Feraye
Koskoca 1 ay! Gaziantep'te geçmişimle yüzleştiğim, memleket hasretini gideripte Kerim'e olan özlemimi körükleyen koskoca bir ay su gibi akıp geçti. Geldiğim için pişman mıyım? Asla!
Bu bir ay içinde hem eski çalıştığım hastahane gidip eski iş arkadaşlarımı ve yıllardır tanıdığım insanları gördüm. Onlarla konuşmak sohbet etmek çok güzeldi. Hele ki Gülçin abla ve Funda ile geçirdiğim zamanlar mükemmeldi.
Onlarla geçirdiğim her günün kıymetini şimdi şimdi anlıyorum. Onları görmek için 2 kez hastahane gittim. Onlarda beni görmek için 4 kez haftasonu evime geldiler. Öyle çok eğlendik ki anlatamam.
Bu arada Funda'da Kerim öldükten sonra evlenmişti ama ben düğününe bile gidemedim. Aslında ben yasta olduğum için bana söylememişlerdi, bile. Neyseki oda beni davet etti evine. Akşam yemeğine gittiğim için eşini de gördüm. Funda'nın resmen tek lafına bakan, efendi bir fabrika işçisiydi. Allah mutluluklarını bozmasın.
Evlerine hem çocuklar hem de Gizem'le birlikte gitmiştik. Düğünlerine gelemediğim için Funda'ya bir altın set almıştım. Funda seti açar açmaz, şok olup:
"Feraye! Bu çok fazla! Ben bunu kabul edemem. Değil mi Hakan?" dedi, kocasına bakıp.
"Funda haklı, Feraye hanım. Kabul edemeyiz." dedi, tok gözlü biri olarak.
"Funda sen benim kardeşimsin. Kerim'le belki de sen olmasan bir araya bile gelemezdik. Kardeşimin düğününe bile gelemedim. Bırakta kendimi böyle affettireyim. Lütfen, Funda! Beni kırmayın. " diye rica ettim.
"Tamam ama çok teşekkür ederim. Hiç gerek yoktu. Canım benim. Seni çok seviyorum. Düğünümde sağdıcım ol isterdim ama seni düğüne çağırmaya hakkım yoktu. Kerim benim abim gibiydi. Onun acısını kalbimin en derinlerinde hissettim. Seni anlıyorum, bitanem. Ama hayat devam ediyor. Görüyorsun şu güzellikleri. Babasının emanetleri bize. Oyy! Kurban olsun teyzeniz size!" diyen Funda, gözleri dolu dolu önce Ayperi'yi öptü sonra da Kerim Ege'yi.
"Bu da senin, Hakan enişte." deyip onun için aldığım saatin kutusunu verdim.
Saat kutusunu açıp saati görünce şok oldu. Saate bakarken bir yandan da Funda'ya bakıyordu.
"Abla biz bunu alamayız. Bu en az o altın seti kadar değerli. " dedi, şaşkınlıkla.
"Sizde benim için değerlisiniz. Abla dedin, baba. Bir abla olarak kardeşime bunu almışım çok mu?" dedim.
"Teşekkür ederim ama gerçekten gerek yoktu. Senin bizim evimize gelmen, soframıza oturman bile yeterdi." dedi, Hakan.
"Ayrıca ikiniz yıllık izinlerinizi ayarlayıp iki haftaya kadar. Sizi o evlendikten sonra yapamadığınız balayına gönderiyorum. Hiç bir masraf yapmanıza gerek yok. Oteli ayarladım. Balayından sonrada benim evime davetlisiniz. İtiraz istemiyorum. " dedim.
İkisi birden şokla bana bakıyordu. İlk şoku Funda atlattı.
"Feraye! Yeter ama! Sen bizim misafirimizsin! Ev sahibi benim! Teşekkür ederim ama bunu kabul edemem." dedi, bu kez daha ciddi.
"Yani sen benim evime gelmek istemiyorsun? Öyle mi? Davetimi reddediyorsun!" diye sordum, ciddi ciddi.
"Ne alaka, kızım? Ben onu mu dedim? Balayı diyorum? Biz evleneli bir buçuk yıl olacak kız! Ne balayı!" dedi Funda, hafif sırıtarak.
"Olsun. Geç olsun güç olmasın. Sende balayı demezsin tatil dersin. Oldu bitti." dedim.
Oflayıp ne diyeceğini bilmedi. Gelip boynuma sarıldı.
"Keşke yakın olsaydıkta seninle her gün konuşabilseydik. Böyle evime geldin ya yıllar sonra beni çok mutlu ettin. Sende sık sık gel buralara. Olmaz mı?" dedi, geri çekilirken.
"Artık tatillerde gelirim. Gelecek hafta gidiyorum. 4 gün sonra benim eve davetlisiniz. Bizim Akif mangal yapacak. Kaçmaz bence." dedim, sırıtarak.
"Hakan? Gider miyiz?" diye sordu Funda, eşine sevgi ile bakarken.
"Gideriz, canım. " dedi Hakan, karısına sevgi ile bakarken.
Vedalaşıp çıktım. İçimde kalan birşeyi daha yapmış olmanın iç rahatlığı ile resmen huzur buldum. Funda, hastahanede Kerim'in işbirlikçisiydi. İkisi birlik olup beni mutlu etmek için her şeyi yapıyorlardı. Aslında ona aldığım hediyeler azdı bile. Kabul etse ona ev alırdım ama ne kendisi ne de eşi kabul eder.
1 ay boyunca haftada en az 3 kez Melek'in lokantasındaydık. Ona annemle birlikte yemeklerinde temizliği ve servisinde yardim ettik. Melek'in 1 ay da olsa yükünü hafifletmenin sevincini yaşıyorduk.
Geldiğimden beri aklımda plan şeyi anneme anlattım. Annem duyunca ilk göz yaşları ile cevap verdi. Sonrada bana sarıldı.
"Ah kızım ah! Biz sana ne kadar da çok haksızlık etmişiz! Allah'ım seni bizden korumuşta, Kerim oğlumu göndermiş. Mekanı cennet olsun! İyi düşünmüşsün kızım. Melek içinde daha iyi olur." dedi.
Gizem ve Ebru'da fikrimi beğendiler ama kendileri için planlarımdan haberleri bile olmadan. Buraya gelmeden önce zaten bu fikir aklımdaydı. Melek'in gel git yaparken çok zorlandığını duyuyordum annemden. Her Akif'le telefonda konuştuktan sonra dükkan ile evin arasının uzak olması ve çocuklarının küçük olmasından dert yanıp duruyordu.
Cumartesi Akif'in hastahanedeki işinde nöbeti olmadığı için o güne ayarlanmıştım. Hep birlikte ailecek bir akşam yemeği yiyecektik, Melek'in lokantasında. Melek bu yüzden o gün neler neler yapmıştı. Menüde olmayan bir kaç yemek daha yapmıştı.
Gizem, Efe, Ebru, Akif, Melek, Annem, benim ve Akif'in çocukları hepimiz bir masada oturmuş; akşam yemeği yiyorduk. Garsonlardan birine telefonu verip büyük ailemle fotoğraf çektirdik. Herkesin yüzü gülüyordu. Yemek bitip tatlılara geçince masanın en başında olma avantajını da kullanıp konuşmaya girdim:
"Sizi buraya toplama sebebim Gaziantep'ten gitmeden maaile güzel bir yemek yemek. Bu birinci sebep. Çünkü bu zor günlerimde hepiniz hem yanımda durdunuz. Benim çocuklarıma kiminiz anne kiminiz baba oldunuz. Hepinize bir teşekkür yemeğiydi, aslında. Bu yüzden bu binanın tamamını satın aldım." dedim, hepsinin tepkisini ölçmek için.
"Ne? Nasıl?" dedi Akif, şaşkınlıkla.
"Melek bir ev hanımı iken kendine güvenip bu lokantayı açtı. 3 çocukla bu kadar yorulması haksızlık. Biliyorsunuz bine 5 katlı. İlk giriş katında farkındaysanız. Sizin lokanta ve yan taraftaki boş dükkan var. Melek geldiğimden beri şunu farkettim. Bu dükkan özellikle akşam yemeği için yetersiz. Masa yetmiyor, müşterilere. O yüzden yan dükkanı da istersen lokantaya katalım. İster misin?" dedim, o karar versin diye.
"Abla! Ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok şaşkınım. İyi olur ama lokanta büyürse daha fazla eleman almamız ve bir çok şey lazım. Altından kalkabilir miyim bilmiyorum?" dedi, tereddütle.
"Tamam. O zaman şöyle yapacağız. Yarın ustalar gelecek yan dükkanı tadilata alacaklar. Nasıl istiyorsan çekinmeden söyle. Sen ne istersen onları yapacaklar. Sonrasında eleman ve gerekli bütün malzemeler için hesap kitap yapması için muhasebeci tuttum. O halledecek. 1 haftaya kadar evi taşıyabilir misiniz? Hazır okullar tatilken!" dedim.
"Evi nereye taşıyacağız, abla? Sen neler yapıyorsun?" diye sordu Akif, merakla.
"Binayı neden satın aldım, sanıyorsun Akif? Melek için ve kızlar için." deyince Gizem ve Ebru'nun da dikkatini çekebildim.
"Her katta iki daire var. Her daire 3+1 şeklinde. Dükkanın üzerindeki iki daireden biri senin adına biri de Melek'in adına. Birinde oturur, birini de kiraya verirsiniz. Nasıl isterseniz. Bu kadın Üniversitenin oradan buraya her gün gel git yapıyor. Yazık değil mi 3 çocukla. Artık dükkana inmek için asansöre binmesi yeter. " dedim.
"Abla ne diyeceğimi bilemiyorum. Kerim eniştem yeterince mahcup etti bizi. Hala onun arabasını kullanıyorum. Senin evinde oturuyoruz. Bu kadar şey fazla değil mi abla?" dedi Akif, mahcubiyetle.
"Fazla değil. Ben Kerim'i kaybettikten sonra sevdiklerimize onları sevdiğimizi ve değer verdiğimizi kaybetmeden önce göstermenin önemli olduğunu anladım. O yüzden az bile. Kimsenin itiraz etmesini istemiyorum. Bunlar benim hayallerimdi. Ailemi rahat ettirmek. Madem bu imkanım var. Neden sizden bunu esirgeyeyim?" dedim, hiç biri ses etmedi.
"Sizin hemen üzerinizdeki 2. Kattaki iki dairenin biri Gizem'in biri de Aybüke'nin üzerine. Aybüke'min doğum hediyesi hem de." dedim.
"Abla! Neden? Ben zaten çalışıyorum. Kazanıyorum, çok şükür. Efe'de iyi kazanıyor. Buna gerek yok. Teşekkür ederim ama..." dedi Gizem, ben lafını bölerek.
"Beni ikinci kez söyletmeyin. Şuan evet iyi bir yaşam sürüyorsun! Çok şükür! Yine de bir kadın olarak sadece sana ait ailenden gelen birşeylerin olmasının nesi yanlış? Tam tersine! Bir erkeğe bağlı olmadan sadece sana ait bunlar. İster kiraya verirsin ikisini de ister her geldikçe gelir oturursun ama bana kalırsa ikisini de kiraya ver. Zaten geldikçe kalacağınız bir yer var. Benim ev hepinize yeter." dedim.
"Teşekkür ederiz, baldız. Hiç gerek yoktu ama yapmışsın zaten yapacağını. " dedi Efe, sırıtarak.
"3. Kattaki iki dairede Ebru'ya ait." dediğim an Ebru ağzı açık bir şekilde:
"Ohaa! Abla sen ciddi misin? Nasıl yani? Şimdi benim iki dairem mi var? Çok iyi lan! Teşekkür ederim, ablacığım! Bitanecik ablacığım, benim!" diye bana övgüler yağdırmaya çalışan tepki Gizem'den geldi.
"Kes! Yağcı seni! Hemen yağlama yıkama! Kızım az biraz mağrur ol! Bu ne genişlik!" diye azarladı.
"Off abla ya! Şu sizin nesil ajitasyonu çok seviyor! Evren veriyorsa alacaksın! Elinin tersi ile itilmez! Hem ağanın eli tutulmaz! Az benden ders al! Aldım, kabul ettim! 777!" dediği an ben bile güldüm.
"Allah'ım bize de bu kızın rahatlığından ver. Aldım, kabul ettim! 777!" dedi Gizem, Ebru'ya göz devirerek.
Efe'nin kahkahası bütün lokantayı sardı. Hepimiz ona katılıp gülmeye başladık. Çocuklar bile gülüyordu. Çok eğlendik bu sayede.
"Ebru, canım. Okul bitene kadar kirasını kullanabilirsin. Okul bitince de birini bana satıp muayenehane açabilirsin. Sen bilirsin canım. " dedim.
Erinmedi, kalkıp masanın diğer ucundan gelip boynuma sarıldı.
"Aslan ablam benim. Çok teşekkür ederim. " deyip öpmeye başlayınca gülüp ona yerine git dedim.
"4. Kattaki dairelerden biri annemin bir ise Aslıhan'ın. Artık kiraya verip kirasını alırsınız. Aslıhan'ın dairesinin kirasını bankaya onun adına da yaptırabilirsiniz. Size kalmış." dedim.
"Kızım hadi onlara yaptın bir güzellik. Ben zaten seninle yaşıyorum. Ne gerek var? Sen onu da torunlarımın üzerine yap. dedi annem.
"Olsun anne. Her ihtiyacın görülüyor olabilir ama bazen istemekte zorlandığını görüyorum. Bundan sonra buranın kirası cebinde kalır. Benden çekindiğin ne varsa ondan alırsın. Ya da biriktirip torunlarına dağıtırsın. Ben karışmam anne." dedim.
"Düşünceli kızım." dedi, annem.
"Üst katta Ayperi ve Kerim Ege'nin adına. Oranın kirasını ile de Ömer ve Alper'in eğitim hayatları bitene kadar onlara harcanacak. Zaten dönem başlayacak. Şu yan taraftaki kolejin sahibi ile konuştum. Bu hafta gelin kayıtlarını yapalım dedi. Melek lokantada iken onlarda akşama kadar okulda olurlar. Hem eğitim kalitesi de çok iyi kolejin. Çocukların geleceği için iyi olacak. O yüzden okulun her yıl ücretini Kenan babam üstlendi. İkisi de üniversiteye gidene kadar Ağaoğlu Holding'in bursunu alacak." dediğim gibi Melek ağladı.
"Abla ben ne diyeceğimi bilmiyorum, gerçekten. Zaten sen bana bu lokantayı tutarak en büyük iyiliği yaptın. Akif'in yükünü almak sevdiğim işi yapmak bana çok iyi gelmişti. Hem evin uzak olması hem de çocuklar beni daha fazla yoruyordu. Allah ne muradın varsa versin. İyi ki varsın. " deyip gelip bana sarıldı.
"Siz de iyi ki varsınız. Allah zaten benim ne muradım varsa vermişti. Siz iyi olun bana yeter artık. Dükkan meselesini merak etme. 1 aya kadar hallolacak. Eleman sayında artacak. Hem engelli ve paraya ihtiyacı olan İŞKUR'a üye olan kişilerden seçersin. Hem devlet desteği alır hem de bu gibi özel insanları topluma kazandırırsın. Sana sonsuz güveniyorum. Lokantanın ruhsatı falan benim adıma. Bu yüzden bir sıkıntı oldu mu bana söylüyorsun hemen hallediyorum! Oldu mu canım?" dedim, gülümseyerek.
"Oldu abla. Hemde sayende çok güzel oldu. Çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. " deyip beni öpüp yerine geçti.
"Eee! Şimdi gelelim, ev taşımaya. Akif istersen işten izin al. Alamıyorsan da bir nakliye şirketi ayarladım. Onlar gelip her şeyi sizin adınıza yapacak. Siz hiç birşeye dokunmayacaksınız. Zaten bütün daireler de kiracı oturuyor. Sadece sizin oturacağız kattaki bir daire boş. Bir de Gizem'in dairesinden biri boşalacak, bir kaç güne. Yarın gidip daireye bakın. Hangi renk boya istiyorsanız, hangi değişikliği istiyorsanız yarın gelecek ustalara söyleyin. Onlar iki güne halledecekler herşeyi. Eksik olan ne varsa not edin. Gidip alırız, birlikte." dedim, hepsine gülümseyerek.
"Bu arada sizin çıktığınız ev kalacak. Orayı maddi durumu olmayan anne babasından birini kaybetmiş 2 kız öğrenciye okulları bitene kadar ücretsiz vereceğim. Sizin ihtiyacınız olmayan, eski ya da iş görür ne varsa orada kalsın. İşlerine yarar kızların. Siz çıktıktan sonra kontrol edip eksikleri tamamlayacağız zaten. Biz gitmeden sizin evi taşıyalım, içim rahat etsin." dedim.
"Sen merak etme abla. Ben çarşamba gibi izin alırım. O gün taşırız. Kızların kimsesi yoksa da ben göz kulak olurum. Birşey olursa beni aramaları yeter, abla. Sen gerçekten bir meleksin. Çok teşekkür ederim. " dedi Akif, mutlulukla.
"Kerim'in arabası senin artık. Senin üzerine yapılacak her şeyi. Kerim zaten sana bırakmıştı. Mahcup olma diye söylemedi. O artık yok ama arabası manevi olarak sana emanet, Akif. Ona iyi bak." dedim, yutkunarak.
"Bu tatlılar ve hediyeler üzerine bir Türk kahvesi içilir. Değil mi?" dedi Efe, konuyu değiştirmek için.
Kahveler içilip detaylar konuşurduktan sonra herkes benim eve geçti. Çok şükür aklımdakileri yapmanın verdiği huzur ile gözlerimi yumdum.
Kalan 1 haftalık zamanda Funda'yı ve kocası ile Gülçin abla ve ailesini mangala çağırdık. Çok güzel bir gece idi. Hem eğlendik hem yedik içtik. Geçmişten bahsettik. Sonuç olarak bana iyi gelen insanlarla acılarımı biraz olsun unuttum.
Bu 1 hafta içinde ayrıca dükkanda tadilat başladı. Akiflerin oturacağı daire istedikleri renge boyanıp gerekli tadilatlar yapıldı. Eve yeni eşyalar alındı. Çocukların odası ve özel eşyaları dışında her şeyi eski evde bıraktılar. Yeni gelecek öğrenciler kullansın istediler. Hepsi iyi durumdaydı zaten. Eksikleri de ben aldırdım. Çok şükür Akiflerde taşındı.
Taşınma sırasında Kerim'le ilklerimizi yaşadığımız evi görmek beni geçmişe götürdü.Bu evde bebeğimi kaybetmiş ve bu yüzden İzmir'e taşınma kararı almıştık. Yine de bu ev Kerim'le evlendiğimiz de ve öncesinde benim için bir çok ilke imza atmıştı. Benim için özel olduğu ve Kerim'den hatıra olduğu için satmayı düşünmüyordum.
Neyseki Kenan babam aracılığı ile üniversitede öğrenci işlerinden aldığımız bilgi ile anne babasından biri ya da ikisini kaybetmiş ve maddi durumu çok kötü olup devlet yurdu çıkmadığı için burs ve ev arayan 50 öğrencinin içinden durumu en kötü olan 3 kız öğrenciye ulaştım. Üniversite bahçesinde buluşup karşıdaki kafede oturup ne istediğimi anlattım.
Önce korktular. Aldığım bilgilere göre üçüde zorluklarla okulu kazanmış ve köy kasaba gibi kırsal yerlerden geliyordu. Bu yüzden de ister istemez durup dururken biri gelip neden bize bu kadar iyilik etsin diye düşünmüş olacaklardı. Onlara üniversite yıllarında çok sıkıntı çektiğimi hatta bazı zamanlar aç kaldığımı anlattım.
Adımı soyadımı söyleyince kızlardan biri:
"Ben sizi tanıyorum. Magazinde görmüştüm. Eşiniz vefat etmişti. Başınız sağ olsun." dedi, üzüntü ile.
"Teşekkür ederim canım. Evet. Kerim benim eşimdi. Biz burada bu şehirde tanıştık. Sizin oturacağınız evde yaşadık bir süre. Sonra İzmir'e taşındık. Kabul ederseniz okullarınız bitene kadar ücretsiz o evde oturabilirsiniz. Faturalar masraflar da dahil. Ben ödeyeceğim. Ayrıca bizim holdingten burs alacaksınız. Sizden tek isteğim her yıl tek bir zayıf ders getirmemeniz. Bu şekilde olursa evde kalabilirsiniz. Kabul ediyor musunuz?" diye sordum.
Üçü de benim kim olduğumu anlayınca kabul etti. Onlara evin anahtarını ve Akif'in numarasını verdim. Ne ihtiyacınız olursa kardeşimi arayabilirsiniz. Çekinirseniz karısını arayabilirsiniz. Onunda numarasını vereyim. Benim de numaram bu. Ne olursa olsun beni arayabilirsiniz. " dedim.
Üçününde gözleri dolu dolu olunca biri kalkıp yanıma geldi.
"Sana sarılabilir miyim, abla? Ben annemi hiç tanımadım. Annem olsaydı da senin gibi olmasını isterdim. Çok teşekkür ederim. " dedi, ağlayarak.
Ondan önce ben sarıldım. Diğerlerine de gelin işareti yapınca ikisi de seviçle kalkıp bana sarıldılar.
Onları ertesi gün eve götürüp evi gösterdim. Evi görünce şaşkınlıkla bakıp eski bir ev bekliyorduk diye itiraf etti bir tanesi. Bende gülümsedim, sadece.
Neyseki Gaziantep'teki günlerimiz çok verimli geçmiş. İzmir uçağında Gaziantep'e gökyüzünden bakarken Kerim'i düşünüyordum, hala. Elimi salladım:
"Seninle geçmişim bu şehirde. Yeniden gelip anılarımıza kavuşana kadar hoşçakal sevgilim." dedim.