GEÇMİŞİN İZLERİ

2676 Kelimeler
Feraye İnsanın biri acı çekerken bir diğeri mutlu olabiliyor. Burası dünya ve bizlere her türlü duyguyu aynı anda yaşatabiliyor. Benim için travma yaratan olayı bir kez daha yaşadığım gün! Aslında böyle düşünmemem lazım ama malasef yine tutamadım, kendimi. Annemin resti ile bizde kalmaya başlayan Gizem ve Efe, bir haftadır bizleydiler. Onların gelmesi eve ayrı bir neşe getirdi, sanki. Biz yıllar sonra yine anne ve 3 kız kardeş aynı evde birleşmiştik. Bu çok hoşuma gitmişti. Tabiki bir de bu duruma en çok sevinen kişi kızım Ayperi oldu. Efe'ye olan aşkı bir başkaydı. Resmen akşamları onun eve gelmesini bekler oldu. Efe kapıdan girer girmez daha Gizem kocasına sarılmadan benim kız "Baba!" diye bağırıp Efe'nin kucağına zıplıyor. "Seni cimcime seni! Bırak kız kocamı! Resmen kocama el koydu!" diyen Gizem'in kızımla uğraşması bile onu Efe'nin boynundan sökmeye yetmiyordu. Efe: "Aşkım deme şöyle! Kızımla uğraşmaktan vazgeç! Kızım beni özlemiş." deyip Ayperi'yi öptükçe Ayperi'nin kıkırtısı hepimizin yüzünü güldürüyordu. Bu akşam yemekte bile sancısı olduğu belli olan Gizem bize belli etmek istemese de ben farketmiştim. Hepimiz uyumak için odalarımıza girdikten 10 dakika sonra Gizem'in çığlığı ile tekrar odalarımızdan çıktık. "Abla! Abla, sakin ol. Sancı hangi aralıkta geliyor? Sıklığı ne?" diyen Ebru'nun soğukkanlığından lazımdı galiba bana. Resmen kapımın önünde donup kalmış, Efe'nin kucağında sancı çeken Gizem'in Ebru tarafından sakinleştirilmeye çalışmasını izliyordum. Onlara gitmek istesem de ayaklarım beni dinlemiyordu. O sıra annem telaşla odasından çıktı. Gizem'i sancı çekerken görünce: "Hadi oğlum. Doğum başlamış. Suyu gelmiş. Hemen hastaneye yetiştir." dedi annem, Gizem'in eşofmanındaki ıslaklığı görünce. Efe, telaşla merdivenlere yönelirken: "Dikkat et, lütfen. " diyebildim. Hepsi beni yeni görmüş gibi bana döndü. O an bende bir gariplik olduğunu anlayan Ebru: "Anne, sen git ablamla. Ben burada kalırım. Merak etme, hızlı olun." dedi. Annem, üzerine almak için odasından bir hırka alıp yanıma geldi. Ellerimi tutup: "Ferayem. Kendine gel kızım. Hiç birşey olmayacak. Tamam güzel kızım? Çocuklar size emanet. Ararım gidince." diyen annem, merdivenlerden çoktan inen Efe ve Gizem'in peşinden gitti. Ebru'nun yanıma geldiğini bile farketmemiştim. Elime dokunup: "Abla, hadi gel. Bizde onlardan haber gelene kadar salonda oturalım. Birşeyler içelim. Olur mu?" dedi, şefkatle. "Olur." dedim, sadece. Kolumdan tutup benimle birlikte indi, merdivenlerden. Salonda oturup nerede ise yarım saattir bir tek kelime etmedik. Sadece ses olsun diye açtığımız televizyonun ışığı aydınlatıyordu ortamı. "Ben bir kahve yapayım, birlikte içeriz. " deyip ayaklandı, Ebru. Kahveleri yapıp gelirken birini bana verip yerine oturdu. Bir an göz göze geldik: "Abla, korkma. Bu kez hiç birşey olmayacak. Ablamı doğuma almışlar. Eniştem mesaj attı. Bak hiç birşey olmadı. " dedi, Ebru. O an kalbimdeki acı biraz hafifledi. Çok şükür ne Gizem'e ne de Efe'ye birşey olmamıştı. Derin bir nefes alıp: "Tamam. Korkmuyorum. " dememle elindeki kahveyi sehpaya bırakan Ebru yanıma oturup bana sarıldı. Önce afallasam da bende ona sarıldım. Şuan birine sarılmak bana çok iyi gelmişti. "Seni çok seviyorum, abla. Kerim eniştem hepimizin hayatında silinmez izler bıraktı. Emin ol bu dünyadan iyi biri olarak ayrıldı. O senin hep mutlu olmanı isterdi. Ona baktığım da seni mutlu etmek için kendini paralayan bir sevdalı bir adam görürdüm. O benim abim ve evlenirsem onun gibi biri ile evlenirim dediğim kahramanımdı. Senin yerine kendimi koyuyorum ama olmuyor, abla. Senin çektiğin acıyı tıpta alacak bir yöntem olsa emin ol ilk sana uygulardım ama tıp bile ölüme çare bulamazken sende bunu kabullenip eniştemin sana bıraktığı armağanları büyüterek acını azaltmalısın." deyip yanağımdan öptü. "Hem biliyor musun? Geçen gün annem ne dedi? Diyor ki benim en çok sevdiğim evladım, Ferayeymiş. Çok geç anladım. Ben onunla anne oldum. Onunla büyüdüm. Keşke küçükken onu daha çok sevseydim. Bu saatten sonra ne desem boş. Bundan sonra ona vermediğim ne varsa onun çocuklarına vereceğim." deyince gözümün yaşı ile ona baktım. Elini göz yaşıma değdirip iki parmağının arasında yaydı. "Ne ilginç değil mi? İnsan ağlayınca acı çektiği için ağlıyor! Neden gözyaşı acı değil de tuzlu? Hiç düşündün mü? Çünkü o gözyaşın acı olsa bu kez de yandım anam der o yüzden ağlardın! Bir daha da ağlamaya cesaret edemezdin!" diye bir varsayım da bulununca kendimi tutamayıp güldüm. Hem de ağlarken güldüm. "Bak nasıl gülüyorsun? Acı olsaydı gülemezdin! Sonuç olarak Rabbim ne yapıyor bize neyi layık görüyorsa mutlaka vardır bir bildiği. Sende böyle diyeceksin abla! Kerim eniştemi bizden aldıysa vardır bir bildiği!" dedi, bu kez ciddileşerek. Gülmeyi bırakıp onun dediklerini düşündüm. Gerçekten onu benden almasının bir sebebi var mıydı? Varsa bile ben acımdan göremedim, şimdiye kadar. 2 saate yakın oturduktan sonra annem aradı. Gizem'in doğum yaptığını ve kızının da kendisinin de iyi olduğunu söyledi. Ebru ile birbirimize sarılıp çığlık attık, resmen. Yarın akşama doğru eve geleceklerini söyledi. Annemin sevinci resmen sesine yansımıştı. O an aklıma eğer Kerim o kazayı geçirmese ve ben doğumdan sonra yoğun bakımda yatmasaydım, annem benim doğumuma da mı bu şekilde sevinecekti? Neyseki Gizem ve kızı akşama doğru benim evime geldi. Gizem'in üzerinde doğumun yorgunluğu olsada gözleri gurur ve mutluluk ile parlıyordu. Efe ise kızının doğumu ve Gizem'in iyi olmasından dolayı inanılmaz mutluydu. Beni kapıda görünce bir an ne diyeceklerini ne yapacaklarını bilemez gibi baktılar. Bu zulmü onlara yaptığıma inanamıyorum. "Kardeşim! İyisin değil mi? Nerede benim meleğim?" dedim, sevinçle Gizem'e sarılırken. Hepsinin yüzü birden aydınlandı. Mutluluk anında yüzlerine yer etti. "Bak teyzesi. Benim kızım, çok güzel. Değil mi?" diyen Efe elindeki anne kucağındaki kızını bana uzatırken. Bebeği kucağıma alıp onlara yol verirken Ebru'da yanıma geldi: "Ayy enişte! Bu mu güzel? Baksana bu kapkara! Benim Ayperim bundan güzel." dedi Ebru, gözlerini devirerek. "Ebru! Getirme beni yanına! Benim kızıma dediğine dikkat et! Fıstık gibi maşallah! Anasına çekmiş!" dedi Efe, ters ters Ebru'ya bakıp sonra karısına aşkla bakarken. "Gizem, bak o koltuğu açtık. Üzerine yatak serdik. Oraya uzan canım. Dinlen. Annemin logusa şerbetinden yaptım. İnşallah olmuştur. " dedim, yeğenimi severken. Bu minicik elleri ile meme arayan minik kıza hayran kalmıştım. Benim Ayperim de doğduğunda böyle miydi? Hiç hatırlamıyorum! O günleri hatırlayıp çocuklarıma haksızlık yaptığımı düşününce gözlerim doldu, taştı. "Kızım? Neden ağlıyorsun? Bir şey mi oldu?" dedi, hemen annem. "Anne şuna baksana! Çok güzel bu! Benim kızım da doğduğunda bu kadar mıydı?" dedim, hislerimi saklamadan. "Olmaz olur mu kızım? Ayperim de çok güzeldi, doğduğunda. Tıpkı bu hanıma benziyordu. " dedi annem, eli sırtımı okşarken. 'Gizem, bunu emzir. Baksana acıkmış. Tatlı cadı seni. Teyzen seni çok sevdi." dedim, Gizem'in kollarına bırakırken. Gizem, koltuğa sevdiğimiz yatakta doğrulup kızını emzirirken bile gözleri dolu dolu bana bakıyordu. "Ben gidip 2 tepsi baklava alıp geliyorum. Kızımı görmeye gelenlere ikram ederiz. Adli tatil bitsin adliyede de dağıtacağım, kızım için." deyip sevinçle kalkıp gitti, Efe. 40 gün boyunca Aylin annemler, Kerim'in akrabaları, Gizem ve Efe'nin avukat arkadaşları, eş dost derken ev doldu boşaldı. Bu sürede Gizem'de kendine geldi. Minik kızımıza Gizem'in isteği ile Aybüke adını verdiler. Bir Ayperimiz varken bir de Aybükemiz oldu. Tabi ki bu süreçten en çok rahatsız olan Ayperi oldu. Efe'nin Aybüke'yi sevdiği ilk an ağlamaya başladı. "Baba onu seviyor!" diye. Bu benim çok ağrıma gitmişti ama Efe hemen Ayperi'yi kucağına alıp gönlünü gördü. "Bak kızım. Bu senin kardeşin. Adı Aybüke. Allah onu sana gönderdi. Onunla büyüyünce oyun oynayasınız diye. O büyüyene kadar da ona sen bakacaksın. Tamam mı kızım?" dedi Efe, tüm sevecenliği ile. "O benim mi?" diye şaşkınlıkla bakan kızım, sonunda ona dokunup hemen elini çekti. "Ama bu kımıldıyor." deyince hepimiz güldük. "Çünkü oda senin gibi kızım. Büyüyünce senin gibi olacak. Gizem teyzen süt verecek oda büyüyecek senin gibi. " dedi Efe, tane tane anlatırken. "Gizem teyzem bana da mı süt verdi? Ondan mı büyüdüm?" diyen kızıma bakıp buruk bir gülümseme yayıldı, yüzüme. Ben onu da kardeşini de istemediğim için emzirmeyi bile reddetmiştim. Sadece kısa bir süre annemlerin zoru ile ağlaya ağlaya emzirmiştim. Şimdi kızım kendisini Gizem'in emzirdiğini sanıyordu. Gözlerim dolunca kendimi zor tuttum. Kalkıp mutfağa geçtim. Neyseki Ayperi Efe'yi de Gizem'i de kıskansa da zamanla Aybüke'ye alıştı. Oyuncak bebek gibi davranması dışında bir sıkıntımız kalmamıştı. Onun içinde bebeği hiç yalnız bırakmıyorduk. Neyseki Aybüke'nin kırkı çıkmıştı. Ebru zaten 10 gün önce yaz tatiline girmişti. Hep birlikte kendimizi Gaziantep uçağında bulduk. Sırf biz geleceğiz diye Akif'in İzmir'e gelmesini istememiştik. Gizem'i ve bebeği görmeyi çok istiyorlardı. Gaziantep havalimanına inince Akif'in bizi karşılamak için geldiğini farkettik. Akif bizi görünce resmen yanımıza uçtu. Önce annemin elini öpüp sonra bana sarıldı. Efe'ye sarılıp en son Gizem'e sarılıp Ebru'yu da başından tutup kendine çekti: "Ya abi, ne yapıyorsun? Yağlı güreş sezonu mu açıldı? Bırak beni! Saçımı bozdun!" diye söylenen Ebru ile güldük. Akif: "Off, dayısının gülleri gelmiş. Ben sizi yerim ya. Bu kızlar beni katil eder, kesin!" deyip Gizem'in kızına bakıp alnından öptükten sonra Efe'nin kucağından Ayperi'yi alıp öptü. Ayperi hemen dayısına cilve yapmaya başlayınca hepimiz şaşkınlıkla bakakaldık. "Sen nasılsın paşam? Dayısının aslanı!' deyip Kerim Ege'yi de diğer koluna alıp öptü. Benimkiler dayısını çok görmese de çok çabuk benimsemişti. Gelmeden önce Akif'e söylemiştim. O yüzden bizim evi baştan aşağı temizletmişti. Direkt bize geçerken bindiğimiz araçla ilgili anılarım canlandı. Bu Kerim'in biz İzmir'e taşınırken Akif'e sözde enamet ettiği Mercedesiydi. Bu arabaya her bindiğimde onun bana aşkla bakışını görürdüm. Hep güzel yerlere gittik, bu araba ile. Daha Gaziantep'e iner inmez Kerim'le dolu anılar zihnime üşüşmüştü. Kendimi toplayıp araçtan indim. Bende olupta 2 yıldır bir kez kullanmadığım anahtarla açtım evin kapısını. Aslında içeride Melek ve yeğenlerimin olduğunu bilsem de ben açmak istmemiştim. İçeriye girince Akiflerin buraya çok iyi baktıklarını anladım. Bahçedeki ağaçlar daha da çok büyümüş, her taraf çiçek bahçesi olmuştu. Etrafa bakınırken: "Hala, babaanne!" diye bize koşan Ömer ve Alper'i gördük. Koşup bana sarılan Alper olmuştu. Onunla aramızda çok farklı bir bağ vardı. Beni Kerim'den sürekli kıskanan bir yapısı vardı. Biraz halasına aşık bir yeğendi. Biz İzmir'e taşındıktan sonra Akif ile Melek'in bir de kızları olmuştu. Halasının balı Aslıhan nerede ise 2 yaşından büyüktü. O da paytak paytak yürüyüp bize doğru gelince onu kucaklayıp öptüm. Ömer'i de öpüp kokladıktan sonra salona geçtik. Gaziantep'in o kuru sıcağından salondaki klimaya sığınmıştık. Melek bize tam teşekküllü bir öğlen yemeği hazırlamıştı. Gaziantep'in en özel yemekleri ile bakışınca direkt masayı bulmuştuk. Yemekten önce Melek'le sarılıp hasret gidermesek resmen masayı görüp onu unutabilirdik. Resmen tıka basa yedikten sonra kendimizi salona attık. Memleketimi çok özlediğimi farkettim. Yemekleri bile burnumda tütmüş. Annem sağ olsun bizi bunlardan mahrum bırakmıyordu ama bunları memleket havası ile yemek bir başka bence. Bir süre oturup sohbet ettik. Akif hala hastahanede çalışırken Melek bu yıl benim de desteğimle ev yemekleri yapan bir lokanta açmıştı. Eş dost derken elinin lezzetini bilen ve tadan herkes lokantanın reklamı olup iyi iş yapmasına sebep olmuştu. Henüz yeni olsa bile 3 çocukla çok iyi idare ediyordu. Burada kaldığımız 1 ay boyunca o kadar güzel günler geçirdik ki anlatamam. Yine de biraz anlatayım. İlk bir kaç gün benim evde vakit geçirip havuz keyfi yaptık. Alper ve Ömer bizden sonra havuzu çok kullandığı için babası onlara yüzme öğretmişti. Çok güzel yüzüyordu. Bizim ufaklıkları da suya sokmuştuk. Ayperi suyu pek sevmese de Kerim Ege suyu çok seviyordu. Daha sonraki günlerde sık sık Melek'in lokantasındaydık. Hem ona yardım etmek hem de lokantayı görmek için gelmiştik. Lokantanın bizim eve yakın olması da etkili oldu, tabiki. Onun lokantası da benim evim gibi Güvenevler mahallesindeydi. Kendileri üniversite tarafında otursa da Akif işe gitmeden Melek'i işe çocukları okula ve kreşe bıraktığı için sorun olmuyor, gözüküyordu. Şuan okullar tatil olduğu için çocuklar da Melek'le lokantadaydı. Sonraki günlerde benim yaramazları da alıp Ebru ile birlikte Akif bizi de hastaneye getirdi. Hastaneden kimseye haber vermemiştim. Sürpriz olsun istemiştim. Beni gören herkes bu duruma çok sevinmiş. Resmen selamlamak için sıraya girmişti. Benim ise hasret gidermek istediğim kişileri daha görmemiştim. Akif bizi bırakıp kendi görev yerine giderken öğle yemeğinde görüşürüz diyip gitti. Bende benim kuzuların ellerinden tutarak kardiyoloji bölümünün oraya doğru yürüdüm. Beni ilk kardiyoloji hemşiresi olan Gülçin ablam gördü. Beni görünce olduğu yerde kaldı. Önce gözlerine inanamadı ama kendine gelir gelmez bana doğru koştu. Benim ise dolan gözlerim anında aktı. Onları çok özlemiştim. "Feraye! Senin burada ne işin var kız? Oyy bu güzellikler seninkiler mi?" diyen Gülçin ablaya sıkı sıkı sarıldım. Gülçin ablanın sesine çıkan Funda beni görünce gözleri kocaman oldu. Sonra oda Gülçin abla gibi koşturarak geldi: "Allah'ım bu ne güzel bir sürpriz! Hoş geldin canım benim! Seni çok özledik. " deyip anında oda bana sarıldı. "Oy kuzularım. Gülçin ablanız size kurban olsun. Gel kızım." diyen Gülçin abla Ayperi'yi kucağına alıp yanaklarından öptü. Bende Funda'nın seri halde sorduğu sorulara cevap vermekle meşguldüm. Kerim Ege'yi kucağına alan Funda: "Ben sizin teyzenizim. Oy canlarım benim. Kocaman olmuşsunuz. " diye saydırıp Kerim Ege'yi öperken: "Teyze. Teyze!" diyen Kerim Ege, kendini Ebru'nun kucağına atmaya çalıştı. Ebru anında onu kucağına aldı. "Bu da kız kardeşim Ebru. Tıp Fakültesi 4. Senesi olacak bu yıl. Doktor olacak, inşallah. " dedim, onunla gurur duyduğumu belli ederken. "Vav! Demek o vurdumduymaz, bencil kız doktor olacak. Tebrik ederim." dedi Funda, yine boşboğazlığı ele alarak. "Artık o vurdumduymaz, bencil kız bir de hastalarını düşünecek." deyip Funda'ya laf sokan Ebru, göz devirdi. "Abovvv! Kız bu gerçekten çok gıcık!" diye kulağıma fısıldayan Funda ile: "Seni duyuyorum!" diyen Ebru, laf yetiştirince Gülçin abla ile gülüp onun EKG odasına girdik. "Abla, ben sizinle yaptığımız kahvaltıları özledim. Ebru poşeti versene." dedim, duygulanarak. "Sen iste kız! Ben sana en kral kahvaltıyı hazırlarım. Ay bu sabah çok güzel başladı. " diyen Gülçin abla ile gülümsedim. Onlarla bol sohbet bol gülüşmeli bir kahvaltı yapıp kalkacakken Mehmet bey içeriye girdi: "Hayırdır? Bu seste ne?" diye tam devam ederken beni görünce şaşırdı. Sonra mutlu olduğunu belli eden gülümsemesi geldi, yüzüne. "Ooo! Kimleri görüyorum? Hoş geldin, Feraye. Maşallah seninkiler büyümüş. Hoş geldiniz." deyip içeri girdi. Bir süre onunla da sohbet ettik. Ebru'nun doktor olacağını öğrenince ona özel bir ilgi gösterdi. Ebru'ya hangi branşı istediğini sordu. Ebru'da inşallah beyin cerrahisi dedi. Bu Mehmet beyin hoşuna gitti. Sen yaparsın, sana inanıyorum deyip ona destek çıktı. Sanırım, Ebru'nun benimle gelmesinin tek sebebi de doktorla tanışıp buranın hastane ortamını görmek. Öğleye kadar hastahanede görmek gereken herkesi görüp öğlen yemekhanye Akif'le birlikte çıktık. Orada da göremediğim bir kaç kişiyi görüp selamlaştık. Cerrahi bölümünde bir zamanlar Kerim'le çalışan iki hemşire ild karşılaşınca gözlerindeki hüzün anında beni etkisi altına aldı. Çocukları sevip bize çok fazla ilgi gösterdiler. Kerim'i onlarında özlediğini farkettim. Neyseki akşama kadar orada kalmak zorunda kalmadım. Her köşesinde Kerim'le anılarımızın olması beni fazlaca zorladı. Kendimi bu kadar süre tutmam bile mucizeydi. Gülçin abla, Funda ve Mehmet beyle vedalaşıp çıktım. Gülçin abla ve Funda'yi evime davet ettim. Daha 1 ay buradayız dedim. Bu duruma çok sevinip geliriz tabiki dediler. Kendimi dışarı atıp derin nefesler alırken Ebru: "Abla iyi misin? İlacın çantada mı?" deyip çantamı kaptığı gibi hemen ilacımı bulup beni dik duruma getirip ağzıma sıktı. "Abla sakin ol. Derin nefes alma. Çocuklar korkuyor. Kendine gel." dediği an Ayperi ve Kerim Ege'nin şaşkın ve korku dolu gözlerini gördüm. Kendimi sakinleştirmeye çalışıp kendime geldim. Çocuklarımın yanında fenalaşamazdım. " Feraye? Sen misin?" diyen sesle arkama döndüm. Yeni yeni kendime gelirken Fatih'i görmeyi beklemiyordum. Beni öyle görünce endişeyle: "İyi misin? Neyin var? Otur şöyle." deyip bankı gösterdi. Gösterdiği banka otururken Ebru yardım etti. Oğlum ve kızım hemen dizimin dibine gelip dizlerime tutundular. Fatih bir bana bir de çocuklarıma bakıp yutkundu. Gözlerinden merhamet kırıntıları taşırken: "Başın sağ olsun. Çok üzüldüm. İyi misin? Bu güzellikler senin çocuklar sanırım. İkiz mi?" dedi, onlara bakıp gülümserken. "Sağ ol. Evet ikizler. Sen nasılsın?" dedim, çokta merak etmesem de. "Bende iyi sayılırım. Bir aya kadar Almanya'ya gidiyorum. Amcamın kızı ile evlendim. Orada yaşıyor. Beni de aldırdı. 1 hafta sonra istifamı veriyorum." dedi, sormadan. Daha fazla onunla konuşmak istemediğim için: "Biz gidelim, Fatih. Sana iyi yolculuklar. Hakkında hayırlısı olsun." dedim, kalkıp taksi durağına doğru yürürken: "Teşekkür ederim. Seni gördüğüme sevindim. Kendine ve çocuklara dikkat et. " dediğini duydum. "Abla kız! Bu Kerim eniştemin dövdüğü Fatih değil mi?" dedi Ebru, merakla. "Ta kendisi!" dedim, taksiciye el ederken. "Oha! Yakışıklıymışta ha! Ne yapsın. Senden yüz bulamayınca kapağı amca kızına atmış. Onunla da sırf Almanya'ya gitmek için evleniyordur, pislik!" dedi, içindekileri dışa vururken. Taksiye binip bir kafeye doğru geldik. Çocuklara soğuk birşeyler içirip pasta yedirmek için. Ebru ile oturup birşeyler yeyip içtikten sonra eve geri döndüm. Gaziantep'e geldiğim günden beri uyumadan önce eski anılarımla yüzleşiyordum. Onu çok özlediğimi iliklerime kadar hissederken bazı geceler gözyaşı ile uyuyordum. Şimdi bana ömründen 10 yıl alacağız ama seni Kerim'le ilk tanıştığın zamana göndereceğiz deseler hiç düşünmem kabul ederdim. Fatih'in beni yemekhanede sinir edipte odaya kapandığım gün geldi aklıma. Onu ilk o zaman görmüştüm. Daha doğrusu ilk o zaman konuşmuştuk, onunla. Ben seni korurum, demişti. Ahh Kerim ahh! Keşke beni korumak yerine kendini korusaydın da beni sensizlikle sinamasaydın!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE