Feraye
Psikatri kliniğinden çıkalı 2 ay olmuştu. Eskisine oranla topluma daha uyumluydum. Her hafta düzenli olarak psikolojik destek almaya da devam ediyordum.
Bu süre zarfında her saniye çocuklarımla ve ailemle ilgilendim. Kızım ve oğlum gün geçtikçe bana daha düşkün olmuşlardı. Onları öyle görünce vicdanım sızlıyordu. Oysa ne kolay şeymiş anne olmak...
Ben bir gülümsesem onlar 10 gülümsüyordu. Ben ellerinden tutsam onlar hemen sarılıyordu. Ben anne olmayı bu yüzden çok sevdim. Kerim baba olmayı deneyimleyemese de ben anne olma şansını elde etmiştim. Bunu bana armağan eden yine Kerim'di.
Kerim olmasa olmayacak bebeklerimi gözümden sakındığım bir duruma gelmiştim. Annem ve Aylin annem benim bu hallerime gülümseyip:
"Kızım yavrucakları rahat bırakta bir nefes alsınlar." diyorlardı.
Gaziantep'e gidecektik. Ebru'nun okulunun tatil olmasını ve Gizem'in doğumunu bekliyorduk. Okul tatil olur olmaz gidemesekte yine de az bir süre sonra yola çıkabilidik. Tamı tamına 2 yıldır hiç kullanılmayan sözde Gaziantep'e geldikçe kalırız diye Kerim'le alıp zevkimize göre döşediğimiz evimize gidecektik.
Annemlere otursunlar diye Kerim'in evlenmeden önceki evini vermiştik. Annem Kerim'in kazasından sonra orayla bağını koparıp yanıma taşınmıştı. O yüzden kirada oturup para vermesinler diye artık o evimizde Akifler oturuyordu. Babamdan kalan o kenar mahalledeki fakirhanede 2 yıldan fazladır kiraya verilip geliri Akif'in eşi Melek'e veriliyordu.
O yüzden Gaziantep'e gittiğimizde kalabileceğimiz tek yer Kerim'le birlikte aldığımız dubleks villa idi. Hem orada havuz, bahçe falanda vardı. Akif'in çocukları ile benim çocuklar birlikte eğlenirdi. Annem de apartman dairesinde daralmamış olurdu.
Gaziantep olayı nereden çıktı? Bunu merak ediyor olmalısınız. Psikiyatristim Defne hanım tedavim bitmeye yakın bana, geçmişle hesaplaş demişti. Bunun için Kerim'den öncesi ve onunla ilk tanıştığın o zamanlara git ve geçmişinle vedalaş demişti.
Ne kadar kolay söylüyor! Geçmişle vedalaş! Geçmişle vedalaşabilsek bunca insan hiç mutsuz ve uyumsuz olur muyduk? Geçmiş yaralarımız kanarken biz yaşamayı unutur muyduk?
Geçmiş... Geçmiş benim kapanmayan yaramdı. Kerim hayatıma girene kadar ben hiç yaşamamıştım, zaten. Ondan önce hep bana diretilen hayata uyum sağlamam istenmiş ve uyum sağlayamadıkça da hayatın en acı yüzlerine şahit olmuştum.
Şimdi ise Kerim'le tanışıp yaşadığımız onca güzel anı, geçmiş olmuştu. Kim ne derse desin! Kerim'le yaşadığım her an şuan gibi aklımdaydı. Geçmez, benim Kerim'le olan en küçük anım bile geçmez. Yine de Gaziantep'e 1 aylığına da olsa gidecektim.
Gizem'in hamileliği 8. ayında olmasına rağmen hala çalışıyor ve bu da başta Efe olmak üzere hepimizi korkutuyordu. Malum ailemizde bir doğum faciası ile hepimiz perperişan olmuştuk. Bu faciada en değerlimizi kaybetmişken yine bir sevdiğimizi kaybetmek istemiyorduk. Neyseki Gizem, sonunda pes edip 1 haftaya zaten adli tatil olacağını o zaman kendisinin de doğuma kadar dinlenecegini söylemişti.
Gizem ve Efe, biliyorsunuz ki daha önce buraya tatile gelidiklerinde İzmir'e taşınmaya karar vermişlerdi. Gizem'in okuldaki son senesiydi bu kararı aldıklarında. Biz de Kerim'le desteklemiştik, bu fikri. Gizem'in okulu bittikten 1 ay sonra Gaziantep'te muhteşem bir düğünle Gizem ve Efe evlendi.
Düğünde Kerim ve biz de vardık tabiki. Kerim, Efe'nin sağdıcı olmuştu. Tıp kı Efe'nin Kerim'in sağdıcı olduğu gibi. Kerim bunu fırsat bilerek bizim evimize çok yakın bir lokasyonda adliyeye yakın bir yerde bir daire kiraladı. Efe bu sürprize çok sevindi. Çünkü bir kaç kez İzmir'e gelip arayış içine girse de gördüğü yerler pek içine sinmemişti. Bu bina ise Kerim'in amcasına ait olduğu için kirasını da makul bir tutar belirlemişti. Çok işlek bir yerde olduğu için Efe kabul etti ve düğünden 3 ay önce hukuk bürosunu açtı.
Bu süreçte Gizem'ler için bize çok yakın bir sokakta olan Kerim'in amcasının oğlu Mert'in yatırımlık aldığı 2+1 dairesi boş olduğu için Kerim'in ricası ile Mert hemen kabul etti. Bu durumu Efe ve Gizem'e bildirince İzmir'e gelip hem büronun son halini hem de evi gördüler. Gizem bizim eve ve kendi bürolarına yakınlığından dolayı kabul etti.
Kerim, aileden olan iki gencin yaptıkları harcama ile bile zorlandıklarını görünce bunun peşini bırakmadı. Ben Gizem'le eve ne alınacak liste yapıp katalog bakarken Gizem'in beğendiği her şeyi işaretleyince Kerim hepsini 1 hafta içinde halledip evin tadilatı ve dekorasyonu ile ilgilendi. Yapılan tüm bu dayayıp döşenen yeni gelin evi Kerim'in Gizem'e düğün hediyesi olacaktı.
Gizem'in en son sınavlarının öncesi 2 günlüğüne gidip geldikleri o gün onları eve götürüp sürprizimizi gösterince Gizem gördüklerine inanamayıp resmen mutluluktan ağladı. Efe ise Kerim'e minnetle baktı.
"Kerim'in fikriydi." dediğimde de hiç düşünmeden Kerim'e sarılmıştı.
"İyi ki varsın, enişte. Senin bana yaptığın abiliği öz abim yapmamıştır. Çok teşekkür ederim. " demişti.
Kına ve düğünün olduğu düğün salonunun parasını Kerim verince Efe itiraz etmişti.
"Lan oğlum bırakta düğünü ben yapayım. Çok oluyorsun!" demişti.
"Ne çoğu az bile. Biri kız kardeşim biri erkek kardeşim. Bırakta abiliğimi yapayım. Hem sen git kardeşime bol bol altın al, para harcamayı çok istiyorsan. Ben gerisini hallederim. O altınlar düğünde kardeşime takılmazsa bozuşuruz. Kardeşimi sana vermekten vazgeçebilirim." demişti Kerim, göz kırparak.
"Bok vazgeçersin! Kaçırırım ulan!" demişti, Efe.
Neyseki kına ve düğün inanılmaz güzel geçmişti. Ben o zaman 5.5 aylık hamile olduğum için Kerim asla yorulmama izin vermemişti ama yine de düğün kardeşimin olunca ne kadar hiç birşey yapmasam da ayakta dolaşmaktan yorulmuştum. Kerim'in homurdanmalarını çekmiştim, 1 hafta boyunca.
Kerim düğünde Gizem'e çok pahalı olduğu belli olan çok zarif bir pırlanta set takmıştı. Bense kardeşime kendi maaşımla aldığım altın bir takı seti takmıştım. Tabiki annem ve Ebru'nun taktığı altın setlerini Kerim'in aldığını biliyordum. Kerim, annem ve ailemin konuklara mahcup olmaması için resmen elinden geleni yapmıştı. Benim ince düşünceli sevdiğim...
Her neyse, düğünden hemen sonraki gün Gizem ve Efe bizim yazlığa balayına gittiler. Tabiki bütün masrafları Kerim'e ait olacak şekilde. Ondan sonra İzmir'e gelip kendi evlerine yerleştiler. Gizem, Efe'nin yanında avukatlık stajına başladı. Şuan staji bittiği için büroda işleri Efe ile ortak yürütüyorlar. Bu zamana kadar kısa bir sürede İzmir'in iyi tanınan, tuttuğunu koparan en genç avukatları olmuşlardı.
Tabiki 2.5 yılda İzmir'in en tercih edilen hukuk bürolarından biri olmasının en büyük sebebi Kerim'in ailesi ve onların tanıdıkları idi. Resmen Efe bizimkilerin aile avukatı olmuştu.
Gaziantep'e gitmek için Gizem'in doğumunu ve yeğenimin 40 günlük süreci atlatmasını beklememiz lazımdı. Bu yüzden biraz geç gidecektik. Sorun değil. Yeter ki Gizem sağ salim doğumunu yapıp yavrusunu kucağına alsın. Bu arada yeğenim kız. Efe şimdiden kıskançlık krizine girmiş bulunmakta. Vay zavallı yeğenimin haline.
Geçen hafta bize Aylin annem ve Kenan babam geldi. Hem çocukları görmek için hem de seninle konuşmam lazım demişti, babam.
Geldiklerinde Kenan babamla çalışma odasına geçtik. Ne söyleyeceğini merakla beklerken:
"Feraye, kızım. Artık daha iyi olduğuna göre amcan işe geri dönmeni istiyor. Önümüzdeki eğitim öğretim yılında seninle başlamak istiyor." dedi, gözlerime bakarak.
"Baba! Ben yapamam. 2 yıl oldu neredeyse." dedim ama babam itirazımı kabul etmedi.
"Olabilir. Bu bir sebep değil, kızım. Bu iki yılda amcan 2 müdür değiştirdi. Okulu zarara uğrattılar. Senin döneminde inanılmaz bir sükse yapmıştı, okul. Amcan kararlı. 'Yeter yan gelip yattığı. Beni yanına getirtmesin. Bir an önce işinin başına geçsin. Okulum batarsa kendisinden bilirim.' dedi hatta." deyip sııtınca bende gülümsedim.
"Amcam kabul ederse Gaziantep'ten dönünce başlayabilirim, baba. Hem yüksek lisansım yarım kaldı. Bu yıl da devam etmezsem hakkım yanacak. Bu yıl tez senesi üstelik. Hem okul hem tez nasıl üstesinden geleceğim?" diye sordum.
Buna klinikte yatarken karar vermiştim. Kerim benim bu halimi görse çok üzülür. Bir an önce toparlanmam ve hayatıma geri dönmem lazım diye düşünüp ilk iş olarakta Kerim'in ısrarı üzerine girdiğim ALES'ten aldığım yüksek puanla başvurduğum sosyoloji yüksek lisans programına kabul edilmiştim. Hamilelik sürecimde hem okulu yönetim hem de tez senesi olmadığı için idare edebilmiştim.
Kerim, her konuda olduğu gibi bu konuda da en büyük destekçimdi. Bana hep dediği şey:
"Hayallerini gerçekleştirmek için adım atmalısın. Onları hayal olmaktan çıkarmalısın, aşkım. Sen ne istersen yapman için hep yanında olacağım. "
O şuan bedenen yanımda olmasa da ruhen yanımdaydı, biliyordum. O yüzden de hiç bir hayalimi yarıda bırakmayacaktım. Kerim'de böyle isterdi.
"Onu sorun etme kızım. Amcan okul kendisinin Ne isterse yapması için sonsuz yetki dedi. Yani yüksek lisans için yapman gereken ne varsa okuldaki işlerini ona göre ayarlayıp yapabilirsin. Sen yaparsın. Sana güveniyorum." dedi, Kenan babam.
"Tamam baba. Amcamı yarı yolda bıraktım, zaten. O yüzden Gaziantep'ten döner dönmez geleceğim okula. Sen merak etme. Bana da meşgale olur. Yapmayı sevdiğim iş zaten." dedim, teklifi kabul ederken.
"Doğru karar. Amcan çok sevinecek buna. Gaziantep'e gitmeden gidip konuş istersen. Hem şartlarını da söylersin. Hem de seni özlemiş bizim ki. Gelsin bir yüzünü görelim diyor." dedi, gülümseyerek.
"Olur. Bende onu ve okulu özledim." dedim.
Gaziantep'e gitmeden önce halletmem gereken birşey daha vardı. Yeni dönem için kayıt yenilemek. Bunun için okula gitmek gerekiyordu. Kayıttan sonra bana verilen tez hocasını ile görüşüp işimden dolayı sürekli gelemeyeceğim için bir orta yol bulmam lazımdı. Zaten bir kaç kişi tez senesinde çokta devam zorunluluğu yok demişti. Yine de bazı gereksiz konularla bir kaç tez hocası sürekli öğrenciyi çağırabiliyormuş. Neyse gidip göreceğiz. Gerçi benim hocam belliydi. Afet hoca çok iyi bir kadındı. O yüzden ilk sene sadece 2 gün oda öğlenden sonra gelmeme izin vermişti. İnşallah hala bizimledir.
Bugün Gizem'in sancısı tuttuğu için annem eve gitmesine izin vermedi. Bu yüzden doğum yakın olduğu için bizde kalmasını istedi. Efe, Gizem'in doğum sancısı tuttuğunu öğrenince telaş edip Gizem'i aramıştı. Gizem'de:
Şimdi daha iyiyim. Annemin yanındayım. Sen merak etme, aşkım. Tamam gel, o zaman. Lütfen arabayı dikkatli sür. " dediği anda göz göze geldi.
Ben niye öyle söylediğini bildiğim için yutkundum ama morali bozulmasın diye gülümseyip annemin yanına gittim. Bahçe mobilyalarında oturup benimkilerin oradan oraya koştururken havuza düşmemesi için pür dikkat onları izliyordu.
Benim ufaklıklar bir buçuk yaşından biraz daha büyüktü. Artık kimsenin yardımı olmadan yürüyebildikleri için dur durak bilmeden evin içinde bahçede her buldukları yerde yürüyor ve koşturuyorlardı.
Yanına oturup Gaziantep'e gidip geldikten sonra tekrar okuldaki işime başlayacağımı ayrıca Kerim'den önce üniversitede yüksek lisans yaptığımı onunda son senesi olduğu için bu yıl bir kaç gün gidip gelebileceğimi söyledim.
"Tabi ki çalış. Hem bildiğin iş. Okulunu bitirmen lazımsa bitir, tabiki. Ben çocuklara bakarım, sen merak etme." dedi, annem.
Ona yaklaşıp sarıldım. Benden beklemediği bu sarılma ile bir kaç saniye donsa da hemen kendide kollarını bana sardı.
"İyi ki varsın, anne. Sen olmasan çocuklarım benim yüzümden sersefil olurdu." dedim, tüm samimiyetimle.
"O nasıl laf kızım. Onlar benim torunlarım. Elbet bakacağım. Hem ömrümün son demlerinde bana resmen umut oldular. Ayrıca sizleri büyütürken yaptığım hatayı telafi etmem lazım. Madem kızlarıma iyi bir anne olamadım. O zaman bende torunlarıma anneanne olurum." buruk bir tebessümle.
"Demek öyle anne? O zaman benim kızım da ellerinden öper. " diyen Gizem, sırıtarak anneme arkadan sarıldı.
"Seni kıskanç! Demek annemin çocuklarıma bakmasınıda mı kıskandın?" dedim, yüzümü ekşiterek.
Bana dil çıkarıp omzunu silkti. O sırada bahçe kapısından giren Efe telaşla bize doğru geldi. Gelene kadar da resmen Gizem'i gözüyle muayene etti. Yanına yetişip:
"İyi misin? Hadi gel doktora gidelim. Sancın çok mu?" diye ard arda soruları sıralarken annem duruma el attı.
"Aaa! Başım ağrıdı. Geç otur şuraya, damat. Artık doğum yakındır. O yüzden kızım burada kalacak, doğuma kadar." dedi Feride Sultan.
Efe önce nasıl burada kalır der gibi bakarken sonrasında yüz ifadesi yumuşadı. Gizem'de onun ne diyeceğine bakıyordu. Efe:
"Haklısın anne. Burada kalırsa eğer davalara girerken aklım burada kalmaz. Adliye de arkadaşlar dedi Gizem'in sancısı tuttuğunu buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum. Bu sayede Gizem hanım da davalarını bana devredip doğumu bekler, belki!?" dedi, imalı bir şekilde.
"Öyle yapacak zaten. İzin vermiyorum. Kıracak dizini oturacak yanımda. Doğurduktan sonra kırkı çıkana kadar burada kalacaksınız. Çocuk bakmayı bilmeyen kendi çocuk olanlara torunumu veremem." dedi annem, gayet otoriter bir şekilde.
Hepimiz gözlerimizi ayırmış, anneme bakarken Efe yutkunur gibi oldu. Sanırım, annemden tırsmıştı. Ebru ne zaman gelmişti, anlamadan:
"Yürü be Feride Sultan! Kim tutar seni! Anam anam! Çilekeş anam! Sen şimdide torunlarını mı düşünür oldun? Bırak kız baksın bunlar, götü boklu çocuklarına! Ben seni saraylarda yaşayacağım. Kalk kız bara gidelim!" dedi, gevşek gevşek.
"Gelirsem seni ayağımın altına alırım! Ne barı? Ben bar mar bilmem! Saraymış? Çok gördük saraylarda yaşayacağım diyeni! Bir tek Feraye kızım yaşattı beni, saraylarda. Size lüzum yok! Ferayemin yanı bana saraydır!" dedi annem, gözlerimin dolmasına sebep olarak.
"Sen bizim çocuklarımıza götü boklu mu dedin kız? Bittin sen? Gel buraya!" diyen Gizem, hamile haline bakmadan Ebru'nun peşine takıldı. Annem kalktı peşlerinden baktım Efe'de ikisinin peşinde:
"Aşkım, ne yapıyorsun? Bebeğe birşey olacak! Koşma, lütfen!" diye, sesini duyurmaya çalışıyordu.
"Gel kız buraya! Sen kesin terlik istiyorsun! Sende koşma şu yarım akıllının peşinden! Durun dedim size!" diye bağırdı, annem.
Bende bu görüntü ile kendimi tutamadım. Koltuğa yayılıp gülmeye başladım. Benim kuzularda beni öyle görünce koştura koştura bana doğru geliyorlardı. Resmen ağızları kulaklarına veriyordu.
Güldüğüm yerden onlara kollarımı açınca sevinçle üzerime atladılar. İkisini birden kollarıma çekip bağrıma bastım. İkisini de gıcıklamaya başladım. Onların o şen kahkahalarını duyunca bize sevinçle bakan gözlerin hapsinde kendimizi kahkaha atmaya devam ettik. Iyikilerim!