Alisha arabayı ikiz bir villanın önüne park ettiğinde, kapıyı açıp dışarı çıktım. Kolumun acısı zaman geçtikçe daha katlanılamaz bir hal almıştı. Ancak Nicolas zihnimde gezindikçe öfkem ve kıskançlığım dayanak oluyordu. Onunla geçirdiğim her anın büyüsü hâlâ kendini koruyordu. Ve bu kurşun yarasından daha çok acıtıyordu.
Lüks villanın geniş bahçesinden içeri girdiğimiz esnada yandaki villada köpeğini seven sarışın bir adamla göz göze geldik. Yüzümdeki ifade her nasılsa kaşları çatılmıştı. Önüme dönüp, Alisha'nın açtığı kapıdan içeri girdim.
Kırmızı renk koltuklar ve koyu kahverengi mobilyalar beni selamlarken, "Salondaki koltuklardan birine otur, bende kolundaki yara için bir şeyler getireceğim." Diyen Alisha'ya başımı sallamakla yetindim. Abisini öldürdüğünden beri otel odasında gülümseyen kızdan eser yoktu. Ne berbat bir gündü bu böyle...
İkili koltuklardan birine oturduktan sonra kolumdaki acıyı unutabilmek için salonu incelemeye başladım. Duvarda büyük bir Marilyn Monroe tablosu vardı. Her yer saksılara dikilmiş minyatür ağaçlarla doluydu. Arka bahçeye çıktığını tahmin ettiğim cam, boydan sürgülü kapı vardı. Büyük top avizelerle aydınlatılan salon, modern ve sıcak bir tarza sahipti. FBI'da iyi kazanıyor olmalıydı.
"Şu montunu çıkarda koluna bakalım." Diyerek yanıma oturan Alisha ile Nicolas ile geçirdiğim anılar zihnime zehirli bir yılan gibi usulca süzüldü.
•••
Dudakları hafifçe yukarı kıvrılırken, "Pansuman mı yapacaksınız hemşire hanım?" dedi. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Yaralısın. Bence ayağını denk al."
Kaşları kısa bir an havalanırken, yüzüne alaycı bir tavır yerleşti. "Jayse içinde yatan aslandan bahsetti, bu yüzden dediğini dikkate alacağım," dedi göz kırparak.
İstemsizce gülümserken, gözlerimi buz mavisi gözlerinden çekemiyordum. Hipnotize edici bir etkisi vardı. Benim ona çekildiğim gibi o da benim için aynı şeyleri hissediyor olabilir miydi? Bu çekimi hissetmesini istiyordum. O sana bakmaz Melanie. Dedim içten içe. Saçmalamayı kes lütfen.
Gözlerimi gözlerinden kaçırıp, "Sağlıklıca bir hareket olur. Şimdi şu ceketini çıkarırsan yarana bakacağım." Dedim.
Ceketini sağlıklı bir insan kadar rahat hareketlerle üzerinden çıkarıp, koltuğun üzerine bıraktı. Eli beyaz gömleğinin düğmelerine giderken, seri parmak hareketleriyle sırasıyla düğmelerini açmaya başladı. Boynundan göğüsüne uzanan dövmeleri o düğmeleri açtıkça görsel bir şölen sunuyordu. Mum ışığı karın kaslarını belirginleştirirken, nefesimi tuttum. Gözlerimi yüzüne çıkardığımda kısık gözlerle beni izlediğini farketmemle, suç işlemiş bir çocuk gibi hissediyordum.
Onu da üzerinden sıyırdığında bakışlarımı sonunda yaralı koluna çevirdim. Dikiş gerektiğine şüphe yoktu ancak dediği gibi kurşun sıyırmıştı. Kan usulca süzülmeye devam ederken, çıkardığı gömleğin etek kısmını tutarak, yırttım. Kolunu tutup kumaş parçasını sararken, elimin altında kasılan sıcak teniyle dudaklarımı dişleyerek, "Acıyor mu?" Dedim kısık bir sesle.
"Ellerin soğuk."
Sesindeki iç gıdıklayıcı tonlamayla yutkunurken, kumaş parçasının uçlarını hızla bağlayıp ellerimi çektim.
•••
"Melanie bitti diyorum. Orada mısın?"
Bakışlarımı sargıyla bağlanmış koluma çevirdikten sonra Alisha'nın yüzüne çıkardım. "Kendime gelemiyorum." dedim yorgunca. Sweatin kol kısmını aşağıya indirdiğim sırada,
"Neden Genesis'i yok etmek istiyorsun?" Diyen sesi kulaklarıma doldu.
"Birden fazla nedenim var Alisha. Hangisinden başlamamı istersin?" Dedim alayla ona dönerken.
"En çok canını yakandan." Dedi gözlerini gözlerime dikerek.
"Sanki gözlerime değilde içime, kalbimdeki kırıklara bakıyorsun Alisha." Dedim kısık bir sesle. Benden bir farkı olduğunu söyleyemezdim. Bugün onun için en karanlık gecelerden biri olmalıydı.
"Eğer sana yardımcı olmamı istiyorsan aramızda sır olmamalı." Diyerek düşüncelerimi dağıttığında, sesli bir nefes verdim.
"Casinoda babanı öldürmeden önce yanında esmer yirmili yaşlarda bir kadın vardı. Seninle barda çarpışmamızdan on beş dakika sonra Nicolas'ın yanında gördüm onu. Samimilerdi."
"Kıskançlık?" Dedi gülerek. Buna gülmemeliydi.
"Nicolas'la birden fazla kez yakınlaştık Alisha. Casinodan kaçarken bir kulübede battaniyenin altında birlikte ısındık. Bir gün sonra flash belleği ona olan sinirimden kırdım. İnatlaşmıştı benimle ve bilmiyorum, haddini bildirmek istedim. Kızacağını düşünerek odama kaçtığımda zorla içeri girdi." Dedikten sonra dudaklarımda kırık bir tebessüm oluştu.
"Oda karanlıktı birbirimizi görmüyorduk. 'Oyuna devam mı ediyoruz' dedi alayla. Sesimi çıkarmadan odanın bir köşesine sinip, aptalca beni bulmasını bekledim. Çocuk gibiydik." Dedikten sonra Alisha'ya döndüm. Sanki bir masal dinlermiş gibi huzurlu bir ifadeyle yüzüme bakıyordu.
"Bana dedi ki, 'Kokun beni sana getirdi Gölge.' Ardından ellerini yüzümde, soluğunu dudaklarımda hissettim." Kaşları havalanırken, yüzünde çarpık bir tebessüm oluştu.
"O hep Gölge diye hitap ederdi. Ben pek sevmesem de onun hoşuna gidiyordu. Ellerini saçlarımda gezdirdi." Dedim beyaza yakın saçlarımı tutarak.
"Yüzüme izini bırakır gibi dokundu. Yakındık Alisha. Aramızda büyüleyici bir çekim vardı." Dedikten sonra başımı iki yana salladım. "Taki bu gece barda onu o kadınla görene dek."
"Pis şıllık!" Dedi hırsla. "Babamla birlikte olurken, aynı zamanda Nicolas'la birlikte oluyormuş." Bir anda güldüğünde yüzüne şaşkınca baktım.
"Aslında babam bunu öğrenseydi muhtemelen annemi yaktığı gibi onu da yakardı." Söylediği şeyin kısa bir süre sonra farkına varmasıyla yüzü düşerken, "Jessica'nın yanmasını ister miydin?" Dedi.
"Annen için çok üzgünüm Alisha." Dedim sorusunu es geçerek.
"Bende öyle ancak kanını temizlediğim için artık içim rahat."
Başımı salladığımda, "Soruma cevap vermedin?" Dedi.
"Jessica... Adını bilmiyordum." Dedikten sonra burukça gülümsedim. "Mutluluklar diliyorum Alisha. İnan bana, bunu çok içten söylüyorum. Umarım ben yaşadığım sürece mutlu olabilirler."
Tek kaşını kaldırırken, "Sen yaşadığın sürece?" dedi sorgular bir ifadeyle.
"Ölmediğim sürece Genesis'in peşindeyim."
25 Haziran 2019
(1 ay sonra)
Bir masanın etrafını çevrelemiş yedi kişiydik. Ortamda gergin bir sessizlik vardı. Carla masadaki fotoğraflardan birine uzanıp, eline aldığında fotoğrafı bizim görebileceğimiz şekilde çevirdi.
"Adamımız bu." Dedikten sonra ela gözlerini Frea'ya yöneltti. "Saati öğrenebildin mi?"
Frea kısa, koyu kahverengi saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken önündeki laptopta hızla bir kaç tuşa dokundu. Bodrumun içini dolduran Nicolas'ın sesiyle yüzümde tek kas oynamazken, bakışlarımı masadaki Genesis üyelerinin fotoğraflarına diktim. Zamanı geldi Melanie, dedim içten içe. Oyun başlamak üzere...
"Gece iki sularında Antonio Bennett uyurken, sitedeki güvelik görevlilerini etkisiz bırakıp villaya giriş yapacağız. Eddie program ne durumda?"
Güldüm.
Yanıt geç olmadan geldi. "Bilgisayara giriş yapamıyorum dostum."
Bakışlarım Frea'yı bulduğunda onun yüzünde de bir gülümseme vardı. Kayıt durduğunda, "Böceği hala farketmemişler kızlar." Dedi keyifle. Bu kayıt şu ana ait değildi Frea yalnızca Carla'nın istediği kadarını dinletmişti. İstersek şu an konuştuklarını da dinleyebilirdik.
Carla bu kez Hope'a dönerken masadaki krokiyi önüne itti. "Villa site içerisinde. Etrafında dört bina var." Dedikten sonra krokinin üzerinde işaretli yere bir kaç kez parmağını vurdu.
"Cedric'in seçtiği binaya giriş yapmamaya çalış." Hope keskin nişancımızdı. Cedric ile karşılaşması olası bir şanssızlıktı. Neyse ki onlardan önce orada olacaktık.
Hope ablasına tatlı bir gülümeme sunarken, "Rahat olabilirsin." Dedi göz kırparak.
Çok benziyorlardı. Ela gözleri, koyu kahverengi saçları ve minyon tipleriyle ilk zamanlar ayırt etmekte zorlanıyordum. Carla disiplinli bir yapıya sahipti, Hope ise sanatsal ruhlu bir kızdı. Birbirlerine olan düşkünlükleri göz alıcıydı.
Alisha'nın evine ilk geldiğim gün, gece geç saatler olduğu için onlarla tanışamamıştım. Ertesi gün karşımda abla kardeşi gördüğümde, Alisha'nın ev arkadaşları olduğunu öğrenmiştim. Carla'da Alisha gibi bir ajandı. Hope ise ablası sayesinde silahlarla fazlaca haşır neşir olmuş olmalı ki, hepimizden iyi silah kullanıyordu.
"Adamı öldürecek miyiz?"
Bakışlar bu kez aramıza yeni katılan Katherine'ya döndü. Judoda Dünya ikinciliği vardı. Bir gece sokak kavgasında bir kızın boynunu kırmasıyla şampiyonalar listeden çıkarılmış, arananlar listesine girmişti. Gazeteler sayesinde tanınan bir simaydı. Kızıl saçları, yeşil gözleriyle dikkat çekmemesi imkansız olduğu için dışarı kılık değiştirerek çıkmak zorunda kalıyordu. İntikam için buradaydı. Tıpkı geri kalan herkes gibi...
Carla başını sallarken, "Genesis'den önce davranacağız." dedi.
"Bunu yaparak istediklerini ellerine vermiş olmuyor muyuz?" Dediğinde Valeria güldü.
"Genesis yalnızca öldürmek için var olmadı Katherine. Öldürdükleri adamlar dünya çapında tehlikeli adamlar. Mesela bu gece suikast düzenleyeceğimiz Antonio Bennett, Rus Gizli Servisi SVR'ye çalışıyor. Rusya'nın ona sağladığı olanaklarla Amerika'da yaşayarak Rusya'ya istihbarat veriyor."
Valeria'nın detaylı açıklamasıyla kaşlarım havalanırken, Frea'ya döndüm. Bir zamanlar o da gizli bir ajandı. Yüzündeki bıçak yarasının bir hikayesi olduğunu tahmin etmek güç değildi ancak Frea her şeyi çok kolay anlatan bir kız değildi. Sessiz, sakin bir yapısı vardı. Onunla Alisha sayesinde tanışmıştım. Zira bir zamanlar birlikte görev almışlardı. Şu an ise tekrar birlikteydiler.
"Ve Genesis bu istihbaratın tutulduğu flash belleğin peşinde." Diyerek Valeria'nın sözünü tamamlayan Alisha'ydı. Hala FBI'a çalışıyordu ancak uzak mesafeli görevlerden oldukça uzak duruyordu.
Alisha ile tanıştığımız o geceden sonra Genesis hakkında bildiğim ne varsa anlattım. Nicolas'ı telefon kulübelerinden arayarak kaçanın ben olduğumu bilip, bilmediklerini anlamaya çalıştı. Ve bunu benim can sağlığım üzerinden onları tehdit ederek yaptı. Bilmiyorlardı, Nicolas öfkeliydi. Alisha ise Genesis'den bir tek kurtuluş yolum olabileceğini söyledi. Ölüm.
(2 hafta önce)
Elimdeki kırmızı sprey şişesini bir kaç salladım. Karanlık görüşümü zorlaştırsa da fabrikanın duvarına büyük harflerle,
"FLASH BELLEK YOKSA MELANİE DE YOK. KIZINIZ BİR HAFTADIR ÖLÜ OLDUĞU İÇİN KEMİKLERİYLE İDARE EDİN." yazdım. Flash bellek yoktu çünkü kırılmıştı. Çaresizlerdi ancak bunu Alisha'nın bildiğini elbette ki bilmiyorlardı.
Alisha ve Hope kıkırdadığında Carla "Sessiz olun." Diyerek uyardı. Benim de yüzümde şeytani bir tebessüm oluşmuştu. Carla siyah torbanın içinde tanımadığımız birinin mezarından topladığımız kemikleri eldivenli elleriyle alıp, yere bıraktı. Hope ise diğer torbanın içinde bana ait olan kıyafet parçalarını üzerine attı.
Barut torbasını elime alıp kıyafetlerin üzerinden sessiz adımlarla fabrikanın girişine kadar dökerek yol yaptım. İşimiz bitmek üzereydi. Kızlar arabaya geçtiğinde, son kez Arena'ya baktım. Leo, Caroline, Dolly, Eddie, Maymun çocuk ve hatta Cedric'i bile özleyecektim. Tıpkı Nicolas'ı özlediğim gibi...
Cebimden çıkardığım kibriti ateşleyip kıyafetlerin üzerine attığımda, ateş hızla fabrikanın kapısına doğru ilerlemeye başladı.
Artık bir ölüydüm.
•••
"Melanie!"
Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırıp, bakışlarımı masanın bir ucunda oturan Valeria'ye döndüm. Sevginin Gücü filmindeki Mathilda'nın büyümüş versiyonuna benziyordu. Onun gibi çenesinin hemen altında biten kısa, kahverengi saçları ve güzel bir yüzü vardı. Karakteri de onu andırıyor desem yalan olmazdı, zira aksiyon hastasıydı. Eğlenceli bir kızdı. Kolay sinirlense de, özünde karakterliydi.
Eskiye dayalı bir hukukumuz vardı. Dark Web'de hackerların ve bilgisayar korsanlarının toplandığı bir ağın Sanctuary (Sığınak) bölgesinde tanışmıştık. O zamanlar hayatında bir şeylerin yolunda gitmediğinden bahsederek, bir anda ortadan yok olmuştu.
Dark Web'e Genesis hakkında daha fazla bilgi toplayabilmek için tekrar girdiğimde bana bıraktığı mesajla yollarımız tekrar kesişmişti.
"Efendim?" Dediğimde sıkıntılı bir ifadeyle yüzüme baktı.
"Bu sıralar çok düşünüyorsun."
"1 aydır Genesis'e vuracağı darbeyi bekliyor. Oyun günü geldi, ondandır." Diyerek araya giren Carla hınzır bir ifadeyle yüzüme bakıyordu.
Ayağa kalkarken göz kırparak, "Sabırsızlanıyorum." Dedim.
Revenge örgütünü tamamlayan güçlü yedi kadın toplantının bitmesiyle ayağa kalkarken, Genesis'e karşı ilk darbemimizi vurmak için hazırdık.
?
01.05 am
(Gece)
Siyah jeep Antonio Bennett'ın villasının bulunduğu sitenin biraz gerisinde durduğunda, Valeria hızla kendini dışarı attı. Araba her ne kadar geniş olsa da, sıkışık oturmaktan nefret ediyordu. Arkasından hepimiz arabadan indik. Yaz gelmişti ancak akşam serinliği tenimi ısırıyordu.
Frea sırt çantasından çıkardığı kar maskelerini ve kulaklıkları dağıtırken, "Gelmelerine son elli beş dakika." dedi hatırlatırcasına. Bu hızlı olmamız gerektiği anlamına geliyordu.
"Cedric'e dikkat et Hope. Onu öldürmek zorunda bırakma beni." Diyerek kardeşine hitaben konuşan Carla'ya katılıyordum. O gece beni kolumdan vurduğunda, ipi bırakmış 7 kat aşağıdan düşerek şu an ölü olabilirdim. Sen zaten ölüsün Melanie.
Hope öpücük atıp, "Tamam tatlım." Dediğinde Carla istemsizce güldü. İki dakika da nasıl yumuşatacağını biliyordu. Sessizce iç çekerek, elimdeki kar maskesini başımıza geçirip, siteye doğru ilerlemeye başladık.
Ön kapıdan girip güvenliği devredışı bırakabilirdik ancak bu Nicolas'ı şüphelendirirdi. Bu yüzden sitenin bahçesinin duvarlarından atlamak zorundaydık. Boyumuzu aşan duvar dibine Alisha Carla ve ben geçtik.
Hope Carla'nın birleştirdiği ellerine ayağıyla basıp, duvara tırmandıktan sonra uzattığı eliyle ablasını yanına çekti. Alisha, Katherine'ya aynı şekilde yardımcı olduktan sonra ellerimi birleştirip, Frea'nın duvara tırmanmasına yardımcı oldum. Uzattığı eline tutunup kendimi duvarın üstüne çektiğimde birlikte bahçenin içine atladık.
Villaların arkasından ilerledikten sonra Hope Antonio Bennett'ın evinin solunda duran villaya ilerleyerek balkonuna tırmandı. Yere çöküp, çantasını araladığında güvenliğinden emin olarak asıl adamımızın olduğu villanın bahçesine sessizce girdik.
Işıklar kapalıydı. Yine de uyanık olma ihtimalini göz önüne almak zorundaydık. Carla bahçeye açılan cam kapıyı yokladı. Başını iki yana salladığında iki seçenek kalıyordu. Ya Valeria'nın ön kapının kilidini kırmasını bekleyecektik ya da Hope gibi balkona tırmanacaktık.
Alisha eliyle yukarıyı gösterdiğinde, önden Katherine olmak üzere sarmaşıkların sardığı ayaklı tentenin demirlerine tutunarak tek tek balkona tırmandık. Katherine perdeleri kapalı cam kapıyı yokladığında, hızla başını salladı.
Elimi belime atıp, ucunda susturucu olan silahı göğüs hizamda tuttum. Carla parmaklarıyla bir, iki, üç yaptığında Katherine kapıyı sessizce araladı. Perdeyi çekmeden arkasından sıyrıldıktan sonra karşıma çıkan yatak odası ve uyuyan Antonio ile sırıttım. İşte başlıyoruz.
Frea sırtını duvara yaslayarak beklemeye başlarken, Valeria sırt çantasından çıkardığı bantı Katherine'ya attı. Carla Antonio'nun suratına sert bir yumruk attığında, kumral otuzlarındaki adam sıçrayarak uykusundan uyandı.
Elimdeki silahı kafasına doğrulturken, "Konuştuğun an beynini patlatırım." dedim. İrice açtığı gözleri namlu ve benim aramda gidip, gelirken Katherine rulodan koparttığı bantı hızla adamın ağzına yapıştırdı. Alisha kalın bir iple debelenen adamın bacaklarını bağlarken, Carla kollarını bağladı.
Frea çantasından laptobunu çıkarıp, adamın yattığı yatağın üzerine bıraktıktan sonra Carla gülümseyerek ağlayan adama döndü. "Bir kez soracağım ve inan hiç şakam yok. İstihbarat bilgilerini sakladığın flash bellek nerede?"
Katherine bantı adamın konuşabileceği kadar çektiği sırada adamın bağırmasıyla suratına sert bir yumruk attı. Burnunun kırılma sesini duyduğuma yemin edebilirdim.
"Bu acıttı." Diyerek alayla konuşan Valeria'nın sesiyle istemsizce güldüm. Antonio acıyla inlerken, burnundan akan kana gözyaşı karışıyordu.
"S-öylersem SVR tarafın-dan öl-dürüleceğim. Ne fark ederki?" Delirmişçesine gülümsediğinde, dişlerine burnundan akan kan bulaştı.
"Öldürelim gitsin." Diyen Alisha'ya "Ne yani Genesis'e mi bırakalım belleği?" Diyerek Carla karşı çıktı.
"Görmüyor musun herif manyak."
"Belki bendeki oyuncakla ikna olur koca bebeğimiz."
Bakışlarım Valeria'ya döndüğünde kotunun arka cebinden çıkardığı bıçağı adamın yüzüne yaklaştırdı. Antonio irkilerek bağırmak için ağzını araladığında, Katherine bantı tekrar dudaklarına yapıştırdı.
Elimdeki silahı doğrultmaktan yorularak geniş odanın içindeki tekli koltuklardan birine oturdum. Adamın iniltileri bulunduğumuz odanın içini doldururken, Frea kısa bir an balkondan dışarı baktı.
"Eğer geliyor olsalardı Hope haber verirdi." dediğimde bakışlarını bana yöneltti.
"Hope'u kontrol ediyorum dostum."
Başımı sallarken, kolumdaki saate baktım. "Son yirmi dakika."
Sesimin üzerine adamın iniltileri daha çok artarken, ayağa kalkıp odanın içinde yürümeye başladım. Nicolas'la karşılaşmak istemiyordum. Belki beni tanımazdı ancak riske girmek bir yana gördüğümde özlemimin baskın çıkmasından korkuyordum.
Adımlarım yatağın ucunda son bulduğunda adamın üzerindeki ipek pijama düğmelerinden koparılmış ve göğüsünün üzerinin kesiklerle dolu olduğunu gördüm. İşkence ediyordu. Gözlerimi yüzüne çıkardığımda, bayılmak üzere gibi görünüyordu.
Katherine bantı tekrar çıkarırken, "Tamam mı, devam mı?" dedi.
"T-tamam lanet ol-sun. Ta-mam." Yüzü solmuş ve morarmaya başlamıştı. Kan kaybediyordu. Geberebilirdi.
"Oyuncağını seveceğini biliyordum." Diyerek şakıyan Valeria ile Alisha kahkaha atarken, Carla uslanmaz bunlar der gibi bakıyordu.
"Çok ses çıkarıyorsunuz bayanlar." Diyen Frea ile gülüşmeleri son bulurken, Katherine adama dönerek, "Evet, seni dinliyoruz." dedi sabırsızca.
"Başucumda du-ran tablonun ar-kasında bir kasa var."
Carla hızla tabloyu yerinden çıkardıktan sonra, "Şifre?" dedi tek kaşını kaldırarak.
"624-587"
Kasadan çıkan kısık sinyal sesinin ardından para dolu kasayı boşaltıp, bulduğu ufak belleği Frea'ya uzattı. Frea yatağın üzerinde duran laptoba taktığında, elimdeki silahın namlusunu adama doğrulttum. Kısa süren gergin bekleyişin ardından,
"Hepsi burada." Dedi gülümseyerek.
Silahın kilidini açtığım sırada kulaklıktan gelen Hope'un sesiyle birbirimize baktık.
"Görüşe girdiler. Villanın arkasından dolanıyorlar."
Bizim taktiğimizi yapıyorlardı. Çantamdaki kırmızı renk spreyi Alisha'ya attım. Frea laptobu çantasının içine koyarken, herkes sırt çantasını omzuna taktı. Katherine balkona ilerleyip, aşağıya baktıktan sonra telaşla
"Çabuk olun hadi!" dedi.
Cebimdeki telefonu çıkarıp, Alisha'nın duvara yazdığı eserini sırıtarak çektim. İlk kan döküldü sevgili Nicolas
"REVENGE DAY!"
"Balkondan çıkmak için geç kaldık." Diyen Katherine'ya telaşla döndüğümde perdenin arkasından çekilerek bana döndü. "Seninki tırmanıyor."
"Hope sen arabaya geç. Biz ön kapıdan çıkacağız."
Carla'nın kardeşine kulaklıktan verdiği talimattan sonra hızla yatak odasından çıkıp, merdivenlerden alt kata indik. Dış kapının arkasındaki anahtarı sessizce çevirip, dışarı çıktığımız sırada yukarıda bir gürültü koptu.
Gülümsedim.
Bu daha başlangıç güzel gözlü adam.