GEÇ KALDIM.

1665 Kelimeler
Feraye 6 ay sonra Işık huzmesi içinden çıkıp gelen ak sakallı: "Ona çok aşıksın değil mi?" "Çok ama çok aşığım!" "Ondan başkasını sevmez misin?" "Yok! Hayır asla!" "Yine aynı adamı seveceksin deseler peki?" "Ama o öldü! Nasıl tekrar severim ki?" "Sen soruma cevap ver! Sever misin?" "Neden sevmeyeyim! Ben onu rüyalarımda bile tekrar görmek için ölüyorum! Hasretinden ölüyorum!" "İyi o zaman! Sev o zaman! Yeniden sev! Bu senin ikinci şansın kızım! Bu şansı değerlendir!" "Benim tek şansım Kerim'di! Benim 2. bir şansım yok! Bu sevda da zaten mahşere kaldı. Onunla orada buluşacağız." "Yanılıyorsun kızım! Sadece 2. şansını değerlendir!" Gözünün önündekini gör! Kalbinin hissettiğine git!" Birden yattığım hastane odasında kan ter içinde açtım gözlerimi. Tedaviye başladığım günden beri gördüğüm iki rüyadan biriydi bu. Diğer rüya ise Kerim'le yeni tanıştığımız zamanlarda gördüğüm rüyanın tekrarıydı. Bu rüyaları görmemek için uyumak istemiyordum ama verilen ilaçlar çok fazla uyutuyordu. Benim rüyada da olsa Kerim'den başkası bana haramken nasıl yeniden sevebilirim? Çok saçma! Bu rüyadan nefret ediyordum, o yüzden. Kerim, O benim memleketimdi, ben de onun memleketiydim. Oysa şimdi sürgün yemiş gibi hiç bir yere sığmıyordum. Öyle ki dışarıdaki dünyaya sığmadığım ve ölmek istediğim için beni, bir zamanlar Kerim'in yönettiği her koridorinda her metrekaresinde adım izleri bulunan bu hastahanenin bir odasında tedavi olayım diye 6 aydır, tutuyorlardı. Ne yazık! Beni tedavi mi edeceklerdi? Ben deli değildim ki! Hangi gün kalbi parça parça olan bir insan burada tedavi edilmişti ki beni tedavi edeceklerdi? Ne büyük bir yanılgı içindeydiler oysa! Benim kalbim acıyor onlar bana tedavi diyordu. Tek bildikleri beni uyutmak oysa. Burada dışarıdan izole olarak geçirdiğim ilk 1 ay Kerim'i çok daha fazla düşündüm. 7/24 Kerim'le vakit geçirdim. Onlar buna tedavi diyordu. Bense her an kendime de ona da cevabını alamayacağım sorular sordum. Malasef hiç bir işe yaramadı. Sonraki ay daha sakin olduğum için ailemle görüşmeme izin verildi. Kendi hastanemde bana ailemi görmek için izin verdiler... İlk annem ve çocuklarım geldi. Onları görmem bir kaç şeyi daha iyi anlamamı sağladı. Ben çocuklarımı ve annemi özlemiştim. Annem, bu bir ayda daha da yaşlanmış gözüküyordu. Beni görünce dolan gözleri akmamak için diretti ama ben biliyorum. O için için ağlamayı çok iyi bilir. Yıllarca babamdan eziyet gördü, dayak yedi, hakaret işitti ama hiç birinde dışa ağlamadı. Onun hep gözleri dolardı, için için ağlardı. Kerim'in bana hediyelerinin en başında annem geliyordu. Onun hayatımıza girdiği günlerde annem değişmeye başladı. Onunla kına gecemde yüzleştik. Onunla yüzleştikçe aslında annemin bizi sevdiğini anladım. O beni sevmese memleketini bırakıp gelirde 1 yıldır acımı yaşadığım o zamanlarda bana destek olmazdı. Ben annelik yapmayı istemezken o benim çocuklarıma anne olmazdı. Zamanında bana yapmayı beceremediği anneliği benim çocuklarıma fazlası ile yaptı. Şuan gülümsemesi bile acı doluydu. Daha fazla üzülmesin diye ona doğru yürüyüp ona sarıldım. Anında sardı sarmaladı beni. "Kızım! Güzel kızım! İyi misin, annem? Zayıflamışsın. Yemek yemiyor musun?" diye sitem etti, benden ayrılıp gözlerini vücuduma diktiğinde. "İyiyim, annem. Sadece sizi özledim. Yemek yiyorum. Midem almıyor bazen. O yüzden." dedim, kısaca. Benim 1 ay da daha da büyümüş oğlum, bebek arabasında otururken bana bakıp kim olduğumu anlamaya çalışıyordu. Kızım ise ikiz bebek arabasının diğer pusetinde onu almam için ayağa kalkmaya çalışıyordu : "Anne! Anne!" diye sesini yükseltirken ben o an donakaldım. Ben gerçekten anne miydim? Onun annesi miydim? Ona ve kardeşine annelik yapmamışken hala bana Anne diyordu. Bir kez daha Anne deyip ayağa kalkınca düşmesin diye hemen ona uzandım. Onu kucağıma alıp sardım. Anında kollarını boynuma dolayıp başını göğsüme yasladı. Kalbimin üzerinde yatan kız benim ve Kerim'in kızıydı. Kerim'in! KERİM'İN! O an benim uyanma anımdı. Kerim'in kızı! Kerim'in oğlu! Onlar bana Kerim'den hatıraydı ama ben onlara yüzümü döndüm. Sütümü, sevgimi ve ilgimi esirgedim. Kerim bana ne çok kızmıştır, şimdi! Bu düşünce ile gözyaşım sel olurken ilk defa kızımın saçlarını kokladım. Onun saçları cennet gibi kokuyordu ve ben 1 yıldan fazladır bu kokuyu nasıl farketmedim? Onu daha çok kokladım. "Kızım! Kızım! Ayperim! Cennet kokulum, özür dilerim. Geç kaldım, kızım. Geç kaldım ama sizin için iyi olacağım. Kaybettiğim zamanı telafi edeceğim. Lütfen affet beni." diye tekleye tekleye konuşurken arada da hıçkırarak ağlıyordum. Benim halimi gören annem de ilk kez o göz yaşlarını salıverdi. Kızımsa huzur var gibi gömdüğü yerden başını kaldırım bana gülümsedi. Ağladığımı görünce o minik tombik elleri ile göz yaşlarımı silmeye çalıştı. Silemeyince de kızar gibi: "Anneee!" diye uzata uzata konuştu. Anında gözlerimi silip gülümsedim. "Bak kızım! Ağlamıyorum. Bundan sonra siz yanımda iken hep güleceğim. Ay yüzlüm, can parem! Ayperim!" deyip yüzünün her yerinden öpmeye başladım. Benim öpüşlerimle birlikte sesli gülmeye başlayan kızım arada Anne diye resmen çağlıyordu. O sırada Kerim Ege 'de ellerini bana uzatıp kalkmaya çalışırken: "Anne! Anne men, men!" diye çığlık atınca kızımı öpmeyi bırakıp ona baktım. Bana Kerim'i hatırlatan, adı gibi Kerim'e benzeyen oğluma bakınca Rabbime şükrettim. Benden en sevdiğimi alıp ona tıp tıp benzeyen belki büyüyünce de aynısı olacak oğlumu vermişti! Ben ne körmüşüm! Kızımı bir kez daha öpüp anneme verdim. Kızım anneme o kadar alışmıştı ki hemen onun kucağına gitti. Eğilip beni isteyen oğlumu kucakladım. Anında boynuma asılan oğlum yanağımdan öptü. Bu öpüş beni duraksatırken diğer yanağımı da öpünce yine ağlamaya başladım. "Anne! Annem!" derken ta kalpten söyleyen oğlumun yanaklarına sayısız öpücük bıraktım. O da bu ilgiye aç gibi o kadar sevindi ki mutlulukla gülüyordu. Onu öpüp koklarken gözlerimi kapatınca Kerim'in kokusu burnuma doldu. Sevdiğim adamın kokusu oğluna bahşedilmişti, sanki. Şuan öyle mutluydum ki gözümü açmak istemiyordum. Artık Kerim'i özlediğim zaman bu hasreti bir nebzede olsa nerede gidereceğimi bulmanın sevinciyle bol bol koklayıp öptüm, oğlumu. Onun kıkırdaması ile gözlerimi açtım. O muazzam ela gözler o kadar uzun zaman sonra bana bakıyor, bana gülüyor gibi hissettim. Sanırım, şuan bir aydınlanma yaşıyordum. Oğlum bana babasına olan özlemimi azaltacak yek şeydi. Allah'ım çok şükür! "Oğlum! Oğlum! Babası kokulum, özür dilerim. Geç kaldım, oğlum. Geç kaldım ama sizin için iyi olacağım. Kaybettiğim zamanı telafi edeceğim. Lütfen affet beni." dedim bu kez de oğluma. Onu tekrar koklayıp sararken ayakta durmaktan yorulup yandaki üçlü koltuğa oturdum. Annemin kucağındaki kızım da bana elini uzatınca bir dizime oğlumu bir dizime kızımı oturttum. İkisi de şuan kolumun altında çok mutluydu. Annem karşımdaki koltuğa oturunca gözlerindeki mutluluğu gördüm. O da biliyordu, benim kendime geldiğimi. Bu yüzden yaşlı gözlerinin içi gülüyordu. Biz onunla bakışıp birbirimize gülümsedikten sonra doktor Asım bey ve Defne hanım geldi. Defne hanım benim psikiyatristim. "Evet. Anne ve çocuk buluşması nasıl gidiyor, bakalım?" diyerek gülümsedi. "Çok iyi gidiyor. Onları çok özlemişim. Çok teşekkür ederim." dedim, tüm içtenliğimle. "Buna çok sevindim. Şimdi dışarıda seni görmek için sabırsızlanan diğer aile bireylerini de içeri almam lazım yoksa işimden olabilirim. " diyen Asım beyde memnuniyetle gülümsedi. "Merak etme! Seni kimse kovamaz. Benim iznim olmadan o biraz zor!" dedim, ilk defa onlara espiri yaparken. Odadaki herkes sesli güldü. Benim kuzularım bile anlamasa da o önde çıkan tavşan dişleri ile güldü. O kadar sevimli duruyorlardı ki içime kalbime sokasım geldi, ikisini de. Demek anne olmak böyle birşey. Onları biraz daha sevip anneme verdim. "Anne sen bekle. Onları siz gitmeden tekrar görmek istiyorum." dedim. "Tamam, kızım. Dışarıda bekliyoruz. 1 aydır bu günü bekliyorduk. Asla gitmem bir yere." dedi, gülümseyerek. Annem ve kuzularım çıkınca içeriye bu kez de Gizem, Efe ve Ebru girdi. Onların o heyecanlı ve dolu gözlerle gülen yüzünü görünce hepsi ile tek tek sarılıp hasret giderdik. Gizem'in ağlaması dışında sorun olmadı. " Abla, seni çok özledim. İyi misin?" dedi, gözünün yaşıyla. "Gizem! Aşkım, nasıl anlaştık biz, gelmeden önce. Ağlamak yok. Bu bir kavuşma. Çok şükür, Feraye çok iyi." dedi Efe, bana gülümseyince. "Ama ne bileyim. Bir türlü durmuyor bu göz yaşlarım. Ben istemiyorum ama o sürekli geliyor." dedi, küçük çocuk gibi. Efe, Gizem'in söylediği ile gülümsedi. Gizem'in belinden çekip saçlarından öptü. O an yine Kerim'in hep yaptığı o hareket aklıma gelip gözlerim doldu. "Doktor gayet dedi. Yine de sen biraz dikkat et, güzelim. " dedi. "Ne doktoru? Neyin var, Gizem?" dedim, endişeyle. "Efe! Sen ona bakma abla. Hasta değilim." dedi Gizem, ellerimi tutup bana gözleri ışıl ışıl bakarken. "Şey. Ben hamileyim. Daha çok yeni. 7 haftalık abla." dedi, biraz çekingence. Duyduğum şeye çok mutlu oldum. Benim güzel kardeşimin bir çocuğu olacaktı. Bir yeğenim olacaktı. Ben ilk defa teyze olacaktım. Bunun sevincini yaşadım o an ama onlar biraz çekinir gibiydiler. Sanki ne tepki vereceğimi bilmiyor ve bundan da korkuyor gibiydiler. O an anladım. Ben Gizem hamile diye yine doğum yaptığım günü hatırlayıp üzüleceğimi düşünüyor olmalıydılar. Gizem'i kendime çekip ona canı gönülden sarıldım. Çok sevindiğimi belli ederek: "Bu çok güzel bir haber. Tebrik ederim. Teyze oluyorum. Çok sevindim. Benimkilere arkadaş geliyor. " dedim. Hepsinin yüzündeki o tedirgin ifade birden silindi. Sonunda sevincimizi birbirimize sarılarak kutladık. Ebru bile bu 3 ayda büyümüştü, sanki. Onada sarıldım. Onunda bakışlarından benim iyi olmamı istediğini belli edercesine bakıyordu. "Abla, daha iyisin. Gözlerinden belli. Buna çok sevindim. Bir an önce senin eve gelmeni bekliyoruz. Lütfen gecikme." dedi. "Gecikmem ablam." dedim, gülümseyerek. Bir süre sohbet muhabbet ettikten sonra onlarda çıktı. En son olarak Kenan babam, Aylin annem ve İpek girdi, içeriye. Aylin annem beni görünce hemen gelip sıkı sıkı sarıldı. Bende ona sarıldım. Ne kadar özlemişim, meğer her birini. "Güzel kızım, benim. Seni çok özledik." dedi, Aylin annem. "Bende sizi çok özledim, anne. Sizi görmek bana çok iyi geldi. Kendimi çok daha iyi hissediyorum. " dedim. "Çok daha iyi gözüküyorsun zaten, kızım. Seni gördüğümüze çok sevindik." dedi Kenan babam, bana sarılmadan önce içtenlikle gülümserken. "Aynen baba. İyiyim. Bende sizi gördüğüme çok sevindim." dedim. İpek'le de sarılıp konuştuk. Benim iyi olduğuma ikna olmuş olmalılar ki çok mutlu gözüküyorlardı. Onlarda gidince yine tek kalmıştım. Çocuklarım ve annem yeniden içeri girince son bir kez onları sevip kokladım. Şimdiden kokularını ve seslerini özledim. Anneme de son bir kez sarılıp ona söz verdim: "Anne, kuzularıma iyi bak, lütfen. En kısa zamanda geleceğim. Bu kez seni de sevdiklerimi de daha fazla üzmeyeceğim. Özellikle de çocuklarımı bir daha annesiz büyütmeyeceğim. Sana söz veriyorum." Bu 6 ay içinde her hafta en az 3 gün çocuklarımı ve ailemden birilerini gördüm. Onlarla vakit geçirdim. Şuan kendimi daha güçlü ve daha mutlu hissediyorum çünkü benim bakmak zorunda olduğum her saniyelerine tanık olmam gereken Kerim'in bana emaneti olan iki kuzum var. Ömrüm boyunca bir daha daha kimseyi sevmeyecek olsam da bu ömrü iki yavruma adayacağım. Sen bana bunun için güç ver Rabbim!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE