EBRU'SAL MESELELER

1730 Kelimeler
Yazarın Anlatımından Feraye, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na iner inmez derin bir nefes aldı. Kendi memleket havasından Kerim'in memleket havasına girdiğinde derin bir nefes alabilmişti çünkü sevdiğinin ruhu da bedeni de bu topraklardaydı. Feraye, ailesi ile birlikte eve giderken bugün ve yarın dinlenmeyi düşünüyordu. Daha sonrasında Işıl'ın arayıp okula gidip yeni hocayla tanışmaları gerektiği ile ilgili ısrarlarına dayanamayıp o ve Sibel'le okula gideceklerdi. Işıl'ın tez canlı kişiliği onu yorsa da onun kişiliğini Funda'nın kişiliğine benzettiği için onu da Funda gibi seviyordu. Sibel, Işıl'a göre daha ağırbaşlıydı. Bunun sebebinin ise büyükşehirde büyümemesine veriyordu, Feraye. 1 yıl sadece 1 yıl bir arada okula gidip gelmişlerdi. Kayıt zamanı tanışıp arkadaş olmuşlardı. Onlarda 1 yıl okula ara vermişti. İkisininde ailevi sebepleri Feraye gibi onları da okuldan uzağa itmişti. O yüzden bu yıl ürününde son şansıydı. Bu yüzden tez için danışman hocaları ile iyi geçinmek zorundaydılar. Feraye eve girer girmez resmen kendini salondaki koltuğa atmıştı. Gizem'de hemen yanına oturdu. Efe ise kucağında kızı ile içeri girdi. Kızını annesine verip valizleri araçtan almaya gitti. Ebru valizini alıp direkt odasına gitti. Acelesi varmış gibi bir hali vardı. Zaten onlar geleli 10 dakika olmadan İpek kapıda bitmişti. Ev ahalisinin hiç birinden ses çıkmasa da bir şeyler döndüğünün farkındaydılar. Feraye, Ebru ile Cenk'in sevgili olduğunu biliyordu. Daha bu yıl sevgili olmuşlar ve 2 yıldır Cenk'i süründürüp en son pes etmişti, Ebru. Feraye, çok kafaya takmasa da Cenk ile ilgili bir durum olduğunu düşünüyordu. Bunu düşünmeyi bırakıp ayaklarını sehpaya uzattı. Efe arabada uyuyakalan Ayperi'yi alırken annesi de Kerim Ege'yi kucaklayıp odalarına çıkarmıştı. Nerede ise zaman akşam olduğu için Feride hanım akşam yemeğinin derdine düşerken Feraye onu durdurup: "Anne! Allah aşkına gel bir otur! Yorulmadın mı? Şimdi ev yemeklerini sevdiğin restoranttan birşeyler söylerim. Gel söyle otur." dedi, Feraye. "Yine mi uzattın sen o ayaklarını sehpaya?" diye homurdanan Feride hanım, hepsini güldürmüştü. "Anne! İndirdim, oldu mu?" diye takıldı, Feraye. "He oldu, hanımefendi!" derken kaşlarını çatıp ciddi olmaya çalıştı. Biraz sohbet muhabbet derken Feraye'nin sipariş ettiği ev yemekleri geldi. Gizem: "Ebru! İpek! Hadi yemeğe!" diye merdivenlerin başında durup yukarı bağırdı. "Biz yemeyeceğiz, abla! Size afiyet olsun. " diyen Ebru'nun sesi duyuldu. "Allah Allah! Bugün var bunda birşeyler! Hadi hayırlısı!" diye söylene söylene masaya gelen Gizem, oturup yemeğini yemeye başladı. "Yemeyecekmiş, ikisi de." dedi, sadece. "Ne oluyor bu kıza? Dün de surat beş karıştı. Bugün gelirken de sordum, neyin var diye. Beni geçiştirdi. Biriniz ağzını arayın. " dedi Feride hanım, endişeyle. "Anne sen kafanı yorma, onlara. Genç onlar. Bugün surat asar yarın gülerler. " dedi Efe, Gizem'in ağzına içli köfte uzatırken. Gizem'de onun verdiği köfteyi afiyetle yerken Efe'ye bir değişik bakıyordu. Efe'de bunu farketmiş, sırıtıyordu. "Masada oynaşmayın da yemeğinizi bitirip odanıza geçin. Aybüke uyanmadan. " diye eğilip Efe'nin kulağına fısıldayan Feraye, onlara sırıttı. "Aşk olsun, baldız. Çok ayıp. " dedi Efe, kızmış gibi bakarken. "Hadi olsun bari." diyen Feraye, onları ima etmişti ama o an ona aşık bir adamın aklından ve kalbinden geçtiğini bilmeden. Üst katta ise tam bir kaos vardı. Ebru, İpek'in sakinleştirme çabalarına daha da sinirlenmişti: "Ebru, bir sakin olsana be kızım! Başım döndü! Ne bu Mevlevi dervişi gibi dönüp duruyorsun?" dedi İpek, bıkkınlıkla. "İpek! Bana o öküzü savunmaya geldiysen hiç deneme! Allah'ın öküzü! Doktor olmuş ama insan olamamış! Gerçi daha doktor olmamdı, zaten hiç olamayacak çünkü ben onu boğunca öyle bir sorun kalmayacak! Düşündükçe deliriyorum!" dedi Ebru, yatağa kendini atıp sinirle yastığının kenarını ısırırken. "Tamam, yapmış bir hata! Senin de hemen çocuğu bilmem 5673. kez terk mi etmen gerekiyordu? Bir sakinleş! Cenk yapmaz öyle birşey! Bak, yeminler etti! Ben yapar mıyım benim aşkıma diyor!" dedi İpek, Cenk'in yine birşey yapmadığını Ebru'nun abarttığını düşünerek. "Kızım sel biraz alık mısın? Bazen o tıp fakültesini nasıl kazandığını düşünmüyor değilim, ha! Adam kızla sarmaş dolaş fotoğraf çektirmiş! Bir de utanmadan teyzemin kızı diyor! Bende teyzemin oğlu ile çektirdik, bir kaç fotoğraf! Nasıl? Bu da benim teyzemin oğlu! diye ama gerizekalı ortalığı yıktı! Sanki hakkı varmış gibi!" dedi Ebru, yastığın ucunu tekrar ısırırken. "Ben sizden gerçekten yıldım. Kızım siz 3 senede 10 sene mi yediniz, be? Asıl ben sizin o tıp fakültesini nasıl kazandığınızı merak ediyorum! O kıskanç öküz, sen de süpürgesiz cadısın! Aranızda kalmaktan yoruldum!" dedi İpek, oflayıp kendini yatağa sırt üstü atarken. "Kalma o zaman! Gel yanımda dur! O zaman arada kalmazsın! Ayy çıldıracağım! Yine arıyor! 3 gündür deli olup dağlara düşeceğim! Üşenmemiş Gaziantep'e gelmiş! Düşüne biliyor musun? Bir de çarşıda karşıma çıkmaz mı? Az kalsın sokak ortasında bir birimize giriyorduk. Tüm Antep'e rezil etti, beni. Lan Tahmin Kahvesi'nin orada liseden iki arkadaşımla oturmaya gidiyordum. Mekana varmadan yol ortasında karşıma çıkıp beni şok etti. O mekanlar bizim mekanlar. Çoğu kişi tanıdık." dedi Ebru, sinirden kızarmış yüzünü yastığa gömüp çığlık attı. Sonra başını kaldırıp devam etti: "Bir de demiyor mu? Şimdi gidip o teyze oğlun kimse ben onun feriştahını s.keceğim! Kızların yanında yerin dibine girdim. O pislikler de biz kavga ederken Cenk'in içine düştüler! Gözümden kaçmadı! Bundan sonra öyle arkadaşlarım yok benim. Sildim ikisini de! Kaltaklar! Sevgilimi yiyecek gibi bakıyorlar bir de! Ayy yine sinir oldum. Ben ne diyorum, ya!" diyen Ebru, odanın balkonuna çıkıp derin derin nefes alıp yeniden odaya girdi. "Neyse işte! Bu beyinsizle kavga ederken sokak ortasında birden dudağıma yapıştı! İpek! Sokak ortasında! Kesin tanıdık birileri görmüştür! Abime ve anneme yetiştirmeleri an meselesi! Bittim ben! Herkeste ne meraklıymış zorla öpülen kız görmeye! Gelen giden bize bakıyor. Ayıplayarak! O an kendime gelip tokadı bastım! Şerefsiz! Sen kimsin de beni sokak ortasında öpüyorsun!" deyip yerinde tepindi, Ebru. "Güzel miydi, bari?" diye kıkırdadı, İpek. "Gerizekalı! Ben ne anlatıyorum, sen ne diyorsun? Sanki ilk öpüşmemiz!" diyen Ebru, yastığı alıp İpek'in kafasına fırlattı. İpek, yastığı son anda tutup güldü: "Bilmem mi canım? Adam sana bademcik operasyonu yapıyor, her seferinde. Deli gibi aşık kızım, çocuk sana! Kıskanç olması dışında bir kusuru yok, bence." dedi İpek, saf saf. "Sen kimin tarafındasın, ha? Bak! Şimdi alırım seni elime! Cenk'in ajanı falan mısın? Seni gebertirim, öyleyse!" diyen Ebru, işaret parmağını kaldırıp İpek'e sallarken. İpek, Ebru'ya göz devirip ayağa kalktı. Ebru'nun kıyafet dolabına gidip karıştırmaya başladı: "Manyak manyak konuşup komplo teorileri üretmede hadi giyin. Bizimkiler bekliyor. Acil durum alarmı! Seni bekliyorlar. Daha doğrusu bizi!" dedi İpek, elindeki mini ince askılı siyah elbiseyi Ebru'ya uzatırken. "Kızım sen manyak mısın? Daha yeni geldim, Antep'ten. Yorgunum, çıkamam bir yere! Hem kimsenin yüzünü görmek istemiyorum. Depresyona girip 1 ay çıkmayacağım yatağımdan. " dedi Ebru, kendini yatağa atıp yüz üstü uzandı. "Kalk, kızım ya! Zaten millet hep tatile gitti. Diyorum ki bizimkileri de alıp Bodrum'a yazlığa gidelim. Yengeme ben söylerim. Şöyle hep birlikte bir tatil yapalım. Bugün söyleyeyim bizimkilere. Cenk'te burada kalsın, haber etmeyiz. Kudursun sana ulaşamayınca. " dedi İpek, Ebru'yu ikna etmek için. Ebru, direkt yattığı yerden doğrulup İpek'in elindeki elbiseyi kaptı. Elbiseye bakıp üzerine tuttu. Burun kıvırıp: "Bu iyi mi sence? Başka birşeylere de bakayım. Çok güzel olmam lazım. " diyen Ebru ile İpek amacına ulaşmanın rahatlığı ile kıkırdadı. "Ha, şöyle! Sen kaçıp saklanamazsın! Cenk'i terkettin, zaten. Şimdi gidip gecelere akalım. Zaten okul anamızı ağlatıyor bari tatilde dağıtalım kızım. Çocuklar 1 saate mekanda olurlarmış. O zamana hazırlanıp çıkarız. Arabamla geldim, canım." deyip göz kırptı, İpek. "Ablama söyledim ama beni dinlelemiyor! 2 yıldır, öylece yatıyor aldığım ehliyet. Kaza yaparmışım! Bir türlü yenemediği şu kaza yapma korkusunu! gidişle çeyizime saklayacağım! Ne çeyizi be? Off, ben evlenmeyeceğim ki!" deyip hazırlanmaya başladı. Ebru ve İpek ışıl ışıl ve tam bir gece kızı gibi aşağı indiklerinde onları ilk gören Efe oldu: "Ohoo! Hayırdır, kızlar? Nereye böyle, iki dirhem bir çekirdek?" diyen Efe, başını salladı ne iş der gibi. "Efe abi. Arkadaşlarla buluşacağız. Ebru bir aydır yok. Herkes tatile gitti. Bende burada öyle kaldım. Can sıkıntısından patlayacağım. Bizimkiler de gelmiş gittikleri yerden. Ebru'da gelince toplanalım dedik. " diyen İpek, tüm sevimliliği ile gülümsedi. "Kızım sen yorgun değil misin? Hem bu elbise ne bir karış? Git değiştir öyle çık!" dedi Feride hanım, kızının üzerine bakıp ayıplar bir tondan cık cıklarken. "Anne! Rahat bırak! Onlar genç, genç!" dedi, Gizem. "Hakikaten anne. Bir alışamadın bu bölgenin insanı için bunların sıradan şeyler olduğuna. Hem kız üniversite okuyor ve yetişkin. Ne yapıp yapmayacağına karar verecek yaşta. Hem benim kardeşim yanlış birşey yapmaz." dedi Feraye, Ebru'ya göz kırparak. Ebru, ablalarının desteğini alınca daha bir dik durup gülümsedi. "Tabi ki yapmam. Canım ablalarım. Sizi çok seviyorum. " deyip öpücük attı, Ebru. Feride hanım bir hışım yerinden kalkıp kızlarına baktı. En son gözü Ebru'ya değince başını iki yana sallayıp söylene söylene merdivenlere doğru yürüdü: "Tamam birşey demedik! Ne haliniz varsa görün! Çıplaklığın adına medeniyet deyip duruyorlar. Tövbe estağfurullah! Yorgunum zaten. Yatacağım ben!" diye diye çıktı, merdivenleri. Kızlar hep birlikte gülüşürken Efe konuya dahil oldu: "Kızlar sizi ben götüreyim! Malum iki fıstık bir araya gelmişsiniz. Sizi çocuklara emanet edeyim kafam rahat olsun. Olaysız bir gününüz yok ama yine de bugün bana iş çıkarmayın. Akıllı uslu eğlenip geç olmadan geri dönün. " deyip ayağa kalktı. "Off enişte ya! İpek araba ile gelmiş. Bir sal bizi ya! Biz gideriz. Olaysız bir gün olacak inşallah. Hadi biz kaçtık." dedi Ebru, İpek'le kapıya yönelirken. "Duyda inanma! O Cenk denen arkadaşına söyle elimde kalmasın! Senden uzak dursun! Anlamadım sanmasın! Şerefsiz içine düşecek!" dedi Efe, yüksek sesle. "Efe! Sen nereden biliyorsun, Cenk'i?" dedi Gizem, şaşkınlıkla. "Bilmeyen mi var, anasını satayım! Her dışarı çıktıkları geceler onları karakoldan bardan toplayan benim! Her seferinde bu Cenk denen çocuk bunun etrafında iken olmuş ne olmuşsa. " dedi Efe, sinirle. "Dış kapının kapanma sesi gelince Efe Gizem'in yanına oturup iki kız kardeşe birden konuştu: "Bak bu Cenk'i araştırdım. Adamın babasının her pis işte adı geçiyor. Ne hikmetse her işten sıyrılmış. Yani mafyatik bir aileye heba ettireceğiz bir kardeşim yok. Sözde çocuk babasının işlerine hiç bulaşmamış. Bunun bir de abisi var. Oda Üniversitede hocaymış. Ya babalarının işleri ile hiç ilgilenmiyorlar ya da bu okudukları okullar meslekleri paravan. Ebru'yu Cenk'ten uzak tutun! Sizi dinler belki. " dedi Efe, sıkıntılı bir nefes verirken. "Hadi kalk. Sende yoruldun, aşkım. Aybüke uyanmadan biraz dinlenelim. Zaten kızımızı annenin odasına yatırdım." deyip imalı imalı baktı, Gizem'e. Feraye bu cilveleşmeyi görse bile görmemiş gibi yaptı çünkü şuan aklında daha önemli şeyler düşünürken buldu, kendini. Gerçekten Efe'nin dediği kadar tehlikeli bir ailemiydi, Cenk'in ailesi. Oysa Cenk'le Ebru'nun aracılığı ile tanışmış ve çocuğu çok efendi bulmuştu. Üstelik Ebru'ya bakarken kirpiklerinin titremesinden de ona ne kadar aşık olduğunu görmüştü. "Ebru, acaba Cenk'in babasının pis işlerinden haberdar mı? İnşallah kardeşimin başına birşey gelmez. En kısa zamanda bir ağzını arayayım, bakalım. " diye geçirdi Feraye, içinden. Gizem ve Efe iyi geceler deyip odalarına gidince Feraye salonda tek kaldı. Başını koltuk başlığına iyice yatıran Feraye: "Bende gidip bizim canavarlar uyanmadan biraz dinleneyim. Yatağımı özledim." deyip ayaklandı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE