Yazarın Anlatımından
Feraye son günlerde Gaziantep'e gitmeden önce yapması gerekenleri yapıp arkasında aklına takılacak birşey kalsın istemediği için not ettiği her şeyi yapmaya odaklandı.
Öncelikle eski çalıştığı aile okuluna gitti. Amcası onu görünce o kadar sevindi ki hemen onu çekip sardı. Bir süre havadan sudan konuşup çay kahve içerlerken amcası sadede gelmişti.
Onun tekrar okulun yönetimine geçmesini istediğini söyledi. Feraye'de:
"Babam söyledi, amca. Ben açıkçası eskisi gibi okulu yönetebileceğimi düşünmüyorum. Kafamı tam toplayabilmiş değilim. Bir ay kadar Gaziantep'e gidip geleceğim. O zaman kadar beklerim derseniz, elimden geleni yaparım amca." dedi.
"Kenan'la konuştum. Hepsinden haberim var, güzel kızım. Biliyorum, hiç kolay şeyler yaşamadın. Bizim de canımız çok yandı ama hayat bu. Bir şekilde yolumuza devam etmek zorundayız. Senin gelişinle inanılmaz ses getiren ve karını okulum, sen gittikten sonra resmen zarar etmeye başladı. Bu da senin ne kadar iyi bir yönetici olduğunu gösterir. Sen ne zaman ben hazırım der gelirsin o gün işe başlarsın. Yeter ki gel. Yeter ki yüzün gülsün, kızım." dedi amcası, anlayışla.
"Bana bu kadar güvenliğiniz için çok teşekkür ederim, amca. Bende sizi kıracak değilim. Gaziantep dönüşü gelirim o zaman. Kalkayım, ben. Üniversiteye gitmem lazım. Yüksek lisansıma devam etmek istiyorum. Kayıt yaptırmam lazım. " dedi Feraye, ayağa kalkarak.
"Seni böyle gördüğüm için mutlu oldum, kızım. Tabi ki. İyi edersin. O konuda da istediğin gibi gidip gelebilirsin, okuluna. Eminim sen işini aksatmazsın. " dedi, amcası.
Feraye, amcası ile vedalaşıp çıktıktan sonra onu bahçede bekleyen onlarca öğrenci ve öğretmeni görünce şaşırdı. Öğrencilerin elinde " HOŞ GELDİN KRALİÇE!" "LÜTFEN GERİ DÖN!" pankartları görünce çok şaşırdı.
Bu öğrencileri onun müdürlüğü döneminden tanıyordu. Öğretmen arkadaşları da ona geri dön dercesine tebessüm edince Feraye'nin gözleri doldu.
Öğrenciler hep bir ağızdan slogan atmaya başladı: GİTME, BİZİ BIRAKMA!" diye.
Feraye ellerini yüzüne kapadı. Arkada bu manzaradan haberi olmayan şaşkın ve mutlu bakan amcasına baktı. Gözlerinden mutlulukla yaşlar süzülürken öğretmenler birer birer Feraye'ye sarılıp: "Hoş geldiniz, müdürüm. Sizsiz buralar çekilmez oldu. Ne olur geri dönün." dediler.
Öğrencilere kollarını açan Feraye, birden öğrencilerin ona sarılmak için hücum etmesi ile onların arasında kaldı. Sevgi seli ile kendini özel ve değerli hisseden Feraye, belki de bir yıldan fazla bir süreden sonra ilk defa gercek anlamda mutlu olmuştu.
Oysa o yıllarını verip bin bir zorlukla öğretmenlik okumuş, yıllarca atama beklemiş ama bir türlü atama olmayınca da hiç alakasız işlerde çalışmıştı. Kerim, onun gerçekten şansı olmuş ve bu okulda müdürlük yapması sağlanmıştı. Feraye asla aile okulu zaten ne yapsam hoş karşılanır dememiş, gecesini gündüzüne katmış okulu gerçekten okul yapmıştı. Onun 1 yıldan fazla süre de yaptığı müdürlük zamanında ne saygısız zengin bebeleri okula alınmış ne öğretmenin itibari ayak altına alınmıştı. Tam tersi öğretmen ve öğrenci merkezli bir yaklaşımla bir çok özel okulda öğretmenlere reva görülen düşük maaşlar yerinde bu okulda öğretmenler hem korunmuş hem de hak ettikleri maaşı fazlası ile almıştı.
Hal böyle olunca da mobingin olmadığı, sayılan ve sevilen bunun üzerine de onca çalışmanın mükafatı olarakta hak ettikleri maaşı alan öğretmenler işlerini severek yapmaya başlamıştı. Okul bir yıl içerisinde önceki yıllara oranla spor, müzik, akademik başarı ve değer eğitimi kapsamındaki projelerde başarılarını resmen beşe katlamıştı. Bu durum zaten kurumsal bir okul olan Ağaoğlu Kolejini sadece İzmir'de değil tüm Türkiye'de en popüler özel okullar içerisinde ilk üçe sokmuştu.
Öğrencilerin şımaramadığı ve sorumluluklarını yerine getirmezlerse ceza aldığı bu cezalara velilerin bile müdahale edemediği bir sistem oluşturulan okulda her şey tıkır tıkır işlemiş ve okuldaki disiplini evlerine yansıtan öğrencilerin velileri bu durumdan memnun kalmaya başlayınca okul personelleri ve öğretmenlerin işleri daha da kolaylaşmış olmuştu.
Bunun yanında her başarının da ödüllendirildiği eğitim sistemi içinde öğrencilerin her birine her alanda özel ilgi gösterilip yetenek ve becerilerine uygun aktivitelere yönlendirilerek bütün öğrencilerin başarının o hazzını tatması sağlanmıştı. Bu süreçte Feraye, eğitim yuvası olması gereken bir yerde işi ticarete vuran, öğretmene mobing uygulayan 2 müdür yardımcısını işten çıkarmıştı.
Böyle başarılı bir yönetimden sonra Feraye hamilik süresinde sorunlar yaşayınca mecburen görevi bırakmıştı. Kerim'de ölünce yaşanan yas sürecinin uzun sürmesi Feraye'nin aklına işine geri dönme konusunu hiç getirmemesine sebep olmuştu.
O süreçte de Feraye'nin 1.5 yılda kurduğu sistem yeni gelen 2 müdür tarafından resmen mahvedilmişti. Bu yüzden de okulda ne öğrenci ne veli ne de öğretmen mutluydu. En önemlisi de yönetim bu gidişattan hiç memnun değildi. Çok şükür Feraye'yi ikna etmiş olmanın sevincini yaşıyordu, herkes.
Feraye bu sevgi seline hazırlıksız yakalanmış ve mutluluk gözyaşları dökmüştü. Bu kavuşma ve hasret giderme 40 dakikayı bile geçmişti. Feraye bunca şeyle kesin olarak işe geri dönmeye karar vermişti. Bunu hem öğretmenlere hem öğrencilere hem de amcasına söyleyip onları da mutlu ettikten sonra okuldan ayrılmıştı.
Biraz geç kaldığımı düşünüp arabama atlayıp üniversiteye gittim. Aracı parkedip koştur koştur öğrenci işlerine gittim. Kapıda beni bekleyen iki kızgın kadın görünce sırıttım.
"Seni bekleyelim derken ağaç olup kök saldık hatta meyve verdik, Feraye!" diye sitem etti, Işıl.
"Hakikaten neredesin kızım, sen? Öğlen arasına girerler birazdan." diye sitem etti, Sibel.
"Merhaba arkadaşlar. Bende iyiyim. Hadi gidelim. Anlatırım birazdan. Önce şu kaydı yenileyelim." dedi, Feraye.
Hep birlikte öğrenci işlerine gidip kayıt yenilemiş ve son anda öğle arasına girmeden işlerini halletmişlerdi. Bu arada danışman öğretmenlerinin değiştiği söylenmişti.
Afet hoca emekliye ayrılmış, onun yerine başka bir tez danışmanı atanacağını, bir kaç güne belli olacağını söylemişlerdi. Üçü de bu duruma çok üzülmüştü. Afet hoca anlayışlı ve hakkaniyetli bir kadındı. Her konuda kolaylık sağlamıştı, onlara.
Oradan çıktıklarında bir süre okul kantininde birşeyler için sohbet etmişlerdi. Tam bir saatten fazla süren bu sohbet sırasında Feraye'nin acısına çok değinilmemişti. Çünkü iki kadın da arkadaşlarının Kerim'den sonra resmen ışığının söndüğüne yakından şahit oluyorlardı ve bu ikisini de üzmüştü.
"Kızlar ben kalkıyorum. Serkan gelmiş. Bugün kaynana gile gideceğim. Off! Her gün olsa her gün ona gideceğiz. Kadın hiç yok demiyor. Neyse ben kaçtım. Sonra görüşürüz. " dedi Işıl, ikisini de öpüp giderken.
"Bende kalkayım, canım. Seni görmek çok güzeldi. Her şeye tekrar başlama kararı aldığın içinde seninle gurur duyuyorum, canım. Benim çocuğun mezuniyet törenine yetişmem lazım. Yine buluşalım çok iyi geldi." dedi, Sibel.
Sibel'de gidince Feraye tek kaldı. Bende kalkayım bari diyen Feraye, bir süre amaçsız bir şekilde kampüste gezdi. Daha yeni yirmili yaşlarında olan bir çok genç kız ve erkeğin tasasız bir şekilde şakalasıp gülüştüklerini görünce kendi okul hayatı geldi, aklına.
Hiç böyle dertsiz tasasız olamamıştı. Kuruşun hesabını yapmak zorunda kalmış, bazı zamanlar aç kalmış yine de okulu uzatıp babasından dayak yememek için gece gündüz ders çalışmıştı. Bu sırada Serkan'la tanışmış ve ilk aşkı ve ilk gönül yarası ilk aldanışı olmuştu. Okul bitince terk edilmiş ve bunu kendine yedirememişti.
Bu sırada peşine takılan ve adam sandığı Ahmet'e bir şans vermek istemişti. Sevdim de ne oldu bir kere de sevene şans vereyim derken bu sırada babası ölmüş ve ondan sonra da zaten Ahmet'le evlenmişlerdi. Daha ilk geceden Ahmet'in canavar ve sapık yüzünü görmüş ve ilk birlikteliği tecavüzle bitmişti. Bu yüzden gerdek gecesinde hastanelik olmuştu. 2 buçuk yıla yakın tecavüz, işkence ve dayakla geçen evlilikten sonra evi terk etmişti.
Kardeşinin akıl edebildiği darp raporunu alıp boşanma davası açmıştı. Ahmet'ten boşansa da peşini bırakmayan adamla nefes alamadığı gibi boşandığı için ona eziyet eden annesi ve erkek kardeşi de işini kolaylaştırmak şöyle dursun onu hayata küstürmüştü. Bu sırada bir hastahanede bilgi işlem personeli olarak başlamış orada da kendine musallat olan Fatih'le ve mobingçi şefle uğramıştı.
İşte bunca şeyin üstüne güneş gibi doğan Kerim girmişti, hayatına. Elini attığı her şeyde Feraye'nin hayatını kolaylaştırmış ve çok sürmeden evlenmişlerdi. Kerim'le dolu dolu geçen iki yıldan fazla zaman film şeridi gibi geçti, Feraye'nin gözlerinin önünden.
Nasıl olduğunu bilmeden kampüsten çıktığını farketti. Hangi ara bu kadar yürüyüp buraya kadar gelmişti, anlamadı. Hala kendini toparlamış değildi. Ne zaman aklına Kerim gelse aklı gidiyordu, sanki.
Feraye, dalgın dalgın yürürken tosladığı bedenle yere düşmek üzere iken bileklerine yapışarak onu düşmekten kurtaran adama öyle bir bakış attı ki adam o bakışta takılı kaldı. Yutkunmak şöyle dursun nefes almayı bile unuttu. Bu arada tuttuğu bileği acıtacak kadar sıkı tuttuğunun farkında bile değildi.
Adam yıllardır tanıyormuş gibi bu simaya takılı kalkmışken Feraye'nin bileğini kurtarmak için öfkeli sesi ile cırlaması adamı daldığı simadan ayırırken kendine gelmesine sebep oldu.
"Bıraksana be adam! Hem çarpıp beni düşürecektin yetmedi bileğimi mi kırmaya çalışıyorsun? Çek ellerini dedim sana!" diye cırladı Feraye, bir yandan da acıyan bileğini ovalarken.
Adam ne yaptığının farkına yeni varmış elini birden çekmişti, Feraye'nin bileğinden.
" Çok üzgünüm farketmedim özür dilerim. Birşey oldu mu ? " dedi telaşla.
Feraye sıkılmaktan moraracak olan bileğini ovalarken söylenmeye devam ediyordu:
"Elinin körü oldu be adam! Kopardın kopardın bileğimi!"
Adam kadının bileğindeki kızarıklığı görünce verdiği zararı yeni farketti. O an kalbimi acıdı. İçinden kendine okkalı bir küfür bahşetti:
" Ben senin ayarı olmayan eline ayağını sikeyim!" Adam, elini alnına vurdu:
"Düşmenizi engellemek için tutmuştum tekrar özür dilerim. Lütfen sizin için ne yapabilirim?" dedi üzgün olduğu her halinden belli olan adam.
Feraye, bir erkeğin kendine dokunmuş olmasını kabul edemiyor gibi öfke ile sabrı taşan Feraye yüksek tondan :
" İstemez! Bende şans olsa zaten herşey üst üste gelmez!" deyip bileğini ovaladığı halde yürüyüp gitmek için hareket edince adam dokunmaktan çekinerek durdurmaya çalıştı.
" Lütfen en azından şuraya bir oturun bir şeyler için bir bakayım bileğinize. İçim rahat etmez hatamı düzeltmeme izin verin." dedi yan taraftaki kafeyi gösterirken.
Feraye kafasını acıyan bileğinden kaldırıp mahcup görünen adama baktı. 1.80 boylarında 30 yaşının üzerinde olduğunu tahmin ettiği fiziği düzgün kumral dalgalı saçlı adamın ela ile yeşil arası ilginç gözlerine dikti, koyu kahve gözlerini.
Biraz fazla tepki verdiği düşünerek ses tonunu alçaltıp :
" Gerek yok iyiyim." dedi, gözlerini yere dikerken.
Adam ısrar etti çünkü bu tanışmanın bir tesadüf olmadığını düşündü. En azından bu kalbine dokunan kadının adını öğrenmek kısa da olsa yanında olmak istedi, karşı koyamadığı bir merakla. İçten içe kadının gidip ondan uzaklaşmasını istemiyordu. Hatta kalbinde bir sızı hissetmişti, onun yüzüne ilk baktığında.
Feraye ise fazla tepki verdiği için pişman olmuş bu yüzden teklifini kabul etmişti, adamın.
Geldikleri kafede Feraye, cam kenarı bir masaya otururken adam da karşısına oturup: " Ne içersiniz?" diye sordu.
Feraye "Su." dedi.
Garsona el eden adam garsonun masanın yanı başında bitmesi ile:
" Bir su. Bir de çay mı kahve mi?" dedi kıza bakarak.
Feraye: " Acı kahve." dedi.
Adam :"2 tane de acı kahve." dedi garsona.
Garson gidince: " Tekrar özür dilerim. Dalmışım, sizi görmedim. Acıyor mu hala bileğiniz?" diye sordu adam, naif bir ses tonuyla.
Feraye " Biraz. Geçer ama." dedi, sıkılgan şekilde.
Adam :" Kusura bakmayın ben İlker Deniz ama herkes bana İlker der." dedi kızın ismini öğrenme beklentisi ile.
Feraye, ne güzel isim dedi içinden kalbi sızlayacak "Ben olsam Deniz derdim ." dedi varla yok arası bir tonda.
Adam anlamadığı cümleyi anlamaya çalışırken: "Efendim?" dedi.
Feraye kalp sızısını ötelemeye çalışırken dolan gözleri ile yukarı baktı:
" Benim adım da Feraye. Pek hoş bir karşılaşma olmadı ama." dedi.
Adam adını öğrendiği kadının önce adına aşık oldu...