9.Bölüm
Ayak sesleri yakınlaştıkça bedeni yaşadığı adrenaline büyük tepkiler göstererek titriyordu. Ayak sesleri yaklaştı, yaklaştı ve dolabın tam önünde durmuştu. Bir el kapağı açmak için zorladığında, işte bu Sevil için en uç noktaydı.
Artık içinde tutmaya çalıştığı tüm hıçkırıklar dışına çıkacaktı. Elim çok uzaktaydı, bir kez daha kapatmak için yetişemezdi. Sesimi tam tutamayacağım anda panik içindeydi. Bir el ağzını sımsıkı kapattığında bu Ekrem’in eliydi. İkisinin kilitli olduğu dolapta başka kimin eli olabilirdi?
“Bu dolap neden kilitli?” dedi amir.
“Bilmiyorum, galiba bunun anahtarı bir öğretmende, çünkü bende yok.” Demişti hizmetli.
“Tamam, buraya kimse girmiş olamaz o zaman.” Dedi amir yüksek sesle.
“Anahtarlarımız, güvenli kasada saklanıyor kimse alamaz.” Dedi hizmetli açıklama yaparak.
“Tamam çıkalım burası temiz.” Dedi Amir.
Ayak sesleri dolabın önünden uzaklaşarak, kapıdan dışarı çıktı. Ardından kapı kapanıp üç kere kilitlendiğinde sesler kapıdan uzaklaşmıştı.
Sevil derin bir nefes alıp, bütün korkusunu atarcasına nefesini bıraktığında, gözlerini yumarak bedenini sakinleştirmeyi denemişti. Beş dakika içerisinde Sefa ve Melike’nin sesleri kulaklarını doldurmuştu. Büyük karton dolu kutudan çıkarlarken, kavga ediyorlardı.
Melike masanın üstüne fırlayarak oradan yere atladığında, Sefa’da peşinden kutudan uzaklaşmıştı..
“Niye hemen çıkıyorsun? Biraz beklesene.” Dedi Sefa.
“Kartonlar yumuşak geldi galiba, sen gidip uyuyabilirsin.” Dedi Melike Sefa’ya imalı biçimde takılırken. Melike dolana yönelerek cebinden anahtarı çıkardı ve dolabı açmak için yöneldiğinde, Ekrem’in sesi duyuldu.
“Hadi Melike, aç şu dolabı artık.” Dedi gülümserken. Melike’nin Sefa’yı yerden yere vurması hoşuna gidiyordu.
“Yanında Sevil olduğuna şükret, yoksa seni burada bırakıp kaçardım.” Dediğinde kilidi açtı. Hemen dışarı kendisini atarak zafer kazanmış yüz ifadesiyle Melike’ye sımsıkı sarıldığında, o da Ekrem’ sarılmıştı.
Ekrem ve Sefa birbirlerinden uzak dururken oldukça soğuklardı. Sevil durumu çözemiyordu. Onların arkadaş olduğunu düşünmüştü. Yoksa arkadaş değiller miydi?
“Geçti.” Dedi Melike Sevil’e dönerek ve sarıldı.
“Şuan tek isteğim yatağıma ulaşmak.”
Melike sıcak gülümsemesiyle Sevil’den ayrıldı.
“Benimde.”
Ekrem ve Melike birbirlerine bakarak gülümsediklerinde, Melike konuştu. “Hala saklanma konusunda hiç fena değilsin Ekrem.”
“Tabi ya, bu beyin var ya. Böyle zor zamanlarda devreye giriyor, makine gibi.” Dedi gülerek. O güldükçe Sevil’in tebessümü dudaklarına yayılmıştı. Gülümsemesi sıcacıktı ve sarmalıyordu. Ne kadar sevimli ve şımarıkça güldüğünü düşündü. Bakışlarını Melike’ye çevirdi, o da Ekrem’e samimiyetle bakarak gülüyordu.
Aralarındaki dostluk çok kuvvetliydi.
“Evet, öyle. Küçükkende olduğu gibi.” Dedi susarak Melike ve birden ciddileştiğinde Ekrem’de gülümseyesini kesmişti.
“Hadi sizi odanıza kadar bırakalım.” Dedi Ekrem.
“Yakalanırsınız, gerek yok.”
“Tuğçe'nin hesabını almamız lazım. Nerede bu kız? Neden bize yardım etmek için alt kapıya gelmedi?” dediğinde Ekrem. Sefa Tuğçe’yi savunmuştu.
“Sakin ol Ekrem. Kızın ne suçu var? Çıkamamıştır. Hem o daha yeni alışıyor.”
“Biraz aklı varsa daha alışmamışken gider tedavi olur ve kısa süre içinde kurtulur.” Dedi Ekrem. Sefa alaycı tavırla ona baktı.
“Kolaysa sen kurtul o zaman!”
“Biz ne kadar uzun zamandır kullanıyoruz farkında mısın? O oda da ne kadar uzun süre tutacaklar tedavi için bizi?” dedi susarak ve ekledi.
“Senin bu kadar iğrenç bir insan olduğuna inanamıyorum. İnsan sevdiği kızı nasıl hapa alıştırır?”
Melike’nin ağzı hafifçe aralanmış, yeşil gözleri Sefa’ya çevrilmişti.
“Tuğçe yarım dönemdir satıcılık yapıyor. Nasıl yani?” dediğinde Ekrem ona baktı.
“Evet satıcı olabilir ama daha iki kere hap aldı. Birini Sefa zorla verdi, ikincisini de zorla sıkıştırıp ağızına tıktı.
“Hayır, üç defa.” Dedi Melike düzelterek.
“Bu gece stresten ağzına kendi attı.”
Sevil’in dediğine dayanamayan Melike Sefa’ya sağlam bir tokatı yapıştırdığında, yüzünü buruşturdu.
“Sen ne iğrenç bir şeysin ya? Sevdiğin kıza hap mı içirdin?”
“Sen karışma!” dedi Sefa bağırarak.
“Lanet olsun!” dedi ve ekledi. “İkinizde şu halinize bakın. Titreyip durmak ve bir maddeye bağımlı olmak çok mu güzel? Gidin tedavi olun!” dediğinde Sefa savunmaya geçmişti.
“Tedavi olmak isteyen kim? Mutlu oluyorum ya, zevkle alıyorum. En azından rahatlıyorum.”
“Sadece rahatladığını sanıyorsun salak. Tuğçe artık senin yanına bile yaklaşmaz. Yaptığına pişman olacaksın.”
“Kabul ediyorum yaptığım doğru bir şey değildi. Ne yapabilirim? Tek seçeneğim kalmıştı benimle konuşmuyordu. Zaten zor mal sattırıyoruz ona. Başka çarem kalmamıştı.
Melike ve Sevil birbirlerine baktıklarında Sefa'ya dönerek konuşmuşlardı.
“Gayet istekli görünüyor.” Dedi Sevil.
“Yani geldi Sevil’e bile sordu.”
“Hatırlatma bile, elimde kalıyordu.”
“Mecbur istekli gibi görünüyor.” Dedi Sefa açıklama yaparak.
“Demek onun için şimdi Sefa ile uğraşmayayım, gidip Ekrem'e söyleyeyim diyordu.” Dedi Sevil Melike’ye göz kırparak.
“Vay be. Ben onun uzun süredir kullandığını sanıyordum.”
“Yani şımarık biçimde ortalarda dolanınca insan ister istemez öyle düşünüyor.”
“Bir dakika, madem kullanmıyordu neden anahtarların kopyasını çıkardı? Ve neden ondaydı?”
“Sefa boğazına bıçak dayayınca mecbur kaldı.” Dedi Ekrem.
“Sanki sen dayamadın.” Dediğinde birbirlerinin tüm rezilliklerini ve suçlarını ortaya dökmüşlerdi.
“Senin sayende. Kızı başta tehdit etmeseydin, bende susturmak zorunda kalmazdım.”
“Susun artık konuştukça batıyorsunuz.” Dedi Sevil. İğrenerek onlara bakmıştı.
Melike Sevil’in kolundan tutarak çekiştirdi.
“Hadi biz gidelim.”
“Bizde sizinle geliyoruz zaten. Yürüyün.” Dedi Ekrem.
“Kızın üstüne gitme. Yarın konuş! Yakalanacağız başımıza iş açılacak!. Bu gecelik bu kadar aksiyon yeter.”
Melike Ekrem’e sertçe bağırdı ve arkasını dönerek elindeki anahtarı kapının kilidine sokarak döndürdü. Kapıyı açarak dışarı bakındığında, uzun süre etrafta kimse olup olmadığını gözetlemişti. Kendini tamamen güvene aldığında, geriye dönerek başıyla çıkmaları için onayladı.
Odadan çıkmışlardı. Kapıyı kilitleyerek Sevil’i kolundan çekiştirdiğinde, Ekrem ve Sefa sessizce Erkekler Yatakhanesine doğru koşuyorlardı. Melike ve Sevil hızla koşarak odalarına girmişlerdi.
İkisi de yataklarına çıkarak oturduklarında, derin bir nefes alarak gözlerini yumdular. Diğer oda arkadaşları uyuyordu. Kimseye yakalanmamışlardı ve kimse girip çıktıklarını görmemişti.
Yeteri dozajda adrenalin yaşadıklarını biliyordu fakat son halletmeleri gereken bir durum vardı. İçindeki dürtü onu rahat bırakmazken yatağından inerek Melike’nin yatağının hemen yanına oturdu.
Gece lambası yanık olduğundan dolayı yüzünü silik görüyordu. Onunla bugün son bir şey daha yapmak zorundalardı. Gözlerinin içine baktığında, Melike ne demek istediğini anlamıştı.
Tamam anlamında başını hafifçe salladığında ikisi de ayağa kalktı.
Tuğçe’yi tedavi olması için ikna edeceklerdi. Edemeseler de denemekten bir zarar çıkmazdı. Küçücük bir umutta olsa daima vardı.
Onbeş saat sonra…
“Ah, başım!” dedi Sevil. Başının arka tarafında inanılmaz bir acı saplanmıştı. Kendisine gelerek çevreye bakındığında, Sefa’nın ateş püsküren gözleriyle karşılaşmıştı. Bu geri zekalı çocuğun ne yaptığını anlayamıyordu? Cebinden çakısını çıkartarak boğazında dayadığında, zeytin gözleri kocaman olmuştu.
Sırtını duvara öylesine sert biçimde yapıştırmıştı ki, başının çarpmasıyla zonklamıştı. Boğazında hissettiği acı gittikçe keskinleşirken, gözlerini kıstı. “
“Tuğçe nerede?” dedi tıslayarak.
“Dediğim gibi, hastanede.” Dedi mırıldanarak.
“Sana tahmin bile edemeyeceğin şeyler yaparım, sen nasıl Tuğçe’yi şikayet edersin? Ne sanıyorsun sen kendini?” dedi kıpkırmızı gözlerini dikerek.
Boğazına bıçağı biraz daha bastırıyordu. Korkusunu bir kenara bırakarak kendisini toparladı.
“Şimdi ne yapacaksın ha? Kim kurtaracak seni elimden söyle bakalım?”
Boğazının kenarından hafifçe kan süsüldüğünü hissediyordu. Hızla elini yumruk yaptı ve Sefa'nın bıçağı tutan eline vurarak savurduğunda, suratına tekmeyi yapıştırmıştı.
Afallamıştı ve şaşkın bir biçimde bakıyordu. Sevil durumu fırsat bilerek hemen ondan uzaklaştı. Sefa’nın ağzı kanıyordu.
Sevil’e baktı ve ağzının kenarından süzülen kanı koluna silerek yanına geldi. Artık kaçacak bir yeri kalmamıştı. Tekrardan tekme atacağı sırada ayağını yakalayarak onu yere yapıştırdı. Canının yanmasıyla oturduğu yerde bir süre durdu ve sadece dinmesini bekledi. Sefa yere eğilerek bıçağı boğazına bir kez daha dayadığında, Sefa yaklaşarak dişlerinin arasında tısladı.
“Yine aynı noktadayız.”
“Bırak beni! Yemin ederim seni beter ederim!” dedi.
Bıçağı boğazına biraz daha bastırdı. Boğazındaki yanma ve acı hissi daha da çoğalıyordu. Ayaklarını kullanmaya çalışıyordu, fakat etkisiz hale getirmiştiç
“Geri zekalı Tuğçe’yi ben şikayet etmedim! Kendi isteğiyle gitti! Melike ve ben sadece destek için ona hastaneye kadar eşlik ettik! Seni salak!”
“Ne?” dedi şaşkınlıkla Sevil’in gözlerine bakarak. Şaşkınlıktan hafifçe ağzı aralanmıştı. Onların Tuğçe’yi şikayet ettiğini düşünmüştü. Demek ki kendi isteğiyle gitmişti.