Şarap bardağını salladı önce. Kırmızı sıvı, kristalin içinde ağır ağır dalgalandı. Bir yudum daha aldıktan sonra yavaşça başını Neslişah’a çevirdi. O an odanın sessizliği, dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesiyle birleşmişti.
Neslişah tedirgin olmuştu ama duymamış gibi yapmaya çalışıyordu. Karahan’ın az önce sorduğu soruyu görmezden gelmek, onun için bir kurtuluştu. Aynı soruyu bir daha sorarsa, tabii ki gerçekleri değil, yalan olanı söyleyecekti. Ve söylediği yalanı bir tiyatro sahnesindeki oyun gibi kafasında çoktan kurgulamıştı.
Karahan yanında oturan kızın nemli saçlarının uçlarına dokundu. Neslişah hissetmemişti bile. Üzerine üç beden büyük olan kıyafetlere baktı. Neslişah, Karahan’ın gözlerini üzerinde hissetse de ona dönmemeye kararlıydı. Çünkü göz göze geldikleri an işler sarpa sarabilirdi.
Neslişah kendi ihtimallerini kafasında sıralarken, Karahan’ın aklında aslında “kimsin sen” derken adını, soyadını, bu zamana kadar ne yaptığını kastetmemişti. Onun kastettiği, “Kimsin ve bana neden böyle hissettiriyorsun?” duygusuydu.
Ancak Neslişah’ın duymamazlıktan gelmesi Karahan’ın işine gelmişti. Çünkü o kelime ağzından pat diye dökülüvermiş olsa da yanındaki kızın cevap vermemesi, soruya derinlik katıyordu. Susmaya devam etti Karahan.
Hafifçe eğilip Nesli’nin saçlarından gelen kokuyu soludu. Kendi gibi kokuyordu. Kendi kıyafetlerini giymişti ve kendi odasındaydı. Yandan yüzüne bakarken o kadar masum görünüyordu ki… Bir anlığına kapılır gibi oldu.
Biraz daha geriye yaslandı. Ve kızın omuzundan çekip kolunun altına aldı. Dışarıda yağan yağmur sanki ikisi içindi; daha çok yaklaşmaları, birbirlerinin duvarlarını aşmaları için. Bu evrenin onlar için yaptığı büyük planın bir parçasıydı.
Karahan’ın göğsünden yükselen nefes, Nesli’nin kulağına kadar ulaştı. Neslişah, yarıladığı kahve bardağını sıkıca tutarken kalbinin ritmi hızlanıyordu. İçinde bir ses, “Dur, Neslişah… Bu bir oyun. Sen bir oyuncusun. Sahnedesin.” diyordu. Ama diğer ses, “Bırak… Bu anı yaşa. Çünkü bir daha olmayacak.” diye fısıldıyordu.
Karahan, başını biraz daha eğip onun gözlerine bakmaya çalıştı. Nesli kaçıyordu. Ama kaçtıkça daha çok yakalanıyordu. Çünkü bu sessizlik, bu yağmur, bu yakınlık… Hepsi onları birbirine doğru itiyordu.
“Sen…” dedi Karahan. Neslişah’ın başı omuzundayken sustu yine ama kafasında onlarca soru vardı. Bir yandan onu tanımak istiyor, diğer yandan “Bırak Karahan, kurcalama… Bütün büyüyü bozacaksın.” diyordu.
Neslişah, Karahan “sen” dedikten sonra derin bir nefes almıştı. Bekliyordu hâlâ… Ne söyleyeceğini bilmese de cevap vermesi gerektiğinde elbette bir şeyler uyduracaktı. Karahan, elindeki kadehi bırakmadan Nesli’nin omzundaki eliyle kızın çenesine nazikçe dokunup başını yukarı kaldırdı. Göz göze geldikleri an Karahan tam bir şey söyleyecekti ki… Neslişah gözlerinin içine baktığı için tedirgin olmuş, birden Karahan’ın elinden kaptığı kadehi dudaklarına götürüp fondip yapmıştı.
Karahan doğrulup,
“Dur, ne yapıyorsun?” dese de Nesli çoktan ağzında kekre bir tat bırakan sıvıyı tüketmişti. Karahan başını yana eğip Nesli’nin elindeki kadehi alıp önündeki sehpaya bıraktı. Nesli’nin yüzü buruşmuştu.
“Off… Bu ne böyle?” dedi gözlerini kısıp.
Dudağının kenarından çenesine akan kırmızı şarap damlasını hissetmemişti bile. Çünkü içki dudaklarına değdiği an uyuşturmaya başlamıştı. Karahan parmağıyla kızın çenesine doğru akan sıvıyı sildi. Nesli, Karahan’ın gözlerinin içine şaşkın şaşkın bakarken Karahan,
“Daha önce hiç şarap içmiş miydin?” dedi.
Nesli başını sağa sola salladı. Karahan’ın dudaklarının kenarları kıvrıldı.
“O zaman az önce yaptığın şeyi bir daha yapma.”
“Bütün alkoller bunun gibi mi?” dedi Nesli.
Karahan,
“Tabii ki değil. Ama bardaktaki şarabı kendim için on sekiz yaşımdayken fıçılamıştım. Piyasada yok ve…” dedi. Nesli’nin saçını kulağının arkasına atarak ekledi:
“İçtiğin şarap oldukça etkili. Birazdan bir tuhaflık hissedersen söyle bana olur mu?”
Nesli başını salladı. Ama şimdiden vücut ısısı yükselmeye başlamıştı bile.
“Acıktın mı?” diye sordu Karahan.
Nesli önündeki cama döndü.
“Hayır.” dedi. Ayağa kalkıp camın önüne doğru yürüdü. Eşofmanın katladığı paçaları düşmüş, ayağının altına giriyordu. Umursamadan camdan dışarıyı seyretmeye devam etti.
“Sanırım bu yağmur dinmeyecek.” dedi kısık sesle.
“Yarına kadar yağışlı.” dedi Karahan. Sesi oldukça yakından geliyordu. Nesli gözlerini kıstığında tam arkasında duran Karahan’ın yansımasını fark etti camdan. Başını yana eğmiş, gözlerini kapatmıştı. Kendine temas etmeden öylece duruyordu.
Nesli ellerini yanaklarına götürdü. Sıcaklığı parmaklarında hissediyordu. Arkasındaki adam oldukça yakın olsa da ona dokunmuyordu bile. Peki Neslişah istiyor muydu kendine dokunmasını?
Birden Karahan’a döndü. Genç adam gözlerini araladı. Önündeki güzel kızın bakışları onun yüzünde geziniyordu. Öylece durabilecek miydi bilmiyordu. Ama yapmak istediği hamle, çoktan karşıdan gelmişti bile. Dolgun dudaklarını tekrar dudaklarında hissettiğinde artık kendini durduramazdı.
Ellerini kızın ince beline doladı ve kendine çekti. Nesli’nin kollarıysa karşısındaki her kızın hayranlıkla dönüp bakacağı adamın boynuna dolanmıştı. Dudaklarına erişebilmek için parmak uçlarında yükselmiş, gözlerini kapatmıştı.
Karahan’ın bahsettiği tuhaflık şu an bedeninin tamamını saran sıcaklık mıydı, yoksa kasıklarında hissettiği karıncalanma mıydı bilmiyordu. Ama bu tuhaflık hoşuna gitmişti.
Karahan, Nesli’nin belinden tutup yerden yükseltti onu. Dudaklarını ayırmadan kalçasından destekledi. Nesli’nin bacakları Karahan’ın beline sıkıca dolandı, bağımsız bir şekilde. Saçları adamın sakalına karışırken Karahan, kucağında Nesli’yle arkasındaki duvara yaslandı. Dudakları birbirine karışmaya devam ederken ikisi de nefes nefese kalmışlardı.
Karahan birden dönüp Nesli’nin sırtını duvara yasladı. İkisinin de göğsü hızla inip kalkarken nefesleri birbirine karışıyordu.
“Çok güzelsin…” dedi, saçlarını okşayarak.
Bu söz Nesli’nin hoşuna gitmişti. Gülümsedi ve ellerini Karahan’ın yanaklarına götürdü. Karahan başparmağıyla Nesli’nin alt dudağını nazikçe okşadı.
“Sana dokunmadan duramıyorum… Neden bil—” diyecekti ki, Nesli tekrar dudaklarına kapandı.
Delice öpüşüyorlardı. Bu yakınlaşmanın devamının onları daha da ileriye taşıyacağı barizdi. Karahan dudaklarından ayrılmadan yürüyüp yatağın olduğu odanın kapısını ayağıyla itti. Kucağındaki güzellikle yatağa doğru yaklaştı. Yavaşça kucağından indirdiği kızı yatağın kenarına yatırdı.
Nesli’nin dalgalı saçları yatağa yayılırken Karahan kollarının üzerinde doğrulmuş, dizinin biri Nesli’nin bacağının arasındaydı. Bir eliyle saçlarına dokundu, ardından sadece gözlerinin içine baktı.
Neslişah, üzerinde gözlerine bakan adamın kendisine ne sormak istediğini biliyordu. Saniyeler içinde kendi kendine düşündü:
“Bu yaşadığım hayat bana mı ait? Eğer öyleyse, hiç tanımadığım ama şu anda üzerimde duran bu adama kendimi teslim etmek istiyorum.”
Başını salladı. Sessizce, “Hazırım.” der gibiydi.
Karahan, onun bu onayını gördüğünde içindeki fırtına daha da büyüdü. Elleri üzerindeki boş tişörtün kenarından içeri kaydı. Elbette altında bir şey yoktu. Tüm çamaşırlarını yıkamaları için çamaşır odasına bırakmıştı. Çıplak bedenine değen sıcak parmakları hissettiği an nefesini tuttu Neslişah. Şu an yaşadıkları, daha önce yaşadığı bir şey değildi. Bu adam mı sarhoş etmişti onu , yoksa şarap kadehte durduğu gibi durmuyor muydu bedeninde.
Yağmur devam ederken, sesi odanın içine doluyordu. Sanki gökyüzü bile bu buluşmaya tanıklık ediyor, onların nefeslerini, kalp atışlarını ve birbirlerine duydukları çekimi mühürlüyordu.
Karahan'ın gömleğinin düğmelerine uzandı parmakları , tek tek ilmekleri çözerken sabırsızdı. Ama bu kadar yavaş ilerlemek istemiyordu. Adamın kolundan tutup doğruldu Nesli. Karahan bir an duraksadı . İstemiyorum derse eğer bu radde de durabilecek miydi? Ama Nesli Karahan'ın gözlerinin içine bakarak tişörtün uçlarından tuttu ve tek hamlede çıkarıp yere attı. Karahan karşısındaki kızın bu denli cüretkar olabileceğini düşünmemişti. Karşısında üzeri çıplak bir şekilde duran kızın dudaklarına yapıştı. Öpüşmeleri artık daha da farklı bir hal almıştı. Arzu yada şehvet ne denirse densin, bu iki gencin arasında çoktan yerini almıştı bile.
Neslişah , Karahan'ın düğmelerini kaldığı yerden açmaya devam ederken, son ilmeğini açamayınca, gömleği iki kenarından tutup hızla çekti. Genç adamın omuzlarından tutup önce sağ, ardından sol kolunu indirdi aşağıya.
Artık ikisininde üst bedeni çıplaktı ve tenleri birbirine değiyordu. Neslinin dolgun, aynı zamanda dik göğüslerinin uçları, öpüşmelerinin ve çıplak bedenlerinin birbirine temasının ardından sertleşmişti.
Karahan parmaklarını, belinden göğüslerine değdirdiği anda ürperdi Nesli. Bedeni kasılsa da, ellerini adamın sırtına götürdü.
Karahan'ın içindeki hisler tarifsiz di. Kendisi de bilmiyordu kendine ne olduğunu. Eski nişanlısıyla bile bir şeyler yaşamamıştı. Tabi ki her erkek gibi cinsel birliktelikleri olmuştu. Ama ilişkiye girdiği kadınları bir daha hiç görmemiş , görmek dahi istememişti. Şimdi kollarının arasındaki kız başka bir olaydı. Sanki ona ilk dokunanın kendisi olduğunu tecrübelerine dayanarak anlamış gibiydi. Anlamadığı şey , daha önce birliktelik yaşamamışsa, bu kadar acele etmesinin nedeni neydi. Bu çelişki bir yandan kafasını karıştırsa da, bu kızı istiyordu. Keten pantolonunun ipinden tutup düğümünü açtı. Nesli kontrolü eline almak istedi, Karahan'ın altında beline bacaklarını sarıp bacak arasında sabitledi koca adamı. Ardından tek bir hamleyle yatakta yana çekip üzerine çıkıp oturdu . Nesli'nin bu hamlesi, Karahan'ın hoşuna gitmişti. Gülümsedi ama göğsünü hareket ettiren cinsten.
Nesli gözleri kısıp alev alev yanan vücuduyla Karahan'ın üzerinde doğruldu, daha sonra parmaklarını adamın karın kaslarının üzerinde gezindirdi.
"Çok uğraşmış olmasın." dedi.
Karahan hala dudaklarındaki o keyifli gülümsemeyle başını sağa sola salladı.
"Pek sayılmaz, düzenli egzersiz diyelim."
Nesli gözlerini ondan ayırmadan geri çekildi. İpi çözülmüş keten pantolonu paçalarından çekip çıkarmaya çalışırken, Karahan kalçasını kaldırıp, işini biraz daha kolaylaştırdı. Adamın bacaklarının arasında, dizlerinin üzerine doğrulup, elini eşofmanın sıkıca bağladığı ipine götürdü. Fakat bir türlü çözemiyordu.
Her ikisi de sabırsızlanmışlardı artık. Karahan izlemeyi bırakıp, sırtını dikleştirdi;
"Bir saniye, bana bırak." dedi ama epeyce uğraştıktan sonra sabrı tükenmişti. Sonunda yırtılma sesiyle eşofman Neslinin belinden düştü. Düşen sadece eşofman değildi tabiki, beline bol gelen boxer da onunla birlikte sıyrılmıştı. Tam tutup boxerı geri çekeceği sırada, Karahan Neslişah'ın elini tuttu. Beline kollarını dolayıp onu kedine çektiği an , ayağıyla dizlerine kadar sıyrılan kumaş parçalarını yerle buluşturdu. Nesli gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Bir erkeğin karşısında çırılçıplak olmanın bu kadar utanç vereceğini tahmin etmemişti. Ama yinede onu istiyor muydu ? Tabiki evet.
Karahan kollarının arasındaki kızın kasıldığını , kızardığını ve utandığını fark etmişti. Kucağında onunla birlikte yataktan doğruldu. sadece Nesli'nin yüzüne bakıyordu.
"Ayça?" dedi.
Neslişah yavaşça gözlerini araladı. Korku, utanç ve bunların üzerine hala istekli oluşuna afallamıştı.
"Eğer istemiyorsan .." diye devam etti Karahan.
"ımm. Acaba örtünün altına mı girsek?" diyerek susturdu genç adamı.
Nelişah'ı bir an bile kucağından indirmeden, pikenin ucundan tutup açtı , yatağın kenarına oturup , sırtını başlığa yasladı ve göğsünde kendine yapışmış gibi görünen kızı ürkütmeden pikeyi üzerlerine çekti. Kalp atışlarını göğsünde hissedebiliyordu Karahan. Bu kız kesinlikle bakire falan omalıydı. Yoksa neden tam zamanında bu kadar tuhaf davransın ki diye düşündü. Kucağında ki kızın başı göğünde , nefes alış verişleri düzenliydi. Bir kolunu yana doğru uzattı diğerini ise Neslinin beline doladı, amacı aklından geçen şeyi ona sormaktı. Yavaşça uzattığı koluna yatırdı ve yüzüne düşen saçlarını geri attı. Ancak kollarının arasındaki kız bildiğin uyumuştu. Derin bir nefes alıp verdi Karahan. Neden böyle olduğunu biliyordu. Şarap yüzünden, önce kan akışı hızlanmış ardından sakinleyip uykuya dalmıştı genç adamın kollarında. Üstelik çırıl çıplak . Yüzündeki bir kaç teli de geriye ittikten sonra bir süre onu izlemeye devam etti Karahan. Ancak kapının tıklanmasıyla yataktan kalkmak için yavaşça hamle yaptı. Önce kolunu Neslişah'ın başının altından çekti, ardından pikeyi açıp yataktan çıktı. Üzerini giyinmeden kapıya yaklaştığında ;
"Efendim?" dedi.
"Karahan Bey . Kıyafetler yıkanıp kurutuldu. Sökük olan kısmı da dikildi. Ütüsünü yapıp getirdim." diyen kişi evin yardımcılarından biriydi.
"Tamam. Teşekkür ederim. Kapının önüne bırakabilirsin." dedi Karahan. Ardından uzaklaşan adımların sesini duyduğunda hızla kapıyı aralayıp yerde duran paketi içeri aldı. Kapıyı kapatıp, paketteki kıyafetleri çıkardı. Koltuğa doğru yürüyüp, üzerine özenle yerleştirdi. Eline gelen külot ve sütyeni kaldırdığında gülümsedi. Bu kız gerçekten ya saf , yada fazla zeki dedi kendi kendine . Külot neredeyse avucunun içinde kaybolacaktı. Sütyen ise dolgun göğüslerini ucu ucuna zor kapatıyor olmalıydı. Yatak odasına tekrar döndü Karahan. Çıkarken pikeyi kızın üzerine örtmeyi unutmuştu. Ama o arkasını dönmüş hala uyuyordu. Biraz daha yaklaştı yatağa, kenarına oturup dirseklerini dizlerine dayadı.
"Eğer bakireyse,,," dedi kendi kendine "Bunu neden daha iki gündür tanıdığı adamla yapsın ki... Aklım almıyor." bu ve buna benzer sorular kafasında çoğaldıkça tedirgin olmuştu. Bir yandan ona çekiliyor diğer yandan tereddüt ediyordu. Çünkü eğer tahmin ettiği gibiyse, bunu ona yapamazdı. Başını geri çevirip arkasında yatan kıza tekrar baktı. Uzanıp pikeyi üzerine çekeceği sırada, sırtındaki ve belinde ki yara izlerini fark etti. İstemsizce kaşları çatıldı Karahan'ın. Tamamen ona dönüp biraz daha yaklaştı. Bu izler eskiydi. Ama neden oluşmuştu. Bir yerlerden mi düşmüştü, yoksa.. demeye bile dili varmıyordu diğer ihtimali. Ama Karahan hislerinde asla yanılmazdı, her zaman olduğu gibi... Dişlerini sıkıp parmağıyla izlere dokundu, bu defa yanılmak istedi. Hemde çok. Nesli'nin mırıldanma sesiyle duraksadı. İçini titreten o cümle ;
"Yanımda kal..." dı.