TANIDIK YABANCI

2095 Kelimeler
2. BÖLÜM (CEMRE) Nihayet dakikalar sonra evin önüne gelmiştim. Hala bunu yapmak istediğimden emin olmasam da, başka türlü içimdeki sesi durduramayacaktım. Kapıya geldiğimde derin bir nefes alıp anahtarı çevirdim. Ama karşımda hiç de karşılaşmak istemeyeceğim bir manzara gördüğümde, hafif bir çığlık atıp ellerimle yüzümü kapatarak arkamı döndüm. ‘’Sen de kimsin! Ni... niye çıplaksın sen!’’ Belli belirsiz bir ‘’Siktir...’’den sonra kapı çarpma sesinin ardından yavaşça arkamı döndüğümde odaya kaçtığını anladım. Evin boş olmasını beklerken hiç tanımadığım bir adamın duştan çıkmış, yarı çıplak halini görmek zorunda kalmıştım. Anlık bir şaşkınlıkla eve göz gezdirdim. Her şey 1 yıl önce onun son kez bıraktığı gibiydi. Birkaç dakika içinde kapı açılma sesiyle yeniden gözlerimi kapatıp arkamı döndüm. ‘’Korkma, çıplak değilim artık. Bakabilirsin.’’ Rahatlamış bir şekilde ona döndüğümde ıslak dağınık saçlarıyla, siyah eşofman, üzerinde boya lekeleri olan beyaz salaş tişört giymiş, kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından meraklı gözlerle beni süzüyordu. ‘’Kim olduğunu söyleyecek misin, yoksa haneye tecavüzden polis mi çağırmam gerek?’’ ‘’Asıl sen kim olduğunu söyleyecek misin? Ne işin var bu evde? ‘’ Sinirli bir gülüş attı. ‘’Pardon? Şu an kim kimin evine izinsiz, hatta hırsız gibi girdi acaba? Cevap beklenen kişinin ben olduğuna emin miyiz?’’ ‘’Hırsız mı? Anahtarım vardı bir defa!’’ Sıkıntılı bir iç çekti. ‘’Ben bu evin kiracısıyım ve senin ev sahibim olmadığına yüzde yüz eminim.’’ ‘’Na... nasıl? Kiracısı mı? Ne zamandan beri?’’ Omuz silkti. ‘’1 hafta falan olmuştur. Sahi anahtarım neden sende? Alabilir miyim onu?’’ Bana doğru bir adım attığında bende bir adım geri çekilmiştim. ‘’Olduğun yerde kal, tamam mı? Mine teyzeyi arıyorum hemen.’’ Bir şey söylemesine fırsat vermeden hızla telefonumu çıkarıp arama tuşuna bastığımda ikinci çalışta açılmıştı telefon. ‘’Mine teyze?’’ ‘’Cemre? Sen iyi misin, her şey yolunda mı?’’ ‘’Evet, evet iyiyim. Ama... şey... burada... biri var.’’ ‘’Biri mi?’’ ‘’Evet. Kiracınız olduğunu söylüyor. Bu doğru mu?’’ Kısa bir sessizlik. ‘’Mine teyze? Orada mısın?’’ Hafif bir iç çekti. ‘’Ben... özür dilerim, tamamen aklımdan çıkmış. Evet, eve yeni bir kiracı geldi. Umarım bir sorun yaşamamışsınızdır? Her şey yolunda mı?’’ Sıkıntıyla karşımdaki adama baktım. ‘’Yolunda Mine teyze. Çıktığım zaman seni ararım. Görüşürüz.’’ Bakışlarımı ondan ayırmadan telefonu kapatıp çantama attım. ‘’Artık anahtarımı alabilir miyim?’’ Dişlerimi sıkıp isteksizce anahtarı uzattım. ‘’Evde birinin yaşadığından haberim yoktu. Yoksa bu şekilde girmezdim.’’ Gözlüğünü hafifçe düzeltti. ‘’Bunu bir özür olarak mı kabul etmeliyim?’’ Kaşlarımı çattım. ‘’Özür dilerim, tamam mı? Oldu mu?’’ ‘’Sandığın kadar zor değilmiş demek ki.’’ Tek kaşını kaldırıp gülümsediğinde gamzeleri hafifçe belli etmişti kendini. Ama bu ukala ve sinir bozucu olduğunu düşünmeme engel değildi tabii ki. Kendime gelip kapıya yöneldim. ‘’Gitsem iyi olacak.’’ Çıkmak için kapı koluna hamle yaptığımda durdurdu. ‘’Baksana, neden buraya geldin? Gerçek anlamda yani. Evde birinin olduğunu bilmiyor olduğuna göre, boş bir dairede ne yapmak istediğini merak ettim doğrusu.’’ ‘’Bilmene gerek yok. İzin verirsen çıkabilir miyim artık?’’ Hafifçe başını eğip dikkatlice yüzümü inceledikten sonra heyecanla gözlüğünü düzeltti. ‘’Bir saniye. Sen... osun. Tabii ya! Yüzünün tanıdık geldiğine emindim. Sen Kelebek dergisindeki yazarsın, değil mi?’’ Şaşkınca yüzüne baktım. ‘’Takip ediyor musun?’’ ‘’Tüm kadrosunu ezbere bilecek kadar uzun süredir hem de.’’ Hafifçe güldüğümde merakla yüzüme baktı. ‘’Neden güldün?’’ Omuz silktim. ‘’Bilmem. Bir dergi köşesinde yazdığım için birinin beni tanıyacağını düşünmemiştim hiç.” Yeniden gözlüğünü düzelttiğinde kısılmış bakışları derinlere doğru kaymıştı. ‘’Ve şöyle bitiyordu şiir. Sen maviliklerin ufkunda kaybolurken ve gömülürken zifiri karanlığa gözlerin, tek bir kez sormak isterdim sana sevgilim. Tanrı mı bizi ayırmıştı, yoksa aşk bize ezelden haram mıydı? “ Boğazımın kuruduğunu hissetmiştim. Bakışları tekrar bana döndüğünde gözlerimi kırpıştırıp dikkatle yüzüne baktım. ‘’Sen... bu şiiri nereden biliyorsun?’’ ‘’Dergide paylaştığın ilk şiirindi, doğru mu hatırlıyorum?’’ Hafifçe yutkundum. ‘’Evet ama... Bu çok uzun zaman önceydi. Sen... nasıl...’’ ‘’Dergiyi uzun zamandır takip ettiğimi söylediğimde pek inandırıcı olamadım herhalde?’’ ’’Yok, ondan değil de... Şaşırdım sadece. Bunca zaman sonra, öyle aniden tanımadığım birinin ağzından duymak... garip hissettirdi biraz.’’ Gözlerini hafifçe kısıp belli belirsiz gülümsediğinde, göz kenarlarındaki kırışıklığı ve gözaltlarındaki yorgunluğu farketmiştim. ‘’Gözlüklerinizi çıkarma lütfunda bulunsanız da, gök mavisi yahut deniz yeşili gözlerinizi görebilme şerefine erişmiş olsam,’’ dediğinde elim bir an için istemsizce gözlüklerime gitti. ‘’Ve yavaşça gözlüklerini çıkardı kadın. Nereden bilebilirdi ki adam, yüreğini yerinden edecek, hatta geçmişini değiştirecek bir çift kehribar gözün o an hayatına giriverebileceğini. Hem de alelacele bir telaşla. Geç kalmışçasına.’’ Gözlerimi şaşkınlıkla açılmış bir halde gözlerinden ayırmadan öylece yüzüne baktığımda yeniden gülümsedi. ‘’Kahve?’’ ***** Kahvelerimizi alıp balkondaki sandalyelerimize kurulduğumuzda büyük bir yudum aldım bardağımdan. ‘’ ‘’Birisi yazara benzemiyorsa, mutlaka bir şeyler yazıyordur’’ diye bir söz duymuştum. Senin için söylemişler belli ki.’’ Hafifçe gözlüğünü düzeltirken kıkırdadı. ‘’Pek belli etmesem de, evet. Ama senin kadar profesyonelce değil. Yani öyle senin gibi dergilerde yazabilecek kadar değil. Daha çok karalama diyebiliriz benimkilere.’’ ‘’Anladım, hobi olarak yani. Ne iş yapıyorsun peki?’’ ‘’Önceden başka işlerle uğraşmıştım ama, uzun bir süredir sahaflık yapıyorum. Küçük bir dükkanım var barlar sokağına yakın, orayı işletiyorum.’’ ‘’Kimse bir sabah ‘’Ben kesinlikle sahaf olmalıyım’’ diyerek uyanmaz herhalde. Nerden aklına esti sahaflık?’’ Hafif bir iç çekti, bakışları kahvesindeydi. ‘’ Yaşanmışlıkları yüzünden. Raflara dizdiğim her bir kitapta başkalarına ait izler bulmayı seviyorum. Notlar, telefon numaraları, fotoğraflar, sayfaların içinde unutulmuş birkaç şey... Onların hikayelerini, kimlere ait olduğunu, geride bıraktığı izleri düşünmeyi seviyorum.’’ Bakışları bana yöneldi. ‘’İnsanların güzel anılarını ve yaşanmışlıklarını paylaşmayı seviyorum.’’ Masanın üzerinde dağılmış kağıtlar... Etrafa saçılmış fotoğraflar... Raflardan dökülmüş kitaplar... ‘’Hey, duyuyor musun beni? İyi misin?’’ Yükselen sesi karşısında anlık bir irkilmeyle kendime geldim. Gözümün önünde bir anlık canlanan sahneden sonra başıma giren ağrı karşısında sıkıntıyla alnımı ovuşturdum. ‘’Her şey yolunda mı? Al, biraz su iç istersen.’’ Elimin titremesini belli etmemeye çalışarak bardağı alıp suyu kafaya diktim. Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. ‘’Özür dilerim. Ben... Bir şey düşünüyordum da. Dalmışım.’’ Bir an için dikkatle beni süzdükten sonra hafif bir iç çekip, yeniden gözlüğünü düzeltti. ‘’Sen peki? Sadece dergide yazarlık mı yapıyorsun, yoksa uğraştığın başka bir işin var mı?’’ ‘’Aslında psikoloji mezunuyum, ama kendi işimi yapmadım şimdiye kadar. Başka işlerle uğraştım. Şimdilerde bir vakıfta danışmanlık hizmeti veriyorum. Birtakım projelerde falan yer alıyorum. Dergi de içimi dökmek için bir kaçış işte.’’ ‘’Sadece dergi için mi yazıyorsun, yoksa yazdığın başka şeyler de var mı?’’ ‘’Aslında... dergi için değil ama, bir hikaye yazmaya çalışıyorum bir süredir. Gerçi yazabileceğimden de pek emin değilim artık.’’ Son cümlem fısıltı gibi çıkmıştı. Kahvesinden bir yudum aldı. ‘’Neden kendi işini yapmadın peki şimdiye kadar?’’ Cevap vermekte kararsız kalmıştım. ‘’Aslında bu biraz... karışık bir konu.’’ ‘’İyi bir dinleyiciyimdir. Yani... tabii... anlatmak istersen diye söyledim.’’ Bakışlarım bardağımdaydı. ‘’Oldukça zor bir dönem geçirdim. Kendi işimi yapmayı imkansız kılan bir süreçti bu. Terzi kendi söküğünü dikemez misali.’’ Hafif bir iç çekip ona yöneldim. ‘’Eve nasıl taşındın? Yani... nasıl buldun? Nereden?’’ Hafifçe boğazını temizleyip bardağını avuçladı. ‘’Eski ev sahibim yüklü zam yapınca apar topar çıkmak zorunda kaldım. Burayı da aşağıdaki tekelci abi sağ olsun, o söyledi de öyle buldum. Yoksa epey zaman dükkanda yatıp kalkmak zorunda kalacaktım. Yeni ev sahibim de sağ olsun, ücret konusunda hiç üzmedi beni.’’ ‘’Peki... senden bir şey rica etsem?’’ ‘’Yapabileceğim bir şeyse neden olmasın.’’ ‘’Evi gezebilir miyim?’’ Dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi açılıp kapansa da vazgeçti. Bakışları bir an için dağılmıştı. ‘’Senin için sorun olacaksa...’’ ‘’Yok... ne sorunu da... Merak ettim sadece. Buraya neden geldiğini de söylemedin hala.’’ ‘’Burası... erkek arkadaşımın eviydi. Yani o ölmeden önce.’’ Boğazıma oturan yumruyu gidermek istercesine yutkundum. ‘’Ben... çok üzgünüm. Gerçekten.’’ Havayı dağıtmak istercesine zoraki gülümsedim. ‘’Evi gezebilir miyim?’’ ‘’Tabii, gelsene.’’ Ağır adımlarla salona girdiğimde gözüm kitaplığa kaymıştı. Onu ilk kez uyurken izlediğim o sabahı hatırlayıp gülümsedim. İlk zamanlarımızı daha iyi hatırlamama rağmen, bir yerden sonra film kopuyordu sanki benim için. Salondan çıkıp yatak odasına yöneldim. Kapıya geldiğimde derin bir nefes alıp ona baktım. ‘’İçeri girmemde sakınca var mı?’’ ‘’Keyfine bak.’’ Hafifçe gülümseyip bir adım geri çekildi. İçeri girdiğimde yine her şey bıraktığı gibiydi. Yatağı, dolabı, aynalı masası... Sadece yerde birkaç parça çanta vardı, bu da o çocuğun olmalıydı. Saçlarını karıştırıp mahcup bir şekilde gülümsedi. ‘’Oldukça zevkli biriymiş. Sevgilin yani. Bu arada daha tam yerleşemedim odaya. Eğer seni rahatsız edecekse bu odadaki eşyaları kullanmam...’’ Yavaşça yatağın pencere tarafındaki köşesine oturdum. Çarşafa dokundukça zihnim karıncalanıyordu sanki. ‘’İstersen bu gece yanında kalabilirim, yine kabus görmekten korkuyorsan eğer. Merak etme, ben yerde yatarım...’’ ‘’İyi uykular Kelebek. Bu ışık senin için hep açık kalacak...’’ Derin nefes al, ver... ‘’Sana ait olmayı seviyorum. Tüm kalbimle, tüm varlığımla, her şeyimle...’’ Hayır... Hayır... Şimdi değil. Derin nefes... Başıma saplanan ağrıya karşı acıyla gözlerimi yumdum. ‘’Olmaz, şimdi olmaz... Olmaz...’’ ‘’İyi olacaksın, söz veriyorum.’’ ‘’Hayır... Hayır iyi falan olamayacağım... Olamayacağım...” ‘’İyi misin?’’ ‘’Güçlü olmak zorundasın.’’ ‘’Yapamıyorum anlasana! Güçlü falan olamıyorum ben, yapamıyorum, beceremiyorum... Nefes alamıyorum... Yapamıyorum...’’ ‘’Cemre! Kendine gel artık! Yüzüme bak! Gözlerini aç ve yüzüme bak! Yalnız değilsin, ben yanındayım, güvendesin Cemre, gözlerime bak!’’ Gözlerimi ağır ağır araladığımda kollarımdan sıkıca tutmuş, endişeli gözlerle bana bakıyordu. ‘’İyi misin? Lütfen bir şey söyle, bak korkutuyorsun beni.’’ ‘’Sen... bana ne dedin?’’ ‘’Ne... ne dedim ben? Beni korkutuyorsun dedim ben, ne dedim ki?’’ ‘’Hayır... hayır sen... Sen başka bir şey söyledin. Duydum. Duydum seni, eminim!’’ ‘’Ne dedim ben anlamıyorum ki. Bak cidden korkmaya başlıyorum artık.’’ ‘’Sen bana... yalnız değilsin dedin. Ben yanındayım, güvendesin Cemre, gözlerime bak dedin.’’ Şaşkınlıkla gülerek kollarımı bırakıp bir adım geri çekildi. ‘’Yo.. yo hayır, öyle bir şey... Ben öyle bir şey söylemedim.’’ ‘’Duydum seni, güvendesin dedin bana. Ben yanındayım dedin. Ben... Deniz’in sesini duydum. Onun sesini...’’ Gözlerimde biriken yaşların akmasına engel olamamıştım. Bir adım daha geri çekildi. ‘’Bak sen gerçekten iyi değilsin. Hastaneye falan götürmemi ister misin?’’ ‘’Duydum diyorum sana, neden inanmıyorsun?’’ ‘’Şşş, hey tamam, tamam sakin. Ben öyle bir şey söylemedim. Bak şu an tahminimce bir kriz falan geçiriyor olabilirsin. Kullandığın herhangi bir ilacın var mı?’’ Hızla gözlerimi kurulayıp derin bir nefes aldım. ‘’Bak ben sana öyle bir şey demek istemedim, tamam mı? Sadece... şu an burada ikimiz varız ve...’’ Sıkıntılı nefesini verdi. Onu çok özlediğinin farkındayım. Onun evindesin, onun odasındasın. Anıların canlanıyor, acı çekiyorsun anlıyorum. Ama duyduğun şey her neyse gerçek değildi. Sadece yüreğinden onun sana seslendiğini duydun, hepsi bu.’’ Utangaç bakışlarla ona yöneldim. ‘’Ben... çok özür dilerim. Gerçekten, sana bağırmak istemedim. Ben... ben...’’ ‘’Tamam, sorun yok. Geçti, her şey yolunda. Önemi yok, tamam mı? Sen iyi misin şimdi?’’ ‘’Evet, iyiyim. Şey, ben... Artık gitsem iyi olacak.’’ Hızla mutfağa geçip masanın üzerindeki eşyalarımı alıp kapıya yöneldim. ‘’Kahve için teşekkürler. Ani gelişim için de tekrar özür dilerim.’’ ‘’Lafı bile olmaz.’’ Ben kapıyı açmak üzereyken tekrar durdurdu. ‘’Şey... baksana. Yeni bir hikaye yazıyorum demiştin. Neden tamamlayamayacağını düşünüyorsun?’’ Sıkıntılı bir iç geçirdim. ‘’Uzun zaman önce karar vermiştim bu hikayeyi yazmaya. Hatta ona sözüm var bu hikâyeyi bir gün bitireceğime dair. Ama... bilmiyorum.’’ Yüzüne dökülen birkaç tutamı geriye iterken tekrar gözlüğünü düzeltti. ‘’Neden ama?’’ Omuz silktim. ‘’Bilmem. Aslında sorun ne onu da bilmiyorum. Yazmak istediğim çok şey var, ama ne zaman kalemi elime alsam kafamın içi bomboş sanki. Birbirinden kopuk parçalar, birleştirmek çok güç.‘’ ‘’Belki doğru yerden başlamıyorsundur. Ya da hikayenin başlangıç noktasını bulamadın. Belki de yanlış yere bakıyorsun, olamaz mı?’’ Kafam karışmış gibi yüzüne baktım. ‘’Ben... ne demek istediğini anlamadım.’’ Hafifçe dudaklarını ıslattı. ‘’Sana bir teklifim var. Ama hayır demeden önce bir düşün, tamam mı?’’ Belli belirsiz bir iç çekti. ‘’Eğer istersen seninle bir hikayemi paylaşabilirim.’’ Dalga geçip geçmediğini anlamak istercesine yüzüne baktım. ‘’Kendi hikayeni benimle paylaşacak mısın?’’ ‘’Sende istersen. Ben sadece seninle paylaşırım, yazıp yazmamak sana kalmış.’’ ‘’İyi ama neden? Madem yazılmaya değer bir hikayen var, neden altına kendi imzanı atmıyorsun? Belki bir dergiye falan gönderirsin, ne bileyim.’’ Yüzünde genişleyen bir gülümsemeyle baktı. ‘’Bence bu hikaye altında senin imzanı hak ediyor. Hem belki aradığın ilhamı bu hikayede bulursun, kim bilir?’’ Öylece yüzüne baktığımda bir cevap vermemi bekliyordu merakla. Dalga geçtiğini düşünerek hafifçe güldüm. ‘’Güzel denemeydi ama teselliye falan ihtiyacım yok. Kendi hikayeni kendine sakla. Şimdi izin verirsen gitmem gerek.’’ Aynı anda kapı koluna uzandığımızda parmaklarımız birbirine değmişti. Elektrik yemiş gibi irkildiğimde kendimi geri çektim. ‘’Gitmeden bir düşün. Lütfen.’’ Söylediklerine bir türlü anlam veremiyordum. Üstelik bakışlarındaki şey her ne ise kafamı karıştırıyordu. Yüzüne biraz daha dikkatle baktığımda dalga geçmediğini anlamıştım. Belki de kendi hikayemi yazmak için biraz daha zamana ihtiyacım vardı. Bu süre içinde yeni bir hikayeyle kafamı meşgul etmek sanırım daha iyi gelecekti bana. Sessizliğimi ‘’Evet,’’ olarak kabul etmişçesine gülümsedi ve gözlerini kısarak yüzüme odakladı. ‘’Dinlemeye hazır mısın?’’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE