Karanlığın kucağı

2266 Kelimeler
Islak saçlarımı üzerimdeki sweatin içinden çıkardım. Tüm kaslarım acıyordu. Lanet olası maymun! Sabahtan akşama kadar çalışmıştık ve resmen pestilimi çıkarmıştı. Yorgun bedenimi yatağın üzerine attım. Dün gece Arena'ya geldiğimizde Caroline Nicolas'ın omuzundaki yaraya dikiş atmıştı ve bu beni çok şaşırtmıştı. Örgütün önemli bir parçası olduğunu bu sayede anlamıştım. Yatağın üzerine atlayan Leo karnımın üzerine yerleşirken usulca tüylerini sevmeye başladım. Yeterince kilolu olduğu yetmezmiş gibi kilo almıştı. Doğruyu söylemek gerekirse Jayse pestilimi çıkarmasa, Dolly'nin yemekleri bana bile kilo aldırırdı. Dün gece yaşadıklarım gözümün önünden bir an olsun gitmiyordu. Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıydı biliyordum... Özellikle kulübede Nicolas'a karşı hissettiğim çekim aklımı başımdan alıyordu. Bana bakmayacağını bildiğim halde aklımı neden saçma sapan düşüncelerle işgal ettiğimi anlayamıyordum ama elimde değildi. Kokusu... Battaniyenin altında kollarının arasında ısınmış olmam ve hatta omuzunda uyuyakalmış olmam hepsi rüya gibiydi. Ve uyumadan önce söylediği o cevaplar. Sahi neyin cevabından bahsetmişti? Hatırlayamıyorum. Leo'yu yatağın bir köşesine itip, yan döndüm. Uyuyamıyordum. Sürekli onu görmek istemem normal değildi. Sonunda yataktan kalkıp, kapıya doğru yürüdüm. Tanrım içim içime sığmıyordu. Elimi kapı kulpuna atıp yavaşça aralarken, demir kapının menteşe sesleriyle dudaklarımın arasından kısık sesli bir küfür firar etti. Muhtemelen herkes uyuyordu. Koridora çıktığımda salonun ışığı gözümü aldı. Sessiz adımlarla tırabzanlara yürüyüp, aşağıya baktığımda Nicolas'ı tek başına, tekli bir koltukta içki yudumlarken buldum. Elinde viski olduğunu tahmin ettiğim yine o kehribar rengi sıvı vardı. Sessizce yere oturup, bir çocuk gibi bacaklarımı tırabzanlardan aşağıya sarkıttım. Ellerimle demirleri tutarken, cebinden telefonunu çıkardı. Bir süre ekranda gezindikten sonra elindeki bardağı dudaklarına götürüp tek dikişte bitirdi. Orta sehpanın üzerinde duran viski şişesine uzanıp, bardağını tekrar dolduruşunu izledim. Her hareketi kendinden emin, etkileyiciydi. Telefonunu havaya kaldırıp, salladı. "Elimde az önce beni röntgenlerken çektiğim bir fotoğraf var Melanie." Alaycı sesi kısa bir an algılarımı devredışı bıraktıktan sonra dehşet içinde ona baktım. Ayaklarımı hızla demirlerin arasından çekip, oturduğum yerden kalkarken "Seni izlemiyordum!" dedim. Sonuna kadar yalanla Melanie dedim içten içe. Eline koz verme. "Fotoğrafı görmek ister misin?" Dedi kısık sesli bir gülüşle. Yutkundum. Üzerimdeki sweat bile kalın gelmeye başlamıştı. Zira heyecandan sıcak basmıştı. Ellerimi tırabzanlara koyup, yukarıdan ona baktım. "Sil şunu!" Başını kaldırdı. Buz mavisi gözlerini yüzüme dikti. Tek kaşı havaya kalkarken, dudağının bir ucu hafifçe yukarı kıvrıldı. "Neden gelip, kendin silmiyorsun?" Dudaklarımı dişlediğimde, o bundan keyif alırcasına bardağındaki viskiyi gözlerini yüzümden çekmeden yarısına kadar içti. Kaşlarımı yalandan çattım. Ciddi ol Melanie. "Oyun oynamak istiyorsun demek." Dedim başımı sallayarak. "Oynayalım o halde." Güldü. Bu öyle bir gülüştü ki, hiçbir şey yapamazsın der gibi. Onun gibi gülerek arkamı dönüp, odaya girdim. Kemik rengi ufak çantayı dolaptan çıkardığım gibi içini açıp, elime aldığım ufak cihazla yüzümde şeytani bir tebessüm belirdi. Tekrar koridora çıktığımda onu bardağına viski doldururken buldum. Çok içiyordu, sarhoş olmuyor muydu? "Hey, Nicolas!" Diyerek seslendiğimde başını kaldırıp, yüzüme baktı. Gözleri kısılırken, "Ne yapacağını çok merak ediyorum Gölge. Bakalım şaşırtabilecek misin beni." Dedi gülerek. Elimdeki flash belleği havaya kaldırdığımda yüzündeki ifade yerini çatık kaşlara bıraktı. "Sence bu kırılırsa ne olur Nicolas?" "Senin için hiç iyi şeyler olmaz." Derken buz mavisi gözlerini flash bellekten çekip, yüzüme dikti. "Fotoğrafı sil. Flash bellek senin olsun." Dedim cihazı parmak uçlarımda sallarken. Güldü. İnanmıyor muydu? Kendi bilirdi. "Silmeyeceğim ve sen o belleği bana vereceksin Melanie." Dedi sakince. Kendine öyle güveniyordu ki, bunu yapacağımdan öyle emindi ki, parmaklarımın ucundaki flash belleği fırlatıp, atmak istiyordum. Bu kadar sinirlenirken, yinede büyüsüne kapılıyor olmama da ayrıca sinirleniyordum. Aptalsın Melanie. "Blöf yapmıyorum Nicolas. Sil şu fotoğrafı!" Sesim fabrikada eko yaptığında, içimden lanetler ettim. Bizim yüzümüzden birazdan herkes uyanacaktı. "Kır." Dedi ciddi bir tonda. Gözlerini yüzümden çekmeden bardağından bir yudum daha aldı. "Bakalım o kadar cesaretin var mı?" Yapamayacağımı düşünüyordu. Gülümsedim. Belleği tutan parmaklarımı gevşettikten kısa bir süre sonra kırılma sesi Arena'da eko yaptı. Nicolas oturduğu koltuktan kalktı. Yutkundum. Adımları merdivenlere yöneldiğinde elimi tırapzanlardan çekip, hızla arkamı döndüm. Çok bile yaşadın Melanie, Dedim içten içe. Bu beyinle çok bile yaşadın. Demir merdivenleri koşarak çıktığını sarsılan demir koridordan anlıyordum. Odama doğru koşup, içeri girdiğim gibi kapıyı kapatmak istedim, ancak araya koyduğu ayağı buna engel oldu. Nefes nefese kapıyı itmeye devam ederken, "Sana o fotoğrafı silmeni söylemiştim." Dedim üste çıkmaya çalışarak. "Kapının arkasından çekil Melanie." Dedi tehditkar bir sesle. Şayet itse geriye doğru düşeceğimden şüphe yoktu. O ise yalnızca ayağını arada tutmaya devam ediyordu. "Neler oluyor?" Cedric'in sesini duymamla umutla ona seslendim. "Kurtar beni bunun elinden!" "Odana git Cedric." "İyi misin Melanie?" Diyerek Nicolas'ı kâle almadığında heyecanla sırıttım. "Değilim, bana zarar vericek!" "Bir şey mi yaptı Nico?" Diyerek bu kez Nicolas'a hitaben konuştuğunda olayı anlamaya çalıştığını tahmin etmek güç değildi. "Sorun yok. Dolly'nin yanına dön." "Hayır!" Dedim endişeyle. "Siz ne işler çeviriyorsunuz?" Cedric'in keyifli sesiyle kapıya kaşlarımı çatarak baktım. "Sana bana zarar vereceğini söylüyorum. Anlamıyor musun?" Kısa bir süre sessizlik olduktan sonra kapının kapanma sesi kulaklarıma doldu. Sessizce anlaşmışlardı. Lanet olası Cedric! "Kapının arkasından çekil. Bir daha uyarmayacağım Melanie." Nicolas'ın ciddi sesiyle, yutkunurken şimdiye kadar bir zarar vermemesine güvenerek kapıyı kendim açtım. Leo aralık kapıdan fırlayıp, dışarı çıktığında Sende mi Leo? Dedim içten içe. Hain kedi. Bir kaç adımla kapının önünden çekildiğimde içeri girip, kapıyı ayağıyla kapattı. Şimdi oda tamamen karanlığa bürünmüştü. Gözlerimin karanlığa alışmasını beklerken, sessiz bir kaç adımla odanın en köşesindeki duvarın dibine sindim. Tanrı'm içerisi çok sıcaktı. Adım seslerinin ardından, Nicolas'ın alaylı sesi kulaklarımı doldurdu. "Neredesin Gölge?" Ellerimi ağzıma kapatıp, sessizce beklemeye devam ettim. Konuştuğum an yerimi bulurdu. Sanki çok güvenilir bir yere saklanmış gibi, bu düşündüğüme gülmemek için dudaklarımı ısırdım. "Oyuna devam ediyoruz yani." Derken sesi yakınımdan gelmişti. Artık o da adımlarını sessiz atıyordu. Oda o kadar sessizdi ki nefes seslerimi duymaması için heyecanımı bastırmaya çalışıyordum. "Kokun." Dedi fısıltılı bir sesle. "Beni sana getirdi Gölge." Avuçları yüzümü bulduğunda nutkum tutulmuştu. Sıcak nefesi yüzüme vururken artık nefes almıyor, yalnızca delice atan kalbimin sesini dinliyordum. Erkeksi kokusunu içime çekerken, gözlerimi kapattım. "Bana Gölge demenden hoşlanmıyorum." Dedim kısık bir sesle, sanki şu an tek sorunum buymuş gibi. "Bir daha." Derken bir elini yüzümden çekip usulca saçlarımda dolaştırdı. Arından soğuk parmaklarıyla şakağımdan dudağımın ucuna doğru bir yol çizdi. Dokunduğu yerlere izini bırakıyor gibiydi. "Bana karşı gelme Gölge." Dedi fısıltılı bir sesle. Ne yaparsam yapayım, sonuç olarak onun dediği olacaktı. Tıpkı şu an olduğu gibi... Parmağının ucuyla burnuma bir kez vurup, geri çekildiğinde tekrar nefes almaya başladım. "Cüretkarlığın muazzam Melanie." Alaylı sesinin ardından kapının kapanma sesi boş odada yankılandı. Nefes nefese elimi kalbimin üzerine koydum. Az önce ne olmuştu? Tüm algılarım kapanmış, yalnızca onun dokunuşlarındaki çaresizliğin kollarında hissediyordum kendimi. Yüzümdeki aptal gülümsemeyi bastıramıyordum. Flash belleği kırmıştım ve Nicolas kalbimi tepetaklak etmek dışında hiçbir şey yapmamıştı. Kendimi yatağa atıp yastıklardan birine sarıldım. Aklıma gelen fotoğrafla sarıldığım yastığı hırsla yere fırlattım. Aklımı başımdan alıyorsun lanet herif! ? Örgüte katılalı beş gün olmuştu ve şu an minibüsün içinde cezası biten Caroline, Dolly, Cedric ve Eddie ile yan yana oturuyordum. Sürücü koltuğunda oturan Jayse'ın yanında Nicolas oturuyordu. Arabanın içindeki bas sistemleriyle, bangır bangır müzik eşliğinde yolculuk yapıyorduk. Herkesin keyfi yerindeydi. Kahvaltıdan sonra Nicolas'a gelen telefonla üçüncü görev belli olmuştu. Alberto Foster'ın pisliklerinin tek veliahtı olan oğlu, yurtdışından gelmiş babasının ölümünü kurcalıyordu. Akşama kadar süren hazırlıkların ardından otelin bir krokisiyle, görev dağılımı yapmıştık. Oğlunu daha fazla uğraştırmadan karşısına çıkacaktık. Müzik aniden kapandığında bakışlarımı ön koltukta oturan ikiliye çevirdim. Nicolas arkasını döndüğünde, Jayse sitem ediyordu. "İki dakika müzik keyfi yaşatmıyorsun piç herif." Kâle almadan, elindeki dosyayı bize çevirdi. "Adamımız bu." Dedikten sonra Cedric'e döndü. "Adam görüşüne girmezse bizi bilgilendir." Cedric yerdeki büyük siyah çantasını alıp, "Tamam başkan." Dedikten sonra minibüsün durmasıyla Dolly'nin dudaklarına eğilip, ufak bir öpücük kondurdu. Geri çekilmeden, "Dikkatli ol." Diyerek tembihledikten sonra geri çekileceği sırada Dolly elleriyle Cedric'in kapüşonlu sweatinden tutup, birazdan daha kendine çekti. "Sende yakışıklı." Cedric göz kırpıp sonunda arabadan indiğinde, Eddie'ye döndüm. Yine bir kamera vakası yaşamak istemiyordum. "Sisteme giriş yapabildin mi?" Başını sallayarak gözlüklerini geriye itti. "Programa sihirli değnek değmiş gibi dostum. Giremeyeceği sistem olamaz." "O zaman gidiyoruz." Diyen Nicolas'la oturduğumuz yerden kalkıp tek, tek arabadan indik. Mayıs'ın sonlarına geldiğimizden olsa gerek havadaki ılık esinti üşütmüyordu. Önden ilerleyen Nicolas'ı takip ederek otele giriş yaptığımızda asansörlerin olduğu yere yöneldik. "Bar bölümünde görmem gereken biri var. Fazla dikkat çekmeden farklı bir masaya geçin." Nicolas'ın son talimatı buydu. Asansör -1'inci kata indiğinde kapının aralanmasıyla yüksek sesli müzik bizi karşıladı. Adımları direk bar bölümüne giderken, bakışlarımı ondan çekmemi sağlayan omzuma çarpan sert omuzdu. Görüş açıma giren kumral kız, altındaki siyah deri pantolonu ve üstündeki aynı renkte büstiyerle tehlikeli ve aynı zamanda göz alıcı görünüyordu. Kısa bir an yeşil gözlerini yüzüme dikti. Ardından hızlı adımlarla asansöre ilerleyerek gözden kayboldu. Acelesi vardı anlaşılan. Koluma giren Caroline ayaklı masalardan birine çekiştirirken, düşüncelerimden sıyrılıp Nicolas'a yandan bir bakış attım. Taburelerden birine oturmuş, barmene içki sipariş ediyordu. "Ne içersiniz kızlar?" Jayse'ın sesiyle ona dönerken, "Hadi biraları kap gel." Diyen Dolly'in aksine "Ben içmeyeceğim," dedim. "Görev için endişe ediyorsan, bir biradan bir şey olmaz sarı. Sende iç." Diyen Caroline'e kaşlarımı kaldırıp, indirirken, "Canım istemiyor," dedim. "İyi o halde, biralarınız birazdan burada." Diyerek Nicolas'ın yanına ilerleyen Jayse ile tekrar oraya döndüğümde görüş açıma giren kıza irice açtığım gözlerle baktım. Endişeyle hızla kızlara döndüm. "Lanet olsun. Bu kız Alberto Foster'ın vurulduğu gece adamın yanındaydı. Hatta kendinden yaşça büyük bir adamla nasıl olabildiğine anlam verememiştim. Başımız belada." Derken Dolly ve Caroline'de benim baktığım yere döndü. "Neden ayrı oturduğumuz anlaşıldı." Diyen Caroline'e anlamayarak baktım. Eğer bu kadın Nicolas'ı görürse tanıyabilirdi ve böyle bir ihtimali düşünmek bile istemiyordum. Hızla ayağa kalktığım sırada, Dolly kolumu tuttu. "Onlar zaten tanışıyorlar Melanie. Gitmene gerek yok." Dedi olağan bir ifadeyle. "Ne!?" Derken bakışlarım tekrar o tarafa döndü. Esmer kız derin dekolteli siyah elbisesiyle kendinden emin adımlarla Nicolas'ın arkasından ilerleyerek elini boynuna koydu, Nicolas yüzünü ona döndüğünde yüzündeki şeytani ifadeyi gölgeleyen kadının onun dudaklarına bir öpücük bırakması oldu. Bunu beklemiyordum. Hayır, bu yakınlaşmayı hiç beklemiyordum. Kalbim delice göğüs kafesimi döverken, içimde kırılan bir şeyler vardı. İçimin aksine yüzümde tek kas oynamadı. "Sürtük." Caroline'e cevap dahi vermeden, gözlerimi onlardan çekip masaya koyulan biralardan birine uzandım. "Ee hani içmiyordun yeni kız?" "Fikirler değişkendir maymun çocuk." Derken gözlerimi şaşkın yüzüne diktim. "Tıpkı duygular gibi." "Sevdim bu lafı." Diyen Dolly'i cevapsız bırakarak şişeyi dudaklarıma dayayıp, içebildiğim kadar içtim. Ancak içimdeki yangını almak yerine, alkol daha çok harlayacak gibiydi. "Sözde kolay, uygulamada zor." Caroline'a gülümseyerek baktım. Bakışlarım kısa bir Jayse'a kaydığında onun gözleri direk Caroline'nın üzerindeydi. "Bu kız yakında örgüte girerse şaşırmayın arkadaşlar." Diyerek sesli bir şekilde gülen Dolly'e "Tam bir yılan. Baksana hareketlerine." Diyen Caroline cevap verdi. Bense sessizce dinliyordum ancak bakışlarımı o tarafa yöneltmemek için kendimle olağan gücümle bir savaş veriyordum. Boğazıma oturan yumruyu gidermek için elimdeki bira şişesini tekrar dudaklarıma dayadım. Tenim alev alıyordu. "Sence gerçekten hoşlanıyor mu?" Caroline sus artık! Elimdeki boş şişeyi masaya ittim. "Nicolas bu, içini asla bilemeyiz." Jayse'a hiç bu kadar katıldığımı hatırlamıyordum. Ne sanıyordun Melanie? Dedim içten içe. Onun sana bakmayacağını biliyordun. "Ben bir bira daha içeceğim. İsteyen?" Bakışlar bana dönerken, Caroline başını iki yana salladı. "Bende içerim ama istersen ben getiririm yeni kız." Diyen Jayse'a "Gerek yok." Dedikten sonra Dolly'e döndüm. Gözlerini kısarak yüzüme bakıyordu. "Oysa hiç içmiyordun." Göz kırparak kafasını salladı. "Ne iş?" "İçiyor musun, içmiyor musun Dolly?" Dedim tahammülsüzce. Dudakları usulca yukarı kıvrılırken, yüzünde imalı bir ifade oluştu. "İçerim bir tane daha." Arkamı döndükten sonra derin bir nefes alıp, bar bankosuna doğru ilerlemeye başladım. Bakma oraya Melanie. Asla bakma! Kollarımı bankoya dayayıp, biraz öne doğru eğilerek barmenin işini bitirmesini beklemeye başladım. Nicolas'ın aksine kumral fakat onun gibi kolları dövme kaplı erkek barmenin bakışları beni bulduğunda, "Ne içersin?" dedi çarpık bir gülümsemeyle. "Üç bira, bardağa gerek yok." Diyerek onun aksine ciddi bir ifadeyle konuştuğumda, "Canın sıkkın gibi. Daha ağır bir şeyler verebilirim." dedi kollarını bankoya koyarak. Gözlerimi yakınımda duran yüzüne diktim. "Sadece üç bira." Omuz silkip, geri çekildikten sonra mini buzdolabından çıkardığı biraları tezgahın üzerine bıraktı. Elimi uzatıp almak istediğimde ellerini çekmeden, "Saçların boya mı?" Dedi çapkın bir gülümsemeyle. "Dalga mı geçiyorsun?" İfadem her nasılsa, bu onu daha çok güldürdü. "Değişik bir tipin var. Her gün senin gibisini görmek zor." "Baksana buraya!" Yakınımdan gelen Nicolas'ın sesiyle, zaten alev alan tenim iyice hararet yapmıştı. İstemsizce gözlerim o tarafa döndü. Esmer kızın bir eli Nicolas'ın bacağında siyah kot pantolonun üzerinde dolaşıyordu. İki gece önce yasladığım omuzuna başını yaslamıştı. Nicolas'la gözlerimiz kesiştiğinde çatık kaşlarının sebebini merak ediyordum. Hayır, hayır. Kollarında gülümseyen kızın neden o kollarda olduğunu merak ediyordum. Dün gece odamda benimle yakınlaşırken, şu an aklından geçip, geçmediğimi delice merak ediyordum. Barmen içkisini tazelerken, buz mavisi gözlerini yüzümden bir an olsun çekmedi. Omzundan başını kaldıran kadın Nicolas'ın boynuna dudaklarını değdirdiğinde o an bakışlarımız koptu. Kıskançlık bir yılan gibi sinsice boynuma dolanmış nefes almamı zorlaştırıyordu. Neden canım yanıyordu? Biraları olduğu gibi bırakıp, hızlı adımlarla otelin barından çıkmak üzere yürümeye başladım. Oksijene ihtiyacım vardı. Kapıdan çıkar, çıkmaz. Sırtımı duvara yasladım. Sen bana ne yapıyorsun böyle lanet olası!? Sinirimden ağlamak üzereydim. Boğazıma oturan kahrolası yumru gitmiyordu. Oysa böyle hislere hakkım yoktu. Sen bir ucubesin! Sana kimse bakmaz aptal! Derin bir nefes alıp, ne yapacağımı düşünmeye başladım. Dışarı çıkamazdım. Tek şansım vardı. Gözlerim neonlu tuvalet tabelalarını bulduğunda sırtımı yasladığım duvardan çekip, yorgun adımlarla oraya yöneldim. Kimsenin olmadığı uzun ve loş koridorda ilerledikten sonra bayanlar tuvaletinin kapısını açıp, kendimi içeri attım. Sessizdi ve muhtemelen kimse yoktu. Kabin kapılarının önünden yürüyerek, aynanın karşısına geçtiğimde sessiz bir nefes verdim. Ellerimi mermer tezgaha dayayıp, bacaklarımdaki yükü azaltırken, "Sakinleş Melanie," dedim aynadaki yansımama. Öfkeden yüzüm kızarmıştı. "Erkenden öğrendiğine sevin ve sakinleş." Suyu açıp, ellerimdeki suyla yanan boynumu ıslattıktan sonra yüzümü yıkamak için eğildim. O sırada kulaklıktan gelen Cedric'in sesiyle bir anda irkilerek geri çekildim. "Görüş yok. Adamımızın kaldığı odanın perdeleri kapalı." Aynadaki yansımama baktığımda hemen arkamda gördüğüm kişiyle çığlık atacağım sırada hızla elini ağzıma kapattı. Barda omzuma çarpan yeşil gözlü, kumral kadındı. Kolları arasında debelenirken, elindeki şırıngayı havaya kaldırıp, yüzünü kulağıma yaklaştırdı. "Alisha'ya merhaba de güzelim." Ne olduğunu anlamama fırsat vermeden içi ilaç dolu şırıngayı boynuma şapladı. Dudaklarımın üstüne kapattığı elinde inlemem kaybolurken, görüşüm bulanıklaşmaya başladı. Tüm uzuvlarım uyuşurken, gözlerim ağırca kapandı. Uçsuz bir karanlığın kucağına, tehlikenin kollarına düştüğümü hissediyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE