Baba ne olur bırak!” Karahan ve Beşir aynı anda birbirlerinin gözlerinin içine öfkeyle bakarak: “Sen karışma Neslişah!” dediler. Ama Neslişah’ın da babasının kollarını bırakmaya niyeti yoktu. Beşir, Karahan'a dönerek sert bir sesle konuştu: “Kızımın peşinde gezmeyeceksin. Bir daha yan yana gelirseniz acımadan seni öldürürüm. Sakın heveslenme. Neslişah, sana asla yar olmayacak. Ben yaşadığım sürece böyle bir şeye asla izin vermeyeceğim!” Neslişah duyduklarından sonra gözleri dolu dolu Karahan’a baktı. Karahan ise o sinirle Beşir’in ellerini yakasından çekip itti: “Sen olsan da olmasan da ben Neslişah’ı seviyorum. Bugün ‘al beni’ dese alır götürürüm. Gerekiyorsa onun için ölürüm. Ama sen bizim aramıza giremezsin!” Beşir’in gözü dönmüştü. Belindeki silahı çıkarıp Karahan’a doğrulttu. Ama Neslişah birden Karahan’ın önüne attı kendini. Beşir gözü kararmış bir şekilde bağırdı: “Ben senin babanım! Geç arkama!” Neslişah gözyaşları içinde: “Sen benim babam olamazsın. En iyi sen bilirsin sevdiğin kişiyi kaybetmenin acısını. Şimdi o acıyı bana mı yaşatacaksın?” dediğinde Karahan, Neslişah’ı tutup, önünden arkasına aldı. Öfkeyle: “Böyle mi seviyorsun kızını ha! Böyle mi baba olunuyor? Eğer gerçek bir baba olsaydın o silahı kızının gözüne sokmazdın!” Neslişah tekrar Karahan’ın önüne atladı. “Çekil dedim Neslişah!” diye bağırdı Beşir Bey. Ama Neslişah inatla Karahan’ın önünden çekilmedi. “Çekil!” diye bağırdı tekrar Beşir. Tam o anda arkasında yankılanan bir ses duydu: “Beşirrr!!!!” Bu sesi tanıyordu Beşir ve dönüp baktığında kendine doğru gelen Ayla'yı gördü. İşte şimdi Beşir'in gerçek yüzü çıkacaktı ortaya ama Beşir'in Ayla'yı konuşturmaya niyeti yoktu. Hemde yıllar sonra... Karahan’ın işini sonraya bırakarak Neslişah’la yüzleşmemesi için Aylaya doğru yürüyüp sessizce: “Benimle gel.” dedi. Ayla dişlerini sıkarak: “Benim kardeşim nerede Beşir?” Karahan da Neslişah da Beşir Bey’in yanındaki kadınla olan tartışmasına baka kaldılar. Beşir göz ucuyla Neslişah’a bakıp Ayla'ya döndü: “Kes sesini de gel, her şeyi anlatacağım.” dedi. Ama Ayla direnerek: “Sen yalancı psikopatın tekisin Beşir! Söylesene, ablam nerede? Öldürüp nereye gömdün onu? Söyle, Alev nerede!” diye bağırdığında Neslişah’ın göz bebekleri büyüdü. Koşarak Ayla ve Beşir’in yanına giderken Karahan da arkasından koştu. Beşir, kızının geldiğini görüp dişlerini sıktı: “İçeri geç Neslişah!” dedi. Ama Neslişah babasını dinlemeden Ayla'ya baktı. Ayla da Neslişah’a dikkatle bakınca Beşir öfkeyle Ayla'nın kolunu sıktı. Ayla bağırarak kolunu çekti: “Ablam öldü mü Beşir? Çocuğu nerede? Ablamın çocuğu nerede, söylesene!” diye bağırdı. O sırada Neslişah araya girdi: “Siz… kimsiniz?” dedi. Ayla, Neslişah’a inceden bir bakış atarak: “Ben Alev Karaburgaz’ın kız kardeşiyim. Yıllar önce bu pislik ablamı kaçırdı. Ama ne izlerini ne de başka bir şey bulabildim. Sadece hâlâ ablamın yaşadığına dair resmi evraklar var. Ama öğrendiğime göre kendisi doğumda ölmüş.” derken Beşir’e döndü Ayla: “Nedense ölüm ilanı verilmemiş. Neden acaba!?” Neslişah birden: “Alev benim annem!” dediğinde Beşir’in artık kaçacak yeri kalmamıştı. Ayla gözleri kocaman açılmış, Neslişah’a baştan aşağı baktı. Genç kızı tutup kendisine çektiğinde: “Teyzem… güzel kızım benim!” diyerek sarıldı ve ağlamaya başladı. Beşir olanlar karşısında bir elini alnına, diğerini beline koyarak geri döndü. Birkaç adım geri çekildikten sonra Ayla ve Neslişah’a döndü. Tekrar ayrıldıklarını gördüğünde hızlı adımlarla Ayla’ya doğru yürüyüp okkalı bir tokat geçirdi suratının ortasına. Ayla savrulurken, Karahan nezaketen kadını yerden kaldırmak için hamle yapmıştı ki, Beşir Neslişah’ı kolundan tuttuğu gibi arkasındaki aracın içine attı. Hızla kendisi de binip kapıları kilitledi. Ne Karahan dışarıdan açabiliyordu kapıyı ne de Ayla… Karahan yumruğunu cama indirirken: “Açsana lan kapıyı!” diye bağırdı. Ama Neslişah içeride, Karahan ve Ayla dışarıda çırpınıyorlardı. Beşir tam gaz patinaj çekerek hastanenin bahçesinden çıktı. Arkadaki Mehmet’in içinde beklediği arabaya koşarak atladı Karahan. “Mehmet, çabuk ol hadi!” dedi. Mehmet gaza basarken Karahan sinirle aracın göğsünü yumrukluyordu. Ana yola çıktıklarında: “Çabuk Mehmet, çabuk!” dedi Karahan, Beşir’in aracını göstererek. Mehmet hiçbir şey sormadan gaza yüklenmişti. Beşir’in aracıyla aralarında üç araç vardı. “Hay sikeyim böyle işi…” dedi Karahan. “Bu işin altından Beşir çıkarsa Neslişah kahrolur.” diye söylendi dişlerinin arasından. Mehmet yola odaklanmış, son gaz öndeki aracı takip ediyordu. Araç en sağ şeride geçip yol ayrımından girdiğinde kendileri sapağı geçmişlerdi. “Siktir, siktir, siktir!” dedi Karahan. “O kadınla konuşmam lazım. Çabuk, çabuk hastaneye dön hadi Mehmet, hadi!” dedi. Ve ana yoldan U çekip tekrar son hız hastaneye döndüler. Yol boyunca küfür eden Karahan, hastanenin bahçesine girdiğinde araçtan atladı. Tam bakışlarını sağa sola çevirirken, az önce Neslişah’ın sarıldığı kadını duvarın kenarında öylece otururken gördü. Kafası karışmıştı. Kadının Beşir hakkında söyledikleri aklına gelince, “Acaba…” dedi kendi kendine. Beşir'in kızının bilmesini istemediği bir şey saklıyordu buna emindi. Yoksa neden birden kızı arabaya atıp götürsün dü ki? Kadının yanına vardığında: “Pardon.” dedi. Ayla başını kaldırıp Karahan’a baktığında Karahan elini uzattı: “Ben Karahan.” dedi. Ayla da elini uzattı: “Ayla Karaburgaz.” dedi. Karahan kadının elini bıraktığında sağına soluna bakıp tekrar Ayla’ya döndü: “Beşir’le sorununuz ne bilmiyorum ama bana anlatabilir misiniz?” dedi. Ama Ayla pek emin değildi. Ancak Beşir’i ilk gördüğünde bu delikanlıya silah doğrultuyordu. Bu da onun Beşir’e düşman olmasına yetiyordu. “Galiba aynı taraftayız.” diye düşünerek başladı: “Yıllar önce Beşir pisliği ablamı sahne aldığı yerden yalan dolanla çıkarıp götürdü. Ahh ablam öyle saftı ki tüm yalanlarına inandı bu pisliğin. Bir süre Ankara’da birlikte yaşadılar. Ama güzel ablam her gün bu akıl hastasından dayak yiyordu. Ayrılacağım deyip duruyordu. Ama bir gün Beşir durduk yere ablama çok iyi davranmaya başladı. Fakat…” dedi, öksürerek sesini alçalttı. “Bu pisliğin hep sapkın fantezileri vardı. Sonrasında bir gün ablamın yanına gittiğimde taşındığını öğrendim. Ama yalnız bir şekilde, Beşir’den ayrıldığına dair bir not bırakmıştı. Ve bir süre kendisini aramamamı, zamanı geldiğinde kendisinin döneceğini yazmıştı. Uzun bir süre aramadım. Ama aramaya başladığımda da bulamadım zaten. Canından şüphe ettim. Fakat nereden bilebilirim buraya gelip Beşir’den çocuk yaptığını? Öldü sanıp emniyete gittiğimde hâlâ yaşadığını öğrendim. Ama yakın zamanda bir telefon aldım. Yeğenim olduğunu, ablamın da doğumda öldüğünü öğrendiğimde çok uzun zaman olmuştu. Birileri iğrenç bir şaka yapıyor sandım. Ama arayan kişi Ankara'lara kadar gelip, beni bulup gerçekleri gözümün içine bakarak anlatınca. Kalkıp buralara kadar geldim. Hozankaya ailesinden olduğunu söylediğinde işte o zaman gerçekten inandım. Çünkü gördüğüm kadarıyla Hozankaya'lar baya varlıklı bir aile. Ve böyle bir yalan söylemezler dedim kendi kendime. ” Karahan dikkatle dinlerken sordu: “Bende Hozankaya'lardanım. Peki sizi arayan kişinin ismi neydi?” dedi. Ayla: “Zümrüt Hozankaya.” dediğinde Karahan dişlerini sıktı. “Bu işin altından da çıkmazsın be…” dedi Karahan dişlerinin arasından. Ayla şaşkınlıkla: “Efendim?” dediğinde Karahan başını salladı: “Yoo… yok bir şey.” dedi sadece. Sonra toparlanarak: “Müsaade ederseniz sizi ben misafir etmek isterim.” dedi. Ayla kaşlarını çatarak yandan bir bakış attı Karahan’a. Karahan yanlış anlaşılmak istemiyordu: “Imperial Süit bana ait. Arkadaşım sizi oraya götürsün. İstediğiniz kadar da kalabilirsiniz.” Dediğinde Ayla ayağa kalktı. Ancak ücretsiz olduğu için değil, gerçekten bu şehirde gidecek yeri olmadığı ve kalacak bir yer ayarlamadığı içindi. Karahan eliyle işaret ederek Mehmet’in başında beklediği aracı gösterdi. Arabaya yaklaştıklarında arka kapıyı açıp binmesini bekledi. Ayla teşekkür ederken Karahan, Aylanın gözlerine bakarak: “Bilmediğiniz bir yerde herkese güvenmeyin derim. Bazen soylu olanlar da tehlikeli hatalar yapabilir. Önemli olan kendini bilmek ve insan olmak.” dedi. Ayla’nın gözleri önündeki koltuğa kilitlendi. Karahan’ın bu sözleri onu geçmişe götürdü. O gün ablasının babasına rest çekerek evden gittiği güne… Ve babasının ölene dek ablasını evlatlıktan men ettiği o yağmurlu güne. Babaları da kendince haklıydı tabii. Ankara gibi bir yerde Karaburgaz'ların kızının gazinoda şarkı söylemesi de ne demekti? Çok yalvarmıştı, çok uğraşmıştı ama ablasını ikna edememesine üzülüyordu Ayla. Ama iş işten çoktan geçmişti. Daha bu yılın başında kaybetmişti babasını. Ve babasından duyduğu son söz: “Ona sahip çıkamadım. Alev'i geri getir.” olmuştu. İşte yıllar sonra tüm ümidini kaybetmişken tekrar aramaya başlamıştı ablasını Ayla. Buradan gidememesinin nedeni de Beşir’den şüphelenmesiydi. Hatta şüphe değil, emindi. Ayla’ya göre Alev’in başına ne geldiyse Beşir denen adi yüzünden gelmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE