Tarafını seç

2335 Kelimeler
Ağrıyan başıma ellerimi koyarken, acıyan gözlerimi bir kaç kez kırpıştırarak zorla araladım. Tüm bedenim uyuşmuş gibiydi. Yattığım yatakta yan döndüğüm sırada duyduğum sesle irkilerek hızla doğruldum. "Kendi evindeymiş gibi rahat olabilirsin." Kumral kız sırıtarak yüzüme bakarken yataktan kalkıp geri, geri giderek sırtımı duvara yasladım. Arena'da değildim. Şık bir otel odasında olduğumu anlamam bir kaç saniyemi aldı. Ve tabi barda olanları hatırlamamda... Görüntüler kesik, kesik gözlerimin önünden geçerken, bakışlarımı genç kadına çevirdim. "N-ne şimdi bu? Neden buradayım?" Tekli koltukta bacak, bacak üstüne atarak oturmuş elindeki silahını ufak bir bez yardımıyla temizliyordu. Silahın son görüntüsü onu tatmin etmiş olmalı ki, gülümseyerek bakışlarını yüzüme çıkardı. "Cevap çok basit. Kaçırıldın." Derken gülümsemesi genişledi. Ardından oturduğu koltuktan kalıp, orta sehpanın üzerinde duran laptobuna baktı. "Yanıma gel, birlikte izleyelim. Çok eğleneceksin." Dedi şeytani bir tebessümle. Onu dinlemek yerine kendimi savunacağım bir eşya aramaya başladım. Odayı gözlerimle tararken, komidinin üzerinde gördüğüm vazoya yönelip, elime aldığım sırada başımda hissettiğim silahın soğuk namlusuyla olduğum yerde durmak zorunda kaldım. "Uslu bir kız olursan, zarar görmeyeceksin tatlım. Hadi bırak onu." Vazoyu aldığım yere geri bırakıp, sıkıntılı bir nefes verirken yavaşça ona döndüm. Gülümserken, yeşil gözleri kısılmıştı. Silahı elinde bir tur çevirip havaya kaldırarak, "Sana zarar vermeyeceğim." Dedikten sonra beline yerleştirdi. "Mantıklı konuşalım. Neden buradayım?" Dedim zoraki uyumlu olmaya çalışarak. Ancak yeterince sinirlerim tepemdeydi ve hiç sağduyulu olacak günümde değildim. Çift kişilik yatağın önünde duran ikili koltuğu gösterdiğinde, gösterdiği yere geçip oturdum. O da yanıma oturarak laptobu kucağına aldı. Otelin kamera kayıtları devredeydi. İyi de Eddie'nin devredışı bıraktığını sanıyordum. "Ustaca bir iş çıkarmışlar." Dedi sinsice ekrana bakarken. "Anlamıyorum. Lanet olasıca konu her neyse artık konuşur musun?" "Şimdi şöyle ki tatlım; Kamera kayıtlarını devredışı bıraktığınızı biliyorum. Tuvalette bayıldığından bu yana tam olarak bir saat geçti. Seni bulmak için kameraları tekrar devreye soktular çünkü kaçtığını düşünüyorlardı. Böylelikle seni hemen yakalayabileceklerini düşündüler." Dedikten sonra sırıtarak bana döndü. "Taki sarışın kız arkadaşın, kızlar tuvaletinde seni kaçırdığıma dair bıraktığım notu bulana kadar." Dedikten sonra laptobun ekranını tamamen bana çevirdi. "Baya değer görüyorsun." Duyduğum bir şeyin kırılma sesinin ardından, ekranda görünen Nicolas sandalyeyi sertçe duvara fırlattı. Başımı arkaya çevirip duvara bakarken, "Evet güzelim, yan odada çaresizce benden haber bekliyorlar." dedi gülerek. Bakışlarım tekrar ekrana dönerken Caroline ağlıyor, Dolly ona sarılarak teselli ediyordu. Jayse ve Eddie ise Nicolas'ı zor zaptediyordu. Esmer kadın görüş açıma girdiğinde, ekranı tekrar ona çevirdim. "Neden?" Sorum üzerine tek kaşını kaldırıp, onu gördüğümden bu yana ilk kez ciddi bir ifadeye büründü. "Sizde bana ait bir şey var." "Ne gibi bir şey?" "Flash bellek." Kahkaha attım. Evet Melanie, hadi bunu bu psikopata açıkla şimdi. Kaşları çatılırken, eliyle ağzımı kapattı. "Yakalanmak mı istiyorsun?" Başımı iki yana sallarken, elini ağzımdan çektim. "Ben kurtulurken, sen yakalanırsın." Dedim nefes nefese. Lanet olsun sinirlerim öyle bozulmuştu ki verdiğim tepkilerin ayarı yoktu. "Kimsin sen? Neden istiyorsun flash belleği?" Elini kot pantolonun arka cebine atıp, cüzdanını çıkardı. Bana çevirdiğinde Amerika Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) ait rozete dehşet içinde baktım. "FBI'a çalışıyorum. Sende Melanie olmasın. Genesis örgütünden haberdarım ve peşinde olduğum adamı senin öldürdüğünden de. Gizlilik konusunda biraz daha hassas olmalıydın güzelim. Tanışmayı geçtiğimize göre yan odadakileri aramanın zamanı geldi. Ne dersin?" Dedikten sonra göz kırptı. Korkuyla yüzüne baktım. Tahmin ettiğimden de büyük bir belanın içindeydim. Ağzım açılıp, kapanırken dudaklarımın arasından tek kelime çıkmadı. "Bende öyle düşünmüştüm." Diyerek telefonunu çıkardı. "Flash bellek kırıldı yani... Biz kavga ediyorduk ve çok sinirlemiştim. Atıp, kırdım." Dedim hızlı, hızlı ve saçma sapan konuşarak. Tek kaşını kaldırıp, bakışlarını yüzüme çıkardı. "Ne dediğinin farkında mısın? Buna inanacağımı düşünmüyorsun umarım." Dedi gülerek. "Bunun için organize bir suç örgütünün başını öldürdün." Ellerimi sıkıntıyla birbirine sürterken, "Bak... Ben o belleğin içinde ne olduğunu bilmiyorum. Önemli olmasa böyle aptalca bir şey yapmazdık muhtemelen." Yüzüme kati bir suretle bakmaya devam ettiğinde, ellerimle yüzümü sıvazladım. Tanrı seni kahretsin Nicolas! Senden nefret ediyorum! En az kendimden nefret ettiğim kadar... Şu ana kadar tuttuğum tüm yaşlar, bir anda akmaya başladığında oturduğu koltuktan kalkıp, odanın içinde yürümeye başladı. Her şey buraya kadardı. "İçeri gireceğim değil mi?" Dedim kısık ve pürüzlü bir sesle. "Bugün neden buraya geldiniz?" Dedi sorumu es geçerek. "Sadece bir şeyler içmeye." Güldü. Bana doğru topuklu ayakkabılarının üzerinde gelip, önümde çöktü. "Beni kandıramazsın Melanie. Bu adamlar büyük oynuyor, öldürdüğün adamın oğlu bugün sabah otele giriş yapmış. Sizi nasıl bulduğumu sanıyorsun?" Ellerimi başıma koyup, koltukta iki büklüm otururken tek kelime edemedim. "Böyle adamların durdurulmaları için öldürülmeleri gerekiyor. Gizli sivil örgütler tarafından ve tabi bu siz oluyorsunuz." Tekrar ayağa kalkıp yürürken başımı kaldırıp, buğulu gözlerle ona baktım. "Ya da fiili suç işlerken yakalanırlar ve ölene dek bir hücrede çürürler. Tahmin edersin ki bu bahsettiğim yıllar süren bir takip ve soruşturma sonucunda oluyor." "Ama sen bizi biliyorsun?" Başını salladı. "Yıllar sürmediğini söylemedim. Açıkçası o flash bellek için yapamayacağım şey yok. Tabi sen kırıldığını söylüyorsun." Bir süre sessizlik olurken, yan odadan bağırış sesleriyle sıkıntılı bir nefes verdim. Gözlerim laptobun ekranına kaydı. Nicolas hararetle Eddie'ye hitaben konuşuyordu. Eddie kameradan çıktığı sırada, genç kadının sesiyle ona döndüm. "Onlara 452 numaralı odayı tutmalarını ve benden bir haber gelene kadar beklemelerini yazdım." Dedikten sonra güldü. "Anlaşılan bekleyemiyorlar." Sessiz kaldığımda, "Masum insanları öldürmediğinizi biliyorum ancak suç listeniz fazlasıyla kabarık. Siber suçlar, suikastler... Arkanızda delil bırakmadığınızdan dolayı hükümetin henüz sizden haberi yok. Gidişatın böyle devam etmesini istiyor musun?" Şaşkınca yüzüne bakarken, konuşmanın nereye gideceğini merak etmeye başladım. "T-tabi, tabiki istiyorum." "İntikam Melanie." Dedi göz kırparak. "Madem elimizde flash bellek yok, bana yardım edeceksin." Kaşlarım hızla çatılırken, "Sana nasıl güveneceğim?" dedim. Sinsi bir ifadeyle yüzüme baktı. "Seattle'da ailen bir trafik kazasında hayatını kaybettiği için bakıcın tarafından yurda bırakıldığını, Foster Home denen ailelerin seni beğenmeyerek almadığını, onaltı yaşında sana kalan müstakil eve yerleştiğini ve bundan bir hafta öncesine kadar Vidiot Arcade Bar'da barmenlik yaptığını biliyorum Melanie. Genesis örgütünün tamamının geçmişine ulaşamasamda en kolayı senin ki oldu diyebilirim." Bu gece yeteri kadar dumura uğramıştım ve daha fazlasına dayanacak gücü kendimde bulamıyordum. Bugüne kadar yalnızlıktan şikayet ederken, şu an Nicolas'ın fark edilmemekten kastını çok iyi anlıyordum. "Benden ne istiyorsun? Örgütü yok etmene yardım etmemi mi?" "Hayır. Genesis ile bir işim yok. Elimizde onu içeri atacağım delil yoksa Alberto Foster'ın oğlunu öldürmeme yardım ediceksin." "Bunun için örgütün diğer isimleri daha uygundu. Az önce senin de söylediğin gibi örgüte gireli bir hafta oldu. Sadece lanet olası bir haftada sana nasıl yardım edebilirim?" "Seni bu yüzden seçtim. Onları en kolay satabilecek kişi sensin. Flash bellek yoksa... Ölüm var." "Bunun için örgütten yardım isteyebilirsin." Dedim çünkü ben tek başıma böyle bir işin altından kalkamazdım. "Beni bununla tehdit ederek, işledikleri suçların ABD hükümetine yansımaması için mi? Ah tatlım! Her ne kadar intikam için bu işi yapıyor olsam da, işimi seviyorum." Dedikten sonra tam karşıma geçip, kollarını göğüsünde birleştirdi. "Yardım etmeyi kabul ediyor musun? Yoksa hayatını ufak bir hücrede mi geçirmek istersin?" Seçeneklerin ikisi de birbirinden kötüydü. Başımı salladığımda gülümsedi. "Bende öyle düşünmüştüm." Laptobun başına geçip, özel bir programla kameraları devredışı bıraktığında ona döndüm. "Bunu nasıl yapabildin?" "Eğer bir ajansan, yapamayacağın hiçbir şey yok Melanie." Muhtemelen Eddie kameraların tekrar devredışı kaldığını farkedecekti. Gözlerim çocukların bulunduğu odadaki gizli kamera görüntüsüne kaydı. Eddie sinirle laptobuna bakıyordu. Çoktan farketmişti. Benim sistemimle devreye sokması zor olmayacaktı. Kucağıma attığı kar maskesini elime alıp, bakışlarımı ona çevirdim. Belinden silahını çıkarıp, sırt çantasından çıkardığı susturucuyu ucuna taktı. Ardından kendi yüzünede siyah bir kar maskesi geçirdi. Bir tarafım Eddie'nin kameraları devreye sokup, bizi takip ederek çocuklara haber vermesini istiyordu. Ancak Nicolas'ın kalbime açtığı yara henüz çok tazeydi ve öç alma isteği o yaraya merhem olacak gibi hissediyordum. "Sana bir teklifim var." Başını bana çevirip, kar maskesinden görünen yeşil gözlerini yüzüme dikti. "Biz bu odadan çıktıktan beş dakika sonra kameralar tekrar devreye girecek. Örgütün sisteminde benim programlamam var. Tahmin edersin ki kameralardan o adamın odasına gittiğimizi anlamaları uzun sürmeyecek ve yakalanacaksın." Kollarını göğüsünde birleştirdi. "Önerin ne?" "Sistemini koruma altına alır, kameralar üzerinde oynanmasını engelleyebilirim." "Karşılığında ne istiyorsun?" "Genesis'i yok etmek." ? Alan Foster'ın kapısının önünde duran iki korumayla duvarın köşesinden dönmeden olduğumuz yerde durup, birbirimize baktık. Başımdaki kar maskesini çıkarıp, ona verdikten sonra bana verdiği silahı belime yerleştirip koridora giriş yaptım. Korumaların bakışları bana dönerken, hızlı adımlarla onlara doğru yürüyordum. Esmer olanın kaşları çatılırken, yanındaki kumral adamın yüzünde çapkın bir ifade oluştu. Aklından ne geçiyor budala? "Afedersiniz. Telefonunuzu kullanabilir miyim? Arkadaşım tuttuğu odada değil sanırım ve aceleyle evden çıktığım için telefonumu almayı unuttum." "Elbette bayan. Bir saniye." Kumral olan ceketinin iç cebine elini soktuğu sırada, elimi arkama götürüp işaret verdim. Benden uzun olan esmer adamın gırtlağına sert bir yumruk geçirip afallamasını sağlarken, susturuculu silahın iç gıdıklayan sesi kulaklarımı doldurdu. Kumral adam inleyerek yere çökerken, ben esmer adamın boynuna kollarımı dolayarak tüm yükümü verip, alnına sertçe dizimi geçirdim. Esmer adam acısını hızla üzerinden atıp, elini beline attığı sırada ondan önce silahımı çekip tam kolundan vurdum. Bu iki oluyor Melanie. Sevgili ajan kalın iplerden birini kucağıma attıktan sonra vurduğu adamın ağzına gri bir bant yapıştırdı. Ben esmer adamı kollarından bağlarken, yaralı olan kolundan dolayı bağırmak üzereyken onunda ağzına bir bant yapıştırdı. Tekmelerden kurtulabilmek için bacaklarının üzerine oturup ayaklarını da bağladığımızda, ellerimi çırptım. Ayaklarından tutup, yangın merdivenlerinin kapısına sürüklerken nefes nefese kalmıştım. "Küfür etmek istemiyorum ama bu ne ağırlık!?" "Az kaldı." Diyerek nefes nefese konuşan FBI ajanının da benden bir farkı yoktu. Demir kapıyı açıp iki korumayı merdivenlerin üstüne bıraktıktan sonra içeri girip, kapıyı kapattık. Şayet fazla tepinirlerse 7. Kattan aşağıya uçmaları an meselesiydi. Elime tutuşturduğu kar maskesini başıma geçirdikten sonra hızlı adımlarla 452 numaralı kapının önüne geldik. Elimdeki silahı göğüs hizamda tutarken, eliyle bir kaç kez kapıya tıklattıktan sonra kapının görüş açısından çekildik. Sessizce beklerken, nefeslerimi düzene sokmaya çalışıyordum. Bir süre sonra kapının aralanma sesi kulaklarıma dolduğunda, sarışın otuz beş yaşlarındaki adam görüş açımıza girdi. Bizi gördüğü an kapıyı kapatmak için harekete geçtiğinde ben kapıya sert bir tekme atarken yanımdaki çılgın, adamın başına silahının namlusunu dayadı. Ardından adamı odanın içine itti. Silahı adamın başından çekmeden bir eliyle omzunda duran sırt çantasını yere atarken, "Alisha'ya merhaba de abi." Dedi. O an bayılmadan önce bana kurduğu cümleyi anımsadım. Hızla kapıyı kapatıp, onlara döndüğümde adam irice açtığı gözleriyle Alisha'ya bakıyordu. "S-sen yaşıyorsun..." Alisha kar maskesini başından sıyırıp, gülümserken yeşil gözlerindeki buğuyu görmemek mümkün değildi. Herkesin geçmişinde bir yarası var Melanie. Dedim içten içe. Tıpkı senin gibi... "Biliyorum, ölmemi tercih ederdin." Dedikten sonra omuz silkti. "Hayat işte planlandığı gibi gitmiyor." dedi vurdumduymaz bir tavırla. "Alisha bak..." derken koyu mavi gözlerinden süzülen damlalara dişlerimi sıkarak bakıyordum. Sinirlendiğim için değildi. Karşımda ağlayan erkek görmeye alışık değildim, üstelik kardeşi için. Bir kardeşim olması için her şeyimi verirdim. "Ben o zamanlar on beş yaşındaydım. Babama karşı gelmem imkansızdı." Alisha, Alan'ın bu sözüyle gülerken silahını indirdi. Her an tetikte olmak için silahımı bu kez ben doğrulttum. Odada yürümeye başladı. Bakışlarını tekrar abisine yöneltirken, bu kez yüzünde iğrenen bir ifade vardı. "Siz nasıl pisliklersiniz?" Alisha'ya ellerini uzatarak bir adım attığında, silahını tekrar doğrulttu. Alan başını iki yana sallarken, "Babamın işleriyle bir alakam yok kardeşim," dedi çaresizce. Alisha başını yana eğerken, "Ben senin o küçük kardeşin değilim. Karşında bir FBI ajanı var." dedi gururla. Alan şaşkınca kardeşinin yüzüne baktıktan sonra eliyle yüzünü sıvazladı. "Çocukken ileride iyi yerlere geleceğini biliyordum. Her zaman zehir gibi bir aklın vardı." Dedi buruk bir tebessümle. Alisha'nın yüzünde kısa süreli bir donukluk olurken, toparlanması uzun sürmedi. Gülümseyerek, "Geçmişi yad etmemiz bittiyse, neden burada olduğumuza dönelim mi sevgili abi?" Dedi. Alan yaşlı gözleriyle kardeşine bakarken, sessiz kaldı. "Bence de dönelim. Bana sorarsan hiçbir insan öldürülmeyi haketmiyor ama siz insan olmadığınız için ben bunda bir sorun göremiyorum." Dedikten sonra silahın namlusunu abisinin alnına bastırdı. "Annemizin nasıl öldüğünü hatırlıyorsundur." Dedi dişlerini sıkarak. "Hangi canlı eşini diri diri yakarak öldürür?" Tekrar geri çekilip abisinin etrafında yürümeye başladı. "Yunus balıkları mesela, eşlerine bağlı varlıklar. Veya kuğular... Eşlerinin kuluçka döneminde yuva kurarlar ve onlara yardımcı olurlar." Dedikten sonra gülümsedi. "Ama ben en çok penguenleri seviyorum... Dişi anneler yemek aramak için yuvadan uzaklaşmak zorunda kaldığında eşleri yumurtaları sıcak tutar ve sadık bir şekilde dişisinin geri dönmesini bekler." Abisinin tam karşısında durdu. "Ne kadar güzeller değil mi?" Silahını öylesine havada sallarken, "Hadi babamın hayvanlar kadar beyni ve vicdanı yok, anlıyorum. Aslında anlamıyorum ama artık öldüğü için çokta umurumda değil." Dedikten sonra abisinin hizasına çöktü. "Peki sen abi? Annen gözlerinin önünde diri, diri yanarken hiç mi vicdanın sızlamadı?" "Aldatıldığını söylüyordu." Dedi kısık bir sesle. Alisha şuh bir kahkaha attı ardından başını salladı. "Evet, benim içinde başkasının çocuğu diyordu. Bu yüzden beni de öldürmek istedi ya zaten." Tekrar ayağa kalktıktan sonra silahını dizleri üzerinde duran Alan'ın başına dayadı. "Bir can almak için ne kadar geçerli sebepleriniz varmış." Dedikten sonra şeytani bir tebessümle abisinin yüzüne baktı. "Tıpkı şimdi benimde olduğu gibi." Silahın kilit sesi sessizliğin ortasına düştükten kısa bir süre sonra duvara kan sıçradı. Dizleri üzerinde duran Alan yan bir şekilde yere düştü. Başına açılan delikten akan kan, açık gözlerinin arasından yol çizerek parkeyi kirletiyordu. "Gidebiliriz." Diyen Alisha'nın sesiyle kendime gelirken bakışlarımı Alan'dan çekip kar maskesini başına geçirmesini bekledim. Yüzümdeki kar maskesinden midir bilinmez, oksijen alamıyordum. Kan kokusu çok yoğundu. Kapıyı açtığımda koridorun ucunda beliren Nicolas ve arkasından gelen çocuklarla yüz yüze geldim. Dudaklarımın arasından kısık sesli bir küfür firar ederken, kapıyı geri kapatmadan önce Nicolas'ın bana doğru koşmaya başladığını gördüm. Kilidi çevirip, Alisha'ya döndüm. "Buraya geliyorlar!" Alisha kar maskesinden görünen yeşil gözlerini yüzümden çekip, hızla yerdeki çantasını açtı. İçinden kancalı bir ip çıkardıktan sonra balkona yöneldi. "Karşı çatıda keskin nişancı var Alisha." Cedric hâlâ bekliyor olmalıydı. Balkonun kapılarını araladıktan sonra, "Sorun yok, gel benimle." Dedi. Kancayı demire takıp, hızlı attığı bir kaç düğümle sağlamlaştırdıktan sonra birlikte balkonun diğer tarafına geçtik. "Sıkı tutun Melanie." İpe tutunup, biraz aşağıya indiği sırada kapı gürültüyle kırılarak açıldı. Nicolas'ın buz mavisi gözleri gözlerimi bulduğunda hızla başımı eğip, aşağıya inen Alisha'nın peşinden aşağıya inmeye başladım. İp elim ve bacaklarımın arasından kayarken, elimdeki eldivenler sürtünmeden dolayı ısınıyordu. Kolumda hissettiğim sıcaklık ve hemen ardından keskin acıyla kısık sesli inlerken, çığlığımı bastırabilmek için dişlerimi kırarcasına sıkmaya başladım. Lanet olası Cedric! Ayaklarım yeri bulduğunda, kolumu tutarak başımı kaldırıp, yukarı baktım. Nicolas hırsla elini balkon demirlerine vururken, yanında beliren çocuklara ve ona son kez baktım. Sana esmer hatununla mutluluklar dilerim Nicolas. Ve görevi piç ettiğim için hiç üzgün olmadığımı bilmeni isterim. Koşarak Alisha'nın peşinden giderken, kilit sesi çıkan arabaya yöneldim. Alisha siyah jeepi hızla çalıştırırken, kapısını açıp kendimi yan koltuğa attım. Park ettiği yerden geri, geri çıkarıp anayola girdiğinde hepsi bitmişti. Şimdi senin sıran Melanie. Dedim içten içe. Oyunun kuralları değişti...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE