Müjde

1498 Kelimeler
Seher Bugün başımdaki bandajı çıkaracaklar. Heyecanlı mıyım? Değilim. İyileşmeye başlamıştım ama beni bekleyen zehir gibi bir hayat vardı. Ailem tarafından bulunmamın an meselesi olduğunu biliyordum. O kadar medyatik olmuştum ki, bu durumda saklanmak neredeyse imkânsızdı. Bir hastane odasında, yatağa bağlı bir şekilde yaşamak, dışarıda beni bekleyen hayattan her haliyle daha iyiydi. Hatta bir çöplükte unutulup gitmek bile daha iyiydi. Yine o tanıdık gösteri için odam dolmuştu. Bu insanların yapacak başka işi yok herhâlde. Doğru ya, onların işi benim hikâyemdi. Bu sefer bonus olarak Alper de gelmişti. Oğuz Bey, iki oğlunu yanına alarak göğsünü kabarta kabarta poz verirken ne kadar gururluydu. Altay’ın suratı asıktı. Bunun benden kaynaklandığını düşünmek istemiyordum ama Alper’e ters ters bakışlarını görünce sebebin o olduğunu anladım. Doktorlar, “Şimdi hastamızın bandajını açacağız,” diyerek ekranlara poz veriyorlardı. Artık onlar bile işlerini bir şova dönüştürmüştü. Sayemde herkes şovmen olmuştu. Bir ben başaramadım. Silik olmak, unutulmak, hatırlanmamak istiyordum. Alper, “Baba, ilk bandajı sen aç,” dedi sırıtarak. Nereye varmak istediğini bilmiyordum ama Oğuz Arwen bu fırsatı kaçırmazdı. Yanıma gelip patlayan flaşlara bakmayı ihmal etmeden, “Bu tarihi ana hepimiz büyük bir heyecanla şahitlik ediyoruz…” Sonrası ne söylediği umurumda değildi. Alper, babasının yanında sırıtarak dururken ben öfkeden dudaklarını ısıran Altay’a bakıyordum. Dikkatinizi çekmiştir, değil mi? Artık ona aşkım, sevgilim, meleğim ya da öküzüm bile demiyorum. Onun için hiçbir şey ifade etmediğimi düşünüyordum. Zaten bugün her şeyi ona itiraf edip gidecektim. Nezaket olsun diye veda edecektim. Gideceğimi bilmek belki onu sevindirirdi. Sağımda Oğuz Bey vardı. Alper soluma geçmeye çalışırken elimi Altay’a uzattım. Alper ile görünmektense onunla görünmeyi tercih ederdim. Daha elimi tam kaldırmadan, Altay hızla geldi ve Alper’i bedenini kullanarak uzaklaştırdı. Yanıma geçtiğinde elini tuttum. Başımı kaldırıp ona baktım. Birazdan ona bir müjde verecektim. En azından son görevimi yapmam gerekiyordu. Bandajlar her açıldığında, yaralarımın üzerine yapışmış saçlarımı koparırken canımı acıtırdı. Ama bu sefer farklıydı. Bu sefer açılan bandajlar, bir daha kapanmamak üzere açılıyordu. Oğuz Bey, yavaş ve dikkatlice, sanki bu anın tadını çıkarırcasına hareket ediyordu. Biraz daha hızlı olsa fena olmazdı! Canım zaten kaç defa parça parça olmuştu. Bu mu beni acıtacaktı? Sonunda son bandaj açıldığında, bir tarafı kazınmış saçlarım komik bir şekilde ortadaydı. Alper alayla gülerken, Altay’ın bakışları daha sevgi doluydu. O olmasaydı, utanırdım. Bu şekilde kameraların karşısına çıkmak küçük düşürücüydü, ama önemli değildi. Zaten küçük düştüğüm ne ilk ne de son olacaktı. Gözlerimden bir damla yaş yanaklarımdan aşağı süzülürken, herkes bunu mutluluktan sanıyordu. Mutluluk mu? Altay’ın elleri benim ellerimdeyken neden titriyor, neden terliyordu? Daha fazla katlanmak istemiyor muydu acaba? Ellerini sıkıca tutmuştum, ama sonra gevşettim. O an, ellerimi daha sıkı tuttuğunu hissettim. Ya Alper’e oynuyordu ya da ekranlara. Önemli değil. Zaten bu benim oyunumdu. Ve oynamaya devam etmem gerekiyordu. Yüzümde bir kaç damla yaşla, kollarımı açtım. Altay’ı kollarımın içine çekerken hissettiklerimi tarif etmek mümkün değildi. Başka bir hayatta başka şartlarda olsaydık… *** Altay Alper’in ne işi var burada? Attığım dayak yetmemiş herhalde. Bir de utanmadan Seher’in yanına gidiyor. Buna müsaade edemem. Tam hareketlenecekken, Seher elini kaldırdı. Oh be! Beni başka bir yükten kurtardı. Yoksa bunun açıklamasını nasıl yapacaktım? Sonra elimi tuttu. Nasıl da heyecanlandım. Bu kadar basit biri için… Sanırım ekranlar karşısında başlattığı oyununu sürdürüyor. Profesyonel biri olduğunu biliyorum. “Bu kadar içten bakma bana. O ela gözlerinden neden yaş damlıyor?” Bunlar içimde geçen sorulardı. Aklımdan geçenleri okusaydı, kim bilir ne kadar utanırdım. Saçlarının bir kısmı kazınmıştı ama hâlâ çok güzeldi. İlk defa onu güzel buldum. Yok artık, daha neler? Şimdi de kollarını açtı. Ben de ayıp olmasın diye sarılayım bari. Bu onun için önemli olmalı. Sonunda yüzüne kavuşmuş, ayaklanacak. Hemen gider mi acaba? Gitmese… Ona alışıyor muyum? Günlerdir beraberiz zaten. Bu kadar uzun süre bir odada tıkılıp kalmak… Sabah gelip akşama kadar yanında oturuyorum. Neden sıkılmıyorum ki bunun yanında? Suyuma ilaç mı kattılar? Beni mi okuttu? Başka bir açıklamam yok. Boynundan yükselen sıcaklık ne? Bana neden böyle yapıyor? Ne kadar kırgın olduğumu, ne kadar kırılgan olduğumu bilmiyor mu? Annesiz büyümüş bir çocuğun bir kadının kollarında bu kadar sevgi ve şefkatle sarılması doğru mu? “Ne oldu kardeşim, ağlıyor musun? Kıyamam bunlara ya,” dedi Alper. Nasıl da yakalamıştı beni. Pislik herif, her fırsattan yararlanmayı biliyordu. Bu alkışlar bizim için mi şimdi? Ne tuhaf… “Ne ağlaması, gözüme saçı girdi,” demeyi o kadar çok isterdim ki, ama yalandı. Hem bu kadar kişinin içinde kendime sakladım. Babam buradayken Alper’i tersleyemezdim de. “Ş-şey, saç…” diye kekeledim. Odada bir anda “Oooo” sesleri yükseldi. Neyse ki herkes istediğini almıştı. Birer ikişer çıkıp gidiyorlardı. Ama lanet olası kardeşimin gitmeye hiç niyeti yoktu. Babam çıksın da görsün gününü… Babam, “Aferin çocuklar, aferin. Çok iyiydiniz,” dedi yüzünde tatmin olmuş bir gülümsemeyle. Bir film stüdyosunda mıydık? Bize verilen rolleri mi oynamıştık az önce? Az önce hissettiklerim birden uçup gitti. Dalkavuk danışman hemen atladı, “Efendim, harikaydı. Hisseler tavan yaptı. Şimdi tüm platformlarda zirvedeyiz.” Babamın gözleri parladı. “Güzel, güzel,” diye mırıldandı, sanki her şey planlandığı gibi gitmiş gibi. Babamın salyaları akıyordu adeta. Piyasalar düzelmişti, hatta kara geçilmişti. Bu köylü kız, herkes için bir mucize olmuştu. Ama benim için? Benim için bir yıkım olmak üzereydi. *** Seher Altay’ın kollarımdayken titreyerek ağladığını görmek, kalbime bir bıçak gibi saplandı. Neden bu kadar kırılgandı? Bu kadar kırılgan olmasına rağmen, neden bu kadar sert görünmeye çalışıyordu? Herkes gitmişti. Şimdi bizim için gerçekleri konuşma zamanıydı. Her zaman ilk o gelirdi beni görmeye, en son da o çıkardı. Bir saat bile geç kalsa, başına bir şey mi geldi diye kahrolurdum. Ama hep zamanında gelirdi. Şimdi ona söylemem lazım. Kim olduğumu bilmeye hakkı var. Artık tek başıma kalkabiliyordum. Daha önce kalkmak için onu kasten çağırırdım, eziyet olsun diye. Onun bu duruma söylenmesi bile hoşuma gidiyordu. Hatta… alışmıştım ona. Ama işte buraya kadardı. Belki o bir şey söylese… Durur muyum? Dururum. Hayır, giderim. Yüreğim kanaya kanaya giderim. Benim yüzümden ona bir şey olmasına nasıl dayanabilirim ki? İkimiz de sustuk. O sustu, ben sustum. Söylememiz gereken bir şeyler vardı. Ama o hiçbir şey söylemedi. En azından neden kollarımdayken ağladığını açıklasaydı… “S-saç,” falan bir şeyler dedi ama inandırıcı değildi. Duygularımı itiraf etsem? Olmaz. Bize, kızların açılmasının doğru olmadığı öğretilmişti. Şimdi söyleyip ne elde edecektim ki? Belki bu, son görüşmemizdi. Bir de bununla mı uğraşalım? Ama asıl korkum bu değildi. Ona gerçek hislerimi açıklarsam hem kendimi küçük düşürürdüm—çünkü bu tür kızlar hakkında pek iyi düşünülmezdi—hem de ya beni terslerse? İşte o zaman… En iyisi, kim olduğumu söyleyip gitmekti. “Altay,” dedim, yataktan doğrulurken. O yine benden kaçmak ister gibi, camın kenarında durmuş, muhtemelen benden ne zaman kurtulacağını düşünüyordu. Bana dönmeden, “Evet?” dedi soğuk bir sesle. “Sana bir müjdem var,” O kadar hızla döndü ki, sanki aynı şeyi istiyormuşuz gibi geldi bana. “Ne müjdesi?” diye sordu, bir anda yüzüme bakarak. Sonra alaycı bir sesle ekledi, “Yoksa kurtuluyor muyum senden? Gidiyor musun?” Bu kadar mı istiyordu gitmemi? Müjde derken bunu anladığına göre… “Evet, gidiyorum,” dedim, sesim titreyerek. Göz bebekleri titredi. Duyduğuna sevinmesi gerekiyordu, değil mi? “Ohh, şükürler olsun,” dedi ve başını çevirdi. Dönmesi iyi oldu. Yoksa yüzümdeki nefreti hissedebilirdi. Ben onun için neler düşünüyordum, o ise benden kurtulmaya can atıyordu. *** Altay Doğru mu duydum? Gerçekten gidiyor muydu? Peki neden şimdi? Tam alışmışken, tam bu kadar yanında olmaya başlamışken… Neden canım yandı “gidiyorum” derken? Kalbimden bir parça eksilmiş gibi hissettim. Göz göze gelmemeliyim, yoksa gitmesini istemediğimi anlar. Hem böyle daha kolay olur. “Sana anlatmam gereken bir şey var,” Ne anlatacak acaba? “Hiçbir açıklama yapmak zorunda değilsin,” dedim hemen. “Ama anlatmam lazım.” Lütfen git artık. Daha fazla durma. Konuşacak durumda değilim. Sana bakarsam, konuşursam, zayıf olduğumu anlarsın. “Benim hakkımda bilmen gerekenler var,” dedi tekrar. Ağlıyor muydu o da? Kadınlar zayıf, o ağlayabilir. Ama erkekler ağlamaz. Annesizlik canıma tak ettiğinde, evdeki dolaba saklanırdım. Cici annem ve kardeşim ağladığımı görürse dalga geçerlerdi. Babam gelip beni dolaptan çıkardığında hep aynı şeyi söylerdi, “Erkekler ağlamaz.” Çocuk aklı işte. Ben yine de dayanamaz, ağlardım. “Hakkımda kötü düşünmeni istemiyorum,” “Tamam, sen bilirsin. Konuşma benimle. Şunu bil, sana söylediklerim için, yaptıklarım için üzgünüm.” Dönemem şimdi. Dönersem gitmesine izin vermem. Konuşamam da, yoksa ağladığımı anlardı. *** Arwen Hastanesi Önü “Ağam, hastane burası,” dedi Şivan. Hasan Ağa arabadan inip etrafı süzdü. İstanbul gibi bir yerde bile kendi gölgesini arar olmuştu. “Bakın çocuklar, ters bir şey söyleyip işimizi zora sokmayalım,” dedi etrafına toplanan adamlarına. “Bir daha söylüyorum: Biz, kızını kaybetmiş acılı bir aileyiz. Zavallı torunum hafızasını kaybetmiş. Kaybolmuş. Onu almaya geldik.” Adamlar başlarını sallayarak onayladılar. “Anlaşıldı, Hasan Ağa. Merak etme,” dedi biri. Hasan Ağa gözlerini kısarak hastaneye baktı. “Hele bir kızı çıkaralım buradan… ona neler yapacağımı ben bilirim. Ama buradan çıkıncaya kadar hiçbir şey belli etmek yok. Sessiz olun, dikkat çekmeyin.” Herkes sessizce bir yerlerini düzeltti, kimisi gömleğinin düğmelerini, kimisi şalvarının paçasını. “Sakin olun,” demek kolaydı, ama içlerinde öfke fokurdayarak kaynıyordu. “Şivan, hadi bakalım. Önden git, konuş bakalım içeriyle. Torunumuzu bulalım,” dedi Hasan Ağa, soğuk ve kontrol dolu bir sesle.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE