Giriş
* * *
Yağmurlu bir yaz akşamında adımları aheste hareketlerle asfaltta ilerliyor, yirmi metre önünde ilerleyen cüsseyi takip ederken oldukça temkinliydi ve sessiz davranıyordu. Zümrüte andıran yeşil gözlerini ayırmadan izleyor, hareketlerini inceliyordu. Çocukluk arkadaşı ve biricik dostuna görünmemek ve dikkat çekmemek için cipe andıran arabaların arkasından ilerleyerek, devam ediyordu.
Takip ettiği cüsse sokak başında durduğunda o da adımlarını durdurarak arabanın arkasında kaldı. Etrafı gözetleyerek sırtını yüksek, tırtıllı duvara dayanmıştı. Mavi gözleri sokaktan gelip geçenleri tarıyordu.
Arabanın arkasında biraz daha başını eğerek tedbirini arttırdı. Ona yakalanmak istemiyordu. Aylardır düşündüğü şüpheleri ve kafasında dolanan düşünceleri netliğe kavuşturmak istiyordu. Zaman geçerken dakikalar birbirini kovalamıştı. Sanki asırlardır bekliyormuşçasına sıkılarak derin nefes alarak soluğunu dışarı verdi. Dudaklarını ıslatarak kuruluğu gidermeye çalıştı. Yaz sıcağı bütün teninde hafif bir nem bırakmıştı, gerginlikten terlemeye başladığını hissediyordu. İçinden buz gibi bir suyun hayalini kururken yeşil gözlerini çocukluk arkadaşından ayırmamıştı.
Beş dakika kadar dikildiğinde, kısa boylu, tıknaz ve kambur duran bir çocuk yanına temkinli ilerleyerek, çocukluk arkadaşının bir adım önünde durdu. Etrafını kolaçan ederek önce sağa, sonra sola bakarak her noktayı ince ince izlemişti.
Melike hafifçe başını arabanın arkasından yuvarı doğru hafifçe kaldırdı. Yeşil gözlerini çocukluk arkadaşının ve minyon çocuğun olduğu tarafa baktı.
Minyon çocuk elinde bir torba uzattığında, tedirginlikle alarak cebine atmıştı. Karşılıklı bir süre konuşarak ayrılmışlardı. Yeşil gözleri saklandığı yerden, genç adamı izliyordu. Adımları tamamen arkasına dönerek yürümeye koyulduğunda evine gidiyordu.
Melike adımlarını arabanın arkasından çıkarttı ve asfalt yolda hızlanarak aralarındaki mesafeyi kapatmıştı.
Genç adamı kolundan yakalayarak kendisine çevirdiğinde, hızlıca cebine koyduğu torbayı çıkarttı ve ondan uzaklaştığında, mavi gözleri genç kadına çevrilmişti.
“Melike.” Dedi şaşkınlık içinde. Hızla aldığı torbayı eline almaya çalıştığı sırada. Melike aralarındaki mesafeyi açmıştı. Torbanın içini açarak minik poşetlerde olan tozlara baktı ve boş torbayı yere fırlatmıştı. Gözleri kocaman olurken, göz yaşlarını tutamayarak bakışlarını kaçırdı. Ekrem’in elinden almaya çalıştığı yasaklı maddeleri ona vermiyordu. Ağlamaklı tonda almaya çalışırken, izin vermedi. “Ver onları Melike.”
“Bunu nasıl yaparsın?” dediğinde gözlerinde azı ve kırgınlık barındırıyordu. Hayal kırıklığına uğramıştı. Tüm tahminleri ve ön görülerinin doğru olmasının verdiği hüzün yüzüne yansımıştı. Zümrüte andıran gözleri dolmuş, yaşlar dışarı taşmak için baskı yapıyordu.
Ekrem’in bakışlarına hüzün çökerek, göz altlarındaki morlukları saklamaya çalışarak gözlerini önüne eğmişti. Gece uykusuz kalmış ve uyumamıştı. “Yapma Melike, ikimize de eziyet ediyorsun.”
“Sokaklarda devam ettiğine inanamıyorum.” Dediğinde iki kolunu başlayarak gözlerini Ekrem’e dikmiş ve göz hapsinde uzun süre tutmuştu. Ekrem elindeki torbaları yakalayarak almıştı. “Başka çıkışım yok. Anlıyor musun?”
“Sana dair hiç inancım kalmadı.” Dedi üzgün gözlerini çocukluk arkadaşından çevirirken.
“Kalmasın da.” Dedi Ekrem arkasını dönerek gözlerini kaçırmıştı. Çocukluk arkadaşının yüzüne bakmakta zorluk çekiyor, yaptıklarından utanıyordu. Yasaklı madde satıcısı olmaktan ve tüm bunlara sebep olmaktan mutluluk duymuyor ve övünmüyordu.
Arkasını dönerek aheste adımlarını ters istikamete taşırken, mavi gözlerini yere devirerek ilerledi ve Melike’yi ardında bırakmıştı. Utanarak ondan kaçıyordu, kaçtığı tek şey acı gerçekleri ve yaptığı hatalarıydı.